logo
05 TEMMUZ 2026

Hüseyin Baş: 'Yeni hedef 120 bin üye'

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Afyonkarahisar'da düzenlenen geleneksel Yaz Gençlik Kampı’nın kapanışında Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve gençlik krizine dikkat çekti. “Bağımsız Türkiye’nin adresi BTP’dir” diyen Baş, partinin üye sayısını 6 ayda yüzde 263 artırarak rekor kırdığını açıkladı. Baş, yeni hedefin 120 bin üye olduğunu söyledi

05.07.2026 15:11:00
Haber Merkezi
 
Hüseyin Baş: 'Yeni hedef 120 bin üye'
Hüseyin Baş: 'Yeni hedef 120 bin üye'
Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) bu yıl Afyon'da yapılan ve 3 gün süren geleneksel Yaz Gençlik Kampı Genel Başkan Hüseyin Baş'ın kapanış konuşmasıyla sona erdi. Türkiye'nin dört bir yanından yaklaşık 1.500 teşkilat mensubu ve gencin katıldığı kampta eğitim seminerleri, teşkilat toplantıları, meslek grubu çalışmaları, yarışmalar ve gençlik şöleni gerçekleştirildi.

Kapanış programında önce kamp boyunca yapılan yarışmalarda ve eğitim programlarında dereceye girenlere tek tek ödülleri verildi. BTP İstanbul Gençlik kollarında görev yapan ve geçtiğimiz günlerde Gençler Avrupa Motokros şampiyonu olan Hasan Hüseyin Baş'a özel ödülü BTP lideri Hüseyin Baş verdi. BTP lideri aynı zamanda yeğeni olan şampiyon yarışçıyı öperek kutladı. Daha sonra kampın kapanış konuşmasını yapan Hüseyin Baş gençlik kamplarının 25 yıllık bir BTP geleneği olduğunu ifade ederek, şu ifadeleri kullandı:






"Bizim ortak paydamız; Bağımsız Türkiye idealidir"

Üç gün boyunca aynı sofrayı paylaştık, aynı havayı teneffüs ettik, aynı idealleri konuştuk, aynı heyecanı yaşadık. Burada bir kez daha gördük ki bizi bir araya getiren çok güçlü bir ortak paydamız var. Bizim ortak paydamız; Bağımsız Türkiye idealidir. Bizim ortak paydamız; bu millete hizmet etme aşkıdır. Bizim ortak paydamız; daha güçlü, daha adil, daha müreffeh bir Türkiye hayalidir.

Bizim bir hayalimiz var; hayalimiz Mustafa Kemal'in hayalidir, hayalimiz Prof. Dr. Haydar Baş'ın hayalidir. Bu hayal ekonomiden dış politikaya, spordan eğitime her alanda gerçek anlamda bağımsız bir Türkiye hayalidir.

"Bu kamplar yarının kadrolarının yetiştiği bir mekteptir"

Bu kamplar sıradan organizasyonlar değildir. Burada dostluklar kurulur, kardeşlikler güçlenir, fikirler üretilir, Türkiye'nin meseleleri konuşulur ve gelecek planlanır. Bir gün bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olacak insanların birbirini tanıdığı ve birlikte yol yürümeyi öğrendiği bir mekteptir burası.






"Bir ülkenin gençliği umudunu kaybediyorsa, o ülkenin geleceği tehlikededir"

Bugün Türkiye'nin en büyük meselesi gençlik meselesidir. Çünkü bir ülkenin geleceği gençlerine verdiği değer kadar güçlüdür. Peki bugün Türk gençliği ne hissediyor? Kaygılı, endişeli… Geleceğinden emin değil. Üniversiteyi bitiriyor, iş bulamıyor. Çalışıyor, geçinemiyor. Evlenmek istiyor, yuva kuramıyor. Hayal kurmak istiyor, ekonomik gerçekler buna izin vermiyor.

En acısı da şu: Bu ülkenin gençleri artık "Nasıl daha iyi bir Türkiye kurarız?" sorusunu değil, "Bu ülkeden nasıl giderim?" sorusunu konuşuyor. Bir ülke için bundan daha büyük bir alarm olabilir mi?

Bir ülkenin gençliği umudunu kaybediyorsa, o ülkenin geleceği tehlikededir. İşte bizim bütün mücadelemiz bunun içindir. Gençler bu ülkeyi terk etmesin diye… Hayallerini başka ülkelerde değil, kendi vatanlarında kursunlar diye… Bu topraklara yeniden umut gelsin diye mücadele ediyoruz.

"Böyle bir demokrasi olmaz!"

İnsanlar artık siyaset kurumuna güvenmiyor. Milletvekilleri partiler arasında dolaşıyor. Belediye başkanları seçildikleri partiden baskıyla, tehditle iktidar partisine geçmek zorunda kalıyor. Partiler dışarıdan müdahalelerle bölünüyor, seçilmiş yöneticiler tartışmalı kararlarla yerinden ediliyor, görevi iktidarı iktidarda tutmak olanlar yeniden ve sözde yeni umut olarak koltuk sahibi yapılıyor.

Böyle bir demokrasi olmaz!






"Bizim fikrimiz de, rüyamız da sadece ve sadece bağımsız Türkiye!"

Türkiye'de ne yazık ki iktidar ayrı, muhalefet ayrı görünse de millet artık kimin neyi temsil ettiğini anlayamıyor. Şu açıktır iktidar da muhalefet de aynı yerden kurgulanıyor! Siyaset çözüm üretmeyi bıraktı. Siyaset milletin derdiyle dertlenmeyi bıraktı. Siyaset büyük hedefler ortaya koymayı bıraktı.

İşte bu noktada Bağımsız Türkiye Partisi'nin önemi daha da artıyor. Biz makam için kurulmuş bir hareket değiliz. Biz günü kurtarmak için kurulmuş bir parti değiliz. Biz bir dava hareketiyiz. Biz kuvayi milliye ruhuyla yola çıkmış Türkiye sevdalılarıyız.  Bizim zikrimiz de, fikrimiz de, rüyamız da Türkiye, sadece ve sadece bağımsız Türkiye! Biz bu milletin yeniden ayağa kalkmasının adresiyiz.

"Türkiye planlı bir ekonomik buhranın içine sokulmuştur"

Bu ülke tarihte eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik krizin içinde. Ancak buna bir kriz demek doğru değildir. Türkiye bilerek, isteyerek, planlı, ustaca organize edilmiş bir ekonomik buhranın içine sokulmuştur. Eğer cumhuriyetimizim kazanımı olan fabrikalarımız yok pahasına satılmasaydı, eğer madenlerimiz yabancıya yandaşa peşkeş çekilmeseydi, eğer hazine garantili projelerle kaynaklar belli çevrelere akıtılmasaydı, ülke faiz batağına saplanmasaydı elbette bugün yaşadığımız sıkıntıları yaşamayacaktık. Tüm bunlar bilinçli bir şekilde yapıldı, Avrupa Birliği istedi diye yapıldı, ABD istedi diye yapıldı. Neden ? Çünkü Türk milleti geçim derdiyle esir alınmak istendi ve başardılar.

Çünkü Türk milleti günlük sıkıntılardan başımız kaldırıp etrafına bakamasın 'neler oluyor.2 diye sorgulamaya fırsat bulamasın istendi ve bunu başardılar.






"Türkiye'nin Milli Ekonomi Modeli'ne ihtiyacı vardır"

Gelinen noktada Türkiye'nin köklü bir değişime ihtiyacı vardır. Türkiye'nin Milli Ekonomi Modeli'ne ihtiyacı vardır. Çünkü Milli Ekonomi Modeli yalnızca bir ekonomi tezi değildir. Milli Ekonomi Modeli, insanı merkeze alan bir kalkınma modelidir. Milli Ekonomi Modeli, paylaşımın, üretimin ve sosyal devletin adıdır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın dünyaya kabul ettirdiği Milli Ekonomi Modeli bağımsızlığın adıdır. Haydar Baş " Milli Ekonomi Modeli ve Milli paralarla ticaret" dedi ve dünya değişti.

ABD'nin ikinci dünya savaşından sonra kurduğu dolar imparatorluğu işte bizim modelimizin "Milli paralarla ticaret" formülüyle yerle bir oldu.

"Türkiye kendi senaryosunu yazmak zorundadır"

Dünya yeni bir döneme girmiştir. Yeni bir düzen kurulmaktadır. Ve bu yeni düzende güçlü olmayan ülkelerin yaşama şansı giderek azalmaktadır. Böyle bir dönemde Türkiye'nin başkalarının senaryolarında figüran olma lüksü yoktur. Türkiye kendi senaryosunu yazmak zorundadır.

Kendi ekonomisini kurmak zorundadır. Kendi dış politikasını üretmek zorundadır.

Kendi savunmasını güçlendirmek zorundadır. Kendi kaynaklarına sahip çıkmak zorundadır.






"BTP, üye sayısını en çok artıran parti oldu"

Kapanış konuşmasının sonunda partinin üye çalışmalarına da değinen Hüseyin Baş, Yargıtay verilerine göre BTP'nin son altı ayda üye sayısını en fazla artıran siyasi parti olduğunu açıkladı.

Baş, "Bağımsız Türkiye Partisi üye sayısını yüzde 263,49 artırarak tüm partiler arasında en yüksek oransal büyümeyi gerçekleştirdi. Üye sayımız 14 bin 450'den 52 bin 525'e yükseldi. Tüm teşkilatlarımız büyük bir performans ortaya koydu ancak bu bize yetmez.  Yeni hedefimiz 120 bin üye. Daha çok çalışacağız, daha çok insana ulaşacağız ve Bağımsız Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz" ifadelerini kullandı.

"İstikbal Biziz… Biz Geleceğiz!"

Konuşmasını "İstikbal Biziz… Biz Geleceğiz!" sözleriyle tamamlayan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, kampın hazırlanmasında emeği geçen tüm teşkilat mensuplarına teşekkür etti.

BTP gençliği Afyon Kocatepe’de buluştu


 
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) bu yılki Geleneksel Yaz Gençlik Kampını Afyonkarahisar'da gerçekleştiriyor. Türkiye'nin dört biryanından gelen gençlerin katıldığı kampın ilk gününde anlamlı bir ziyaret gerçekleştirildi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş gençlerle birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün Büyük Taarruzu yönettiği Kocatepe'yi ziyaret etti.

04.07.2026 13:49:00 / Güncelleme: 04.07.2026 13:58:29
HASAN GÜNDOĞDU
 
BTP gençliği Afyon Kocatepe’de buluştu
BTP gençliği Afyon Kocatepe’de buluştu

Kocatepe'de Dağ Başını Duman Almış marşıyla karşılanan BTP lideri büyük taarruza ilişkin BTP Genel Başkan Yardımcısı olan emekli asker Selim Oktay'ın yaptığı bilgilendirmeyi dinledi. Kocatepe'deki tarihi yerleri ziyaret eden BTP lideri yaptığı değerlendirmede ise dikkat çekici ifadeler kullandı.







BTP liderinin açıklamasından satır başları şöyle: "Bugün sözüm ona dünyanın süper gücü olarak nitelendirilen ABD ve Avrupa Birliği gibi devletler arkasında durduğu için küçücük İsrail dünyaya bir tehdit olarak, Ortadoğu'nun en büyük baş belası olarak ortada duruyor. Şimdi bu İsrailliler her dönemde oldu. Bundan 100 yıl öncesinin İsrail'i Yunanistan'dı. O günün şartlarında o günün süper güçlerini arkasına almış, onlardan her türlü mühimmatı, silahı, istihbaratı, insan kaynağını elde etmiş ve bu elde ettikleriyle birlikte Anadolu'nun işgali için o süper güçlerin maşası olmuş bir devlet."







"Buradan 26 Ağustos'ta başlatılan taarruz aslında Yunan'a karşı başlatılan bir taarruz değil bütün emperyalist güçlere karşı bir taarruzdur. Çünkü bütün emperyalist güçler o sembol ülke Yunanistan'ın arkasında. Yunanın şöyle özel bir durumu da var; Yunan bütün Avrupa'nın kültür atası olarak kabul edilir. Dolayısıyla Yunanistan'ın galip gelmesi demek bütün batı ve Hristiyan gibi bir algıya da sebep olduğu için bütün dünya arkasında. Atatürk ve yüce Türk milleti, Türk ordusu sadece o küçük bir Yunan ile mücadele etmedi. Buradan başlayan harekat bütün emperyalizmin bağrına bir hançer saplama operasyonudur ve başarıya ulaşmış bir operasyondur."







"İngiliz istihbaratı faaliyeti yürüten bazı odaklar var. Atatürk zevke ve sefaya düşkün, manevi değerleri olmayan bir insanmış gibi gösterilmek isteniyor. Peki kimdir Atatürk? Mustafa Kemal Atatürk Osmanlı devletinin paşası, son derece inançlı, son derece imanlı bir insan. Zaten o inanç ve iman olmadan bunları gerçekleştirmeniz mümkün değil. Atatürk Kocatepe'ye geldiğinde bir dua ediyor ve bu duadan sonra büyük taarruzu başlatıyor. O dua nasıl büyük bir imanın, nasıl büyük bir teslimiyetin, Müslümanlığın ispatı. Atatürk duasında diyor ki; Ya Rabbi sen Türk ordusunu muzaffer et. Türklüğün ve Müslümanlığın düşman ayakları altında esaret zincirinde kalmasına müsaade etme. Atatürk'ün duası bu. Şimdi bu duayı edip, buradan taarruzu başlatıp, akabinde cumhuriyeti ilan edip, kazandığı her şeyi belki istese bir saltanat, bir krallık kurup kendisine mal edebilecek kişi kazandığı her şeyi milletine armağan ediyor. Kim o mille? O millet de Müslüman. Şimdi haşa Atatürk'ün imanı zafiyeti var, ne için savaşıyor Allah için, kim için Müslüman için. Savaşı kazanıyor kazandığı toprakları Müslüman millete armağan ediyor. Şimdi bu yüce şahsiyet kimisinin gözünde Müslüman olamadı. İşte o göz aslında Türkiye Cumhuriyeti Devletine el uzatan göz, o göz bu milletin birliğine, beraberliğine el uzatan göz. O göz aslında Türk milletiyle, Türk devletiyle, tarihiyle, kültürüyle, medeniyetiyle, haysiyetiyle, şerefiyle derdi olan göz."







"Biz Bağımsız Türkiye Partililer olarak, Bağımsız Türkiye Gençliği olarak Kocatepe'den tekrar Atamıza söz veriyoruz; bu milleti, bu devleti layık olduğu yere taşımak için var gücümüzle çalışacağız. Buradan bu vesileyle bize bu güzel Atatürk'ün hayatını, fikrini anlatan, hiç bilmediğimiz gerçekleriyle Atatürk'ün hayatını kaleme alıp bize aktaran ebedi liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş'ı da tekrar anıyor ve Ona da söz veriyoruz; Bağımsız Türkiye yolculuğunu Allah'ın izniyle ve milletimizin de birliği ile dirliği ile biz başaracağız. Bütün dünyaya da örnek olacağız."

Dünyaya huzur ve refahı getirebilecek tek millet Türk milletidir

"Dünya bir gömlek değişiminde, deri değiminde ve bu değişimin sonucu hiç hayra alamet bir sonuç değil. Baskının, otoritenin, kanın, gözyaşının, savaşın başladığı bir döneme doğru dünya ilerliyor. İran'daki gelişmeleri hepimiz takip ediyoruz, Rusya - Ukrayna savaşını hepimiz takip ediyoruz. Savaş Suriye'de Libya'da, Irak'ta yaşandı, hala Yemen'de yaşanıyor. Savaş bugün dünyanın birçok noktasında yaşanıyor ve bu dünyaya huzur ve refahı getirebilecek millet Türk milletidir ve o milletin içinden çıkan Türk gençliğidir ve Allah'ın izniyle biz de onu başaracağız. Bu milli mücadelede biz hep askeri konuşuruz, Atatürk'ü konuşuruz ama bu milli mücadelenin bir de kadın kahramanları var. İşte o kadın kahramanların yerini alacak yine Türk gençliğinin kadınları da burada."

Kocatepe ziyareti duayla sona erdi

Bağımsız Türkiye Parti lideri Hüseyin Baş'ın Kocatepe ziyareti Atatürk ve milli mücadele kahramanları için yapılan dua ile sona erdi.

'İran halkının acısını paylaşıyoruz'

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ABD/İsrail ikilisinin şehit ettiği İran'ın eski lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılmak üzere gittiği Tahran'da, Türkiye'nin coğrafyanın kadim ülkeleri olduğunu vurgulayarak, İran halkının acısını paylaştığını belirtti
 

03.07.2026 17:10:00
AA
 
'İran halkının acısını paylaşıyoruz'
'İran halkının acısını paylaşıyoruz'
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ABD/İsrail ikilisinin şehit ettiği İran'ın eski lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılmak üzere gittiği Tahran'da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

İran'a son dönemde düzenlenen saldırılarda hayatını kaybedenler için başsağlığı dileyen Yılmaz, savaşın engellenmesi için Türkiye'nin gösterdiği çabaları hatırlattı.

Yılmaz, "İran ve Türkiye bu coğrafyanın kadim ülkeleri, ortak bir medeniyet ve geçmişimiz var. Kardeş ve komşu ülkeleriz. İran halkının acısı bizim acımızdır" ifadelerini kullandı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Yılmaz, İran ve ABD arasında imzalanan mutabakat zaptına işaret ederek, Türkiye'nin mutabakatın kalıcı barışa dönüşmesi için çaba gösterdiğini vurguladı.

Yılmaz, "Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bölgemizde savaş istemiyoruz, istikrar istiyoruz. Bölgedeki tüm toplumların huzur ve istikrar içinde yaşamalarını istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye ve İran arasındaki ticari potansiyele işaret eden Yılmaz, iki ülkenin önemli ticari partner olduğunu belirtti.

Yılmaz, jeopolitik gerilimler ve yaptırımlar gibi nedenlerle iki ülke arasındaki mevcut potansiyelin tam anlamıyla hayata geçirilemediğini belirterek ortamın normalleşmesiyle birlikte Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey çalışmalarının yeniden etkin hale getirileceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, iki ülke arasında ulaştırmadan, sanayiye, ticarete ve sınır kapılarının daha iyi çalıştırılmasına kadar birçok alanda yapılacak önemli işlerin bulunduğunu ifade etti.

Yılmaz, "İran şu anda savaşın yaralarını sarmak durumunda. İran halkının ekonomik refahını artırma gündeminin önümüzdeki dönem daha merkezi bir noktaya geleceğine inanıyorum. Bu çerçevede Türkiye'yle ilişkiler, ekonomik ilişkiler de bugün yaptığımız toplantıda yine gündemimizde olan hususlar arasındaydı" dedi.






Türkiye-İran ekonomik ilişkilerini çok daha hızlı geliştirme imkanı

İki ülke arasındaki ticaret hacmi hedefinin 30 milyar dolar olduğunu hatırlatan Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:

"Şimdi yaptırımların hafifletilmesi, kaldırılması gündemde. Bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu yaptırımlar esas olarak İran halkını cezalandırıyor. İran halkının refahını aşağıya çekiyor ve tüm bölgedeki ekonomik faaliyete zarar veriyor.

Dolayısıyla bu yaptırımların gevşemesi ve sonuçta kalkması hepimizin arzu ettiği bir durum. Böyle bir ortamda da Türkiye ve İran ilişkileri, ekonomik ilişkileri çok daha hızlı bir şekilde gelişme imkanına kavuşmuş olacaktır."

"Enerji işbirliği en önemli başlıklardan biri"

Türkiye ile İran arasındaki enerji işbirliğine ilişkin ise Yılmaz, enerjinin en önemli başlıklardan bir tanesi olduğuna dikkati çekti.

Türkiye'nin İran'dan doğal gaz ithal eden bir ülke olduğu ve iki ülke arasında boru hattı bulunduğunu belirten Yılmaz, "Ayrıca bir dönem Türkmen doğal gazı İran üzerinden Türkiye'ye aktarıldı ama yaptırımlar nedeniyle şu anda askıya alınmış durumda. Gerek doğal gaz gerek diğer başlıklarda enerji işbirliği İran'la aramızda en önemli başlıklardan bir tanesi. Tabii ki İran'la bu konuda da çalışmak isteriz." ifadelerini kullandı.






"İsrail bölgenin istikrarını tehlikeye atıyor"

Yılmaz, gazetecilerin ABD-İsrail-İran Savaşı'nda gelinen son durumla ilgili sorusu üzerine şu an bir mutabakat zaptı olduğunu ve yoğun bir çalışma ortamının olmadığını dile getirdi.

Mutabakatın zaman zaman ihlal edildiğine işaret eden Yılmaz, "Bunu zaman zaman hep birlikte görüyoruz. Karşılıklı bazı hadiseler yaşanıyor. Bunların bir an önce sona ermesi, başta Lübnan olmak üzere bölgedeki çatışmaların son bulması da mutabakatın önemli unsurlarından biri." değerlendirmesinde bulundu.

Bölgede istikrarın sağlanmasının, kalıcı barış açısından çok kıymetli olduğunu vurgulayan Yılmaz şöyle devam etti:

"Şunun altını çiziyoruz, İsrail'in 'güvenliğim için yapıyorum' dediği hadiseler güvenlikle ilgili değil bir yayılmacı politika ve bu bütün bölgenin istikrarını tehlikeye atıyor. Yine bu savaşta şunu gördük, bu savaş sadece insani maliyetler üretmekle kalmadı. Aynı zamanda büyük çevresel ve ekonomik maliyetler üretti, Hürmüz başta olmak üzere."

Yılmaz, "bir an önce savaş öncesi normal şartlara dönülmesinin hem küresel ekonomi açısından hem bölgesel ekonomi açısından hem de ikili ilişkiler bakımından çok önemli" olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye ile İran'ın köklü devlet geleneğine sahip iki kadim ülke olduğunu belirterek, siyasi, kültürel ve ekonomik alanlarda geliştirilecek daha yakın işbirliğinin yalnızca iki ülkeye değil tüm bölgenin refahı ve istikrarına katkı sağlayacağını söyledi.

Yılmaz, açıklamalarına şu şekilde devam etti:

"Şunu da biliyoruz, bu bölge üzerinde oyun oynayan dış güçler, mezhep farklılıkları, etnik farklılıklar üzerinden çatışmalar oluşturup bu bölgenin kaynaklarını sömürme faaliyeti içindeler.

Buna karşı bizim yapmamız gereken bu farklılıklara saygı duyarak ortak noktalarımızı ön plana çıkarmak, ilişkilerimizi geliştirmek, güçlendirmek ve bu tuzaklara çatışmalara düşmeden bölge halklarının, milletlerinin, devletlerinin refahını yükseltmek. Bunun da en önemli şartlarından biri huzur ve güven ortamı. Güvenliğin olmadığı yerde kalkınma olmuyor. Ekonomik kalkınma güvenli ortamda gerçekleşiyor."

Şu anda bölgenin kırılgan bir dönemde olduğunu kaydeden Yılmaz, "Provokasyonlara açık bir dönemde olduğumuzu, sabotajlara açık bir dönemde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bunlara karşı da hepimizin çok uyanık olması gerekiyor" dedi.

Alanya'da otelin çatı katında yangın: Konaklayan misafirler tedbir amaçlı tahliye edildi

Antalya'nın Alanya ilçesinde 3 yıldızlı bir otelin çatı katında gece saatlerinde çıkan yangın korkuttu. Olayda yaralanan ya da dumandan etkilenen olmazken, otelde konaklayan misafirler tedbir amacıyla tahliye edildi

02.07.2026 02:30:00
İHA
 
Alanya'da otelin çatı katında yangın: Konaklayan misafirler tedbir amaçlı tahliye edildi
Alanya'da otelin çatı katında yangın: Konaklayan misafirler tedbir amaçlı tahliye edildi
Yangın, saat 00.30 sıralarında Cumhuriyet Mahallesi Ahmet Tokuş Caddesi üzerinde bulunan 3 yıldızlı bir otelin çatı katında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, otelin çatı bölümünden yükselen dumanları ve alevleri fark eden otel görevlileri durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi.








İhbar üzerine bölgeye çok sayıda Alanya Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekibi, polis, sağlık ekipleri ve AFAD personeli sevk edildi. Otelde bulunan yerli ve yabancı turistler ile personel, ekiplerin yönlendirmesi doğrultusunda kısa sürede güvenli şekilde tahliye edildi. Tahliye sırasında herhangi bir panik yaşanmaması için polis ekipleri çevrede geniş güvenlik önlemi alırken, sağlık ekipleri de olması muhtemel bir olumsuzluğa karşı hazır bekletildi.








Kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, çatı katını saran alevlere müdahale etti. Yaklaşık 1 saat devam eden çalışmaların ardından yangın kontrol altına alınarak tamamen söndürüldü. Ekipler, yangının yeniden başlamaması için çatı bölümünde uzun süre soğutma çalışması gerçekleştirdi. Yangında dumandan etkilenen ya da yaralanan kimsenin bulunmadığı öğrenilirken, otelin çatı katında ciddi ölçüde maddi hasar meydana geldi. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için itfaiye ve polis ekipleri tarafından inceleme başlatıldı.




















Hukuk sustuğunda sokak konuşur

Bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimento, şüphesiz ki hukuk sistemine duyulan güvendir

28.06.2026 10:29:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Hukuk sustuğunda sokak konuşur
Hukuk sustuğunda sokak konuşur
Bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimento, şüphesiz ki hukuk sistemine duyulan güvendir.

Ancak son dönemde kamuoyunun adalet sistemine olan inancında ciddi bir kırılma yaşandığını görüyoruz. Bireylerin hukukun kendilerini koruduğuna, suçluyu cezalandırdığına ve mağdurun hakkını teslim ettiğine dair inancı zayıfladığında, toplumlar çok tehlikeli bir eşiğe sürükleniyor: Kendi adaletini arama ve ihkak-ı hak eğilimi.

Peki, bir toplum nasıl olur da kurumsal adaletten umudunu kesip kendi adaletini uygulama noktasına gelir? Gelin, bu tehlikeli dönüşümün anatomisine birlikte bakalım.







Adım Adım Güven Kaybı: Kurumsal Çöküşten Sosyal Kaosa

Adalet sistemine güvenin kaybolması bir gecede gerçekleşmez. Bu, bir dizi sistemik tıkanıklığın ve çaresizlik hissinin üst üste binmesiyle oluşan kronik bir süreçtir:

1. Cezasızlık Algısı ve Geciken Kararlar: "Geç gelen adalet, adalet değildir" sözünün somutlaştığı aşamadır bu. Yıllar süren davalar, infaz yasalarındaki boşluklar veya denetimli serbestlik sınırlarının esnekliği nedeniyle suçluların sokakta rahatça gezmesi, kamuoyunda "Suç işleyen cezasız kalıyor" algısını kökleştirir.

2. Hukuki Yalnızlık ve Çaresizlik Hissi: Mağdurun, devletin koruyucu zırhından mahrum kaldığını hissettiği andır. Birey, maruz kaldığı haksızlık veya şiddet karşısında yasal mekanizmaların işlevsiz kaldığını gördüğünde, kurumsal yapılardan psikolojik olarak kopar ve derin bir çaresizlik hissine kapılır.







3. Sosyal Medya Adaleti ve Dijital Mahkemeler: Geleneksel mahkemelerden umudunu kesen kitleler, davaları sosyal medya platformlarına taşır. Hashtag'ler vasıtasıyla "dijital mahkemeler" kurulur, sanıklar daha hakim karşısına çıkmadan toplum vicdanında mahkum edilir. Sosyal medyanın baskısıyla açılan soruşturmalar veya değişen kararlar, adalet sisteminin bağımsızlığına indirilen en büyük darbelerden biri olur.

4. Bireysel Adalet ve İhkak-ı Hak: Sürecin en karanlık noktasıdır. Devletin şiddet kullanma tekelini ve yargı yetkisini kaybettiği algısı yerleştiğinde, bireyler veya gruplar kendi adaletlerini kendileri sağlamaya kalkışır. Sokak kavgalarının infaza dönüşmesi, linç girişimleri, mafyatik yapılardan medet umma ve bireysel silahlanma bu aşamada tırmanışa geçer.







Orman Kanununa Dönüş Riski

Sosyologlar ve hukukçular, adalete inancın kaybolduğu bir toplumun "hukuk devleti" vasfını yitirerek hızlıca bir "orman kanunu" ortamına gerileyeceği konusunda hemfikir. Hukuk sisteminin işlevini yitirmesi, suç oranlarını artırmakla kalmaz; aynı zamanda ticari hayatı, yatırımları ve en önemlisi toplumsal barışı da felç eder. Kimsenin yarınından emin olmadığı bir iklimde, en temel insani güven duygusu yok olur.







Meselenin Özü: Adalet, yalnızca suçlunun cezalandırılması değil, toplumun vicdanen tatmin edilmesidir. Vicdanların kurumsal yollarla teskin edilmediği her boşluk, bireysel öfke, intikam duygusu ve kontrolsüz şiddet tarafından doldurulmaya mahkumdur.






Bu tehlikeli gidişatın durdurulmasının tek yolu; yargı bağımsızlığının koşulsuz şartsız güvence altına alınması, infaz sisteminin caydırıcı hale getirilmesi ve hukukun "güçlünün kalkanı" değil, "haklının kılıcı" olduğunun topluma yeniden uygulamalarla kanıtlanmasıdır.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.