16 yıl önce Fransa hükümeti Ermeni soykırım iddialarına destek veren bir yasayı kabul etti.
Türkiye ayağa kalktı.
O dönemde Paris Büyükelçimiz Sönmez Köksal'dı. Hemen Ankara'ya geri çekildi.
Fransa'ya yapılan bütün resmi ve özel ziyaretler askıya alındı.
Çok geçmeden her şey eski haline döndü.
Yeni büyükelçi Paris'e gönderildi, ziyaret yasağı kalktı,
Fransa yanlışını anlayıp, olayları başlatan yasayı iptal ettiği için değil tabii.
Türkiye'nin devlet ciddiyetinin kapsama alanı ancak buraya kadar olduğu için...
Aradan 10 yıl geçti.
Ermeniler boş durmuyor, sözde soykırım iddialarını pişirip pişirip yeniden sahneye sürüyorlardı.
2011 yılında bu defa Fransa Meclisi, 1915 olaylarına 'soykırım değildir' demeyi suç sayan yasa teklifini kabul etti.
Tarih tekerrür ediyordu.
Türkiye yine ayağa kalktı.
Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, Ankara'ya çağrıldı.
Yapılacaklar zaten yıllar öncesinden belliydi.
Türk bakan, milletvekili ve bürokratların Fransa ziyaretleri askıya alındı.
Fransız mallarına boykot çağrıları yükseldi.
İki hafta bile geçmeden normale dönüldü.
Ziyaret yasağı kalktı, boykot ise başlamadan bitti.
Büyükelçi Burcuoğlu Paris'e geri döndü.
Zaten istişarelerde bulunmak için Türkiye'ye çağrılmıştı. İstişare bitince de geri dönmüştü.
Ortada bir sorun yoktu yani?
Benzer şeyler, Ermeni yalanlarını parlamentolarına getiren ve tanıyan; Uruguay (2004 ve 2005), Kanada (2005), İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Almanya (2005), Venezüela (2005), Litvanya (2005), Şili (2007) ve İsveç (2010) için de tekrar etti.
Neden?
Çünkü Türkiye'nin ciddiyetinin kapsama alanı ancak bu kadardı.
Şimdi ise Türkiye'nin esip gürlediği ancak bir türlü yağamadığı, Barzani yönetiminin fitilini ateşlediği bir referandum kriziyle yüzleşmek zorundayız.
Sınırımızdaki tatbikatta tanklar çukur kazıp içine giriyor.
'Şunu yaparsam şöyle olur, bunu yaparsam böyle olur' diyen ama henüz hiçbir şey yapamayan siyasiler 'bir gece ansızın gelebiliriz' sözlerini sarf ediyor.
Bütün bu hengâmede neler mi olacak?
Türkiye'nin ciddiyetinin kapsama alanının boyunun ne kadar olduğunu, etkisinin Ankara'nın ötesine geçip geçemediğini izleyip göreceğiz.
Türkiye ayağa kalktı.
O dönemde Paris Büyükelçimiz Sönmez Köksal'dı. Hemen Ankara'ya geri çekildi.
Fransa'ya yapılan bütün resmi ve özel ziyaretler askıya alındı.
Çok geçmeden her şey eski haline döndü.
Yeni büyükelçi Paris'e gönderildi, ziyaret yasağı kalktı,
Fransa yanlışını anlayıp, olayları başlatan yasayı iptal ettiği için değil tabii.
Türkiye'nin devlet ciddiyetinin kapsama alanı ancak buraya kadar olduğu için...
Aradan 10 yıl geçti.
Ermeniler boş durmuyor, sözde soykırım iddialarını pişirip pişirip yeniden sahneye sürüyorlardı.
2011 yılında bu defa Fransa Meclisi, 1915 olaylarına 'soykırım değildir' demeyi suç sayan yasa teklifini kabul etti.
Tarih tekerrür ediyordu.
Türkiye yine ayağa kalktı.
Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, Ankara'ya çağrıldı.
Yapılacaklar zaten yıllar öncesinden belliydi.
Türk bakan, milletvekili ve bürokratların Fransa ziyaretleri askıya alındı.
Fransız mallarına boykot çağrıları yükseldi.
İki hafta bile geçmeden normale dönüldü.
Ziyaret yasağı kalktı, boykot ise başlamadan bitti.
Büyükelçi Burcuoğlu Paris'e geri döndü.
Zaten istişarelerde bulunmak için Türkiye'ye çağrılmıştı. İstişare bitince de geri dönmüştü.
Ortada bir sorun yoktu yani?
Benzer şeyler, Ermeni yalanlarını parlamentolarına getiren ve tanıyan; Uruguay (2004 ve 2005), Kanada (2005), İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Almanya (2005), Venezüela (2005), Litvanya (2005), Şili (2007) ve İsveç (2010) için de tekrar etti.
Neden?
Çünkü Türkiye'nin ciddiyetinin kapsama alanı ancak bu kadardı.
Şimdi ise Türkiye'nin esip gürlediği ancak bir türlü yağamadığı, Barzani yönetiminin fitilini ateşlediği bir referandum kriziyle yüzleşmek zorundayız.
Sınırımızdaki tatbikatta tanklar çukur kazıp içine giriyor.
'Şunu yaparsam şöyle olur, bunu yaparsam böyle olur' diyen ama henüz hiçbir şey yapamayan siyasiler 'bir gece ansızın gelebiliriz' sözlerini sarf ediyor.
Bütün bu hengâmede neler mi olacak?
Türkiye'nin ciddiyetinin kapsama alanının boyunun ne kadar olduğunu, etkisinin Ankara'nın ötesine geçip geçemediğini izleyip göreceğiz.
Orhan Dede / diğer yazıları
- PKK’nın yerini DEAŞ mı dolduracak? / 31.12.2025
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024

























































