logo
15 HAZİRAN 2026

Ermeni İddialarının Muhatabı, "Bağımsız Mahkemelerdir"

24.04.2010 00:00:00
Geçmişte Osmanlı'yı parçalamak üzere Ermenileri kışkırtıp ayaklandıran Batılı devletler, bugün Türkiye Cumhuriyeti topraklarını bölmek maksadıyla asılsız soykırım iddialarını sahipleniyor

İNCELEME / Oğuz Köroğlu

Türkiye üzerinde oynanan oyunlardan biri de, hemen her fırsatta dünya kamuoyunun gündemine sunularak aleyhimize "ulusal bir bir tehdit unsuru" oluşturulan Ermeni meselesidir. Osmanlı döneminde, İmparatorluk topraklarını parçalamaya yönelik olarak Batılı güçler tarafından ortaya çıkarılan Ermeni meselesi, bugün çeşitli iddialarla birlikte aynı çıkar çevrelerinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarını bölmek ve siyasi, iktisadi emellerine ulaşmak için çeşitli yönleriyle sıcak tuttukları suni bir meseledir?

Dilerseniz bu yazımızda Ermeni meselesinin tarihî kökenlerini araştıralım, sözde soykırım iddialarının arkasında hangi niyetlerin yattığını ibretle öğrenelim ve yapılması gerekenleri Türk milleti olarak hep birlikte seslendirelim. Konu ile ilgili binlerce bilimsel kitap, milyonlarca arşiv belgesi, askerî tutanaklar, raporlar, istatistikler, müşahid dökümanları, yerli ve yabancı enformasyon kaynakları, müze ve kütüphane materyali,  mezarlık belgleri, arkeolojik ve antropolojik vesikalar bulunmaktadır. Geniş çaplı bir araştırma yazısı, gazete formatına sığmayacağından, burada bazı bilgileri sadece "vurgulamak" babından ele alacağız.

Müslüman-Türk medeniyetinin en güzel modeliHerşeyden önce şu gerçeği ifade etmeliyiz ki, Müslüman-Türk Milleti tarihin her döneminde insanlığa örnek olmuş, teknikte ve medeniyette tüm dünyaya yön vermiş asil bir millettir. 1071 Malazgirt Zaferi'ni hatırlayalım? Anadolu kapılarının Türklere açılmasının ardından, tasavvuf terbiyesiyle  yoğrulmuş binlerce alperen, Müslüman-Türk medeniyetinin en güzel modeli olarak halkın içine karışmış, Anadolu coğrafyasında adaletin, can ve mal emniyetinin, namus emniyetinin, huzur ve barışın birer sancaktarı olmuşlardır. Bu nedenledir ki Türkünden Kürdüne, Arabından Boşnağına, Lazından Çerkezine, Keldanisinden Yezdanisine, Ermenisinden Rumuna, tabiri caizse yetmiş iki millet, etnik kökenine bakmaksızın bu modele hayran kalmış, Müslüman-Türk kimliğini taşımayı bir şeref saymıştır. Bizdeki inanç atmosferi her türlü insana merhameti, rifkati, şefkati emrederken, milli gelenek ve göreneklerimizde Hoca Ahmet Yesevîlerimiz, Yusuf Has Haciblerimiz, Âhi Evrenlerimiz, Yunuslarımız, Mevlanalarımız, Hacı Bayramlarımız, Hacı Bektaşlarımız hep bu ölçüyü korumuşlardır.Osmanlı döneminde Ermeniler altın çağını yaşıyorMüslüman-Türk şemsiyesi altında asırlar boyu barış ve huzur içerisinde yaşamış, her türlü hak ve hürriyeti doya doya tatmış topluluklardan biri de Ermenilerdir.  Ermeniler, hiçbir dönem ve devirde Osmanlı idaresinde olduğu kadar müreffeh olmamışlardı. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle bu şehrin kapıları, Türklerle birlikte Ermenilere de açılmıştı. Hesapsız ihsanlara kavuşan Ermeni azınlıklar, Osmanlı Devleti'nin gayr-i müslimler ile ilgili müsamahalı politikası sayesinde dillerini koruyabilmiş, dinlerini özgürce yaşayabilmişlerdir. Ülkede istedikleri yerlere yerleşmiş; çeşitli meslek dallarıyla ve ticaretle uğraşmış, nazırlığa varıncaya dek, devletin en üst idari makamlarında dahi görev almışlardır.Osmanlı Devleti, Ermenilere  çocuklarını diledikleri gibi okutma, kendi okullarını açma ve yönetme, öz dillerinde kitap ve gazete yayınlayabilme imkanlarını sağlamış; can, mal, ırz ve namuslarını teminat altına alarak Türklerle birlikte huzur içinde yaşamalarını temin etmiştir. Varlık sahnesinde hiçbir devlet ve hükümdarlardan görmedikleri bu ilgi, Ermeni toplumunu Osmanlı'ya bağlayan en önemli etken olmuştu. Osmanlı tarihinde Ermenilerden "teb'a-i sâdıka", "sadık millet" olarak bahsedilmesi, onların, milletimiz nezdindeki güven ve itibarlarının bir ölçüsüydü. Öyle ki, Türkçe konuşmayan, Türk-İslam geleneklerini Türkler gibi benimsemeyen Ermeni ailesi yok gibiydi.Devlet, ilk yıllardan itibaren beraber yaşadıkları sürece Ermeni sanatkar, tüccar ve köylüsüne ilgiyi hiç bir zaman esirgememiştir. Bu sayede Ermeniler iktisaden en müreffeh seviyeye ulaşmışlar, bilhassa sarraflık ve kuyumculukta çok ileri gitmişlerdi. Dünyanın çeşitli yerlerinde özellikle Rusya'da Ermeniler gayet hakir görülür ve türlü baskı ve zulüm altında yaşarken, Osmanlı idaresinde tarihlerinin en mesut yıllarında bulunuyorlardı.

Batı'nın Ermeni oyunuFakat; idaresinde bir 'teb'a-i sâdıka' olarak yaşamışken bu defa Türklerin ezeli hasımlarının tahriklerine kapılan Ermeniler, yüzyıllarca kendilerine en büyük nimetleri sunan Osmanlı'ya sırtını dönerek ihanet etmişler, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere Batı'nın politik hesaplarında piyon olmayı yeğlemişlerdir. Bu durum, 19. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde, özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında İngiltere ve Rusya arasındaki rekabetin yarattığı bir emperyalizm sorunu olarak açıkça belirmeye başladı. Ermeniler, bundan sonra Osmanlı Devleti'nin diğer gayr-i müslim unsurları gibi bağımsız bir devlet kurmanın çabası içine girmişlerdi.Boğazlar üzerinden Akdeniz'e açılmak hususundaki tarihi emellerinin önüne, buraların stratejik önemi dolayısıyla Avrupa devletlerince set çekildiğini gören Rusya, sıcak denizlere inme gayesini gerçekleştirebilmek için Doğu Anadolu'da müstakil bir Ermenistan kurdurmak sonra da Ermenileri elde ederek, onları basamak olarak kullanmayı tasarlıyordu. Osmanlı Devleti üzerinde iktisadi, siyasi çok girift hesapları olan İngiltere ise, güneye inmek isteyen Rusya'ya karşı doğuda kendi emelleri doğrultusunda tampon bir Ermeni devleti kurulmasından yanaydı. Ermeni sorunu, Ermenilerin kendi içinden ve ihtiyaçlarından değil, güçlü devletlerin bölge üzerindeki çıkar hesaplarından kaynaklanıyordu. Bu oyunda Ermeniler, kukla olmanın ötesinde bir rol icra etmemişlerdir. Ne var ki, Osmanlı Devleti savaşlarda uğradığı ağır yenilginin baskısı altında imzaladığı "Ayastefenos" ve onun yerini alan "Berlin" antlaşmalarıyla, Ermenilerle ilgili ıslahatlar yapmayı kabul ediyordu. Osmanlı toplum hayatında misyoner faaliyetleri ve kavmiyetçilikErmeni meselesinin bir insanlık ve Hıristiyanlık meselesiymiş gibi gösterilmeye çalışılması, kiliselerin ve misyonerlerin de bu emeldeki sinsi rolünü ortaya koymuştur. Esasen Osmanlı'yı parçalama gayesine yönelik plan ve projeler hep bu misyoner ajanlar vasıtasıyla bilfiil ortaya konmuştur.Batılı Katolik ve Protestan misyonerler 19. yüzyıl Osmanlı Devleti'nde aktif olarak faaliyet yapmışlardır. Bu amaçla misyoner kiliseler, okullar, hastaneler ve diğer hayır kurumları açmışlar; kapitülasyonların himayesinde, Avrupa güçlerinin diplomatik yardımlarına sığınarak faaliyetlerini rahatça yürütmüşlerdir. Bu maksada yönelik olarak , Osmanlı toplum hayatında kavmiyetçilik, din ayrımı, mezhep ihtilafları, renk ayrımı, kabile ve arazi ihtilaflarını tutuşturmak üzere Ortadoğu ve başkent İstanbul'a yüzlerce ajan-misyoner gönderilmiştir. Misyonerlerin iki temel gayesi vardı: Birincisi, Osmanlı'yı yıkmak; diğeri, Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak? Dr. Rıza Nur, bu konuda şunları söylemiştir: "Merzifon ve sair Amerikan kolejlerinde okuyup Protestan ve bunlardan da papaz olan Ermeniler, yıllardan beri Amerika'da gayet hummalı bir propaganda yapıyorlardı. Ermenilerin mazlum, istiklale layık olduğunu, Anadolu'nun eski asırlardan beri kendilerinin olduğunu, Türklerin zalim olup din hürriyeti vermediklerini, Müslümanlığın, Hıristiyanları kesmeyi sevap saydığını, Türklerin Ermenilere sırf bu yüzden katliam yaptıklarını söylüyorlardı. Zamanla bunlar yer tutmuş, sahih zannedilmiş, Amerikalılar'da Ermenilere karşı büyük bir teveccüh hasıl olmuştu. Hatta, Harb-i Umumi'de Ermeni katliamı diye ilk yaygarayı koparanlar da yine bu Ermeni Protestan papazlardı. O vakit Amerika, İngiltere ve Fransa'da bu hususta aleyhimize yüzlerce risale ve makale neşredildi. Bunların hepsi de, bu papazların raporuna istinaden yazılıyordu." (Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Frankfurt, 1982. c.2 .s.498-499.)Rus General J. Mayewski, askerî bir raporda şu tespiti yapmaktadır: "Ermeni ayaklanması Ermenilerin; kamuoyunda milliyetçilik, hürriyet ve bağımsızlık fikirlerinin yayılması sonucu siyaset ile meşgul olmaları, bu fikirlerin Batılı hükümetler tarafından tahrik edilmeleri ve Ermeni papazların gayretleri ve telkinleriyle ortaya çıkmıştır. Ermeni din adamlarının, dinî çalışmaları yok gibiydi. Buna karşın, Ermeni papazları kavmiyetçilik fikirlerini yaymak hususunda çok çalışmışlardır. Yüzyıllardan beri, din hizmetlerinin yerine, Müslümanlara karşı din düşmanlıklarının aşılandığı esrarengiz kiliselerin duvarları arasında bu tür fikirler gelişmiştir"( J. Mayewski, Van ve Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği, İstanbul. 1914. (Çev. M. Sadık, İst. Matbaa-i Askeriyye) s.16.)

Ayaklanmalar ve isyanlar başlıyorErmenistan'ı ihya meselesi, 1839'da ilan edilen 'Tanzimat Fermanı' ve 1856'da ilan olunan 'Islahat Fermanı' ile fikir sahasından çıkıp bir hedef haline geldi. Başta İngiltere ve Rusya olmak üzere Batılı devletler tarafından Ermeni komiteleri oluşturuldu. Ermeni isyan ve ihtilal cemiyetlerinin en zararlısı, 1887'de İsviçre'nin Cenevre şehrinde kurulan "Hınçak Komitesi" ve 1890'da Rusya'nın Tiflis kentinde kurulan "Taşnak Komitesi"dir. Bu ihtilalci komitelerin nihai hedefleri: Doğu Anadolu'yu Ermeni yurdu yaptıktan sonra; İran'dan, Azerbaycan ve Rusya vilayetleriyle Rusya'nın, Hazar Denizine kadar olan Kafkas topraklarını ele geçirerek bir "Büyük Ermenistan Devleti" kurmaktı. İlk olarak 1890 Erzurum isyanı, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Zeytun ayaklanmaları, Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın basılması, Yıldız Bombası suikastı ve 1909'da Adana isyanlarını çıkarmışlardır. Ermeni ayaklanmalarıyla ilgili olarak Hakkı Paşa'nın 1882 yılında İstanbul'a gönderdiği şu belge dikkat çekicidir: "Özellikle şu iki seneden beri (1881-1882) Ermenistan diye bir mesele çıkarılmış, Ermeni hükümetinden söz edilmektedir... Papazlar Ermeni okullarındaki küçük çocuklara varıncaya kadar bütün Ermenilerin beyinlerini yıkayarak hükümete saygıyı ve itaati yıkmışlar, bilhassa Müslümanlarla iyi geçinmeyi ortadan kaldırmışlardır.  Hatta, 1984 yılında Hınçak merkez teşkilatının girişimleriyle Patrikliğe getirilen İzmirliyan, aynı zamanda Hınçak komitesinin idaresini de üzerine almıştı. Böylece hem kilise hem de Hınçak katliam komitesi aynı kişi tarafından idare ediliyordu" (İ.Hakkı Paşa'nın Sivas Valiliği ve İlk Ermeni Olayları (1880-1882), Doç Dr. Kemalettin Kuzucu).

Ermeni çeteleri I. Dünya Savaşı'nda Türk Milletini sırtından hançerlediBirinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve Osmanlı Devleti'nin 1 Kasım 1914'te İtilaf Kuvvetlerine karşı Almanya'nın yanında savaşa katılması, Ermeniler tarafından büyük bir fırsat olarak değerlendirildi. Nitekim, Ermeni yazar L. Nalbantyan'ın dediği gibi, "Ermeni komiteleri için, hedeflerini gerçekleştirecek topyekün ayaklanmayı başlatmanın en uygun zamanı, Osmanlılar'ın savaş halinde olduğu zamandı." (Louise Nalbandian, The Armenian Revolutionary Movement, Los Angeles, 1963 s.111.) Osmanlı Devleti'nin doğuda Ruslarla amansız bir savaşa tutuştuğu bu dönemde; seferberlik emri gereği askere alınma çağrısına uymaksızın Rus hesabına casusluk yapan, silah altına alınanları ise silahları ile birlikte gönüllü çeteler oluşturarak Rus ordusunun saflarına geçen Ermeniler, Ruslara kılavuzluk edip işlerini kolaylaştırmakla birlikte cephe gerisinde de soykırım faaliyetlerine girişerek Türk Milletini arkadan hançerlemişlerdir.Tarihçi yazar Rafael de Nogales şu sözlerle itiraf etmektedir: "Çarpışmalar fiilen başlayınca, meclisteki Erzurum mebusu G. Pastırmacıyan, Üçüncü Ordu'daki hemen tüm Ermeni askerler ile öte tarafa, Rusya'ya geçti. Kısa bir süre sonra, onlarla geri dönerek köyleri yakmaya, ellerine geçen bütün Müslümanları insafsızca kılıçtan geçirmeye başladı" (Rafael de Nogales, Four Years Beneath the Crescent, Newyork, 1926, s. 45). Yine, Ruslarla hareket eden Ermeni alayları, Batılı yazar Felix Valyi'nin ifadesiyle, "Nisan'da Van'ı işgal ederek ele geçirdiler. Aram ve Vandan'ın kumandasında bir çete teşkil etiler ve 6 Mayıs günü Van'ı Müslümanlardan temizlenmiş olarak Ruslara teslim ettiler" (Felix Valyi, Revoluations in İslam, London, 1925, s. 233-234.). Ermeni sempatizanı bir başka yazar Clair Price ise şunları ifade etmekte: "Gönüllü Ermeni çeteleri, Nisan sonunda Van'ı işgal ettiler ve Türk halkını katliama tabi tuttuktan sonra şehirden geri kalanı Haziran'da Ruslara teslim ettiler" (Clair Price, The Rebirth of Turkey, Newyork, 1923, s. 86-87).

Osmanlı arşiv belgelerinde Ermeni çetebaşlarıYaşanan bu acı olaylar üzerine Osmanlı Devleti, Ermenilerle ilgili bazı genel tedbirlere başvurma zorunluluğu ile karşı karşıya kalmış, bu tedbirler çerçevesinde Dahiliye Nezareti, 24 Nisan 1915'te ilgili vilayet ve mutasarrıflıklara birer genelge yollayarak Ermeni komite merkez ve şubelerinin kapatılmasını, evraklarına el konulmasını ve elebaşlarının tutuklanmasını kararlaştırmıştır. Ermeni Komiteleri'nin kapatılmasıyla ilgili tebliğden iki gün sonra çetebaşı Ermenilerin hemen tevkifi öngörülmüş; bu karar gereğince 2345 kişi tutuklanmıştır (24 Nisan 1915). Suçları sabit görülen bu tutukluların, Osmanlı arşiv belgelerinde mahfuz bulunan suç mazbatalarında şu gerekçeler yazılıdır: Ermeni ihtilal fırkası efradından olduğu, harekat-ı hainaneye ictisar eyledikleri, müstakil ve muhtar bir Ermenistan teşkil maksadıyla tertibat ve istihzaratta bulundukları, harekat-ı isyaniye ve ihtilaliyede bulundukları, Memalik-i Devlet-i Aliye'nin bir kıtasını idare-i hükümetten çıkarmaya tasaddi eylediği,  tertibat-ı ihtilaliye amillerinden oldukları? (BBA, BEO, Karton No: 20, Dosya: 7, Belge No: 330159/47, 330071 /45, 329947 /44, 329868 /43, 329365 / 42, 329311 /42 aynı dosyada 88 arşiv belgesi vardır. (zikreden M. Kemal Öke, Ermeni Sorunu, İst. 1996, s. 163). Bunun yanısıra, savaş halindeki devletin iç güvenliğini tehdit eden Ermeni topluluklarının faaliyetlerine engel olunması için 26 Mayıs 1915'te, cephe gerisine veya düşmanla temas kuramayacakları bölgelere sevk ve iskan edilmesi kararlaştırılmış, savaş bölgelerine yakın yerlerde ikamet eden Ermeniler, Osmanlı sınırları içerisinde: Diyarbakır vilayeti güneyine, Fırat Nehri vadisine, Urfa-Süleymaniye yakınlarındaki bölgelere yerleştirilmişlerdir. "Tehcir" deyimi ile adlandırılan bu yer değiştirme uygulamasına 1916 yılının Ekim ayı sonlarına kadar devam edilmiş; bu süre içinde toplam 702.900 Ermeni nüfusun göç ettirildiği, resmî belgelerle tespit edilmiştir (Bkz. Genelkurmay'ın web sitesi, www.tsk.mil.tr).

Doğu Anadolu'da Misak-ı Milli sınırlarımızMondros Mütarekesi öncesi ve sonrasındaki mevcut şartları fırsat bilerek Türklere yönelik saldırılarına devam eden Ermeni çete ve komitecileri, Sevr Antlaşması'nın kendileriyle ilgili hükümlerinden cesaret alarak, Türk toprakları üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için topyekün bir askerî taarruza giriştiler. Bunun üzerine TBMM Hükümeti; Ermenistan'a karşı, 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa'yı Doğu Cephesi Komutanlığı'na atayarak Ermeni saldırılarını önlemeyi ve Doğu sınırlarımızı "Misak-ı Milli" ilkelerine uygun hale getirmeyi kararlaştırdı. 20 Eylül 1920'de başlayan harekât, Türk Ordusu'nun kısa bir süre içinde Sarıkamış'ı alması 30 Ekim'de Kars'ı kurtarması ve 7 Kasım'da Gümrü'ye girmesiyle sonuçlandı. Ermenilerin barış istemesi üzerine önce bir ateşkes antlaşması, ardından, 2 Aralık 1920'de "Gümrü Barış Antlaşması" imzalandı. Bu antlaşma gereğince Ermeniler, işgal ettikleri Türk topraklarından çekilerek, Doğu Anadolu'daki toprak taleplerinden resmen vazgeçmiş oldular. Gümrü ile ortaya konan hususlar, ilerde Kafkas Cumhuriyetleri'yle yapılan "Kars Antlaşması"na da temel teşkil etmiş; bu anlaşmaya göre Misak-ı Milli sınırlarımız Doğuda, bugünkü geçerliliğiyle en son şeklini almıştır (13 Ekim 1921).

Ermeni propagandasının nihai hedefi ne?Konuyu toparlayacak olursak; Kurtuluş Savaşı ve Lozan ile birlikte tarihe gömülen Ermeni Meselesi, II. Dünya Savaşı'nın doğurduğu "çıkar çatışmaları ve güç dengeleri"ne paralel olarak yeniden gündeme taşınmıştır. 1965 yılından itibaren dünya çapında yoğun bir "Ermeni propagandası" yapılmış, Ermeni lobilerinin ve onlarla işbirliği yapan global güç odaklarının faaliyetleriyle, başta Avrupa ve ABD olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce sözde soykırım anıtları dikilmeye başlanmıştır. 1975'ten sonra Ermeni terörü yeniden hortlatılarak yurt dışındaki Türk görevlilerine, büyükelçiliklerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı, bombalı saldırılar tırmanış göstermiştir. Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler başta ABD ve AB ülkeleri olmak tüm batılı ülkelerde yoğunlaşmıştır. Uruguay, Arjantin, Rusya, Kanada Yunanistan, Lübnan, Belçika, İtalya, İsveç, Vatikan,  Fransa, İsviçre, Slovakya, Hollanda, Polonya, Almanya, Venezuella, Litvanya, Şili, Galler, İskoçya gibi ülkeler hiçbir belge ve kanıta dayanmayan asılsız soykırım iddialarını meclislerinde tanımışlardır.Günümüze uzanan süreçte, ABD Temsilciler Meclisi'nin ve AB Parlamentosu'nun Ermeni tezini desteklemesi, işin siyasi ve ideolojik boyutlarını da gözler önüne sergilemektedir.Türkiye'ye karşı sürekli bir tehdit unsuru olarak Batılı devletlerce gündeme taşınan sözde soykırım iddialarına göre, 1915 dönemi ve müteakip yıllarda 1,5 milyon Ermeni katledilmiş (!). Bu iddiayı ortaya atanlar, destekleyenler ve ülkelerinin meclislerinde birer kanun maddesi  olarak tanıyanlar, hiç şüphesiz; dün Osmanlı döneminde, İmparatorluk topraklarını içerden parçalamaya yönelik olarak Ermenileri silahlandırarak ihtilal ve ayaklanmalarını teşvik edenlerdir. İsimleri değişmekle birlikte aynı devletler ve çıkar çevreler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarını bölmek ve siyasi, iktisadi emellerine ulaşmak için bugün Ermeni tezine sahip çıkmaktadırlar. 

Ermeni iddialarının muhatabı bağımsız mahkemelerdir Ermeni iddialarını destekleyen ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne dayatanlar, davalarında samimi olsalardı bunu siyasi ve ideolojik kaygılarla dünya kamuoyuna sunmaz ve meseleyi hukuki mercilere taşıyarak çözüm yollarını ararlardı. Ortada bir iddia ve suçlama varsa, konunun muhatabı elbette uluslar arası "bağımsız mahkemeler"dir. Hukuk, haklıya hakkını veren, haksıza da haddini bildiren, adaletin tecelli ettiği makamdır. Mağdur olan, hakkını arayan adalete müracaat eder. Sözde soykırım iddialarının politikacılarla, tarihçilerle, ilim adamlarıyla çözüme kavuşturulması mümkün değildir. O bakımdan, bu maksatlı iddiaların asıl muhatabı siyasiler veya tarihçiler değil, adlî mercilerdir. Kaldı ki, ortada bir mağdur ve zulme uğramış millet varsa o da Türk Milletidir. Asıl yargılanması gerekenler de; savaş yıllarında devlete ve millete ihanet ederek ihtilal çıkartan, memleketi felaketten felakette sürükleyen, binlerce müslümanı katleden, evleri yakan, ocakları dağıtan, namusları kirleten Ermeni çete ve komite mensuplarıdır.Oğuz Köroğluwww.oguzkoroglu.cominfo@oguzkoroglu.com

Araştırma hastanesinde kimyasal madde paniği

İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kimyasal madde paniği yaşandı. Kimyasal maddeden 9 kişi etkilendi 
 

15.06.2026 15:32:00
İhlas Haber Ajansı
Araştırma hastanesinde kimyasal madde paniği
Araştırma hastanesinde kimyasal madde paniği
Bolu'daki İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tuvalet ve banyo temizliği sırasında kullanılan kimyasal maddeden, aralarında hasta ve personelin de bulunduğu 9 kişi etkilendi.

Olay, saat 11.00 sıralarında Karacasu beldesinde yer alan İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesinde meydana geldi. Hastanenin tuvalet ve banyolarında temizlik çalışmaları yapıldığı esnada kullanılan kimyasal maddeler nedeniyle koku oluştu. Yayılan kokudan ve kimyasallardan ilk belirlemelere göre, aralarında hastane personeli ve hastaların da bulunduğu 9 kişi etkilendi.

112 Acil Çağrı Merkezi'ne yapılan ihbar üzerine olay yerine çok sayıda sağlık ve AFAD ekibi sevk edildi. Kısa sürede hastaneye ulaşan ekipler, kimyasal maddeden etkilenen vatandaşlara ilk müdahaleyi yaptı. Maddeden etkilenen şahısların bir kısmı olay yerinde ayakta tedavi edilirken, bazı hasta ve personeller ise ambulanslarla tedbir amacıyla kentteki diğer hastanelere sevk edildi.

Meydana gelen olayla ilgili inceleme başlatıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2026 yılının Türkiye için zirveler yılı olacağını söyledi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu senenin her alanda Türkiye için zirveler yılı olduğunu ifade edip "Kimsenin motivasyonumuzu bozmasına müsaade etmeyeceğiz" dedi.
 

15.06.2026 14:54:00
Haber Merkezi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2026 yılının Türkiye için zirveler yılı olacağını söyledi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2026 yılının Türkiye için zirveler yılı olacağını söyledi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Havalimanı'nda düzenlenen Ankara Havalimanı ve Bağlantı Yolları açılış törenine katıldı.

Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleşen Ankara Havalimanı'nın açılışı yapıldı. Yeni açılan havalimanıyla Esenboğa Havalimanı'ndaki trafiğin rahatlayacağını dile getiren Erdoğan, Ankara Havalimanı'na ilişkin bilgiler verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarının satırbaşları şöyle:

"2026 senesi her alanda zirveye oynayan Türkiye için zirveler yılı olarak devam ediyor.
Bizler de tüm kurumlarımızla bu önemli senenin hakkını verebilmek için canla başla çalışıyoruz. Sadece 86 milyon vatandaşımız değil, kaderini kaderimizle bir gören kardeşlerimizin güçlü yarınları için uğraşıyoruz. Kimsenin motivasyonumuzu bozmasına müsaade etmeyeceğiz.

7-8 Temmuz tarihlerinde NATO Liderler Zirvesi'ne Ankaramızda ev sahipliği yapacağız. Sadece ev sahipleri yapacağı uluslararası etkinliklerde değil, Türkiye'nin çekim merkezi olma vasfı yabancı heyet ziyaretlerinde de görülüyor. Ankara'nın diplomasi trafiğinde konumu güçleniyor. Türkiye'nin küresel siyasetteki ağırlığı arttıkça Ankara'ya ziyarete gelen yabancı heyetlerin sirkülasyonu artıyor. Diplomasinin kalbi Ankara'da atacak.

Ankara Havalimanı'nın hizmete girmesiyle Esenboğa'nın hem havayolu hem de karayolu olarak bir rahatlama olacaktır. Ankara Havalimanı ile Başkentimize yeni bir proje kazandırmakla kalmadık, bir eseri de ihya ettik.

Burayı uçuşlara uygun hale getirmek üzere iki etap halinde planladığımız projeyi 8 ayda başarıyla tamamladık.

Pist uzunluğunu 3 metreye, pist genişliğini ise 60 metreye çıkardık. Pist başlarına 15 bin metrekare büyüklüğünde iki adet dönüş cebi inşa ettik. 44 uçağın eş zamanlı olarak güvenle park edebileceği yüksek kapasite oluşturduk. Pist ve taksi yollarının aydınlatma sistemleri, levhaları, uluslararası sivil havacılık örgütü standartlarına göre modernize edildi. Tüm bu çalışmalarla Ankara Havalimanımızı hazır hale getirdik.

Bugün hizmete verdiğimiz diğer yatırımlarımız Başkent Havacılık Köprüsü ve bağlantı yollarıdır. Başkent Havacılık Köprüsü YHT hattı üzerine inşa edilmiştir."

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş parti kurmaylarıyla birlikte Bursa'da Rumelili Yönetici Sanayici ve İş Adamları Derneği RUMELİSİAD'ı ziyaret etti

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş parti kurmaylarıyla birlikte Bursa'da Rumelili Yönetici Sanayici ve İş Adamları Derneği RUMELİSİAD'ı ziyaret etti. Başkan Murat Evke tarafından karşılanan BTP lideri önce RUMELİSİAD'ın Rumeli Parkı'nı gezdi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş parkta, Balkanlar'daki Türk-İslam ve Osmanlı eserlerinin minyatürlerini inceledi

15.06.2026 14:07:00 / Güncelleme: 15.06.2026 14:13:35
Haber Merkezi
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş parti kurmaylarıyla birlikte Bursa'da Rumelili Yönetici Sanayici ve İş Adamları Derneği RUMELİSİAD'ı ziyaret etti
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş parti kurmaylarıyla birlikte Bursa'da Rumelili Yönetici Sanayici ve İş Adamları Derneği RUMELİSİAD'ı ziyaret etti
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş parti kurmaylarıyla birlikte Bursa'da Rumelili Yönetici Sanayici ve İş Adamları Derneği RUMELİSİAD'ı ziyaret etti. Başkan Murat Evke tarafından karşılanan BTP lideri önce RUMELİSİAD'ın Rumeli Parkı'nı gezdi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş parkta, Balkanlar'daki Türk-İslam ve Osmanlı eserlerinin minyatürlerini inceledi.

"Türkiye aslında bir Balkan ülkesidir"

Daha sonra görüşmeye geçildi. BTP lideri Hüseyin Baş, "Türkiye aslında bir Balkan ülkesidir. Biz ne tam anlamıyla bir Avrupa ülkesiyiz ne de bir Ortadoğu ülkesi. Müziğiyle, kültürüyle, mimarisiyle, sanatıyla ve insan yaşayış biçimiyle yoğun bir Balkan esintisi taşımaktayız" derken RUMELİSİAD Başkanı Evke, "Toplamda 60 bin çalışanı istihdam eden ve yıllık ticaret hacmi 2,5 milyar doları bulan, 330 üyeden oluşan bir derneğiz. Bünyemizde sanayiciler, inşaatçılar, tekstilciler, mobilyacılar ve daha birçok sektörden temsilciler bulunmaktadır. Toplam 36 farklı sektörde hizmet veren üyelerimiz vardır. Balkanlara yönelik hissiyatımız yalnızca ekonomik değildir; kültürel boyutu da vardır. Ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi hususunda Balkanlarla ciddi temas hâlindeyiz" ifadelerini kullandı.






BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş RUMELİSİAD ziyaretinde yaptığı değerlendirme şöyle;

"Devlet dediğiniz millettir"

"Devleti toplum olarak tanımlarım. Türkiye'de bu anlayış son yıllarda biraz farklılaşmıştır. Devlet ve millet ayrı kavramlarmış, devlet milletin sahibiymiş gibi bir yönetim ve işleyiş anlayışı ortaya çıkmıştır. Ben buna bütünüyle karşıyım. Çünkü devlet dediğiniz millettir ve devletin sahibi de millettir. Şeyh Edebali'nin 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' düsturu da bunun bir başka ispatıdır. Velhasıl, biz de bu köprüyü görmek adına bir siyasi yolculuk yapıyoruz.






"Ekonomi dengesini kaybetmiş durumdadır"

Piyasada mali açıdan ciddi bir zorluk ve problem bulunmaktadır. Üstelik bu sorun çözülememektedir. Normal şartlarda kriz dediğimiz süreç bir yıl, belki iki yıl sürer; en fazla üç yıl sürsün diyelim ancak Türkiye belki de on yıldır derin bir krizin içerisindedir. Son bir ya da bir buçuk yıldır dövizin ciddi şekilde baskılanmış olması da ihracat açısından rekabeti zorlaştıran bir unsur hâline gelmiştir. Dövizi serbest bıraksanız bu kez ithalata dayalı iç piyasa ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacaktır. Ekonomi dengesini kaybetmiş durumdadır. Hiç kimse aldığı maaştan memnun değildir. Hatta bırakın maaşı; ailenizle bir yemeğe gitseniz gelen hesap sizi şaşırtıyor. Hesabı ödeyen 'Bu kadar para mı ödenir?' diyor. İşletmeci ise parayı alırken 'Bu parayla para kazanamıyoruz.' diyor. Bu durum mobilya sektöründe de böyledir, diğer sektörlerde de.






"Millî Ekonomi Modeli, mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır"

Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2004 yılında kaleme aldığı Millî Ekonomi Modeli, dünyadaki mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır. Bu model üzerine 11 farklı uluslararası kongre gerçekleştirilmiştir. Modelin temel farklılıklarından biri, dünyada hâkim para birimi olan Amerikan doları yerine millî paralarla ticaret yapılmasını savunmasıdır. Bugünlerde dünyada sıkça duyduğunuz bu fikir ilk kez Millî Ekonomi Modeli'nde yer almıştır. Buna göre devletler ticaret yaparken Amerikan doları yerine kendi millî para birimlerini kullanmalıdır. Nitekim Venezuela'da Nicolás Maduro'ya yönelik girişimlerin temelinde, Çin ile Venezuela'nın kendi millî para birimleriyle ticaret yapmasıydı. Bugün bu durum, Amerika Birleşik Devletleri'ni ciddi şekilde rahatsız eden bir mesele hâline gelmiştir.






"Devlet piyasaya yatırımcı ve vatandaş lehine müdahil olmalı"

Sanayi güçlenmeden ve yatırım yapılmadan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Türkiye'de yabancı yatırımcı beklenmektedir. Buna itirazımız yok. Ancak yerli yatırımcı ülke dışına giderken yabancı yatırımcı çekmeye çalışmak doğru değildir. Mısır'la ticaret yapan bir arkadaşım, 'Uçağa biniyorum, herkes Türk tekstilci.' diyor. Tekstilciler Mısır'a gidiyor. Yarın diğer sektörler de farklı ülkelere yönelebilir. İnsanlar Avrupa'ya, örneğin Bulgaristan'a gidiyor. Bu durum değiştirilebilir. Bunun için devletin mutlak surette ön ayak olması, teşvik etmesi ve yatırımcının önünü açması gerekir. Bu, bugün teşvik olmadığı anlamına gelmez. Teşvikler vardır; ancak demek ki yeterince tahrik edici değildir. Eğer yatırımcıyı veya iş insanını harekete geçiremiyorsanız, verdiğiniz teşvik yeterince etkili değildir. Dolayısıyla devletin piyasaya yatırımcı ve vatandaş lehine müdahil olduğu bir model savunulmaktadır. Biz de parti olarak bunu destekliyoruz.








Ziyaretin sonunda BTP liderine Atatürk'ün, "Muhacirler, kaybedilmiş topraklarımızın aziz hatıralarıdır" sözünün yer aldığı plaket ve Balkanlardan göçü anlatan 'Ölüm ve Sürgün' kitapları hediye edildi.
BTP lideri ise RUMELİSİAD Başkanı Murat Evke'ye Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli kitabını hediye etti.













İBB davasının 50. gününde İmamoğlu'ndan Bakan Gürlek'e Fatoş Pınar Türker çağrısı

Aralarında tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu 68’i tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davası, 50’nci gününde devam ediyor

15.06.2026 13:11:00
Haber Merkezi
İBB davasının 50. gününde İmamoğlu'ndan Bakan Gürlek'e Fatoş Pınar Türker çağrısı
İBB davasının 50. gününde İmamoğlu'ndan Bakan Gürlek'e Fatoş Pınar Türker çağrısı
Aralarında tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu 68'i tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davası, 50'nci gününde devam ediyor. Duruşmada söz alan İmamoğlu, geçen hafta çıplak arama ve savcının tehdidine maruz kaldığını söyleyen İBB iştiraki Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker hakkında, "AK Parti Grup Başkanvekili'nin duyarlılığını, İçişleri Bakanı'nın hassas bir şekilde ele almasını önemsiyorum. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanı'ndan da bekliyorum. Bir savcı, bir anneyi çocuğuyla tehdit etti. SEGBİS kaydı ile bu iddia ortaya çıkabilir. Üstü örtülecek bir şey değil, işlem başlatılmasını bekliyorum" dedi.

Geçen hafta, Medya A.Ş.'nin eski genel müdürleri Elif İpek Atayman ve Fatoş Pınar Türker'in de aralarında olduğu tutuklu sanıkların savunmaları ve sorgularıyla tamamlanmıştı. Bugün Fatoş Ayık'ın yarım kalan sorgusuyla devam edecek. Daha sonra İBB Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin ve İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı Halkla İlişkiler Şube Müdürü Serap Karay'ın savunmasına geçilmesi bekleniyor.

Duruşmada Ayık'ın sorgusuna geçilmeden önce İmamoğlu söz aldı. "Asrın yolsuzluğu denilen davada neler yaşadığımız kamuoyunun gözü önünde oluyor" diyen İmamoğlu, bu hafta yapılacak tutukluluk incelemesinde mahkeme heyetine vicdanlı karar vermesi çağrısında bulundu. Özellikle hasta ve kadın tutuklular için hassasiyet gösterilmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, "Savunmasını yapan arkadaşlarımızın bir fırsat elde etmesini talep ediyorum" dedi.

İmamoğlu ayrıca, "AK Parti Grup Başkanvekili'nin duyarlılığını, İçişleri Bakanı'nın hassas bir şekilde ele almasını önemsiyorum. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanı'ndan da bekliyorum. Üstü örtülecek bir şey değil, işlem başlatılmasını bekliyorum" dedi.

Murat Ongun'dan Fatoş Ayık'a: Sizi kuruma ben mi yerleştirdim?
İmamoğlu'nun ardından Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, Fatoş Ayık'a "Ben ya da Emrah Bağdatlı'nın bir baskı yaptığına şahit oldunuz mu, sizi kuruma ben mi yerleştirdim?" diye sordu. Ayık, "Hayır" yanıtını verdi.

Ongun'dan sonra İmamoğlu da, "Bir suç örgütü iddiası ortaya atılıyor. Kendimi eleştiriyorum, buradaki ifadeleriyle kendilerini tanıma fırsatı buluyorum, örgüt üyesi olduklarını öğreniyorum. Daha önce tanışmış mıydık?" diye sordu. Ayık bu soruyu da "Hayır" diyerek yanıtladı. Bunun üzerine İmamoğlu, "Bu ülkenin hazinesini teslim edeceğimiz kadınları dinliyorsunuz" dedi.

Fatoş Ayık'ın avukatı: İnsan haklarına, insan onuruna aykırı şeyler oldu
Ayık'ın avukatı Uğur Güner, savunmasına başladı. "15 aydır tutukluyuz, bundan önce sadece 15 dakika konuştuk" diyen avukat Güner, "İnsan haklarına, insan onuruna aykırı şeyler oldu. İfademizi alan savcı, soruşturma savcısı değildi. Tutuklandıktan sonra önce Silivri'ye konuldu, sonra Gebze'ye gönderildi. Avukatlarına bile haber verilmedi" ifadelerini kullandı.

Özgür Özel cephesinde yeni parti formülü masada

Mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı düşürülen partinin Grup Başkanı Özgür Özel, yeni parti seçeneğini bugüne kadar "felaket senaryosu" olarak tanımladı

15.06.2026 12:00:00
Haber Merkezi
Özgür Özel cephesinde yeni parti formülü masada
Özgür Özel cephesinde yeni parti formülü masada
Mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı düşürülen partinin Grup Başkanı Özgür Özel, yeni parti seçeneğini bugüne kadar "felaket senaryosu" olarak tanımladı.

Ancak Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin olağanüstü kurultaya kapıları kapatması, ihraç ve görevden almalar nedeniyle, yeni parti sürecinin hızlanması bekleniyor ve temmuz ayı sonu işaret ediliyor.

Yeni parti formülünün hayata geçmesi halinde güç dengesindeki olası değişimlerden belediye başkanlarının tutumuna, finansmandan hukuki risklere kadar çok sayıda zorluğun Özel ve ekibinin önüne çıkabileceğine dikkat çekiliyor.

Yeni parti için hangi seçenekler masada?
Yeni parti senaryolarında ilk seçenek olarak seçime girme yeterliliği olan mevcut partilerden biriyle anlaşma yoluna gitmek görülüyor.

Özel kanadı, DSP ve Genç Parti ile görüşme iddialarını reddetti.

Ancak parti kulislerinde, Ahmet Özal'ın kurduğu ve halen genel başkanlığını Süleyman Yağcıoğlu'nun yaptığı Teknoloji Kalkınma Partisi (TEK Parti) ile temasların olduğu konuşuluyor.

Özel'e yakın bazı milletvekilleri, Demokrat Parti (DP) ile de anlaşma yolunun aranması gerektiğini savunuyor.

Özel yeni parti için henüz bir isimlendirme yapmadı ancak kendisine yakın kaynaklar, "seçeneklerimiz hazır" diyor.

Bu formülün olası "baskın seçim" için düşünüldüğü ifade ediliyor.

Ancak, seçimin 2027 sonu veya daha ileri bir tarihte yapılması olasılığı da dikkate alınarak "sıfırdan bir parti kurma" seçeneği de değerlendiriliyor.

Özel'in bugüne kadar "felaket senaryosu" olarak tanımladığı yeni parti seçeneğinin üç temel gerekçeye dayandığı ifade ediliyor.

Bunlar; CHP'nin seçime girme yeterliliğini kaybetme riski, ihraçlar ve görevden almalar nedeniyle CHP çatısı altında siyaset yapma olanağının ortadan kalkması ve parti içi tartışmalar nedeniyle oluşan siyasi desteğin kaybedilmesi riski olarak sıralanıyor.

Seçime girme riski: Fiilen yasaklı hale geliriz
Mutlak butlan kararı nedeniyle, 2020'de yapılan 37. Kurultay'da seçilen yönetim partinin başına geçti.

Özel ve kurmayları, seçim takvimi başladıktan sonra YSK'ya yapılacak bir itirazın, tüm adayları fiilen "siyasi yasaklı" hale gelmesi sonucunu doğuracağını savunuyor.

Genel merkez yönetimi ise "mücbir sebep" nedeniyle kurultayın yapılamadığı gerekçesiyle, seçime girme yeterliliği için risk görmüyor.

Özel'in yakın kurmayları ise bu konuda somut bir veri olmadığına işaret ederek şu değerlendirmeleri yapıyorlar:

"Şu anda mücbir sebep, yargıdan seçime girebilir diye bir karar çıksa bile garantisi yok. Ama diyelim biz aday listelerini verdik, bir kişi YSK'ya başvursa, YSK da 'CHP, kurultayını yapmamış seçime giremez' derse biz fiilen siyasi yasaklı hale geliriz. Çünkü artık o saatten sonra başka partinin listelerinden aday da olamazsınız. Asıl tehlike bu."

20 Temmuz'da başlayacak adli tatil sürecine dikkat çeken bazı milletvekilleri, "Eğer bu tarihe kadar Yargıtay'dan bir karar çıkmazsa, yeni parti için düğmeye basılır. Zaman kaybı bizim aleyhimize olur" görüşünü savunuyor.

Silivri Belediyesine yönelik usulsüzlük soruşturmasında yakalanan 18 zanlı adliyede

Silivri Belediyesindeki bazı iş ve işlemlerde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan, aralarında Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun da olduğu toplam 18 şüpheli adliyeye sevk edildi

15.06.2026 08:54:00
AA
Silivri Belediyesine yönelik usulsüzlük soruşturmasında yakalanan 18 zanlı adliyede
Silivri Belediyesine yönelik usulsüzlük soruşturmasında yakalanan 18 zanlı adliyede

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda, belediye nezdindeki bazı iş ve işlemlerin menfaat temini amacıyla kullanıldığı, belediyeye personel alınması, işletme devri ve kiralanması, imar, ruhsat, mühürleme, kaçak yapı, malvarlığı edinimi ile belediye taşınmaz satışı süreçlerinde usulsüzlükler bulunduğu tespit edilmesi üzerine düzenlenen operasyonla gözaltına alınan 18 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Bayrampaşa Devlet Hastanesinde sağlık kontrolünden geçirilen, aralarında Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu ile Belediye Başkan Yardımcısı Fatih Yavuz'un da bulunduğu şüpheliler Silivri Adliyesine sevk edildi.

Operasyon

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca, belediye nezdindeki bazı iş ve işlemlerin menfaat temini amacıyla kullanıldığı, belediyeye personel alınması, işletme devri ve kiralanması, imar, ruhsat, mühürleme, kaçak yapı, malvarlığı edinimi ile belediye taşınmaz satışı süreçlerinde usulsüzlükler bulunduğu tespit edilmişti.

Belediyeye ait tescil harici/park alanı niteliğindeki bir taşınmazın düşük bedelle satılması suretiyle 21 milyon 522 bin 717 lira kamu zararı oluştuğuna ilişkin bilirkişi tespiti yapılmıştı.

Tespitler doğrultusunda, Başsavcılık tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme", "örgüte üye olma", "rüşvet alma-verme", "irtikap", "nüfuz ticareti", "görevi kötüye kullanma", "ihaleye fesat karıştırma", "edimin ifasına fesat karıştırma", "imar kirliliğine neden olma" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından soruşturma başlatılmıştı.

Başsavcılık, isnat edilen eylemlerin örgütlü bir yapı içerisinde işlendiği, örgütün kurucusu ile yöneticisi olduğu değerlendirilen Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'yla hareket eden diğer şüphelilerin, belediye iş ve işlemleri üzerinde nüfuz kullanarak haksız menfaat temin ettiğine ilişkin kuvvetli şüphe bulunduğu gerekçesiyle şüpheliler hakkında gözaltı kararı verilmişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen eş zamanlı operasyonda, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, Belediye Başkan Yardımcısı Fatih Yavuz, CHP Silivri Belediye Meclis Üyesi Aykut Batur, Özel Kalem Müdürü Aşkın Kaynar, eski CHP Silivri İlçe Başkanı İbrahim Kömür, Silivri Belediyesi Zabıta Memuru Mustafa Demirayak, Özel Kalem Müdürü Aşkın Kaynar'ın şoförü Serdar Tuna, Özbingöl Plastik ve Alüminyum Doğrama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde inşaat işçisi Yalçın Tuna, Erstream Yayıncılık AŞ'de satış personeli/emekli Pınar Kalaba, Martı Denizcilik ve Gemi İşletmeciliği AŞ'den Adem Kalaba, Spot Denizcilik AŞ'de sekreter/emekli Ayla Can, Bektaşoğlu Döviz Ticareti Sınırlı Yetkili Müessese AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Dirik, Saray Deniz Malzemeleri ve Yatçılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ortağı Nihat Nahit Sarayönü, Kale Şömine İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi şömine ustası Murat Tuna, Şah Otomotiv İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi şirket ortağı Gökhan Tuna, AYM Danışmanlık İnşaat Taahhüt Ticaret Limited Şirketi ortağı Naci Aydın, Adem Tuna ve Gökhan Bıçak yakalanmıştı.

Polis ekipleri belediye binasında da arama yapmıştı. 

Sağlık Bakanlığı 92 hastanede genel teftiş başlattı

Sağlık Bakanlığı tarafından '3. Etap Genel Teftiş Programı' kapsamında 12 ilde toplam 10 binin üzerinde yatak kapasitesine sahip 92 hastanede denetim başlatıldı

14.06.2026 16:23:00
İhlas Haber Ajansı
Sağlık Bakanlığı 92 hastanede genel teftiş başlattı
Sağlık Bakanlığı 92 hastanede genel teftiş başlattı
Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması, hizmet süreçlerinin daha etkin yürütülmesi ve vatandaş memnuniyetinin güçlendirilmesi amacıyla denetim faaliyetleri sürdürülüyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun talimatıyla yürütülen '3. Etap Genel Teftiş Programı' kapsamında 12 ilde toplam 10 binin üzerinde yatak kapasitesine sahip 92 hastanede kapsamlı denetim çalışması başlatıldı. Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen program, geçtiğimiz yıl başlatılan denetim seferberliğinin devamı niteliğini taşıyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından 2025 yılında gerçekleştirilen '1. ve 2. Etap Genel Teftiş' programları kapsamında aralarında Antalya, Çanakkale, Muğla ve Uşak'ın da bulunduğu 19 ilde bulunan 204 kamu sağlık tesisi denetlendi ve bu süreçte 91 müfettiş görev aldı. 3 Haziran'da başlayan 3. Etap Genel Teftiş Programı kapsamında 3 Temmuz'a kadar 12 ildeki 92 hastane denetlenecek. Genel Teftiş Programlarının 4. etabı ise, bu yılın ikinci yarısında diğer illerde devam edecek.

50 müfettiş sahada görev yapıyor

Genel Teftiş Programı kapsamında görevlendirilen 50 müfettiş, sağlık tesislerinde sunulan hizmetleri yerinde inceleyerek, süreçlerin etkinliğini değerlendiriliyor. Denetimler aracılığıyla hizmet sunumunda karşılaşılabilecek risklerin tespit edilmesi, iyi uygulamaların yaygınlaştırılması ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi hedefleniyor.

Sağlık Bakanlığı 2025 yılında 3 bin 704 dijital denetim gerçekleştirdi

Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde genel teftiş programlarına ek olarak Risk Esaslı Denetim Sistemi (REDES) de denetim süreçlerine teknik destek sağlıyor. 2025 yılında 43 REDES raporu, 49 istihbarat raporu ve 59 değerlendirme raporu düzenlenirken, 26 yönetici bilgi ekranı oluşturularak, sahada toplam 3 bin 704 dijital denetim gerçekleştirildi. REDES tarafından dijital ortamda gerçekleştirilen analizler sayesinde denetim kaynaklarının risk düzeyi yüksek alanlara yönlendirilmesi, muhtemel sorunların erken dönemde tespit edilmesi ve denetim faaliyetlerinin daha etkin şekilde yürütülmesi amaçlanıyor.

Denetimlerde vatandaş odaklı yaklaşım esas alınıyor

Cumhurbaşkanlığının ilgili genelgesi doğrultusunda yürütülen denetimlerde vatandaş odaklı bir yaklaşım benimseniyor. Bu kapsamda sağlık hizmetlerinin sunumunda önem arz eden alanlar öncelikli olarak değerlendiriliyor. Acil servisler, poliklinikler, ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri, evde sağlık hizmetleri ve hasta hakları birimleri denetim programı kapsamında yer alıyor.

Trabzon'da sahile vuran roket parçası incelemeye alındı

Trabzon'un Akçaabat ilçesinde sahile vuran ve üzerindeki işaretlerden Rus menşeli olduğu değerlendirilen roket motoru parçası, jandarma ekiplerince incelenmek üzere muhafaza altına alındı

14.06.2026 11:43:00
İhlas Haber Ajansı
Trabzon'da sahile vuran roket parçası incelemeye alındı
Trabzon'da sahile vuran roket parçası incelemeye alındı
Trabzon'un Akçaabat ilçesinde sahile vuran ve üzerindeki işaretlerden Rus menşeli olduğu değerlendirilen roket motoru parçası, jandarma ekiplerince incelenmek üzere muhafaza altına alındı.

Olay, Akçaabat ilçesine bağlı Söğütlü Mahallesi Liman mevkiinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, gece saatlerinde bölgede avlanan balıkçılar kıyı şeridinde sürüklenerek geldiği değerlendirilen roket motoruna ait bir parça fark etti. Durumun yetkililere bildirilmesi üzerine bölgeye jandarma ekipleri sevk edildi.



Olay yerine gelen ekipler çevrede güvenlik önlemi alarak, cismin bulunduğu alanda inceleme yaptı. Yapılan ilk tespitlerde parça üzerinde Rus menşeli olduğunu düşündüren damga ve işaretlerin bulunduğu belirlendi. Patlayıcı özelliği bulunmadığı değerlendirilen roket motoru parçası, detaylı inceleme yapılmak üzere jandarma ekipleri tarafından muhafaza altına alınarak, bölgeden kaldırıldı.

Olayla ilgili incelemelerin sürdüğü öğrenildi.

Tekirdağ'da yasa dışı bahis çetesi çökertildi: 32 tutuklama

Tekirdağ merkezli 2 ilde yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 36 şüpheliden 32'si tutuklandı.

14.06.2026 11:38:00
İhlas Haber Ajansı
Tekirdağ'da yasa dışı bahis çetesi çökertildi: 32 tutuklama
Tekirdağ'da yasa dışı bahis çetesi çökertildi: 32 tutuklama
Tekirdağ merkezli 2 ilde yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 36 şüpheliden 32'si tutuklandı.

Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince internet üzerinden gerçekleştirilen yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik yürütülen planlı ve projeli çalışmalar kapsamında önemli bir operasyona imza atıldı.



Ekipler tarafından yapılan araştırma ve incelemelerde, yasa dışı bahis organizasyonuna ait olduğu değerlendirilen hesaplarda yaklaşık 1 milyar TL tutarında para hareketi tespit edildi. Haksız kazanç elde ettiği belirlenen suç örgütüne yönelik teknik ve fiziki takip çalışmalarının tamamlanmasının ardından operasyon için düğmeye basıldı.

Tekirdağ merkezli olmak üzere 2 ilde 9 Haziran 2026 tarihinde eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonda toplam 36 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından 12 Haziran 2026 tarihinde adliyeye sevk edilen şüphelilerden 4'ü adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 32 şüpheli çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak ceza infaz kurumuna gönderildi.

Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, siber suçlarla mücadele kapsamında sanal devriyelerin 7 gün 24 saat esasına göre görev yaptığı belirtilerek, yasa dışı bahis başta olmak üzere suç ve suçlularla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.

Kıbrıs Türk Tarih Kurumu yeniden kuruldu


 
Kıbrıs'ta 1960-1963 yıllarında faaliyet gösteren Kıbrıs Türk Tarih Kurumu (KTTK), 63 yıl aradan sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) tekrar kuruldu.
 

13.06.2026 11:30:00
AA
Kıbrıs Türk Tarih Kurumu yeniden kuruldu
Kıbrıs Türk Tarih Kurumu yeniden kuruldu

Kıbrıs'ta Türkler ve Rumların ortak katılımıyla ilan edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti" döneminde Türk Tarih Kurumu ve tarihçi yazar Prof. Dr. Halil İbrahim İnalcık'ın katkılarıyla 1960'da kurulan KTTK, Rumların 1963'teki "Kanlı Noel" saldırıları sonrası faaliyetlerini durdurdu.
Kıbrıs Türk halkının 1974 öncesi mücadelesinin sembol isimlerinden olan eski KKTC Kültür ve Turizm Bakanı İsmail Bozkurt ve Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez'in girişimleri sonucunda KTTK, 63 yıl sonra yeniden kurularak faaliyetlerine başladı.

Yapılan ilk genel kurul sonucunda KTTK'nin başkanı seçilen İsmail Bozkurt, tarih bilincini topluma yerleştirmek, tarih araştırmaları ve akademik çalışmalara Kıbrıs özelinde odaklanmak üzere kurumu yeniden hayata geçirmeye karar verdiklerini söyledi.
Uzun süredir KKTC'de bir tarih kurumu olmamasının boşluğunu hissettiklerini dile getiren Bozkurt, eski kurumu canlandırma gayretleri sonuçsuz kaldığı için şimdilik KTTK'yi kamu yararına dernek statüsünde kurduklarını belirtti.

KTTK Başkanı Bozkurt, ilk hedeflerinin 1. Kıbrıs Türk Tarih Kurultayı'nı toplamak olduğunu vurgulayarak kurum olarak ilerleyen günlerde tarihle ilgili yayımlar, tarih dergisi ve kurum olarak kitap çıkarmayı planladıklarını aktardı.

Bizim tarihimizi bilmemiz lazım

Bozkurt, KTTK'nin çalışmaları konusunda iddialı ve azimli olduklarını ifade ederek "Bizim ana hedefimiz, Kıbrıs Türk halkının tarih belleğini canlandırmaktır. Biz maalesef KKTC olarak, kendi halkımıza, kendi çocuklarımıza tarihimizi anlatamadık. Bu, bir boşluktur. Bu boşluğu er geç kapatmamız gerekmekteydi. Bunu ırkçı ve intikamcı bir yaklaşımla demiyorum. Bizim tarihimizi bilmemiz lazım. Biz bu alanda çalışmalar yapacağız." diye konuştu.

KTTK Yönetim Kurulu Üyesi tarihçi Hatice Özler Şahin de uzun bir aradan sonra kurumun yeniden kurulmasının KKTC için bir gereklilik olduğunun altını çizerek birçok devletin bu kurumları 1800'lü yıllardan itibaren oluşturduklarına işaret etti.
Toplumlar ve devletler için tarih kurumlarının önemli olduğunu söyleyen Şahin, KTTK'nin Türk devletlerindeki benzer kurum ve enstitüler ile ortak bilimsel çalışmalar yürütmek istediğini belirtti.

Şahin, kurumun Kıbrıs Türklerinin tarihi gerçeklerini araştırmak ve genç nesillerde tarih bilinci oluşturmak için çaba göstereceğini de sözlerine ekledi.
Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez de Kıbrıs sorununun en önemli ayrıntısının, tarihi gelişmelerin çok boyutlu olarak ortaya konulamaması ve tarafların kendi bakış açılarıyla gelişmeleri değerlendirmesi olduğunu dile getirdi.
"Rumlar, Kanlı Noel saldırılarının Türkler tarafından yapıldığını ve Ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Türklerin dağıttığını ileri sürerken Kıbrıs sorununun 1974 yılındaki Barış Harekatı ile başladığını iddia etmişler ve Batılı devletler ile kamuoyunu da bu yönde etkilemeyi başarmışlardır" diyen Balyemez, gerçeklerin ise Batı'nın ve Rum-Yunan ikilisinin iddialarından çok daha farklı olduğunu vurguladı.

Balyemez, Kıbrıs Türk Tarih Kurumunun kuruluş amaçlarından birinin de her düzeyde yapılacak bilimsel etkinliklerde Ada'da yaşanan sorunları akademik tartışmaya açmak ve sorunun çözümüne yardımcı olmak olduğunu belirterek "Bu amaçla Rum ve Yunan bilim insanları başta olmak üzere farklı ülkelerden katılımcıların yer alacağı etkinliklerde Kıbrıs sorununun tarafsız ve objektif olarak tartışılmasını sağlamaktır. İlave olarak Kıbrıs Türklerinin var olma mücadelesinin Türk eğitim sisteminde yer alması için hem Milli Eğitim Bakanlığı hem de Yüksek Öğretim Kurumu ile temaslarda bulunulması da KTTK'nin öncelikli hedefleri arasında bulunmaktadır" ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Balyemez, Kıbrıs Türk halkının var olma mücadelesinin orta dereceli ve yüksek öğretim kurumlarının müfredatında yer almamasının, kamuoyunun Ada'da olan bitenleri gerçekçi olarak değerlendirmesine engel olduğunu kaydetti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.