HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 21 HAZİRAN 2021, PAZARTESİ

İç politikanın coğrafyası

01.06.2001 00:00:00
Türkiye'de ikinci doğum yılını büyük bir pişkinlikle kutlayan 57'inci hükümetin sergilediği "anayasa dışı tavır" ve koalisyonu teşkil eden partilerin yine şaşırtan bir süratle halktan kopuk uygulamalar sergileyip politikalar üretmeleri, iç politikada kamuoyunu kaçınılmaz olarak yeni arayışlar içerine sokmuştur.

İşin ilginç yanı, adı geçen partilerin sadece yöneticilerinin durumdan memnun olmalarıdır. Halk ve her üç partinin tabanı ise son derece rahatsızdır.

"Anayasa dışı tavır" kavramını açmamız gerekecek. Adına "Liderler Zirvesi" denilen "zorla kurumsallaştırılmış kurum" yargının tecellisine engel olmakta, yasamanın önüne geçmekte ve hâttâ yürütmenin bile yerini almaktadır.

Bu tavır anayasanın fiilen askıya alınması, değiştirilmesi demektir de neden kimsenin ses çıkarmadığını halâ anlayabilmiş değilim..

Eskiden buna yanılmıyorsam "anayasayı tağyir, tebdil ve ilga" derlerdi. Politik coğrafyada fay hatlarının her gün hareket halinde olması yeni partileri gündeme getirmektedir. Ve kim ne derse desin fay hatları "Derviş merkezli" bir hareket halinde. Bütün plânlar, bütün ayak oyunları hep Derviş'e göre yapılıyor. Derviş baz alınıyor, tutum ve davranışlar Derviş'e endeksleniyor.

Yeni parti hazırlığı içinde olanlardan Mümtaz Soysal hem doğru bir tesbitle "Türkiye'ye dönük bir çullanış, bir kuşatma var. Biraz mütareke dönemini andırır bir durum var. Buna karşı ulusal cephe gerekiyor" diyor ama hemen arkadan da yanlış reçete sunarak bakın ne söylüyor; "Derviş'i solda görmüyorum, başkaları görüyorsa yanlış yapar; sola gireceğim diye sağa girerler. Derviş'in solda şansı yok ama ülkede olabilir."

Ulusal cephe çağrısı yapan Mümtaz Soysal sağı bir kalemde dışlıyor. Ülkeyi sadece solun kurtarabileceğini varsayıyor. Peki Kurtuluş Savaşı'nda "solsağ" ayırımı var mıydı? Mütareke dönemi ise, tam bağımsızlık isteyen bütün güçlerin her türlü komplekslerini bir kenara bırakarak işgüç birliği etmeleri, aynı mevzide, aynı taarruz çıkış hattında buluşmaları gerekmez mi?

"Derviş'e göre" politika üretenlerden birisi de son günlerde koalisyonun ilk zamanlarındaki ürkek stajyer tavırlarını bir kenara koyarak yavaş yavaş sesini yükseltmeye başlayan Devlet Bahçeli... Bahçeli buğday fiyatı krizinde kendisiyle görüşmek isteyen Derviş'i muhatap kabul etmeyerek randevu vermemiş. Gerekçesi de "Derviş de 37 bakandan biri. Muhatabı Tarım Bakanıdır, onunla görüşsün." Bahçeli bunun yanında artık Derviş'in koalisyonun dördüncü ortağı gibi "Liderler Zirvesi"ne katılmasını istemediğini de Ecevit'e iletmiş.Hüsamettin Özkan'a neden itiraz etmiyor peki Bahçeli?

Peki Derviş'in atanma sürecindeki o kriz günlerinde, Amerika'nın Ankara Büyükelçisi'nin son derece yüksek profil göstererek başbakanın yanısıra kendisiyle de ayaküstü onbeş dakikalık görüşme talebine "Muhatabınız Dışişleri Bakanıdır" diyerek itiraz etmemişti Bahçeli?

O görüşmede Amerikan Büyükelçisi Derviş'e siyasi destek istememiş miydi?

Hem atanması sürecinde yabancı bir Büyükelçiye teminat verip hem de Derviş'i muhatap kabul etmiyor görünmenin hiç inandırıcılığı olabilir mi? Kimi kandırıyorsunuz?

Anlaşılan Bahçeli Amerika ve batılıların görüşlerine fazla kıymet veriyor.

Murat Yetkin batılıların şu şekilde yansıyan ilgisini aktarıyor Bahçeli'ye ve fikrini soruyor: "MHP'nin ne yapacağını merak ediyoruz. Türkiye'de işlerin daha iyi yürümesi için iktidarda kalmaları muhalefette olmalarından daha iyi gibi geliyor bize."

Batılı bir diplomatın bu sözlerini Bahçeli şöyle değerlendiriyor:

"Sonunda fark edilmesi gerekeni fark ettiler. MHP yeni bir oluşum değil. 30 yıldır Türk siyasi hayatında. İki yıldır da hükümetin içinde. Ama buna rağmen demek ki ABD'nin ya da Avrupa'nın bunu anlaması için bu kadar zamanın geçmesi gerekmiş."

Hafızası Bahçeli'yi yanıltıyor. MHP sadece bu son iki yıldır hükümetin içinde değildi. 70'li yıllarda sadece üç milletvekili ile hem iktidar, hem muktedir değil miydi MHP?

Banim artık canım sıkılıyor... Bir senedir yazıyoruz. 130 değil, 50 milletvekili ile muhalefette olacak bir MHP'nin bulunduğu Meclis kompozisyonunda Türkiye'ye batılılar bu zilleti mümkün değil yaşatamazlar, MHP'nin gölgesinden korkarlardı. MHP'nin muhalefette bulunduğu bir Meclis'ten ne Tahkim yasası, ne Şeker, ne Telekom, ne Tarım Tâvizleri, ne Endüstri Bölgeleri yasası çıkardı. Ne de Kopenhag ve Helsinki Teslim Belgeleri, Nice Buluşması onaylanır; AB'ye KOB, UP senetleri verilirdi.

R.Kâzım Yücelen, TÜSİAD ve Volkan Vural böyle il il dolaşıp egemenliğin devrinin ne iyi bir şey olduğunu hiç anlatabilirler miydi?

Öcalan İmralı'da oturuyor olabilir miydi MHP'nin muhalefette bulunduğu bir Mecliste?

ABD ve batı Devlet Bahçeli ve MHP'yi iyi etüt ettiği, problemi doğru çözdüğü için MHP'nin hükümette bulunmasından, hükümet ediyor görünmesinden memnundurlar.

Malzemeyi MHP'ye aldırıyor, yemeği MHP'ye pişirttiriyorlar. O pişirirken de keyifle ellerini ovuşturuyorlar, şömine karşısında maşayla karıştırdıkları ateşin karşısında zevkle olanları seyrediyorlar. Ateşe ellerini sokmuyorlar.

Ahçının kendi pişirdiği yemeği yememesi olur mu?

Sonra da Bahçeli diyor ki, "Batı bizi yeni anladı"..

İşin kötüsü Sayın Bahçeli millet de sizi "yeniden" anladı, hem iyi anladı.
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.