logo
07 MART 2026


İşte devlet adamı

04.03.2004 00:00:00
Devlet adamının en büyük özelliği ileri görüşlülüğüdür. BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş tam 14 yıl önce Öğüt dergisine verdiği röportajda Türkiye'nin ve dünyanın bugünkü fotoğrafını eksiksiz göstermiştiBundan tam 14 yıl önce Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yapılan ve başta Türkiye'nin ve dünyanın bu gün geldiği noktayı eksiksiz gösteren tespitlerle dolu röportajını aynen yayınlıyoruz.

Ögüt- Efendim, körfez krizi şu anda bütün dünyada gündemi teşkil ediyor. Türkiye de bu noktada çok önemli bir riskle karşı karşıya bulunuyor. Siz olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baş - Olaya geniş bakmak lazım. Şu anda körfezde açık olarak bir senaryo oynanıyor. Mesele sadece körfezde düğümlenen olay değil, onunla beraber gizlice yapılmak istenenlerdir. O da şu; Yahudilerin, "Arz-ı Mev'ud" diye, kendilerine Yahova tarafından vaad edilmiş bir vatan sathı idealleri vardır. Bu vatan, Anadolu'yu da kısmen içerisine alan geniş bir sahaya yayılmış topraklardır. Onun için İsrail'in evvelden beri, daha doğrusu beynelminel Yahudinin eskiden beri inancı bu olduğu için, gayesi bu topraklar üzerine yerleşmektir. Yahudi bunu, bir emir gereği, bir inanç gereği olarak istemektedir. O bakımdan İsrail'in, Ortadoğu'da söz sahibi olması lazım. İşte gizli olarak yapılmak istenen bu.

Ögüt- Şu anda zaten söz sahibi değil mi?

Baş- Şu anda söz sahibi ama bir de tamamen ve fiilen nüfuzu altına alması gerekiyor. Onun için de bu, kademe kademe bu noktaya geldi. Osmanlı döneminde o bölge, devletin tasarrufundaydı. Topyekün İslam âleminin gövdesi halindeydi. Dolayısıyle bu bütünlük, Yahudilerin "Arz-ı Mev'ud" idealleri için çok ciddi bir engel durumundaydı. O bakımdan bütünlügün bozulması gerekirdi. Malumunuz; bozuldu ve devlet bir tarafa, gövde de bir tarafa ayrıldı. O gövde, yani Ortadoğu, hâlâ başsız olma halini, manzarasını devam ettiriyor. Şu anda Mısır Dışişleri Bakanı'nın bir itirafı var, diyor ki: "Osmanlılar zamanında Arap dünyası en güzel devrini yaşadı. Osmanlılar gittikten sonra hepimiz birer tesbih tanesi gibi sağa sola dağıldık ve Arapların hiçbir gücü ve tesiri kalmadı". Şöyle dönüp Ortadoğu'nun geçmişine bir bakın. Osmanlı devletinin yıkılışından bu yana geçen 70 yıllık süre zarfında, Ortadoğu'da savaş sona ermemiştir.

Öğüt - Efendim, Ortadoğu'nun başsız olma halinin devam ettiğini söylediniz. Bugün bazı devletler baş olma iddiasındalar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Baş- Osmanlı'nın inkırazından sonra İslâm âleminde ve Ortadoğu'da bazı devletler, söz sahibi ve baş olma iddiasıyla ortaya çıktılar. Bunun içerisinde nüfusu üç-dört milyon olan Libya'nın dahi baş olma iddiasını görüyoruz. Bir İran'ın, bir Suud'un, bir Irak'ın, bir Mısır'ın baş olma iddiasını da görüyoruz. İslâm âleminde hepsi aynı iddiayla ortaya çıkmışlar. Tabii baş olmak için bu evsafı taşımak gerekiyor. Bu vasıfları hiç bir ülke taşıyamadığı için de başsızlık devam ediyor. Zaten geçmişte hiç bir tecrübeleri yok. Bu nokta, bir birikim, bir tecrübe ister. Bütün bu vasıfları, bin yıllık mazisiyle bu millette görüyoruz. Hatta İngiliz casusu Lavrance'in raporunda aynen şunlar yazılıdır: "Araplar için en mükemmel idare, Türklerin himayesinde içişlerinde tamamen bağımsız ve kavm-i necip olarak itibar gördükleri Osmanlı idaresidir. Biz, İngiliz'in menfaatı icabı olarak, ihtiyarlamış ve değişen dünya şartlarına göre yaşama gücünü yitirmiş Osmanlı idaresini yıkacağız... Ve Türklerin yeniden Ortadoğu'da güçlenip, bu boşluğu doldurmasına asla imkan vermeyeceğiz!..." Bugün ABD, bu fikirler istikametinde, Türkiye'nin güçlenmesini ve Ortadoğu'daki dengeleri lehine çevirmesini engellemenin peşindedir. Türkiye'yi, körfezdeki ateşin içine itmenin hesabını yapmaktadır.

Öğüt- Türkiye'nin maziden gelen bir tecrübesi var. Bu tecrübe, gelecekte Türkiye'ye nasıl bir misyon yükler?

Baş- Şimdi, Batı'nın İslâm âlemine bakışı şöyle: "Türkiye, İslâm âleminin başında olmadıktan sonra, biz Ortadoğu'da istediğimiz şekilde tasarrufumuzu devam ettirebiliriz. Böylece beynelmilel Yahudilik de istenilen noktaya gelebilir.

Önünde hiçbir engel olmaz". Uzun zamandan beri, kabul etmemiz gereken bir husus var. Türkiye gerek iktisadi bakımdan, gerekse hukuki bakımdan, sosyal münasebetler bakımından, demokratik gelişmeler bakımından, nüfus yapısı itibariyle Batı'nın dikkatini çekebilecek bir seviyeye geldi. Geçmişte Müslümanlar, iğneyle kuyu kazarcasına hizmet imkanı bulurken, bugün hukukun teminatı altına girme noktasına geldiler. Dolayısıyla, demokratik bir imkanla beraber inananlar, inancını hizmet sahasına koyabiliyorlar. Tabii bu milli birlik ve bütünleşme devlete fevkalade bir güç veriyor. Milletlerarası Münasebetler Enstitüsü'nün 1987-1988 Dünya Ekonomik ve Stratejik Sistemi isimli raporunda: "Türkiye, bir savaş ya da iç savaşa sürüklenmez ve siyasi, ekonomik istikrarı devam ederse 15-25 yıl sonra Batı Almanya ekonomisini hacim olarak geçecektir" denilmektedir. Bu fevkalade mühim bir gelişmedir. Ve şu son GAP olayı. Biliyorsunuz, bugün hayati ehemmiyeti haiz iki türlü enerji va: Birisi suya dayalı enerji, diğeri petrole dayalı enerji. Birinin kaynağı Ortadoğu, diğerinin kaynağı da GAP bölgesi. Ayrıca GAP'ta, Ortadoğu'da olmayan suya dayalı enerjinin yanında, petrole dayalı enerji de fevkalade mevcut. Hatta bu bölgenin petrol denizinde yüzdüğü ifade edilmektedir. Ama ne yazık ki, bu denize ulaşma başarısı henüz gösterilemedi. İnşaallah, ilerde bu da elde edilecek.

Öğüt-GAP'la beraber bir hareketliliğe, bir canlılığa kavuşan bu bölge, devamlı gündemde kalırken, öte yandan terör havasıyla huzursuz bir ortama çekilmek isteniyor. Bunun GAP'la bir ilişkisi var mı?

Baş- Elbette. GAP bölgesi Cumhuriyet tarihinde, ihmal edilmiş bir bölgedir. Ne ziraatçılık bakımından, ne hayvancılık, ne de teknoloji bakımından girilmemiş bakir bir bölgedir. 1980'den sonra hükümetlerin yapısı, tamamen farklı bir mantıkla o bölgeye dönmüştür. O bölgeyi kalkındırma eğilimine geçmiştir. Dikkat ederseniz, bugüne kadar o bölgede anarşi ve huzursuzluk olmamıştır. Ne zaman ki, o bölgenin kalkınmasına başlandı; tam bu noktada bölge insanının, devlet ve iktidarlara karşı kışkırtıldığını görürsünüz. Demek ki bölgenin insanı, bu işi bilerek yapmıyor, yahut da bu eylemin içine girmiyor. Suni bir ayaklandırma sözkonusu. Kanaat-ı şahsiyem odur ki: Bu olaylar dış kaynaklı ve dıştan idare ediliyor. Tabii ki bunların içinde, Türkiye'de olan satılmışlar da var, avukatları, sözcüleri de var. Şimdi neticede şu olacak; GAP birkaç sene sonra tam olarak gündeme geldiği zaman o bölge, tarım, hayvancılık ve sanayi sahası olarak mükemmel bir görünüm kazancak zaten. Bölge, bu sahaların tam tekamül edebileceği bir hale sahip.

Ögüt- Hatta, Doğu'nun ikliminin değişeceğinden söz ediliyor.

Baş- Yepyeni bir Doğu. Bölge ve onun şahsında dışa açılabilecek, dış ülkelere enerji verebilecek bir ortam da böylece meydana gelebilecek. Sadece o bölgenin değil, bir kaç Türkiye nüfusunu besleyebilecek bir potansiyele kavuşmuş olacak. Haliyle, o bölgede elde edilecek böyle bir netice, Türikye üzerinde hesabı olanları rahatsız ediyor. Onlar da bunu durdurmak istiyorlar.

Peki bunu nasıl yapacaklar? Herhalde direkt olarak kalkıp da Türkiye'yle harp etmeleri, yahut da durup dururken Türkiye'yi bir harbe sokmaları da mümkün değil.

Churchill verdiği bir beyanatında şöyle diyor: "Türkiye'ye 250 kiloluk bir ağırlık tayin etmişsek, 200 kiloya düştüğünde yardım etmeli. Fakat tayin edilen kiloyu aşmasına asla müsaade edilmemeli ve mümkünse savaşa itilmelidir..." Bu sözler, meseleyi çok açık bir şekilde hülasa etmektedir. Dolayısıyla kanaatim o ki: Körfez krizi, sadece Türkiye'yi harbe sokmak için organize edilmiş bir olaydan başka bir şey değildir.

Ögüt- Yani körfezde hedef, Irak değil de Türkiye mi?

Baş- Evet. Kesinlikle Irak değil. Dün Irak'ı, İran'a karşı destekleyenler bunlar değil miydi? Şimdi ne diye Irak'ı karşılarına alsınlar ki, sebep ne? Ayrıca Kuveyt, o kadar da hatırı sayılan bir ülke değil. Binaenaleyh, burada asıl maksat, Türkiye'nin bir harbin içerisine sokulmasıdır. Türkiye harbe girdiğinde, belki birtakım istifadeleri olabilir. Fakat şu ana kadar zor bela elde ettiğimiz Ortadoğu'nun yakınlığını ve muhabbetini tamamen kaybedeceğiz. Yakınlık, husumete dönüşecek, senelerce bu husumeti yıkmak için yaptığımız mücadele de bir anda hak ile yeksan olacak. Batı politikacılarının, "Türkiye'nin körfez krizinde gösterdiği kararlılık ve tutarlı politika, her türklü takdirin üstündedir. Tabii ki karşılıksız kalmayacaktır" ve ABD Başkanı Bush'un "Türkiye prestijini düzelti" kabilinden sarfettikleri sözler, teklifler bir noktada, balığın yakalanması iç in olta mesabesindedir. Bunlarla bizi bir harbin içine çekmenin, orada gücümüzü yitirmenin peşindedirler.

Öğüt- Bölüşüme sıra gelindiğinde, Musul ve Kerkük, Türkiye'ye verilmiş olsa bile, ortada Türkiye olmayacağına göre, herhalde hiçbir şey farketmez, değil mi?

Baş- Şu anda, Irak'ın elinde 1800 civarında atom başlıklı füze var. Bunların 200 tanesiyle İran'ı durdurdu. Allah korusun, bu 1800 füze, cehenneme çevirir dünyayı.

Böyle bir harbin neticesinde Ortadoğu ülkelerinin tamamı zarar görür. Kaldı ki, krizden şu merhalede bile en fazla etkilenen ülke Türkiye'dir. Dünya Bankası'nın tahlillerine göre, en fazla zarar gören ülkelerden olan Mısır, Ürdün, Hindistan ve Güney Kore'nin toplam zararının en az iki misli zarar etmiştir Türkiye. Peki, kim kâr eder? Harbe girmeyen ülke, yani İsrail. Böylece perişan olmuş bir Ortadoğu'dan hükümran olmuş bir İsrail çıkar. Kanaatim budur. Ayrıca bu çok önceleri planlanmış bir olaydır. 1973 yılında 9.000 Amerikan askeri Kaliforniya'nın Nojeve çölünde Basra Körfezine müdahale için eğitilmiş. CIA eski başkanı Miles Copeland'ın el-Mecelle dergisine yaptığı açıklamaya göre, Temmuz 1990 başında, CIA başkanı, Irak'ın Kuveyt'i işgal edeceğini şahsen ve rapor olarak Bush'a bildirmiştir. Bush ise, "Bu işgali önlersek körfeze yığınak yapamayız. Irak'ın Kuveyt'i işgali teşvik edilsin, böylece 400 bin ABD askeri İsrail'e 30 dakikalık mesafeye gelmiş olur. Halbuki Kuveyt işgal edilmezse, ABD askeri İsrail'e onikibin mil uzakta olur" demiştir. Başka söze hacet yok.

Öğüt- Hep Türkiye'den ve Ortadoğu'dan bahsediyoruz. Amerika, körfeze, Irak'la savaşmak için geldiğini söylüyor. Amerika savaşa girmese bile hiç mi zararı olmaz?

Baş- Amerika'nın göreceği silah zararıdır. Ekonomik zarardır. Doğrudan doğruya kendisine savaş sınırı olmadığı için, onu pek etkilemez. Sadece bütçesini biraz etkiler. Amerika, sadece Suud'dan senede milyarlarca dolar geliri olan bir ülke. 20 milyar dolara yakın geliri var petrolden. Bir-iki senesini almamış gibi olur. Bizim ise zararımız çok daha büyük olur. Mesela: Musul ve Kerkük'e girdik. O bölgede bazı etnik grupların insanları yaşıyor. Biz, buna azınlık diyoruz. Şimdi, Türkiye dışarıdan gelme etnik bir kaç kişinin tahribatına tahammül edemezken, topyekün oradaki etnik grubun ayaklanmasına nasıl tahammül edecek? Türkiye burada yeni bir problemle başbaşa kalacak. Dolayısıyla bize, şu noktada hayır getireceğini kabul etmiyorum. O bölge, bizim için hazırlanmış bir tuzaktır. Kanaatim bu. İslam aleminde olması bakımından da harp, Türkiye'nin zararınadır, faydasına değildir.

Öğüt- Peki efendim, şu anda Türkiye'yi tüm bu direnişine rağmen, böyle bir kompozisyon içerisinde, harbe sokmak için ne gibi müeyyideler gündeme gelebilir?

Baş- Müeyyideden ziyade, birtakım tavizler olabilir. Kıbrıs tavizi, Ortak Pazar tavizi, Doğu'da bazı devletlerin kurulması, Irak'tan bir kaç vilayetin verilmesi tavizleri gibi. Bunlar görünüşte tavizlerdir.

Öğüt- Veya mükafat türünden değişik tehditler...

Baş- Şu anda bir tehdidin olacağını sanmıyorum. Çünkü, Türkiye'yi tehditle bir noktaya getiremeyeceklerini biliyorlar. Dediğim gibi, taviz yoluyla beraber, "Bunları size veriyoruz. Kıbrıs'ta sizin dediğiniz gibi yapacağız, sizi Ortak Pazar'a da alacağız. Ama biz ne dersek, o olur. Haberiniz olsun!.." gibi bir takım durumlar gündeme gelebilir. Tabii ki, aklı başında olan bir insanın, bunların doğru olmadığına kanaat getirerek neticeyi rahatlıkla görmesi mümkündür.

Öğüt- Peki efendim, şu anda Türkiye'nin daha büyük maceralara itilmemesi için ne gibi bir strateji önerirsiniz?

Baş- Şunu Türkiye'nin çok iyi bilmesi lazım: Olay, Türkiye'nin harbe girmesi konusu olduğuna göre, Amerika, Ortadoğu'da Türkiyesiz bir harbe girmez. Girmesi de gayesinin dışındadır. Zaten iklimin şartları da müsait değildir. Bildiğiniz gibi, oradaki iklim elektronik eşyayı işlemez hale getirdi. Adamlar, perişan oldular. Dikkatli ve temkinli hareket edilmelidir. Taviz gibi görünen yemlere aldanılmamalıdır.

Türkiye'nin AT'na alınması ve askeri yardımlardan söz ediliyor. "Ortadoğu haritası yeniden çizilirken Türkiye bu masada yer almalıdır" deniliyor. Bunlar, nazar-ı dikkate alınmamalıdır. Bakın Financial Timas'da yer alan bir haberde şöyle deniliyor; -ki, Batı krizden itibaren orkestra gibi hep bunu söyledi durdu- "Şimdi körfezde yaşanan gerginlik, Türkiye'nin NATO'ya yönelik olarak Ortadoğu'dan gelecek saldırılara karşı, ittfakın bir uç karakolu olacağını ortaya koymuştur... Her türlü saldırıda savaşa girecek ilk NATO üyesi Türkiye olacağından, bu ülkenin desteklenmesi ve layık olduğu ağırlığının görülmesi gerekmektedir..." NATO'yu kullanarak bu noktada da ulaşmak istedikleri maksat şudur; Türkiye'yi Batı'nın, ABD'nin Ortadoğu'daki sıçrama taşı yapmak ve onu, hasım olarak İslam ülkelerinin karşısına çıkarmaktır. İtalya Dışişleri Bakanı Giani di Michalis'in, AT adına yaptığı konuşma da bunu açıklar mahiyette: "NATO bundan sonra İslam dünyasından gelebilecek tehlikelere karşı bir örgüt niteliğine bürünecektir". Türkiye, son derece temkinli ve tedbirli olmalıdır. Türkiye, gündemden uzak olmalıdır. Sabır ve metaneti tavsiye ediyorum.

Ögüt- Bu hareketin lehimize sonuçlanması veya Ortadoğu'daki tehlikenin bize zarar vermeden atlatılabilmesi için millete, basına, siyasi partilere ne gibi vazifeler düşmektedir?

Baş- Bu meselede siyasileri uyarmak gerekiyor. Nihayet onlar da insandır, yanılabilirler. O bakımdan sık sık kendilerine, Türkiye'nin Ortadoğu'daki yerini, bu harbin amacını, Ortadoğu'yla aramızdaki münasebetleri gayet mantıki delillerle izah edip, onları bu noktaya getirmek lazım. "Böyle bir harbi Türkiye kesinlikle istemiyor" diye basının, efkar-ı umumiyeyi hazırlaması, efkar-ı umumiyenin de bunu, kendiliğinden ortaya koyması gerekir. Zaten milletin istemediği bir harbe de, Türkiye hükümetleri kolay kolay girmez. Zira, "gavurdan dost, domuzdan da post" olmayacağını insanımız gayet iyi bilmektedir.

Öğüt- Ortadoğu'daki yoğun karışıklığa rağmen, İsrail'in son derece sessiz kalmasının sebebi nedir?

Baş- Eğer İsrail, meselenin içerisine açıkça girerse, İslam alemi, ona karşı Saddam'ın yanında yer alacaktır. Onun için, görünüşte sessiz kalıyor. Oysa Ortadoğu'da meydana gelen hiç bir siyasi ve silahlı olayı, İsrail faktöründen ayırmayız. Bütün olaylarda onun dolaylı veya dolaysız ilgisi vardır. Dikkat edin, o ABD hükümetine, kongresine, kamuoyuna, ekonomisine, kültürüne ve dış politikasına hakimdir. Nitekim, ABD'li Yahudilerin sahibi oldukları bazı bankalar, İtalyan bankalarını paravan olarak kullanıp Irak'ın Kuveyt'i işgali için lazım olan takriben 3 milyar doları Irak'a kredi olarak vermiştir. Hatta ABD'nin Irak'la anlaşma zeminin oluşması gündeme gelince, İsrail'in sabrı taşmış ve provokasyona müracaat etmiştir. Şöyle ki, Mescid-i Aksa gibi mukaddes bir mekanda 21 Filistinliyi katlederek, ABD'yi savaşa zorlamayı ve barışçı çözüm yollarını tıkamayı hedeflemiştir. Ortadoğu'da kendi kazanç hesabına olacak kıvılcımı tutuşturmak istemiştir. Ayrıca son günlerde ABD'den havadan havaya atılan 300 adet "Sitewingen Füze"si almıştır. İsrail Başbakanı İzak Şamir ve Savunma Bakanı Moşe Arens yaptıkları açıklamada "ABD'nin Irak'ı geriletme ve çökertme planlarının tutmaması halinde İsrail'in Irak'a tek başına savaş açacağını ve Saddam'ı yok edeceklerini söylemişlerdir. İsrail sessiz değil, görünmemeyi tercih ediyor. Kendine has ve sinsi bir politika takip ediyor.

Öğüt- Efendim, Ortadoğu gündeme geldiği zaman, dünya devletleri niçin bir anda hassaslaşıyorlar?

Baş- Dünyanın petrole olan ihtiyacı malumunuz. Petrolün de en önemli kaynaklarından birisidir, Ortadoğu. Belki en önemlisi, ABD eski başbakanlarından Richard Nixon kitabında şöyle diyor: "Dünyayı, Ortadoğu ve Basra Körfezi'ni ele geçiren ülke idare edecektir". İşte, aynı zamanda başından beri söylediklerimizin yanında orayı sömürebilmek; sanayisinden petrolüne kadar. Batının bütün ülkeleri, bu şekilde oraya nüfuz etmiş vaziyetteler.

Hiçbir yakınmanız olmasa bile, dikkat!


 
Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor.
 

07.03.2026 06:32:00
MURAT ÇORBACI
 Hiçbir yakınmanız olmasa bile, dikkat!
 Hiçbir yakınmanız olmasa bile, dikkat!
Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabetik retinopatinin diyabetin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen en önemli komplikasyonu olduğunu belirterek, "Retina, gözün içini kaplayan ve görüntüyü algılayarak beyne ileten sinir tabakasıdır. Aslında görme fonksiyonunu gerçekleştiren ana yapıdır. Diyabetik retinopatide bu yapı yüksek kan şekerine bağlı olarak hasar görür ve tedavide gecikildiğinde kalıcı görme kaybı oluşur" dedi. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tedavi edilmesinin göz sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, "Diyabet tanısının ardından, hiçbir yakınmaları olmasa bile hastaların düzenli göz kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır ve çoğu zaman önlenebilir hale getirir" diye konuştu.

Her 10 hastadan yaklaşık 3'ünde görülüyor!

Gözün sinir tabakası olan retinanın hasar görmesiyle meydana gelen diyabetik retinopati, diyabetik hastaların yaklaşık yüzde 30-35'inde görülüyor. Prof. Dr. Berna Özkan, retinopati gelişme riskinin hastalığın süresiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, "Genellikle diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra gözde ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar ve hastalık süresi uzadıkça retinopati görülme sıklığı da artar. Türk Diyabetik Retinopati Epidemiyoloji Çalışması'na göre, diyabet süresi 15 yılı aştığında hem kadınlarda hem erkeklerde görülme oranı yaklaşık yüzde 66'ya yükselir. Ayrıca, kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilememesi ve hipergliseminin uzun süre devam etmesi, retinal hasarın şiddetini de belirgin şekilde artırır" dedi.

Kalıcı görme kaybına neden olabilir!

Diyabet temel olarak bir damar hastalığı olduğu için kanda yüksek düzeydeki glukozun uzun süre damar içinde dolaşması, damar duvarında yapısal bozulmaya yol açıyor. Bu hasar sonucu kan hücreleri, serum, proteinler ve lipidler, gözün sinir tabakası olan retinaya sızarak, ödem ve kanamalara neden oluyor. Bu tablo görme keskinliğinde azalmayla sonuçlanıyor. Prof. Dr. Berna Özkan, hastalık ilerledikçe hasar gören damar duvarlarının zayıfladığını ve damarlarda tıkanmalar oluştuğunu belirterek, "Bunun sonucunda retina yeterli kan ile oksijen alamaz; iskemi olarak adlandırılan süreç meydana gelir ve retina hücrelerinde kayıp başlar. Bu evrede ortaya çıkan görme kaybı sinir hücrelerinin yenilenme kapasitesi olmadığı için çoğu zaman geri dönüşsüz, yani kalıcı olur" diye konuştu.

Glokomdan katarakta…

Diyabet, retina dışında gözün başka yapılarını da etkileyebiliyor. Katarakt, glokom (göz tansiyonu), kornea ve oküler yüzey hastalıkları ile enfeksiyonlara yatkınlık bu etkiler arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, özellikle enfeksiyonlara yatkınlığın klinik açıdan büyük önem taşıdığını anlatarak, şöyle devam etti: "Diyabetik hastalarda immün yanıtın zayıflaması nedeniyle, normalde vücutta zararsız şekilde bulunabilen ya da günlük yaşamda karşılaşılan mikroorganizmalar, göz içinde ciddi, hatta görmeyi tehdit eden enfeksiyonlara (endoftalmi) yol açabilir. Ayrıca diyabet, göz hareketlerini sağlayan kranial sinirlerde mikroiskemik hasara neden olarak göz kaslarında felçlere ve buna bağlı çift görmeye (diplopi) sebep olabilir." 

Yılda bir kez göz muayenesi çok önemli!

Diyabetik retinopatide ilk damar değişiklikleri başladığında hastanın görme keskinliği hemen etkilenmeyebiliyor. Bu nedenle, diyabet tanısı konulduğunda düzenli göz muayeneleri ve ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, ciddi görme kaybının önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabet tanısı alan ve henüz göz bulgusu saptanmayan hastaların yılda bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini anlatarak, "Erken dönem retinopati bulguları tespit edildiğinde takip aralığı genellikle 6 aya indirilmektedir. İleri evre bulguların varlığında ise muayene sıklığı, hastalığın şiddetine ve klinik durumuna göre daha da artırılır" diyor. Prof. Dr. Berna Özkan, kontrol zamanı henüz gelmemiş olsa bile görme keskinliğinde azalma ve görme alanında kayıp fark edildiğinde veya şiddetli bir göz ağrısı oluştuğunda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor.

Görme keskinliğinde artış sağlanabiliyor!

Günümüz tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada tam görme kaybının önüne geçmek mümkün olabiliyor. Diyabetik retinopati geliştiğinde, damar sızıntısına bağlı retina ödemi oluşmuşsa, göz içi enjeksiyon tedavileriyle ödem azaltılabiliyor. Bu tedavi sayesinde çoğu hastada görme keskinliğinde artış sağlanabildiğini aktaran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, sözlerine şöyle devam ediyor: "Hastalık ilerleyip retina damarlarında tıkanmaya bağlı iskemi, yani doku tahribatı geliştiğinde ise iskemik retina alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanması gerekir. Daha ileri evrelerde diyabetik retinopatiye bağlı göz içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı veya bağışıklık sistemindeki zayıflığa bağlı göz içi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle kanamalar temizlenebilir, retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir."

Deprem müteahhitleri nerede?

6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. 2 bin 673 kişi hakkında dava açıldı, sadece 142’si hâlâ tutuklu, 949’u adli kontrolle serbest. Karar verilen 202 kişiye hapis cezası çıktı ama çoğu müteahhit tahliye edildi 

06.03.2026 18:20:00
Eyüp Kabil
Deprem müteahhitleri nerede?
Deprem müteahhitleri nerede?
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 3 yıl geçti. Yıkılan binaların sorumluları arasında müteahhitler başta olmak üzere teknik uygulama sorumluları, yapı denetim firmaları ve kamu görevlileri hakkında açılan soruşturma ve davalar sürüyor.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un Şubat ayındaki açıklamalarına göre resmi rakamlar netleşti. Peki kaç kişi hakkında işlem yapıldı, kaçı tutuklu, kaçı serbest ve kararlar ne durumda?

Toplam soruşturma ve dava sayısı

Adalet Bakanlığı verilerine göre, depremden etkilenen 11 ilde 2 bin 673 kişi hakkında ceza davası açıldı. Bu rakam, müteahhitler, inşaat mühendisleri, fenni mesuller, yapı sahipleri ve bazı kamu görevlilerini kapsıyor. Hâlen 949 kişi hakkında soruşturma aşaması devam ederken, kovuşturma aşamasındaki dosyalar da sürüyor. Başlangıçta 2 bin 380 kişi hakkında soruşturma açıldığı belirtilmişti, süreç ilerledikçe sayı arttı.

Tutuklu ve hükümlü sayısı

Şu anda 142 tutuklu ve 59 hükümlü olmak üzere toplam 201 kişi ceza infaz kurumlarında bulunuyor. Bu rakamlar, deprem soruşturmalarının başlangıcındaki 248 tutukludan önemli ölçüde azalmış durumda. Tutuklular arasında bazı müteahhitler ve teknik sorumlular yer alsa da, genel dağılımda müteahhitlerin oranı zamanla düştü.

Serbest bırakılanlar ve adli kontrol

949 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Halkın Hukuk Bürosu'nun 3. yıl raporu, "deprem davalarında neredeyse hiç tutuklu müteahhit kalmadı, tutuklu olanlar son bir yılda tahliye edildi" tespitini yapıyor. Birçok müteahhit uzun tutukluluk gerekçesiyle veya bilirkişi raporları sonrası adli kontrole geçti. Firari sanıklar ise hâlâ yakalama kararıyla aranıyor.

Karar açıklanan davalar ve cezalar

Bugüne kadar 202 kişi hakkında 1 yıldan 21 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası verildi. Karara bağlanan davalarda müteahhitlere sıklıkla "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan ceza verildi. Örneğin Adana Alpargün Apartmanı: Müteahhit Hasan Alpargün'e 62 kez müebbet + 865 yıl verildi. Güvenç Apartmanı müteahhiti Ahmet Kara'ya 17 yıl 6 ay. Diğer davalarda ise cezalar 8-21 yıl arasında değişiyor.

Toplam 3 bin 522 dosyadan yalnızca 149'u karara bağlandı, büyük kısmı istinaf ve Yargıtay aşamasında. Kamu görevlileri hakkında ise soruşturma izinleri sınırlı ilerledi.

Müteahhitlere özel durum

Resmi istatistikler müteahhitleri ayrı bir kategori olarak ayırmasa da, yıkılan binaların sorumluluğunda müteahhitler en büyük grubu oluşturuyor. Erken dönemde 90'lar seviyesinde müteahhit tutuklu iken, bugün bu sayı çok azaldı. Çoğu müteahhit adli kontrolle yargılanıyor veya tahliye edildi. Uzmanlar ve hukuk örgütleri, kamu görevlilerinin dosyalarının ayrılması nedeniyle sürecin yavaşladığını ve adaletin tam sağlanmadığını eleştiriyor.

Adalet Bakanlığı, "bilirkişi raporları doğrultusunda bağımsız yargı karar veriyor" açıklamasını sürdürüyor. Davalar hâlâ devam ederken, depremzedeler "tam adalet" çağrısını yineliyor.

TÜSİAD davasında karar

Eski TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ile TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras’ın konuşmaları nedeniyle yargılandığı davada kararını açıkladı

06.03.2026 14:07:00
Haber Merkezi
TÜSİAD davasında karar
TÜSİAD davasında karar
TÜSİAD eski Başkanı Orhan Turan ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras'ın, 13 Şubat'ta derneğin genel kurulunda yaptıkları konuşmalar nedeniyle yargılandıkları davada karar açıklandı. "Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçlamalarıyla açılan davanın dördüncü duruşması, İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya, sanıklar Aras, Turan ve avukatları katıldı.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütaalasında, sanıkların "yargılamayı etkilemeye teşebbüs" ve "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından cezalandırılmasını istedi. Sanık Ömer Aras, esas hakkındaki mütaalaya karşı şunları söyledi:

"Yargılama konusu beyanlarım incelendiğinde suçlamaya konu bir durum olmadığı anlaşılabilir. 20 dakikalık konuşmam bağlamından koparılmıştır. Konuşma bütünüyle incelendiğinde ekonomik kalkınmaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır ve tamamen iyi niyetlidir. Konuşmam güncel meselelere isim kullanmadan değinmektedir. Buradan suç üretilmeye çalışılması anlamsızdır. Savcılığın esas hakkındaki mütalaasında hukukun evrensel ilkelere aykırı bir şekilde değerlendirildiğini gördük. Aynı konuşmanın TÜSİAD internet sitesinde yayımlanması ayrı bir suç olarak görülemez. 72 yıllık yaşamımda hiç mahkemeye çıkmamış bir kişi olarak ülkenin kalkınması için yapılmış konuşmanın suç gibi gösterilmesini kabul etmiyorum."

Mahkeme, Orhan Turan ve Ömer Aras hakkında "yargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçundan beraat kararı verdi. Turan ve Aras, "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçundan ise 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.

İzmir'de özel okulda akran zorbalığı ve veli şiddeti

İzmir'de bir özel okulda öğrenim gören 7. sınıf öğrencisinin diğer öğrencilere akran zorbalığı yaptığı iddiaları üzerine okul yönetimi inceleme başlattı. Yapılan incelemeler ve velilerin şikayetleri doğrultusunda okula çağrılan öğrenci velisinin, okul müdürünün odasında saldırgan tavırlar sergilediği ileri sürüldü

06.03.2026 12:52:00 / Güncelleme: 06.03.2026 12:55:51
İHA
İzmir'de özel okulda akran zorbalığı ve veli şiddeti
İzmir'de özel okulda akran zorbalığı ve veli şiddeti
Olay, 10 Şubat tarihinde meydana geldi. Y.A. (13) isimli öğrencinin arkadaşlarına yönelik "Seni babama öldürtürüm" gibi ifadeler içeren mesajlar ve mektuplar gönderdiği tespit edildi. Aynı öğrencinin kendi aralarında oluşturdukları WhatsApp gruplarında da küfür ve hakaret içeren sözler kullandığı, yine arkadaşlarına yönelik tehdit mesajları kullandığı da belirlendi. Bunların üzerine diğer velilerin ve öğrencilerin şikayet dilekçeleri de okul yönetimini harekete geçirtti. Olayla ilgili inceleme başlatan yönetim, Y.A.'nın annesi S.A. ve babası V.A.'yı görüşme yapmak için okula davet etti.

Okulda arbede yaşandı

Okul yönetimi ile 12 Şubat'ta gerçekleştirilen görüşme sırasında, öğrenci velisinin saldırgan tavırlar sergilediği iddia edildi. Okul müdürünün odasındaki kitapları yerlere saçan ve masayı dağıtan velinin, görevlilere yönelik ağır hakaret ve tehditlerde bulunduğu belirtildi. Ayrıca velinin, öğrencilerin bulunduğu mesaj gruplarına girerek tehdit içerikli ses kayıtları ve yazışmalar paylaştığı öne sürüldü.

Akran zorbalığı şikayetleri üzerine süreç başlatıldı

Okul Müdürü Burcu Söğütcüpınar, 10 Şubat tarihinde okullarında bazı öğrencilerin akran zorbalığına maruz kaldığına dair ciddi şikayetler aldıklarını belirterek, öğrenci WhatsApp grupları üzerinden tehdit içerikli mesajlar paylaşıldığını ve "Seni babama öldürtürüm" ifadelerinin yer aldığı yazılı tehdit mektuplarının ortaya çıktığını söyledi. Bu gelişmeler üzerine okul yönetiminin hemen harekete geçtiğini ifade eden Söğütcüpınar, diğer velilerin de çocuklarının güvenliği konusundaki endişelerini dile getiren toplu dilekçeler verdiğini ve okul-aile iş birliğini sağlamak amacıyla söz konusu öğrencinin velilerini okula davet ettiklerini belirtti.



Görüşme şiddet olayına dönüştü

12 Şubat'ta gerçekleştirilen görüşmenin ne yazık ki bir şiddet olayına dönüştüğünü dile getiren Söğütcüpınar, öğrencinin durumunu görüşmek üzere davet edilen velinin okul yöneticisinin odasında kitapları yerlere saçtığını, masayı dağıttığını ve saldırgan tavırlar sergilediğini aktardı. Olay sırasında şahıslara yönelik ağır hakaret ve tehditlerin savrulduğunu vurgulayan Söğütcüpınar, yaşanan bu durumun okulun huzur ve güvenliğini doğrudan hedef aldığını ifade etti.

"Okullar polemik merkezi değil"

Eğitimcilerin özellikle bir velinin doğrudan öğrencilerin bulunduğu mesaj gruplarına girerek tehdit ve hakaretlerde bulunmasını en büyük sorun olarak değerlendirdiğini belirten Söğütcüpınar, "Amacımız suça sürüklenen çocukları topluma kazandırmak ve bu tür üzücü olayların önüne geçmektir" dedi. Son dönemde medyada yer alan, bir öğretmenin öğrencisi tarafından öldürülmesi gibi acı haberlerin tekrar etmesini istemediklerini belirten Söğütcüpınar, "Okullar polemik merkezleri değil, çocukların geleceğinin inşa edildiği alanlardır" ifadelerini kullandı.

Hukuki süreç başlatıldı

Yaşanan olayların ardından okul yönetimi olarak adli makamlar, sosyal hizmetler ve ilgili tüm mercilere gerekli başvuruları yaptıklarını ve durumu yargıya taşıdıklarını söyleyen Söğütcüpınar, diğer öğrencilerin ve velilerin güvenlik kaygısı duymaması gerektiğini vurguladı. Okulun güvenliğini korumak için tüm sorumluluğu aldıklarını ve hukuki süreci titizlikle takip ettiklerini belirten Söğütcüpınar, velilere de "Gönlünüz rahat olsun" mesajı verdiklerini söyledi.

Disiplin cezası aldı, başka bir okula nakledildi

Öte yandan, yaşanan olayların ardından okul yönetimi tarafından disiplin kuruluna sevk edilen öğrencinin, ailesi ile yapılan görüşmede başka bir okula nakledilmesi istendi. Öğrencinin kaydı ailesi tarafından başka bir okula alındı.

İstanbul'da yeni nesil mafya operasyonu: 10 gözaltı

Yeni nesil suç örgütlerine yönelik İstanbul'da düzenlenen operasyonlarda, tehdit ve iş yerlerine silahlı saldırı da dahil farklı eyleme karıştıkları tespit edilen 10 şüpheli gözaltına alındı

06.03.2026 10:31:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul'da yeni nesil mafya operasyonu: 10 gözaltı
İstanbul'da yeni nesil mafya operasyonu: 10 gözaltı
Yeni nesil suç örgütlerine yönelik İstanbul'da düzenlenen operasyonlarda, tehdit ve iş yerlerine silahlı saldırı da dahil farklı eyleme karıştıkları tespit edilen 10 şüpheli gözaltına alındı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yeni nesil suç ağlarının faaliyetlerine yönelik geniş kapsamlı bir çalışma yapıldı.

Savcılıkça yürütülen soruşturma çerçevesinde, İstanbul'un Bağcılar, Bakırköy ve Kartal ilçelerinde farklı tarihlerde esnafa tehdit ve işyerlerine silahlı saldırı düzenlemekle suçlanan şüpheliler teknik ve fiziki takibe alındı.

Çete üyelerinin kimlikleri ve adresleri tek tek belirlendi. Ardından söz konusu zanlıların yakalanması için bu sabah erken saatte operasyon yapıldı. İstanbul'da tespit edilen adreslere yönelik eş zamanlı operasyonda, başka bir soruşturma nedeniyle firari olarak aranan bir kişinin de aralarında bulunduğu 10 şüpheli gözaltına alındı.

Gözaltına alınan zanlılar sorgulanmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü Müdürlüğü'ne götürüldü. Yakalanan şahıslar hakkında yürütülen işlemler sürerken, çete üyelerinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıların güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.

26 milyar 532 milyonluk yasa dışı bahis operasyonunun görüntüleri

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, yasa dışı bahis suçu işleyerek elde edilen suç gelirlerini aklamaya çalıştığı belirlenen 20 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi

06.03.2026 10:28:00
İhlas Haber Ajansı
26 milyar 532 milyonluk yasa dışı bahis operasyonunun görüntüleri
26 milyar 532 milyonluk yasa dışı bahis operasyonunun görüntüleri
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, yasa dışı bahis suçu işleyerek elde edilen suç gelirlerini aklamaya çalıştığı belirlenen 20 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.

Soruşturma kapsamında 11 adet lüks araç, 8 adet konut ve 67 adet tarla ve arsa olmak üzere toplam 75 adet menkul ve gayrimenkule el konulurken, şüphelilerin 2025 yılının Ocak-Kasım döneminde toplam 26 milyar 532 milyon 385 bin 74 TL işlem hacmine ulaştığı belirlendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Malta merkezli kripto varlık sağlayıcısı Fincrypto UAB (Paymix) ödeme kuruluşunun, yasa dışı bahis suçu işleyen gruplara finansal altyapı sağladığına yönelik kuvvetli suç şüphesi tespit edildi.

Sağlanan bu finansal altyapı ile kuruluş tarafından elde edilen suç gelirlerinin, paravan şirketler ve karmaşık para transfer döngüleri kullanılarak finansal sisteme sokulduğu ve aklanmaya çalışıldığı da soruşturma kapsamında belirlendi.

İGaming isimli altyapı sağlayıcı şirketin ise BTK tarafından erişime kapatılan 40 yasa dışı bahis sitesine altyapı sağladığı ve MASAK raporuna göre aylık yaklaşık 1 milyar dolar tutarında hasılat elde ettiği ortaya çıktı.

Elde edilen bu gelirlerin, Malta merkezli kripto varlık sağlayıcısı Fincrypto UAB (Paymix) üzerinden yurt dışındaki kripto para borsalarına aktarıldığı belirlendi. Soruşturma kapsamında hazırlanan MASAK raporuna göre şüphelilerin 2025 yılının Ocak-Kasım döneminde toplam 26 milyar 532 milyon 385 bin 74 TL işlem hacmine ulaştığı belirlendi.

Yapılan tespitler kapsamında İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce İstanbul merkezli Hatay, Mersin, Ankara, Düzce, Antalya, İzmir, Yalova, Tekirdağ ve Bursa'da 20 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.

Öte yandan İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinin kararıyla 11 adet lüks araç, 8 adet konut ve 67 adet tarla ve arsa olmak üzere toplam 75 adet menkul ve gayrimenkule el konulurken, 30 şahsa ait 550 adet banka ve kripto para hesabına bloke işlemi uygulandı. Gözaltına alınan şüphelilerin Maslak'ta bulunan İstanbul İl Jandarma Komutanlığına getirildiği ve işlemlerinin sürdüğü öğrenildi.

26 yıl önce terör saldırısında şehit olanlar anıldı

Çankırı'da teröristler tarafından dönemin Çankırı Valisi Ayhan Çevik'e yönelik bombalı saldırıda şehit olanlar, anıt önünde düzenlenen törenle anıldı

05.03.2026 13:06:00 / Güncelleme: 05.03.2026 13:09:25
İHA
26 yıl önce terör saldırısında şehit olanlar anıldı
26 yıl önce terör saldırısında şehit olanlar anıldı
Çankırı'da, 1999 yılında teröristler tarafından dönemin Çankırı Valisi Ayhan Çevik'e yönelik bombalı saldırıda şehit olan polis memuru Nurettin Cinsoy, öğrenci Emrah Ersoy ve Fatma Dönmez ile esnaf Alpay Evirgen için anma programı düzenlendi.



Cumhuriyet Mahallesi'nde olayın yaşandığı sokakta düzenlenen anma programı saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlandı. Programda şehir düşenler dualarla anıldı.



Programa, Çankırı Valisi Hüseyin Çakırtaş, Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen, il protokolü ve vatandaşlar katıldı.

İran: Türkiye'ye füze fırlatmadık

Dün İran'dan fırlatıldığı iddia edilen balistik mühimmatın Türk hava sahasına yöneldiği ve NATO tarafından etkisiz hale getirildiği bildirilmişti. İran'dan bugün yapılan açıklamada "Türkiye topraklarına yönelik herhangi bir füze atışı yapılmadığı" belirtti

05.03.2026 10:59:00 / Güncelleme: 05.03.2026 11:05:04
Haber Merkezi
İran: Türkiye'ye füze fırlatmadık
İran: Türkiye'ye füze fırlatmadık
İran Silahlı Kuvvetleri, bugün yaptığı resmi açıklamada Türkiye'nin egemenliğine saygı duyduklarını vurgulayarak, "Türkiye topraklarına yönelik herhangi bir füze atışı yapılmadığını" belirtti. Bu açıklama, Milli Savunma Bakanlığı'nın (MSB) dün duyurduğu "İran'dan fırlatılan balistik mühimmatın Türk hava sahasına yöneldiği ve NATO tarafından etkisiz hale getirildiği" iddiasının ardından geldi.

İran devlet ajansı Mehr'in yayımladığı açıklamada, Silahlı Kuvvetler şu ifadeleri kullandı: 

"İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, komşu ve dost ülke Türkiye'nin egemenliğine tam saygı duymaktadır. Bölgedeki askeri faaliyetler hiçbir şekilde Türkiye'yi hedef almamaktadır. Türkiye topraklarına veya hava sahasına yönelik hiçbir füze fırlatılmamıştır."

Açıklama, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın komşu ülke liderlerine hitaben yayımladığı mesajla da örtüştü. Pezeşkiyan, "Türkiye'nin egemenliğine saygı duyuyoruz ve bölgesel barışın bölge ülkeleri tarafından sağlanması gerektiğine inanıyoruz" demişti.

MSB'nin açıklaması

Milli Savunma Bakanlığı, dün yaptığı yazılı açıklamada şu bilgileri paylaşmıştı: 

"İran'dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hale getirilmiştir." 

MSB, füzenin imha edilmesi sırasında çıkan mühimmat parçasının Hatay'ın Dörtyol ilçesine düştüğünü, ancak olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma yaşanmadığını belirtti. Olayın hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iftar programında "Gereken yerlere uyarı yapıldı" açıklaması yaparak, benzer olayların tekrarlanmaması için diplomatik girişimlerde bulunulduğunu ifade etti.

Türk yetkililer, füzenin rotasının saparak Türk hava sahasına girdiğini, asıl hedefinin muhtemelen Güney Kıbrıs'taki bir üs olabileceğini değerlendirdiklerini belirtti. NATO ise olayı "müttefiklere yönelik kabul edilemez bir tehdit" olarak nitelendirdi ve "Türkiye'nin yanında tam dayanışma içinde" olduklarını vurguladı.

Savaş bölgeye yayılma riski taşıyor

Bu gelişme, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı askeri operasyonların beşinci gününde yaşandı. İran, misilleme olarak İsrail'e ve bölgedeki ABD üslerine yüzlerce füze ve insansız hava aracı fırlattı. Ancak İran'ın füzelerinden birinin rotasından saparak veya iddia edildiği üzere Türkiye'ye yönelmesi, çatışmanın coğrafi yayılma riskini artırdı.

Uluslararası toplumdan tepkiler de gecikmedi. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), "Türkiye'yi balistik füzeyle hedef alma girişimini kınıyoruz" açıklaması yaparken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la yaptığı görüşmede "Türkiye'ye yönelik saldırıları kabul edilemez" bulduklarını ve tam destek verdiklerini belirtti.

Türkiye savaşa sokulmaya mı çalışılıyor?

İran Silahlı Kuvvetleri'nin bugün yaptığı "füze atmadık" açıklaması, Türkiye ile İran arasındaki tarihi komşuluk ilişkilerini korumaya yönelik bir çaba olarak yorumlanıyor. Tahran, bölgedeki gerilimin daha fazla yayılmasını istemediğini ve komşularının egemenlik haklarına saygı duyduğunu özellikle vurgulamış oldu.

Ancak Ankara, olayı "ciddi bir güvenlik tehdidi" olarak kayıtlara geçirdi. Diplomatik kaynaklar, İran Büyükelçisi'nin Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak protesto edildiğini ve benzer olaylara karşı önlemlerin artırılacağını belirtti.

Bölge uzmanları, İran'ın füze teknolojisi ve rotadan sapma riskinin, mevcut çatışmanın beklenmedik aktörleri (Türkiye gibi) devreye sokabileceğini ve NATO'yu daha aktif bir rol üstlenmeye itebileceğini değerlendiriyor.

ABD ve İsrail tarafının Türkiye'yi de savaşa dahil etmek istediği yorumları uzmanlar tarafından yapılıyor.

İletişim Başkanı Duran'dan İran'dan ateşlenen füzeye ilişkin açıklama

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İran'dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasından geçerek Hatay bölgesinde Türk hava sahasına yönelen füzenin etkisiz hale getirildiğini ve kurumların süreci anlık ve tam bir eş güdüm içerisinde takip ettiğini kaydetti

04.03.2026 15:27:00 / Güncelleme: 04.03.2026 15:30:50
İHA
İletişim Başkanı Duran'dan İran'dan ateşlenen füzeye ilişkin açıklama
İletişim Başkanı Duran'dan İran'dan ateşlenen füzeye ilişkin açıklama
İletişim Başkanı Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İran'dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasından geçerek Hatay bölgesinde Türk hava sahasına yönelen bir füzenin etkisiz hale getirildiğini, bunun sonucunda ise füze parçasının Hatay'ın Dörtyol ilçesinde bir alana düştüğünü ifade etti.

Duran, meydana gelen olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanmanın yaşanmadığının altını çizdi. Kurumların süreci anlık ve tam bir eş güdüm içerisinde takip ettiğini aktaran Duran, "Ülkemizin ve aziz milletimizin güvenliğini sağlama konusundaki irademiz ve kapasitemiz en üst seviyededir. Topraklarımızın ve hava sahamızın savunulmasına yönelik gerekli her türlü adım tereddütsüz atılacaktır. Karşılaşılabilecek hasmane tutumlara yönelik uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli karşılık verilecektir. Bu süreçte NATO ve müttefiklerimizle istişare ve iş birliği sürdürülecektir. Tüm taraflara, bölgede gerilimi artıracak ve çatışmaların daha geniş bir alana yayılmasına yol açabilecek adımlardan uzak durması yönündeki uyarımızı yineliyoruz. Tarafların sorumluluk bilinciyle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi.

Bu süreçte medya kuruluşlarından ve sosyal medya kullanıcılarının daha hassas hareket etmeleri, teyide muhtaç ve kamuoyunu paniğe sevk edebilecek haber ve paylaşımlara itibar etmemeleri gerektiğine vurgu yapan Duran, "Resmi makamlarımız tarafından yapılan açıklamalar dışındaki bilgi ve paylaşımlara karşı dikkatli olunması önem arz etmektedir" diye konuştu.

Duran, açıklamasına şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın her vesileyle vurguladığı üzere Türkiye bölgede barışın, istikrarın ve diyalogun hâkim olması için yoğun bir diplomatik çaba yürütmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemiz, gerilimin tırmanmaması, sivillerin korunması ve sorunların uluslararası hukuk temelinde barışçıl yollarla çözülmesi için aktif bir rol üstlenmektedir. Bu tür gelişmeler karşısında milletçe sergileyeceğimiz birlik, beraberlik ve dayanışma en büyük gücümüzdür. Devletimiz tüm kurumlarıyla görev başındadır. Türkiye, bölgede tansiyonun düşürülmesi ve sorunların barışçıl yollarla çözümü için üzerine düşen sorumluluğu yapıcı bir anlayışla yerine getirmeye devam edecektir."

İran'dan ateşlenerek Türk hava sahasına yönelen balistik mühimmat etkisiz hale getirildi

Milli Savunma Bakanlığı, İran'dan ateşlenip Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmatın, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini bildirdi

 

04.03.2026 15:09:00 / Güncelleme: 04.03.2026 15:14:18
AA
İran'dan ateşlenerek Türk hava sahasına yönelen balistik mühimmat etkisiz hale getirildi
İran'dan ateşlenerek Türk hava sahasına yönelen balistik mühimmat etkisiz hale getirildi

Bakanlığın NSosyal hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"İran'dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hale getirilmiştir.

Hatay ili Dörtyol ilçesinde düşen mühimmat parçasının, söz konusu tehdidin havada imha edilmesi sonrasında önleme yapan hava savunma mühimmatına ait olduğu tespit edilmiştir. Olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma söz konusu değildir.

Ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak konusundaki irademiz ve kapasitemiz en üst seviyededir. Türkiye bölgesel istikrar ve huzurdan yana taraf olurken kimden ve nereden gelirse gelsin topraklarının ve vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya muktedirdir.

Topraklarımızın ve hava sahamızın savunulmasına yönelik her türlü adım kararlılıkla ve tereddütsüz atılacaktır. Ülkemize yönelik her türlü hasmane tutuma karşı cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu hatırlatıyoruz.

Tüm taraflara, çatışmaların bölgede daha da yayılmasına neden olacak adımlardan uzak durma uyarısında bulunuyoruz. Bu kapsamda NATO ve diğer müttefiklerimizle istişare içinde olmayı sürdüreceğiz." 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.