Elimde olsa, "IMF programından başka alternatifimiz" yok diyen ekonomistlerin, diplomalarını iptal ederdim. Neden mi? Söyleyeyim, hiçbir ekonomik karar, alternatifsiz olamaz. Bu sebebten bazıları, ekonomiyi "tercih bilimi" olarak tarif etmişlerdir. Alternatifler arasından en iyisini tercih etmek, ekonomik mantığın gereğidir. Hal böyle iken, anlı şanlı ekonomistler kalkıyor, "tek yol IMF programı" diyebiliyorlar. Siyasi partiler de aynı. BTP hariç, hepsinin dediği şu: "IMF ile pazarlığa oturacağız, programda revizyon yapacağız". Bunun anlamı, IMF'den şefkat ve merhamet dilenmektir. Halbuki IMF'nin kitabında bu kelimeler yer almaz. Bunu yalnız biz değil, Paul Krugman da söylüyor. İşte sözleri: "Hiç kimse IMF'yi sevmez, zaten birileri sevseydi, bu kötüye alemet olurdu. IMF son başvurulacak kredi mercii olduğu için, hükümetler bu kuruma başları belada olduğu zaman giderler ve son kredi merciinden son beklenen şey şefkattir". (Bunalım Ekonomisinin Geri Dönüşü, S.122).
Böylesine bir zilleti kabul eden IMF'ci partiler, Anadolu'da BTP'nin adını vermeden şöyle diyorlar: "Evet, IMF bizi eziyor, sömürüyor ama, sakın IMF'siz program teklif edenlere inanmayın, daha beter durumlara düşeriz". Bunu söyleyenlere şunu sormak gerekir: "IMF ile olup da ekonomisini istikrara kavuşturan, dahası borcunu ödeyerek kurtulan ülke var mı?". Son yıllarda dünya gündemindeki konuların başında IMF borçları geliyor. "Bu borçlar nasıl ödenecek, bunları ödemek mümkün mü?". Bazılarına göre IMF borçları ödenmez, ancak katlanma katlanır. "Borçlunun en büyük duacısı alacaklısıdır" derler. Fakat IMF de durum öyle değil. Çünkü IMF yapısal reformlarla, borçlu ülkelerin borç ödeme imkanını tamamen ellerinden alıyor.
IMF, borç vermenin kuralını bile değiştirmiştir. Esasen borç veren riske, borç alan sorumluluk altına girmesi gerekirken, IMF bunun tam tersini işletiyor. Şöyle ki, borç verenleri risk altına sokmuyor. Borç alanları da sorumlu tutmuyor. Bu mekanizma şu şekilde çalışıyor: Borcu uluslar arası bankalar veriyor, yerli bankalar alıyor. Yerli banklar aldığı paraları batırıyor, yaygın deyişle hortumluyor. Bu olayda halkın hiçbir vebali olmamasına rağmen borç, IMF aracılığı ile halkın sırtına yıkılıyor. Böylece borç verenler riskten, borç alanlar da sorumluluktan kurtuluyor. Endonezya'da, Arjantin'de, Meksika'da, Brezilya'da ve Türkiye'de hep böyle oldu. Zaten IMF'nin temel işlevi de budur.
IMF'nin bu tuzağını gören Üçüncü Dünya Ülkeleri, "borçları ödeyemeyiz" diyerek seslerini yükseltmeye başlayınca, sistemin çökeceğinden korkan IMF yetkilileri, bu ülkelerin bir kısım borçlarını sildiler. Peki, bu ülkeler borçlarını hiç ödemeseler, uluslar arası hukuka göre ne olur? Hiçbir şey olmaz. Çünkü uluslar arası hukukta "kötü borç" veya "kabul edilemez borç" diye bir kavram vardır. Bu, ABD'nin girişimiyle kabul edilmiş bir kavramdır. 1898'de ABD Küba'yı kontrol altına aldı. O dönemde Küba'nın İspanya'ya büyük miktarda borcu vardı. ABD, bu borçları "kötü borç", "kabul edilemez borç" ilan etti ve ödemedi. Daha sonra bu yaptığını uluslararası hukuk ilkesi haline getirdi.
Uluslararası bir ekonomist olan ABD'nin IMF temsilcisi Karen Lissaker, "Üçüncü Dünya Ülkelerinin borçlarının kötü borçlar kategorisinde olduğunu ve uluslararası hukukun bu ilkesine göre bu borçların büyük kısmının silinmesi gerektiğini" söylüyor. IMF'yi yetkilileri bunları söylerken Türkiye'de yönetime tahip olan siyasi partilerin IMF'yi alternatifsiz göstermeleri tuhaf değil mi? IMF yetkililerinden daha çok IMF'ci olmak, herhalde buna derler.
Böylesine bir zilleti kabul eden IMF'ci partiler, Anadolu'da BTP'nin adını vermeden şöyle diyorlar: "Evet, IMF bizi eziyor, sömürüyor ama, sakın IMF'siz program teklif edenlere inanmayın, daha beter durumlara düşeriz". Bunu söyleyenlere şunu sormak gerekir: "IMF ile olup da ekonomisini istikrara kavuşturan, dahası borcunu ödeyerek kurtulan ülke var mı?". Son yıllarda dünya gündemindeki konuların başında IMF borçları geliyor. "Bu borçlar nasıl ödenecek, bunları ödemek mümkün mü?". Bazılarına göre IMF borçları ödenmez, ancak katlanma katlanır. "Borçlunun en büyük duacısı alacaklısıdır" derler. Fakat IMF de durum öyle değil. Çünkü IMF yapısal reformlarla, borçlu ülkelerin borç ödeme imkanını tamamen ellerinden alıyor.
IMF, borç vermenin kuralını bile değiştirmiştir. Esasen borç veren riske, borç alan sorumluluk altına girmesi gerekirken, IMF bunun tam tersini işletiyor. Şöyle ki, borç verenleri risk altına sokmuyor. Borç alanları da sorumlu tutmuyor. Bu mekanizma şu şekilde çalışıyor: Borcu uluslar arası bankalar veriyor, yerli bankalar alıyor. Yerli banklar aldığı paraları batırıyor, yaygın deyişle hortumluyor. Bu olayda halkın hiçbir vebali olmamasına rağmen borç, IMF aracılığı ile halkın sırtına yıkılıyor. Böylece borç verenler riskten, borç alanlar da sorumluluktan kurtuluyor. Endonezya'da, Arjantin'de, Meksika'da, Brezilya'da ve Türkiye'de hep böyle oldu. Zaten IMF'nin temel işlevi de budur.
IMF'nin bu tuzağını gören Üçüncü Dünya Ülkeleri, "borçları ödeyemeyiz" diyerek seslerini yükseltmeye başlayınca, sistemin çökeceğinden korkan IMF yetkilileri, bu ülkelerin bir kısım borçlarını sildiler. Peki, bu ülkeler borçlarını hiç ödemeseler, uluslar arası hukuka göre ne olur? Hiçbir şey olmaz. Çünkü uluslar arası hukukta "kötü borç" veya "kabul edilemez borç" diye bir kavram vardır. Bu, ABD'nin girişimiyle kabul edilmiş bir kavramdır. 1898'de ABD Küba'yı kontrol altına aldı. O dönemde Küba'nın İspanya'ya büyük miktarda borcu vardı. ABD, bu borçları "kötü borç", "kabul edilemez borç" ilan etti ve ödemedi. Daha sonra bu yaptığını uluslararası hukuk ilkesi haline getirdi.
Uluslararası bir ekonomist olan ABD'nin IMF temsilcisi Karen Lissaker, "Üçüncü Dünya Ülkelerinin borçlarının kötü borçlar kategorisinde olduğunu ve uluslararası hukukun bu ilkesine göre bu borçların büyük kısmının silinmesi gerektiğini" söylüyor. IMF'yi yetkilileri bunları söylerken Türkiye'de yönetime tahip olan siyasi partilerin IMF'yi alternatifsiz göstermeleri tuhaf değil mi? IMF yetkililerinden daha çok IMF'ci olmak, herhalde buna derler.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018

























































































