Siyasette son zamanlarda yaşananlar, eski siyasi anlayışların ve sistemlerin ne kadar kokuşmuş olduğunu gözler önüne sermektedir. Milletimiz, oy namustur deyip namusunu sandığa yansıttığı halde oy verdiği insanlar utanmadan sıkılmadan istediği partiye geçebilmektedir. Bu sistem külliyen yanlıştır.
Halbuki her kim olursa olsun ona oy veren kitlelerin emanetine canı pahasına sahip çıkması lazımdır. Hesabına gelmiyorsa siyasetten çekilmeli, oy verenlerden de helallik almalı ve sadece partiden değil tamamen siyaset sahnesini geri dönmemek üzere terk etmelidir. Dikkat ederseniz parti ve görüş belirtmeden bir şeyler söylemeye çalışıyoruz.
Oy namustur, oy fikirlerin sözcüsüdür, oy emanettir. Verilen oyları koruyamayanlar, emanete hıyanetlik etmiştir. Emanete hıyanet edenlerin İslam literatüründe adı münafıktır.
Peki oy verenlerin bu konuda hiç mi suçu yoktur? Elbette oy verenlerin de suçu vardır. Çünkü emaneti ehline vermek yerine, kendi menfaatine daha çok hizmet edecek adamı seçmek modasına uymuşlardır. Bu moda Gazi Mustafa Kemal Atatürk vefat ettikten hemen sonra başlamıştır. Seçmenlerin çoğu vatanın bütünlüğünü, milletin selametini düşünmek yerine kendi çıkarını düşünmüştür.
Bugün yaşanan bütün sorunların başında emaneti ehline vermemek yatmaktadır. Bu sorunların artarak devam etmesini istemiyorsanız mutlaka emanet kavramının ne anlama geldiğini öğrenmek ve uygulamak zorundayız.
Kıyamet alametlerinden biri de işin ehlinden çıkacağı noktasında verilen haberdir. Gerçekten de ikili münasebet esnasında işinizin düştüğü bir kurumda ya da işinizin düştüğü bir insanla aranızdaki diyalogdan sonra hemen herkesin ağzında sakız olan bir söz vardır. "Maalesef adam kalmamış, bu adam bu işin ehli değilmiş" dediğimiz çok oluyor.
Ama sizin zarar gördüğünüz o ikili ilişkiden, kendinizi sorumlu hissetmiyorsunuz. Halbuki onun o makama gelmesi aslında geçmişte yapılan yanlış tercihlerin neticesinin ya da geçmişte ekilen yanlış tohumların ürünü olduğunu unutuyorsunuz.
Ne iyilik ne kötülük asla kendiliğinden oluşmaz ve gökten zembille gelmez. Onun mutlaka evreleri vardır ve her evrede birilerinin vebali ve tercihi söz konusudur.
Bir hastalık, toplumda zuhur etmişse; teşhis ve tedavi sürecinde hastalığın geçmiş hikayesi meydana çıkartılması gerekir. Yapılan yanlışın ya da hastalığın seyrinin teşhiste büyük bir önemi vardır.
Herkesin ortak görüşü madem iş ehlinden çıkmıştır. Neden çıkmıştır? Nasıl çıkmıştır? Tarihi seyri nedir? Bunlar araştırılmalıdır…
Aslında süreç, emanetin aslına verilmekten vaz geçildiği anda başlamıştır.
Yüce Allah, Kur'an'da emaneti ehline vermemiz hakkında emir ferman buyuruyor. Adaletle hükmetmemizi de emrediyor:
"Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir." (Nisa /58)
Nisa suresindeki bu ayet, insanlara tercihlerinde yanılmamaları için emirle öğüt ifadelerini birlikte beyan ediyor ki; emaneti ehline verdiğimiz taktirde hem dünya hem ahiret hayatında mutluluk duyacağımızı işaret ediyor.
Bu ayetin sebebi nüzulü; Mekke'nin fethinde Kâbe'nin anahtarı ve Mescid-i Harem'in hizmet sorumluluğu daha önceleri Ebu Talha oğullarından Osman'daydı. O, anahtarın kendinden alınacağı korkusunu taşırken Efendimiz onu yanına çağırarak anahtarı kendisine teslim ederken söylediği şu söz çok manidardır:
"Ey Ebû Talha oğulları! Allah Teâlâ'nın emanetini, sürekli sizde kalmak ve dürüst hareket etmek üzere alınız! Onu, zalim olmadıkça hiç kimse elinizden alamaz! Bugün, iyilik ve ahde vefa günüdür." buyurdu. (İbn-i Hişâm, IV, 31-32; Vâkıdî, II, 837-838; İbn-i Sa'd, II, 137)
Emaneti teslim ettiğiniz insanları şayet emanet ehli değilse, kendi ellerinizle münafıklık yapmaya meydan vermekle, onun işlediği nifak alametinin cezasını da ahirette birlikte çekebileceğinizi unutmamak lazımdır.
Yanlış tercihle, kendi ellerinizle bir münafıklığın oluşmasına zemin hazırlamakta siz de pay sahibisiniz…
Peygamber efendimiz buyuruyor: "Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder." (Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107-108.)
Bir hadis rivayettinde münafıklık alameti olanların ibadetlerinin de kabul edilmeyeceği haber verilmektedir.
"Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mümin zannetse bile" buyrulur. (Müslim Îmân 109)
Allah Resulü, emanetin ehline verilemediği taktirde beklenen tehlikeyi şöyle haber vermiştir: "Emanet ehline verilmediği zaman, işte o zaman kıyameti bekle!" (Buhârî, İlim, 2; Ahmed, II, 361)
Bu bilgiler ışığında, herkesin kendini emanet hakkında değerlendirmesini rica ediyorum.
Emaneti ehline vermek konusunda her konuda yaşanan sıkıntıların başında kokuşmuş ve eskimiş siyasi anlayışlar yatmaktadır. Bu anlayışı kökünden değiştirecek siyasi oluşum ve kadro yanı başınızdadır.
Bağımsız Türkiye Partisi, ebedi lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın ölmez fikirleriyle, Genel Başkan Av. Hüseyin Baş'la birlikte; eskisiyle yenisiyle, yaşlısıyla genciyle, bir fikir ve gönül hareketidir. Bu sebeple BTP sıradan bir kadro değildir. Emanet kavramının ne anlama geldiğinin bilincindedir.
Halkımıza davetimiz odur ki; milli, doğru ve temiz siyaset anlayışıyla, Türkiye'nin geleceğini inşa etmek için emaneti ehline teslim edebilmek için siz de bugün BTP kadroları içinde yer alınız. Yarın geç kalmış olabilirsiniz…
Halbuki her kim olursa olsun ona oy veren kitlelerin emanetine canı pahasına sahip çıkması lazımdır. Hesabına gelmiyorsa siyasetten çekilmeli, oy verenlerden de helallik almalı ve sadece partiden değil tamamen siyaset sahnesini geri dönmemek üzere terk etmelidir. Dikkat ederseniz parti ve görüş belirtmeden bir şeyler söylemeye çalışıyoruz.
Oy namustur, oy fikirlerin sözcüsüdür, oy emanettir. Verilen oyları koruyamayanlar, emanete hıyanetlik etmiştir. Emanete hıyanet edenlerin İslam literatüründe adı münafıktır.
Peki oy verenlerin bu konuda hiç mi suçu yoktur? Elbette oy verenlerin de suçu vardır. Çünkü emaneti ehline vermek yerine, kendi menfaatine daha çok hizmet edecek adamı seçmek modasına uymuşlardır. Bu moda Gazi Mustafa Kemal Atatürk vefat ettikten hemen sonra başlamıştır. Seçmenlerin çoğu vatanın bütünlüğünü, milletin selametini düşünmek yerine kendi çıkarını düşünmüştür.
Bugün yaşanan bütün sorunların başında emaneti ehline vermemek yatmaktadır. Bu sorunların artarak devam etmesini istemiyorsanız mutlaka emanet kavramının ne anlama geldiğini öğrenmek ve uygulamak zorundayız.
Emaneti ehline vermek
Kıyamet alametlerinden biri de işin ehlinden çıkacağı noktasında verilen haberdir. Gerçekten de ikili münasebet esnasında işinizin düştüğü bir kurumda ya da işinizin düştüğü bir insanla aranızdaki diyalogdan sonra hemen herkesin ağzında sakız olan bir söz vardır. "Maalesef adam kalmamış, bu adam bu işin ehli değilmiş" dediğimiz çok oluyor.
Ama sizin zarar gördüğünüz o ikili ilişkiden, kendinizi sorumlu hissetmiyorsunuz. Halbuki onun o makama gelmesi aslında geçmişte yapılan yanlış tercihlerin neticesinin ya da geçmişte ekilen yanlış tohumların ürünü olduğunu unutuyorsunuz.
Ne iyilik ne kötülük asla kendiliğinden oluşmaz ve gökten zembille gelmez. Onun mutlaka evreleri vardır ve her evrede birilerinin vebali ve tercihi söz konusudur.
Bir hastalık, toplumda zuhur etmişse; teşhis ve tedavi sürecinde hastalığın geçmiş hikayesi meydana çıkartılması gerekir. Yapılan yanlışın ya da hastalığın seyrinin teşhiste büyük bir önemi vardır.
Herkesin ortak görüşü madem iş ehlinden çıkmıştır. Neden çıkmıştır? Nasıl çıkmıştır? Tarihi seyri nedir? Bunlar araştırılmalıdır…
Aslında süreç, emanetin aslına verilmekten vaz geçildiği anda başlamıştır.
Yüce Allah, Kur'an'da emaneti ehline vermemiz hakkında emir ferman buyuruyor. Adaletle hükmetmemizi de emrediyor:
"Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir." (Nisa /58)
Nisa suresindeki bu ayet, insanlara tercihlerinde yanılmamaları için emirle öğüt ifadelerini birlikte beyan ediyor ki; emaneti ehline verdiğimiz taktirde hem dünya hem ahiret hayatında mutluluk duyacağımızı işaret ediyor.
Bu ayetin sebebi nüzulü; Mekke'nin fethinde Kâbe'nin anahtarı ve Mescid-i Harem'in hizmet sorumluluğu daha önceleri Ebu Talha oğullarından Osman'daydı. O, anahtarın kendinden alınacağı korkusunu taşırken Efendimiz onu yanına çağırarak anahtarı kendisine teslim ederken söylediği şu söz çok manidardır:
"Ey Ebû Talha oğulları! Allah Teâlâ'nın emanetini, sürekli sizde kalmak ve dürüst hareket etmek üzere alınız! Onu, zalim olmadıkça hiç kimse elinizden alamaz! Bugün, iyilik ve ahde vefa günüdür." buyurdu. (İbn-i Hişâm, IV, 31-32; Vâkıdî, II, 837-838; İbn-i Sa'd, II, 137)
Emaneti teslim ettiğiniz insanları şayet emanet ehli değilse, kendi ellerinizle münafıklık yapmaya meydan vermekle, onun işlediği nifak alametinin cezasını da ahirette birlikte çekebileceğinizi unutmamak lazımdır.
Yanlış tercihle, kendi ellerinizle bir münafıklığın oluşmasına zemin hazırlamakta siz de pay sahibisiniz…
Peygamber efendimiz buyuruyor: "Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder." (Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107-108.)
Bir hadis rivayettinde münafıklık alameti olanların ibadetlerinin de kabul edilmeyeceği haber verilmektedir.
"Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mümin zannetse bile" buyrulur. (Müslim Îmân 109)
Allah Resulü, emanetin ehline verilemediği taktirde beklenen tehlikeyi şöyle haber vermiştir: "Emanet ehline verilmediği zaman, işte o zaman kıyameti bekle!" (Buhârî, İlim, 2; Ahmed, II, 361)
Bu bilgiler ışığında, herkesin kendini emanet hakkında değerlendirmesini rica ediyorum.
Emaneti ehline vermek konusunda her konuda yaşanan sıkıntıların başında kokuşmuş ve eskimiş siyasi anlayışlar yatmaktadır. Bu anlayışı kökünden değiştirecek siyasi oluşum ve kadro yanı başınızdadır.
Bağımsız Türkiye Partisi, ebedi lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın ölmez fikirleriyle, Genel Başkan Av. Hüseyin Baş'la birlikte; eskisiyle yenisiyle, yaşlısıyla genciyle, bir fikir ve gönül hareketidir. Bu sebeple BTP sıradan bir kadro değildir. Emanet kavramının ne anlama geldiğinin bilincindedir.
Halkımıza davetimiz odur ki; milli, doğru ve temiz siyaset anlayışıyla, Türkiye'nin geleceğini inşa etmek için emaneti ehline teslim edebilmek için siz de bugün BTP kadroları içinde yer alınız. Yarın geç kalmış olabilirsiniz…
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Atatürksüz Zafer Bayramı kutlamanın anlamı olmaz / 30.08.2025
- Millete rağmen bir şey yapmak ayıptır günahtır / 29.08.2025
- Allah ile kulu arasındaki yakınlık / 28.08.2025
- Şüphesiz Rabbim duayı işitendir / 27.08.2025
- Her şeye rağmen hayra çağıranlardan olunuz / 26.08.2025
- İsrail vuruyor, dinli dinsiz bütün iktidarlar seyrediyor / 25.08.2025
- Kokuşmuş ve eskimiş siyasete mecbur değilsiniz / 24.08.2025
- BTP Gençlik Kampı analizi -18- / 23.08.2025
- BTP Gençlik Kampı analizi -17- / 22.08.2025
- BTP Gençlik Kampı analizi -16- / 21.08.2025
- Millete rağmen bir şey yapmak ayıptır günahtır / 29.08.2025
- Allah ile kulu arasındaki yakınlık / 28.08.2025
- Şüphesiz Rabbim duayı işitendir / 27.08.2025
- Her şeye rağmen hayra çağıranlardan olunuz / 26.08.2025
- İsrail vuruyor, dinli dinsiz bütün iktidarlar seyrediyor / 25.08.2025
- Kokuşmuş ve eskimiş siyasete mecbur değilsiniz / 24.08.2025
- BTP Gençlik Kampı analizi -18- / 23.08.2025
- BTP Gençlik Kampı analizi -17- / 22.08.2025
- BTP Gençlik Kampı analizi -16- / 21.08.2025