logo
26 NİSAN 2026

İşte devlet adamı

04.03.2004 00:00:00
Devlet adamının en büyük özelliği ileri görüşlülüğüdür. BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş tam 14 yıl önce Öğüt dergisine verdiği röportajda Türkiye'nin ve dünyanın bugünkü fotoğrafını eksiksiz göstermiştiBundan tam 14 yıl önce Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yapılan ve başta Türkiye'nin ve dünyanın bu gün geldiği noktayı eksiksiz gösteren tespitlerle dolu röportajını aynen yayınlıyoruz.

Ögüt- Efendim, körfez krizi şu anda bütün dünyada gündemi teşkil ediyor. Türkiye de bu noktada çok önemli bir riskle karşı karşıya bulunuyor. Siz olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baş - Olaya geniş bakmak lazım. Şu anda körfezde açık olarak bir senaryo oynanıyor. Mesele sadece körfezde düğümlenen olay değil, onunla beraber gizlice yapılmak istenenlerdir. O da şu; Yahudilerin, "Arz-ı Mev'ud" diye, kendilerine Yahova tarafından vaad edilmiş bir vatan sathı idealleri vardır. Bu vatan, Anadolu'yu da kısmen içerisine alan geniş bir sahaya yayılmış topraklardır. Onun için İsrail'in evvelden beri, daha doğrusu beynelminel Yahudinin eskiden beri inancı bu olduğu için, gayesi bu topraklar üzerine yerleşmektir. Yahudi bunu, bir emir gereği, bir inanç gereği olarak istemektedir. O bakımdan İsrail'in, Ortadoğu'da söz sahibi olması lazım. İşte gizli olarak yapılmak istenen bu.

Ögüt- Şu anda zaten söz sahibi değil mi?

Baş- Şu anda söz sahibi ama bir de tamamen ve fiilen nüfuzu altına alması gerekiyor. Onun için de bu, kademe kademe bu noktaya geldi. Osmanlı döneminde o bölge, devletin tasarrufundaydı. Topyekün İslam âleminin gövdesi halindeydi. Dolayısıyle bu bütünlük, Yahudilerin "Arz-ı Mev'ud" idealleri için çok ciddi bir engel durumundaydı. O bakımdan bütünlügün bozulması gerekirdi. Malumunuz; bozuldu ve devlet bir tarafa, gövde de bir tarafa ayrıldı. O gövde, yani Ortadoğu, hâlâ başsız olma halini, manzarasını devam ettiriyor. Şu anda Mısır Dışişleri Bakanı'nın bir itirafı var, diyor ki: "Osmanlılar zamanında Arap dünyası en güzel devrini yaşadı. Osmanlılar gittikten sonra hepimiz birer tesbih tanesi gibi sağa sola dağıldık ve Arapların hiçbir gücü ve tesiri kalmadı". Şöyle dönüp Ortadoğu'nun geçmişine bir bakın. Osmanlı devletinin yıkılışından bu yana geçen 70 yıllık süre zarfında, Ortadoğu'da savaş sona ermemiştir.

Öğüt - Efendim, Ortadoğu'nun başsız olma halinin devam ettiğini söylediniz. Bugün bazı devletler baş olma iddiasındalar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Baş- Osmanlı'nın inkırazından sonra İslâm âleminde ve Ortadoğu'da bazı devletler, söz sahibi ve baş olma iddiasıyla ortaya çıktılar. Bunun içerisinde nüfusu üç-dört milyon olan Libya'nın dahi baş olma iddiasını görüyoruz. Bir İran'ın, bir Suud'un, bir Irak'ın, bir Mısır'ın baş olma iddiasını da görüyoruz. İslâm âleminde hepsi aynı iddiayla ortaya çıkmışlar. Tabii baş olmak için bu evsafı taşımak gerekiyor. Bu vasıfları hiç bir ülke taşıyamadığı için de başsızlık devam ediyor. Zaten geçmişte hiç bir tecrübeleri yok. Bu nokta, bir birikim, bir tecrübe ister. Bütün bu vasıfları, bin yıllık mazisiyle bu millette görüyoruz. Hatta İngiliz casusu Lavrance'in raporunda aynen şunlar yazılıdır: "Araplar için en mükemmel idare, Türklerin himayesinde içişlerinde tamamen bağımsız ve kavm-i necip olarak itibar gördükleri Osmanlı idaresidir. Biz, İngiliz'in menfaatı icabı olarak, ihtiyarlamış ve değişen dünya şartlarına göre yaşama gücünü yitirmiş Osmanlı idaresini yıkacağız... Ve Türklerin yeniden Ortadoğu'da güçlenip, bu boşluğu doldurmasına asla imkan vermeyeceğiz!..." Bugün ABD, bu fikirler istikametinde, Türkiye'nin güçlenmesini ve Ortadoğu'daki dengeleri lehine çevirmesini engellemenin peşindedir. Türkiye'yi, körfezdeki ateşin içine itmenin hesabını yapmaktadır.

Öğüt- Türkiye'nin maziden gelen bir tecrübesi var. Bu tecrübe, gelecekte Türkiye'ye nasıl bir misyon yükler?

Baş- Şimdi, Batı'nın İslâm âlemine bakışı şöyle: "Türkiye, İslâm âleminin başında olmadıktan sonra, biz Ortadoğu'da istediğimiz şekilde tasarrufumuzu devam ettirebiliriz. Böylece beynelmilel Yahudilik de istenilen noktaya gelebilir.

Önünde hiçbir engel olmaz". Uzun zamandan beri, kabul etmemiz gereken bir husus var. Türkiye gerek iktisadi bakımdan, gerekse hukuki bakımdan, sosyal münasebetler bakımından, demokratik gelişmeler bakımından, nüfus yapısı itibariyle Batı'nın dikkatini çekebilecek bir seviyeye geldi. Geçmişte Müslümanlar, iğneyle kuyu kazarcasına hizmet imkanı bulurken, bugün hukukun teminatı altına girme noktasına geldiler. Dolayısıyla, demokratik bir imkanla beraber inananlar, inancını hizmet sahasına koyabiliyorlar. Tabii bu milli birlik ve bütünleşme devlete fevkalade bir güç veriyor. Milletlerarası Münasebetler Enstitüsü'nün 1987-1988 Dünya Ekonomik ve Stratejik Sistemi isimli raporunda: "Türkiye, bir savaş ya da iç savaşa sürüklenmez ve siyasi, ekonomik istikrarı devam ederse 15-25 yıl sonra Batı Almanya ekonomisini hacim olarak geçecektir" denilmektedir. Bu fevkalade mühim bir gelişmedir. Ve şu son GAP olayı. Biliyorsunuz, bugün hayati ehemmiyeti haiz iki türlü enerji va: Birisi suya dayalı enerji, diğeri petrole dayalı enerji. Birinin kaynağı Ortadoğu, diğerinin kaynağı da GAP bölgesi. Ayrıca GAP'ta, Ortadoğu'da olmayan suya dayalı enerjinin yanında, petrole dayalı enerji de fevkalade mevcut. Hatta bu bölgenin petrol denizinde yüzdüğü ifade edilmektedir. Ama ne yazık ki, bu denize ulaşma başarısı henüz gösterilemedi. İnşaallah, ilerde bu da elde edilecek.

Öğüt-GAP'la beraber bir hareketliliğe, bir canlılığa kavuşan bu bölge, devamlı gündemde kalırken, öte yandan terör havasıyla huzursuz bir ortama çekilmek isteniyor. Bunun GAP'la bir ilişkisi var mı?

Baş- Elbette. GAP bölgesi Cumhuriyet tarihinde, ihmal edilmiş bir bölgedir. Ne ziraatçılık bakımından, ne hayvancılık, ne de teknoloji bakımından girilmemiş bakir bir bölgedir. 1980'den sonra hükümetlerin yapısı, tamamen farklı bir mantıkla o bölgeye dönmüştür. O bölgeyi kalkındırma eğilimine geçmiştir. Dikkat ederseniz, bugüne kadar o bölgede anarşi ve huzursuzluk olmamıştır. Ne zaman ki, o bölgenin kalkınmasına başlandı; tam bu noktada bölge insanının, devlet ve iktidarlara karşı kışkırtıldığını görürsünüz. Demek ki bölgenin insanı, bu işi bilerek yapmıyor, yahut da bu eylemin içine girmiyor. Suni bir ayaklandırma sözkonusu. Kanaat-ı şahsiyem odur ki: Bu olaylar dış kaynaklı ve dıştan idare ediliyor. Tabii ki bunların içinde, Türkiye'de olan satılmışlar da var, avukatları, sözcüleri de var. Şimdi neticede şu olacak; GAP birkaç sene sonra tam olarak gündeme geldiği zaman o bölge, tarım, hayvancılık ve sanayi sahası olarak mükemmel bir görünüm kazancak zaten. Bölge, bu sahaların tam tekamül edebileceği bir hale sahip.

Ögüt- Hatta, Doğu'nun ikliminin değişeceğinden söz ediliyor.

Baş- Yepyeni bir Doğu. Bölge ve onun şahsında dışa açılabilecek, dış ülkelere enerji verebilecek bir ortam da böylece meydana gelebilecek. Sadece o bölgenin değil, bir kaç Türkiye nüfusunu besleyebilecek bir potansiyele kavuşmuş olacak. Haliyle, o bölgede elde edilecek böyle bir netice, Türikye üzerinde hesabı olanları rahatsız ediyor. Onlar da bunu durdurmak istiyorlar.

Peki bunu nasıl yapacaklar? Herhalde direkt olarak kalkıp da Türkiye'yle harp etmeleri, yahut da durup dururken Türkiye'yi bir harbe sokmaları da mümkün değil.

Churchill verdiği bir beyanatında şöyle diyor: "Türkiye'ye 250 kiloluk bir ağırlık tayin etmişsek, 200 kiloya düştüğünde yardım etmeli. Fakat tayin edilen kiloyu aşmasına asla müsaade edilmemeli ve mümkünse savaşa itilmelidir..." Bu sözler, meseleyi çok açık bir şekilde hülasa etmektedir. Dolayısıyla kanaatim o ki: Körfez krizi, sadece Türkiye'yi harbe sokmak için organize edilmiş bir olaydan başka bir şey değildir.

Ögüt- Yani körfezde hedef, Irak değil de Türkiye mi?

Baş- Evet. Kesinlikle Irak değil. Dün Irak'ı, İran'a karşı destekleyenler bunlar değil miydi? Şimdi ne diye Irak'ı karşılarına alsınlar ki, sebep ne? Ayrıca Kuveyt, o kadar da hatırı sayılan bir ülke değil. Binaenaleyh, burada asıl maksat, Türkiye'nin bir harbin içerisine sokulmasıdır. Türkiye harbe girdiğinde, belki birtakım istifadeleri olabilir. Fakat şu ana kadar zor bela elde ettiğimiz Ortadoğu'nun yakınlığını ve muhabbetini tamamen kaybedeceğiz. Yakınlık, husumete dönüşecek, senelerce bu husumeti yıkmak için yaptığımız mücadele de bir anda hak ile yeksan olacak. Batı politikacılarının, "Türkiye'nin körfez krizinde gösterdiği kararlılık ve tutarlı politika, her türklü takdirin üstündedir. Tabii ki karşılıksız kalmayacaktır" ve ABD Başkanı Bush'un "Türkiye prestijini düzelti" kabilinden sarfettikleri sözler, teklifler bir noktada, balığın yakalanması iç in olta mesabesindedir. Bunlarla bizi bir harbin içine çekmenin, orada gücümüzü yitirmenin peşindedirler.

Öğüt- Bölüşüme sıra gelindiğinde, Musul ve Kerkük, Türkiye'ye verilmiş olsa bile, ortada Türkiye olmayacağına göre, herhalde hiçbir şey farketmez, değil mi?

Baş- Şu anda, Irak'ın elinde 1800 civarında atom başlıklı füze var. Bunların 200 tanesiyle İran'ı durdurdu. Allah korusun, bu 1800 füze, cehenneme çevirir dünyayı.

Böyle bir harbin neticesinde Ortadoğu ülkelerinin tamamı zarar görür. Kaldı ki, krizden şu merhalede bile en fazla etkilenen ülke Türkiye'dir. Dünya Bankası'nın tahlillerine göre, en fazla zarar gören ülkelerden olan Mısır, Ürdün, Hindistan ve Güney Kore'nin toplam zararının en az iki misli zarar etmiştir Türkiye. Peki, kim kâr eder? Harbe girmeyen ülke, yani İsrail. Böylece perişan olmuş bir Ortadoğu'dan hükümran olmuş bir İsrail çıkar. Kanaatim budur. Ayrıca bu çok önceleri planlanmış bir olaydır. 1973 yılında 9.000 Amerikan askeri Kaliforniya'nın Nojeve çölünde Basra Körfezine müdahale için eğitilmiş. CIA eski başkanı Miles Copeland'ın el-Mecelle dergisine yaptığı açıklamaya göre, Temmuz 1990 başında, CIA başkanı, Irak'ın Kuveyt'i işgal edeceğini şahsen ve rapor olarak Bush'a bildirmiştir. Bush ise, "Bu işgali önlersek körfeze yığınak yapamayız. Irak'ın Kuveyt'i işgali teşvik edilsin, böylece 400 bin ABD askeri İsrail'e 30 dakikalık mesafeye gelmiş olur. Halbuki Kuveyt işgal edilmezse, ABD askeri İsrail'e onikibin mil uzakta olur" demiştir. Başka söze hacet yok.

Öğüt- Hep Türkiye'den ve Ortadoğu'dan bahsediyoruz. Amerika, körfeze, Irak'la savaşmak için geldiğini söylüyor. Amerika savaşa girmese bile hiç mi zararı olmaz?

Baş- Amerika'nın göreceği silah zararıdır. Ekonomik zarardır. Doğrudan doğruya kendisine savaş sınırı olmadığı için, onu pek etkilemez. Sadece bütçesini biraz etkiler. Amerika, sadece Suud'dan senede milyarlarca dolar geliri olan bir ülke. 20 milyar dolara yakın geliri var petrolden. Bir-iki senesini almamış gibi olur. Bizim ise zararımız çok daha büyük olur. Mesela: Musul ve Kerkük'e girdik. O bölgede bazı etnik grupların insanları yaşıyor. Biz, buna azınlık diyoruz. Şimdi, Türkiye dışarıdan gelme etnik bir kaç kişinin tahribatına tahammül edemezken, topyekün oradaki etnik grubun ayaklanmasına nasıl tahammül edecek? Türkiye burada yeni bir problemle başbaşa kalacak. Dolayısıyla bize, şu noktada hayır getireceğini kabul etmiyorum. O bölge, bizim için hazırlanmış bir tuzaktır. Kanaatim bu. İslam aleminde olması bakımından da harp, Türkiye'nin zararınadır, faydasına değildir.

Öğüt- Peki efendim, şu anda Türkiye'yi tüm bu direnişine rağmen, böyle bir kompozisyon içerisinde, harbe sokmak için ne gibi müeyyideler gündeme gelebilir?

Baş- Müeyyideden ziyade, birtakım tavizler olabilir. Kıbrıs tavizi, Ortak Pazar tavizi, Doğu'da bazı devletlerin kurulması, Irak'tan bir kaç vilayetin verilmesi tavizleri gibi. Bunlar görünüşte tavizlerdir.

Öğüt- Veya mükafat türünden değişik tehditler...

Baş- Şu anda bir tehdidin olacağını sanmıyorum. Çünkü, Türkiye'yi tehditle bir noktaya getiremeyeceklerini biliyorlar. Dediğim gibi, taviz yoluyla beraber, "Bunları size veriyoruz. Kıbrıs'ta sizin dediğiniz gibi yapacağız, sizi Ortak Pazar'a da alacağız. Ama biz ne dersek, o olur. Haberiniz olsun!.." gibi bir takım durumlar gündeme gelebilir. Tabii ki, aklı başında olan bir insanın, bunların doğru olmadığına kanaat getirerek neticeyi rahatlıkla görmesi mümkündür.

Öğüt- Peki efendim, şu anda Türkiye'nin daha büyük maceralara itilmemesi için ne gibi bir strateji önerirsiniz?

Baş- Şunu Türkiye'nin çok iyi bilmesi lazım: Olay, Türkiye'nin harbe girmesi konusu olduğuna göre, Amerika, Ortadoğu'da Türkiyesiz bir harbe girmez. Girmesi de gayesinin dışındadır. Zaten iklimin şartları da müsait değildir. Bildiğiniz gibi, oradaki iklim elektronik eşyayı işlemez hale getirdi. Adamlar, perişan oldular. Dikkatli ve temkinli hareket edilmelidir. Taviz gibi görünen yemlere aldanılmamalıdır.

Türkiye'nin AT'na alınması ve askeri yardımlardan söz ediliyor. "Ortadoğu haritası yeniden çizilirken Türkiye bu masada yer almalıdır" deniliyor. Bunlar, nazar-ı dikkate alınmamalıdır. Bakın Financial Timas'da yer alan bir haberde şöyle deniliyor; -ki, Batı krizden itibaren orkestra gibi hep bunu söyledi durdu- "Şimdi körfezde yaşanan gerginlik, Türkiye'nin NATO'ya yönelik olarak Ortadoğu'dan gelecek saldırılara karşı, ittfakın bir uç karakolu olacağını ortaya koymuştur... Her türlü saldırıda savaşa girecek ilk NATO üyesi Türkiye olacağından, bu ülkenin desteklenmesi ve layık olduğu ağırlığının görülmesi gerekmektedir..." NATO'yu kullanarak bu noktada da ulaşmak istedikleri maksat şudur; Türkiye'yi Batı'nın, ABD'nin Ortadoğu'daki sıçrama taşı yapmak ve onu, hasım olarak İslam ülkelerinin karşısına çıkarmaktır. İtalya Dışişleri Bakanı Giani di Michalis'in, AT adına yaptığı konuşma da bunu açıklar mahiyette: "NATO bundan sonra İslam dünyasından gelebilecek tehlikelere karşı bir örgüt niteliğine bürünecektir". Türkiye, son derece temkinli ve tedbirli olmalıdır. Türkiye, gündemden uzak olmalıdır. Sabır ve metaneti tavsiye ediyorum.

Ögüt- Bu hareketin lehimize sonuçlanması veya Ortadoğu'daki tehlikenin bize zarar vermeden atlatılabilmesi için millete, basına, siyasi partilere ne gibi vazifeler düşmektedir?

Baş- Bu meselede siyasileri uyarmak gerekiyor. Nihayet onlar da insandır, yanılabilirler. O bakımdan sık sık kendilerine, Türkiye'nin Ortadoğu'daki yerini, bu harbin amacını, Ortadoğu'yla aramızdaki münasebetleri gayet mantıki delillerle izah edip, onları bu noktaya getirmek lazım. "Böyle bir harbi Türkiye kesinlikle istemiyor" diye basının, efkar-ı umumiyeyi hazırlaması, efkar-ı umumiyenin de bunu, kendiliğinden ortaya koyması gerekir. Zaten milletin istemediği bir harbe de, Türkiye hükümetleri kolay kolay girmez. Zira, "gavurdan dost, domuzdan da post" olmayacağını insanımız gayet iyi bilmektedir.

Öğüt- Ortadoğu'daki yoğun karışıklığa rağmen, İsrail'in son derece sessiz kalmasının sebebi nedir?

Baş- Eğer İsrail, meselenin içerisine açıkça girerse, İslam alemi, ona karşı Saddam'ın yanında yer alacaktır. Onun için, görünüşte sessiz kalıyor. Oysa Ortadoğu'da meydana gelen hiç bir siyasi ve silahlı olayı, İsrail faktöründen ayırmayız. Bütün olaylarda onun dolaylı veya dolaysız ilgisi vardır. Dikkat edin, o ABD hükümetine, kongresine, kamuoyuna, ekonomisine, kültürüne ve dış politikasına hakimdir. Nitekim, ABD'li Yahudilerin sahibi oldukları bazı bankalar, İtalyan bankalarını paravan olarak kullanıp Irak'ın Kuveyt'i işgali için lazım olan takriben 3 milyar doları Irak'a kredi olarak vermiştir. Hatta ABD'nin Irak'la anlaşma zeminin oluşması gündeme gelince, İsrail'in sabrı taşmış ve provokasyona müracaat etmiştir. Şöyle ki, Mescid-i Aksa gibi mukaddes bir mekanda 21 Filistinliyi katlederek, ABD'yi savaşa zorlamayı ve barışçı çözüm yollarını tıkamayı hedeflemiştir. Ortadoğu'da kendi kazanç hesabına olacak kıvılcımı tutuşturmak istemiştir. Ayrıca son günlerde ABD'den havadan havaya atılan 300 adet "Sitewingen Füze"si almıştır. İsrail Başbakanı İzak Şamir ve Savunma Bakanı Moşe Arens yaptıkları açıklamada "ABD'nin Irak'ı geriletme ve çökertme planlarının tutmaması halinde İsrail'in Irak'a tek başına savaş açacağını ve Saddam'ı yok edeceklerini söylemişlerdir. İsrail sessiz değil, görünmemeyi tercih ediyor. Kendine has ve sinsi bir politika takip ediyor.

Öğüt- Efendim, Ortadoğu gündeme geldiği zaman, dünya devletleri niçin bir anda hassaslaşıyorlar?

Baş- Dünyanın petrole olan ihtiyacı malumunuz. Petrolün de en önemli kaynaklarından birisidir, Ortadoğu. Belki en önemlisi, ABD eski başbakanlarından Richard Nixon kitabında şöyle diyor: "Dünyayı, Ortadoğu ve Basra Körfezi'ni ele geçiren ülke idare edecektir". İşte, aynı zamanda başından beri söylediklerimizin yanında orayı sömürebilmek; sanayisinden petrolüne kadar. Batının bütün ülkeleri, bu şekilde oraya nüfuz etmiş vaziyetteler.

Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor


 
 
Son yıllarda vize başvurusu yapmak isteyen vatandaşların karşılaştığı randevu krizi, yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. 'Randevuları önceden kapatan' vize şirketleri, ülkeye göre 300-1000 Euro para talep ediyor.
 

25.04.2026 00:34:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor

Schengen vize randevuları resmen erişilemez hale geldi. Özellikle Türklerin rağbet gösterdiği İtalya, Almanya, Fransa ve İspanya için vize randevusu almak 'deveye hendek atlatmak'tan daha zor... Vize randevuları karaborsaya düşmüş durumda. Pek çok kişi, haftalar hatta aylar boyunca randevu sistemi üzerinden boşluk yakalayamadığını ifade ederken, aynı tarihler için sosyal medya ve çeşitli aracı kanallar üzerinden ücret karşılığında randevu temin edilebildiği belirtiliyor.


1000 Euro'ya kadar çıkabiliyor

Vize randevuları 300 ila 1000 Euro arasında değişiyor. Bu süreçte Telegram ve WhatsApp grupları, bireysel aracılar ve 'danışmanlık hizmeti' adı altında faaliyet gösteren bazı yapıların öne çıktığı belirtiliyor. Bir diğer dikkat çeken iddia ise, randevu sistemine otomatik yazılımlar (botlar) aracılığıyla erişim sağlanarak açılan kontenjanların saniyeler içinde kapatıldığı yönünde. Kullanıcılar, manuel olarak sisteme giriş yapan bireylerin bu hız karşısında şansının olmadığını savunuyor.

Öğrenci, turist ve iş dünyası mağdur

Yaşanan aksaklıklar özellikle öğrenciler, iş insanları ve turistik seyahat planı yapan vatandaşlar üzerinde ciddi etkiler yaratıyor. Eğitim başlangıç tarihlerinin kaçırılması, iptal edilen uçuş ve konaklama rezervasyonları ile iş görüşmelerinin ertelenmesi en sık karşılaşılan sonuçlar arasında yer alıyor.

Kullanıcılar nelere dikkat etmeli?

• Başvurularınızı mümkün olduğunca konsolosluk ve yetkili resmi platformlar üzerinden yapın.
• Sosyal medya üzerinden gelen yönlendirmelere temkinli yaklaşın.
• 'Garantili vize', 'kesin sonuç' gibi gerçek dışı vaatlere itibar etmeyin.
• Hizmet almayı düşündüğünüz firmaları mutlaka araştırın. Vergi kaydı, fiziksel adresi ve kullanıcı yorumlarını kontrol edin.
• Ödeme yaparken kişisel IBAN'lar yerine kurumsal ve faturalı işlemleri tercih edin.
• Ayrıca iletişim kurduğunuz hesapların doğruluğunu teyit edin ve güvenilirliği kanıtlanmamış kişi ya da kurumlarla işlem yapmaktan kaçının. 

Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi

Üsküdar Devlet Hastanesi'nde görev yapan ve hastalardan usulsüz şekilde para talep ettiği tespit edilmesinin ardından gözaltına alınarak tutuklanan Cem Gülçin ve Gürkan Örskıran hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. 2 doktor hakkında 4 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi. Doktorların toplam 305 bin 485 lira haksız kazanç elde ettiği tespit edildi

24.04.2026 15:04:00
İhlas Haber Ajansı
Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi
Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi
Üsküdar Devlet Hastanesi'nde görev yapan iki doktorun hastalardan usulsüz şekilde para talep ettiği tespit edildi. Edinilen bilgilere göre, Cem Gülçin ve Gürkan Örskıran isimli doktorların muayeneye gelen hastalardan ameliyat işlemleri için ek ücret istedikleri belirlendi. Şüpheliler, rüşvet suçlamasıyla gözaltına alındı. Doktorların para istediği bazı hastaların ücretleri kabul etmediği ve bunun üzerine CİMER'e bildirerek doktorları şikayet ettiği, hastanede ise bazı yetkililerin durumu emniyete bildirdiği öğrenildi. Şikayetler üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, Üroloji doktorluğu yapan 2 şahsın hastalardan ameliyat için rüşvet aldıkları belirlendi. Şüpheli doktor Gürkan Örskıran'ın hastalarından 20 ila 30 bin TL arası rüşvet aldığı, diğer doktor Cem Gülçin'in ise bin 200 ila bin 400 dolar arasında rüşvet aldığı tespit edildi.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doktorlar hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 2 doktor hakkında ayrı ayrı olmak üzere 4 yıldan 12 yıla kadar hapis talep edildi.

Biri kabul etti diğeri reddetti

Doktor Gürkan Örskıran savunmasında, suçlamaları kabul etmediğini hastane bünyesinde yapılan ameliyatlarda dışarıdan temin edilen herhangi bir malzeme bulunmadığını ifade etti. Doktor Cem Gülçin ise gözaltı sürecinde geçmişini düşündüğünde yaptığı şeyin etik ve ahlaklı olmadığını, talep ettiği parayı maddiyatının yeterli olmadığı için değil hırsından dolayı talep ettiğini belirtti.

12 yıla kadar hapsi talep edildi

2 doktorun, hazırlanan iddianamede "rüşvet" suçundan 4 yıldan 12 yıla kadar hapsi istendi.



Hiranur'un öldürülmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı

Mersin'de 16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar'ın otomobilde tabancayla öldürülmesine ilişkin davada mütalaasını açıklayan savcı tutuklu sanıklardan Hüseyin Arda Ş.'nin 'çocuğa karşı kasten öldürme' ve 'ruhsatsız silah bulundurma' suçlarından, 2 sanığın da 'suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme' suçlarından cezalandırılmasını talep etti

24.04.2026 13:06:00 / Güncelleme: 24.04.2026 13:09:35
İhlas Haber Ajansı
Hiranur'un öldürülmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Hiranur'un öldürülmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Hüseyin Arda Ş. (19), Mustafa Z. (27) ve Nazmi Ç. (20) cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Duruşmada, Hiranur'un ailesi ve yakınları ile taraf avukatları hazır bulundu.

Mahkemede bazı tanıklar dinlenirken, cumhuriyet savcısı mütalaasında sanıklardan Hüseyin Arda Ş.'nin 'çocuğa karşı kasten öldürme' ve 'ruhsatsız silah bulundurma' suçlarında, Mustafa Z. ve Nazmi Ç.'nin ise 'suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme' suçlarından cezalandırılmasını talep etti.

Taraf avukatlarının beyanlarının ardından söz verilen sanıklar, tahliyelerini istedi.



Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Duruşmanın ardından Aygar'ın ailesi ve yakınları ile müşteki avukatları, Mersin Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Mersin Barosu Başkanı Gazi Özdemir de katılırken, Özdemir baro olarak davayı yakından takip ettiklerini belirterek, "Hiranur davasında adaletin sağlanması adına Mersin Barosunun üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirecek, çocuklara yönelik istismar olaylarında ve kadına yönelik şiddet olaylarında biz avukatlar yılmadan adaletin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması adına mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz" dedi.

Avukat Derya Demir ise dosyayı başından beri takip ettiklerini belirterek, "Başından beri titizlikle takip ettiğimiz Hiranur dosyasının bugün önemli bir aşamasını geride bıraktık. Savcı mütalaasını açıkladı. Biz elbette ki bu mütalaayı kabul etmeyecek ve buna uzun bir dilekçeyle itiraz edeceğiz. Sevindirici diğer haber üç sanığın da tutukluluk halinin devam etmesi. Biz mücadeleyi sürdüreceğiz, sürecin takipçisi olacağız" ifadelerini kullandı.

Merkez Toroslar ilçesi Akbelen Mahallesi'nde 1 Eylül 2025'te meydana gelen olayda, 16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar, park halindeki otomobilde tabanca ile vurularak hayatını kaybederken polis, Hiranur'un erkek arkadaşı Hüseyin Arda Ş. (19), M.Z. (27) ile Nazmi Ç.'yi gözaltına almış, 3 şüpheli de sevk edildikleri mahkemece tutuklanmıştı.

Taksilerde yeni dönem

1 Eylül 2026’dan itibaren Türkiye’deki tüm ticari taksilerde yeni dönem başlıyor. Taksimetreyle entegre mali cihaz zorunlu hale geliyor, her yolculuk sonunda yüzde 20 KDV dahil fiş otomatik olarak kesilecek 

23.04.2026 18:01:00
Haber Merkezi
Taksilerde yeni dönem
Taksilerde yeni dönem
İstanbul, Ankara, İzmir ve Türkiye genelindeki ticari taksilerde köklü bir değişim kapıda. Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nın (GİB) 13 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 591) ile taksi işletmecilerine "Taksi Mali Cihazı" zorunluluğu getirildi. 1 Eylül 2026 itibarıyla mevcut tüm taksilerde taksimetreyle entegre çalışan bu cihaz devreye girecek ve her yolculuk sonunda otomatik olarak yüzde 20 KDV içeren fiş veya e-belge düzenlenecek.

Gerçek usulde vergilendirme ve KDV yükümlülüğü 

1 Ocak 2026'dan itibaren taksi plakası sahipleri basit usulden gerçek usule geçti. Bu geçişle birlikte taksi ücretleri artık yüzde 20 oranında Katma Değer Vergisi'ne (KDV) tabi hale geldi. Günlük ortalama 10 bin TL ciro yapan bir takside yaklaşık 2 bin TL KDV ödemesi gündeme geliyor. Plaka sahipleri ayrıca gelir vergisi, geçici vergi ve stopaj gibi yükümlülüklerle karşı karşıya kalacak. Sektör temsilcileri, vergi yükünün %45'e varabileceğini belirterek yeni sistemin maliyetlerini tartışıyor.

Taksi mali cihazı nedir, nasıl çalışacak? 

Taksimetre ile senkronize çalışan, Bakanlık onaylı cihaz yolculuk bitiminde taksimetre kapanınca otomatik fiş/fatura kesecek. 

Fişte yüzde 20 KDV dahil olacak, belirli tutarların üzerinde veya yolcu talep ederse "fatura yerine geçen belge" verilecek. 

Kartlı ödeme (POS) özelliği zorunlu olacak, harici bağımsız POS cihazı kullanılamayacak. 

Sistem GPS ve zaman verilerini kaydederek tüm işlemleri anlık olarak GİB'e iletecek. 

Fiş kesilmeden yeni yolculuk başlatılamayacak, bu sayede kayıt dışı ekonomi büyük ölçüde önlenecek.

Geçiş takvimi 

Mevcut plaka sahipleri en geç 1 Eylül 2026'ya kadar cihazı alıp kullanmaya başlamak zorunda. 

Yeni plaka alanlar veya taksimetre değiştirenler işe başlama veya değişiklikten itibaren 30 gün içinde cihazı devreye almak zorunda. Tebliğe uymayan taksiciler, cihaz üreticileri ve servisler Vergi Usul Kanunu cezalarıyla karşı karşıya kalacak.

Yolcuları da ilgilendiriyor

Diğer tüm işletmelerde olduğu gibi taksilerde de fiş/fatura almak artık zorunlu. Denetimlerde fiş almadan indiği tespit edilen yolculara da idari para cezası uygulanabilecek. Yolcuların seyahat sonunda fişi talep etmesi ve saklaması önem taşıyor.

Taksiciler, artan vergi yükü nedeniyle maliyetlerin yükseleceğini ve plaka fiyatlarının düştüğünü belirtiyor. Öte yandan düzenleme, kayıtlı ekonomiyi güçlendirmeyi, kartlı ödemeyi yaygınlaştırmayı ve Maliye'ye anlık veri akışı sağlamayı hedefliyor.

Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'

Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, 7 Nisan'dan bu yana tedavi gördüğü ve geçtiğimiz haftalarda safra kesesi ameliyatının gerçekleştirildiği Acıbadem Altunizade Hastanesi'nden taburcu edildi. Taburcu olan Tatlıses, "Bana bebekler gibi baktılar bana hepsine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. Hepsini evlat edindim, evladım gibi oldu. Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş kafam kadar taş çıktı" dedi

22.04.2026 14:32:00 / Güncelleme: 22.04.2026 14:35:26
İHA
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, 7 Nisan'da İstanbul'daki evinde rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılmıştı. Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisi'ne başvurmasının ardından ünlü sanatçı tedbir amaçlı olarak yoğun bakıma alınmış, safra kesesi kaynaklı bakteriyel bir enfeksiyon olan kolesistit (safra kesesi iltihabı) tanısı ile antibiyotik tedavisine başlanmıştı. Tedavi sürecinin ardından Tatlıses'in 11 Nisan'da safra kesesi ameliyatı olduğu açıklandı.

Tatlıses'in ameliyatının başarılı bir şekilde tamamlanmasının ardından Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı ve ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, sanatçının bir süre daha yoğun bakımda gözetim altında tutulduktan sonra taburcu edileceğini açıklamıştı.

"Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş kafam kadar taş çıktı"

Ünlü sanatçı bugün Acıbadem Altunizade Hastanesi'nden taburcu oldu. Ailesi ve sevenleri uzun süre hastane önünde beklerken taburcu edilen Tatlıses, hastane çıkışı yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Dünyada hastane arıyorsanız yer burası. Hani yazıyorlar ' İbrahim Tatlıses yoğun bakımda'; yoğun bakım değil bebek bakım orası. Bana bebekler gibi baktılar bana hepsine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. Hepsini evlat edindim, evladım gibi oldu. Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş, kafam kadar taş çıktı. Hocalarıma teşekkür ediyorum."

Hastanede hep haberleri izlediğini belirten Tatlıses, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dünya liderlerini Antalya'ya getirdiği için teşekkür etti. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki silahlı saldırıda ölenlere rahmet dileyen Tatlıses, yaralılara da kendisi gibi taburcu olmalarını diledi.

"Çocuklarımın bazılarının hastaneye alınmamasını ben istemedim"

Sağlığının yerinde olduğunu söyleyen Tatlıses, sözlerine şöyle devam etti:

"Dostlarım hiç yalnız bırakmadılar, İzmir'de ve Ankara'dan geldiler hepsine teşekkür ediyorum. Dost bugünde lazım. Allah çocuklarımdan razı olsun ama hepsinden değil. Tuğçe benim canım, Allah ondan razı olsun. Ama A harfini alfabeden sildim. Çocuklarımın bazılarının hastaneye alınmamasını ben istemedim. Onlar benim kalbim de hakkettikleri yerde değiller. Benim babam bu haldeyken ben babamı yalnız bırakmam, babam için ölürüm. Keşke mezardan kalksa boynumu baltayla kesse. Babaların kıymeti ne zaman anlaşılır bilmiyorum."

Acıbadem Hastanelerinin sahibi Mehmet Ali Aydınlar'dan Şanlıurfa'da hastane açmasını rica ettiğini söyleyen Tatlıses, "Şanlıurfa'da 4 buçuk dönüm arsam var. Şanlıurfa'da da özel hastane yok herkes Gaziantep'e gidiyor. Gelin bu 4 buçuk dönüm yeri görün eğer imkanınız varsa orada da bir Acıbadem Hastanesi istiyoruz" dedi.

Vasiyetinde de her şeyi devlete bıraktığını ifade eden Tatlıses, "Kuruş yok, bazıları yüzünden ailemin de bir kısmı mağdur kaldı. Bana babam para bırakmadı, babam ciğerciydi. Parayı kendim kazandım, saçarım dağıtım kime ne ' Parayı ben kazanmışım. Ben onlara çok büyük miras bıraktım farkında değiller. İbrahim Tatlıses deyince bütün kapılar açılıyor, onu kullanmasını bilemediler" diye konuştu.

Tatlıses, konuşmasının sonunda "Baboş" isimli yeni şarkısının hafta içinde çıkacağını ifade etti.

İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı

Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), İstanbul'da Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkili olacağının tahmin edildiğini belirterek, beklenen kuvvetli yağış nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli olunması yönünde vatandaşları uyardı

22.04.2026 13:40:00
İHA
İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı
İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı
AKOM'dan İstanbul ve Marmara Bölgesi için yağış uyarısı geldi. İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesi genelinin Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkisi altına girmesinin beklendiği belirtilerek, cuma gününe kadar aralıklı yağış geçişlerinin görüleceği, sıcaklıkların 12-16 derece aralığında mevsim normallerinin altında seyretmeye devam edeceğinin tahmin edildiği ifade edildi.

Yağışların özellikle öğle saatlerinden itibaren etkisini artırarak yer yer kuvvetli şekilde görüleceğinin tahmin edildiği belirtildi. AKOM, beklenen kuvvetli yağış nedeni ile yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli olunması yönünde vatandaşları uyardı.

Hafta sonu itibari ile çoğunlukla güneşli bir gökyüzünün hakim olacağının, sıcaklıkların 20 dereceler civarına yükseleceğinin öngörüldüğünü belirtildi.

Öte yandan İstanbul'daki barajlarda doluluk oranının ise yüzde 70,39 seviyesinde bulunduğu, barajlardaki su miktarının 611 milyon metreküp olarak ölçüldüğü kaydedildi.

Trakya’da "Nükleer Santral İstemiyoruz" paneli yapıldı

Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde, Trakya Belediyeler Birliği'nin desteği ile Kırklareli'nin Vize ilçesinde 18 Nisan 2026 tarihinde "Trakya'da Nükleer Santral İstemiyoruz" başlıklı bir panel gerçekleşti. Panele, bilim insanları, hukukçular, yerel yöneticiler ile bölge halkı katıldı. Panelin sonuç bildirgesinde, "Kurulacak bir nükleer santral, başta soğutma suyu deşarjı olmak üzere deniz ekosistemlerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilecek; deniz çayırlarını ve balıkçılık faaliyetlerini ciddi biçimde tehdit edecek ve bölgenin ekolojik dengesini bozacaktır" uyarısı yapıldı

22.04.2026 12:57:00 / Güncelleme: 22.04.2026 13:00:38
Haber Merkezi
Trakya’da "Nükleer Santral İstemiyoruz" paneli yapıldı
Trakya’da "Nükleer Santral İstemiyoruz" paneli yapıldı
Kırklareli'nin Vize ilçesinde 18 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen "Trakya'da Nükleer Santral İstemiyoruz" panelinin sonuç bildirgesinde şunlar ifade edildi:

"Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde, Trakya Belediyeler Birliği'nin desteği ve farklı disiplinlerden bilim insanları, hukukçular, yerel yöneticiler ile bölge halkının katılımıyla 18 Nisan 2026 tarihinde Vize'de gerçekleştirilen "Trakya'da Nükleer Santral İstemiyoruz" başlıklı panel sonucunda aşağıdaki değerlendirmeler kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

Panel süresince ortaya konulan bilimsel, hukuki ve toplumsal veriler birlikte değerlendirildiğinde ve panele katılım dikkate alındığında, nükleer santralin istenmediği açıkça görülmektedir. Trakya'da planlanan yaklaşık 14 bin dönümlük nükleer santral projesinin kamu yararı, çevre hakkı ve yaşam hakkı ilkeleriyle bağdaşmadığı ortaya konmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti yalnızca bir hukuk devleti değil, aynı zamanda bir çevre devletidir. Başta Anayasa'nın 56. maddesi olmak üzere, kıyıların, ormanların ve tarım alanlarının korunmasına ilişkin hükümler, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına almaktadır. Bu çerçevede, yaşam hakkını riske atan bir projenin kamu yararı ile gerekçelendirilmesi mümkün değildir.

Planlanan proje alanı; 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında orman alanı, tarım arazisi ve mutlak içme suyu koruma alanı olarak tanımlanmakta olup, Istranca Ormanları ve longoz ekosistemleri gibi yüksek ekolojik değere sahip hassas alanlarla doğrudan ilişkilidir. Bu alan yalnızca bir arazi değil; yeraltı ve yerüstü su sistemleri, gölleri, dereleri ve kıyı ekosistemleriyle birlikte işleyen bütüncül bir yaşam alanıdır. Nitekim 15.04.2026 tarihinde Kırklareli ili Demirköy ilçesi Sivriler Köyü ile Vize ilçesi Kışlacık Köyü sınırları içerisinde yer alan Panayır İskelesi ve çevresi, Doğal Sit – Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescillenmiştir.



Bu alana kurulacak bir nükleer santral, başta soğutma suyu deşarjı olmak üzere deniz ekosistemlerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilecek; deniz çayırlarını ve balıkçılık faaliyetlerini ciddi biçimde tehdit edecek ve bölgenin ekolojik dengesini bozacaktır. Istrancaların kalbine yapılacak böyle bir müdahale, yalnızca bugünü değil, bölgenin geleceğini geri dönüşü zor bir risk alanına dönüştürmek anlamına gelmektedir.

Nükleer santrallerde risk hiçbir zaman sıfıra indirgenemez. Deprem, sel ve iklim krizine bağlı aşırı hava olayları gibi öngörülemeyen süreçler, teknik güvenlik önlemlerini aşabilmektedir. Geçmişte yaşanan kazalar bu durumu açıkça göstermiştir. Radyasyon il sınırlarını tanımaz; etkisi yalnızca proje alanıyla sınırlı kalmaz, Marmara ve Karadeniz havzasını kapsayan geniş bir coğrafyaya yayılabilir. Nükleer riskin etkileri, gıda zinciri ve su sistemleri aracılığıyla farklı bölgelere taşınabilir.

Bilimsel çalışmalar, iyonize radyasyonun insan sağlığı üzerinde kanserojen etkiler oluşturduğunu ve düşük doz maruziyetlerin dahi uzun vadede genetik sonuçlar doğurabildiğini ortaya koymaktadır. Bu etkiler özellikle çocuklar açısından daha yüksek riskler barındırmaktadır. Nükleer risk yalnızca fiziksel değil; psikolojik, sosyal ve ekonomik sonuçlarıyla da toplum üzerinde kalıcı etkiler yaratmaktadır.

Enerji politikaları açısından yapılan değerlendirmelerde, Türkiye'nin mevcut kurulu gücünün talebin üzerinde olduğu, dolayısıyla kısa ve orta vadede nükleer enerjiye zorunlu bir ihtiyaç bulunmadığı ifade edilmiştir. Nükleer enerji yüksek maliyetli ve dışa bağımlı bir model oluştururken, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar daha ekonomik ve güvenli alternatifler sunmaktadır.

Öte yandan sürecin şeffaf ve katılımcı bir şekilde yürütülmediği; yerel halkın, bilim insanlarının ve ilgili tüm paydaşların karar alma süreçlerine yeterince dâhil edilmediği görülmektedir. Bu durum hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Bu ölçekte bir proje, toplumdan ve bilimsel akıldan kopuk şekilde hayata geçirilemez.

Trakya yalnızca bir bölge değil; başta İstanbul olmak üzere geniş bir coğrafyanın hava, su ve tarımsal gıda deposudur. Bu nedenle kısa vadeli enerji tercihleri uğruna uzun vadeli ekolojik ve toplumsal risklerin göze alınması kabul edilemez. Bölgenin sahip olduğu doğal değerler dikkate alındığında, Istranca Ormanları'nın UNESCO koruma statüsüne kavuşturulması ve bugüne kadar verilen zararlar da göz önüne alınarak Trakya'nın daha güçlü koruma statüleriyle güvence altına alınması gerekmektedir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında; Trakya'da planlanan nükleer santral projesinin durdurulması, sürecin şeffaf, katılımcı ve bilimsel temelde yeniden ele alınması, bölgenin ekolojik ve tarımsal değerlerine sahip çıkılması ve enerji politikalarında yenilenebilir kaynaklara öncelik verilmesi gerektiği açıkça ortaya konmaktadır.

Bizler, yaşam hakkını ve doğayı savunan tüm paydaşlar olarak, hukuki ve demokratik haklarımız çerçevesinde bu sürece karşı durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz. Başta Vize olmak üzere tüm Trakya halkı, yaşam alanlarına yönelik bu tehdide vize vermeyecektir.

Trakya Platformu – Trakya Kent Konseyleri Birliği – Trakya Belediyeler Birliği"

Kahramanmaraş'taki saldırı ailelerin psikolojisini kötü etkiledi

Kahramanmaraş Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekipleri, Ayser Çalık Ortaokuluna düzenlenen silahlı saldırının ardından ziyaret ettiği 2 bin 700 haneye psikososyal destek verdi

 

22.04.2026 11:51:00
Anadolu Ajansı
Kahramanmaraş'taki saldırı ailelerin psikolojisini kötü etkiledi
Kahramanmaraş'taki saldırı ailelerin psikolojisini kötü etkiledi

Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden yapılan açıklamada, Haydar Bey Mahallesi Muhtarlığının Psikososyal Destek Ofisine dönüştürüldüğü ve Ayser Çalık Ortaokulu çevresinde yapılan çalışmalarda 2 bin 700 hanenin ziyaret edildiği belirtildi.

Taziye sürecini tamamlayan aileler için "Yas Danışmanlığı" hizmetinin sürdürüldüğüne değinilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Kahramanmaraş Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, olaydan etkilenenler ve aileleri için en az bir, ihtiyaca göre ise 3 danışmandan oluşan özel ekipler görevlendirerek düzenli izleme çalışmalarını devam ettirmektedir. Olayda yaralanan ve hastanede yatan çocukların ailelerine vardiyalı sistemle kesintisiz destek sunulurken, taburcu edilen çocuklar ise evlerinde ziyaret edilerek psikolojik iyilik halleri takip edilmektedir. Haydar Bey Mahallesi ve çevresindeki mahalleler ile Ayser Çalık Ortaokulu çevresinde yapılan çalışmalarda 2 bin 700 hane ziyaret edildi. Sahada an itibarıyla 15 ekip tarama çalışmalarını sürdürmektedir."

Ayrıca çalışmalara, Gaziantep Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden gelen 40 uzman personelin de destek verdiği bildirildi.

Ayser Çalık Ortaokuluna 15 Nisan'da gerçekleştirilen silahlı saldırıda 1'i öğretmen, 8'i öğrenci 9 kişi hayatını kaybetmiş, 13 kişi yaralanmıştı.

22. duruşma başladı

Aziz İhsan Aktaş suç örgütüne ilişkin davada, 6'sı görevinden uzaklaştırılan 7 belediye başkanının da aralarında bulunduğu, 17'si tutuklu 200 sanığın yargılanmasına devam ediliyor

 

22.04.2026 11:39:00 / Güncelleme: 22.04.2026 12:45:57
Anadolu Ajansı
22. duruşma başladı
22. duruşma başladı

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan 22. duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Aziz İhsan Aktaş'ın aralarında yer aldığı bir kısım tutuksuz sanık da duruşmada hazır bulundu. Duruşmada, sanıkların yakınları ile bazı CHP'li yöneticiler ve partililer izleyici olarak yer aldı.

Jandarma personelince salon ve çevresinde yoğun güvenlik önlemi alındı.

Duruşmada görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, savunması alınan sanıkların duruşmaya gelmeme yönündeki taleplerinin kabulüne karar verilmesini istedi.

Savunması alınmayan bir sanık hakkında ifadesinin alınması için yakalama kararı çıkarılmasını talep eden savcı, beyanları alınan mağdurların davaya katılma taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etti.

Savcı, tanık dinletilmesi, tefrik ve mal varlığı tedbirlerinin kaldırılması taleplerinin mevcut delil durumu ve dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak reddine karar verilmesini istedi.

Tutuklu sanıklar Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Ferit Tutşi, Beşiktaş Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Çağdaş Ateşci ve eğitmen Gülşah Ocak'ın üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti ile tutuklulukla geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliyelerine karar verilmesini isteyen savcı, Rıza Akpolat, Kadir Aydar, Utku Caner Çaykara ve Oya Tekin'in aralarında bulunduğu 14 sanığın kuvvetli suç şüphesi, mevcut delil durumu ile üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti göz önünde bulundurularak tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep etti.

Duruşma, tutuklu sanıkların tahliyeye ilişkin taleplerinin alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 579 sayfalık iddianamede, Beşiktaş Belediyesi, Avcılar Belediyesi, Esenyurt Belediyesi, İstanbul ASFALT Fabrikaları San. ve Tic. AŞ ile İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü "suçtan zarar gören", 19 kişi "mağdur", 200 kişi ise "sanık" olarak yer alıyor.

İddianamede, sanıklardan Aziz İhsan Aktaş'ın "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", 42 fiilden "ihaleye fesat karıştırma", 4 fiilden "edimin ifasına fesat karıştırma", 5 fiilden "resmi belgede sahtecilik", 21 fiilden "özel belgede sahtecilik", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", 10 fiilden "rüşvet verme", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" ve "gerçeğe aykırı fatura düzenleme" suçlarından 187 yıldan 450 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve suçtan sağladığı mal varlıklarının müsadere edilmesi isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara'nın 2 fiilden "ihaleye fesat karıştırma" ve "rüşvet alma" suçlarından 5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianamede, görevinden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in 2 fiilden "ihaleye fesat karıştırma" ve 2 fiilden "özel belgede sahtecilik" suçlarından 3 yıldan 9 yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

İddianamede, görevlerinden uzaklaştırılan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile hakkındaki adli kontrolün kaldırılmasının ardından görevine iade edilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin "rüşvet alma" suçundan 4 yıldan 12'şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ayrıca iddianamede, görevinden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın "suç örgütüne üye olma", 26 fiilden "ihaleye fesat karıştırma", 3 fiilden "resmi belgede sahtecilik", 19 fiilden "özel belgede sahtecilik", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 4 fiilden "rüşvet alma", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" ve "haksız mal edinme" suçlarından 133 yıldan 337 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve suçtan elde ettiği mal varlıklarının müsadere edilmesi isteniyor.

CH-47 ağır nakliye helikopterimiz kaza kırıma uğradı

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kara Havacılık Komutanlığına ait CH-47 ağır nakliye helikopterinin eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğradığını, helikopterde bulunan personelde herhangi olumsuz bir durumun olmadığını açıkladı

22.04.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
CH-47 ağır nakliye helikopterimiz kaza kırıma uğradı
CH-47 ağır nakliye helikopterimiz kaza kırıma uğradı
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kara Havacılık Komutanlığına ait CH-47 ağır nakliye helikopterinin eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğradığını, helikopterde bulunan personelde herhangi olumsuz bir durumun olmadığını açıkladı.



Jandarma Genel Komutanlığından yapılan açıklamada, "Kara Havacılık Komutanlığımıza ait bir CH-47 Ağır Nakliye Helikopterimiz, eğitim uçuşu icra ettiği Ankara/Temelli bölgesinde henüz bilinmeyen bir nedenle kaza kırıma uğramıştır. Personelimizde herhangi bir olumsuz durum yoktur. Kaza kırım nedeni yapılacak detaylı inceleme sonucunda belirlenecektir" denildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.