logo
28 EYLÜL 2026

İstihdam ve sosyal güvenlik

İstihdam yaratmakta zorlanan AB, esnek işgücü kavramı ile hem ücretlerin düşmesine göz yummakta; hem de yarı zamanlı istihdamı desteklemektedir

29.06.2026 00:54:00
Haber Merkezi
 
İstihdam ve sosyal güvenlik
İstihdam ve sosyal güvenlik
İstihdam yaratmakta zorlanan AB, esnek işgücü kavramı ile hem ücretlerin düşmesine göz yummakta; hem de yarı zamanlı istihdamı desteklemektedir. Yani bütün gün çalışma yerine, günün belli saatlerinde çalışma imkanları oluşturularak, yeni istihdam yolları aranmaktadır.

Bu gerçeği de, hem Eylül 2000 AB Sosyal Politika Gündemi raporunda, hem de Avrupa Komisyonu 2001 AB'nin İstihdam ve Sosyal Politikası raporunda detaylı olarak bulmak mümkündür.

Görünen şu ki, AB ülkeleri, bırakın işgücü oranını arttırmayı, yüksek işsizlikle boğuşmak zorundadır.

Çalışmayan her insan, kendi sosyal güvenlik sistemlerinde ve bütçelerinde yük iken ve bu krizden nasıl çıkacaklarını bilmiyorlarken; Türkiye'yi güya AB'ye kabul edip Türkiye'deki işsizliği, iflas etmiş olan sosyal güvenlik sistemlerinin üzerine yeni bir yük olarak koymaları hiç mümkün değildir. Bu bağlamda AB'nin Türkiye'yi almasının asla mümkün olmadığını daha önce de ifade ettik.

Hatta tek başına sosyal güvenlik meselesi bile, AB'nin Türkiye'yi içine kabul etmesinin mümkün olmadığını ispat etmek için yeterlidir.







Gerek ABD için, gerekse Kıta Avrupası için, eğer yarı zamanlı istihdamı işsizlik rakamlarına eklersek; ortaya çıkan rakamlar, gerçekte kapitalist modellerin bütün ekonomi sahalarında olduğu gibi, istihdam yaratmada da tam anlamı ile sınıfta kaldığını göstermektedir.

Nerede ise her dört çalışandan birinin yarı zamanlı çalıştığı bir ekonominin, kendi fertlerine güvenli bir gelecek sunduğunu ve iş imkanı sağladığını söylemek pek gerçekçi olmasa gerektir. Sosyal Devlet/Milli Devlet'in tarif ettiği "Sosyal Devlet", her şeyden önce finansmanını ne işverenden, ne de işçiden sağlamaktadır; kendi kaynakları ile bunu sağlamaktadır.

Bu kaynakları açıklamadan önce finansmanın işçi ve işverenden karşılanmasının ekonomide yarattığı bazı önemli tahribatlara işaret etmemiz gerekmektedir. Şöyle ki, işverenden alınan pirimler veya yüksek vergiler, üretim maliyetlerini yukarı çekeceği için maliyet enflasyonunu tetiklemektedir. İşçiden alınan pirim veya yüksek vergi ise, piyasalarda zaten azalmış olan talebi daha da daraltacak, dolayısı ile piyasaları durgunluğa sokacaktır.







Örneğin, ülkemizde paranın yılda 16 kez elden ele dolaştığını düşündüğümüzde; işçiden kesilen her 1 birimlik pirim, ekonomide 16 birimlik bir tüketim ve buna bağlı üretim daralması oluşturmaktadır. Bu daralma da kapasite kullanımında azalmayı ve işçi çıkarılmalarını beraberinde getirmektedir. 

Söz konusu fonda toplanan paralar, işçi ve işverenden kesilen primlerden oluşmaktadır. Ne kadar ilginçtir ki, işsizlik fonunun devreye konması yukarıda izahını yaptığım açıdan olaylara baktığımızda ki, –doğrusu budur– işsizliği daha da arttırmıştır.

Eğer bu para, dar gelirli kesimden alınmamış olsa idi bir yılda 16 misli tüketim artışı olacak, buna bağlı olarak da üretim artacağı için yeni iş alanları ve istihdam oluşturacaktı.

Sosyal güvenlik kesintileri adı altında özellikle işçiden alınan prim veya vergiler, bu kesimin gelirlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla kendi ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalan bireylerden oluşan bir ekonomide yaşanan resesyon, toplumun bütün kesiminin sosyal güvenliğini tehdit etmektedir.







Tüketim artışı yetersiz olan ekonomilerin yeterli istihdam üretmesi beklenemez. En büyük sosyal risk de elbette işsizliktir. Sosyal Devlet/Milli Devlet'in tarif ettiği "Sosyal Devlet" anlayışının finansmanına değinmeden önce şunu da belirtmek gerekir; vatandaşların tamamının her hangi bir ücret ödemeden sosyal güvenlikten istifade etme hakkı vardır.

Devletin sağlayacağı sosyal güvenliğin maddi karşılığı, hane halklarını normal geçim seviyesinin üzerinde yaşatacak ve hiç kimseye muhtaç olmadan hayatlarını devam ettirecek düzeyde olmalıdır.

Bugün ne ülkemizde, ne de başta ABD olmak üzere liberal–kapitalist modelin uygulandığı ülkelerde sağlanan sosyal güvenliğin maddi karşılığı, bırakın normal yaşam seviyesinde olmasını, aksine açlık sınırının altındadır.







Özellikle sağlık hizmetleri, hastayı iyileştirmeyi sağlayamadığı gibi, sağlıklı insanı dahi hasta edecek bürokratik engeller ve kısıtlamalarla doludur.

Asgari geçim standardının altında verilen sosyal güvenlik yardımlarını, sosyal güvenlik olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle hangi gerekçe ile olursa olsun; bireylerin gelirleri sosyal güvenlik sistemi ile hiç kimseye muhtaç olmadan hayatlarını ikame edecekleri düzeye çıkarılmalıdır. Buna onurlu yaşam hakkı da diyebiliriz.

Sosyal Devlet/Milli Devlet'in 2017 yılı için ülkemiz şartlarında belirlediği asgari sosyal güvenlik destek miktarı, mimimum 5.000 TL'dir. Bu sebeple asgari ücret en az bu şartlarda 5.000 TL olmalı ve buradaki fark işverenden alınmamalı devlet tarafından karşılanmalıdır.

Böylece hem bireyler asgari bir gelir düzeyine ulaşacak hem de bu işverenin sırtına yük olmayacaktır. Bu miktar, sosyal güvenlikte taban olup, bunun altında bir desteklemenin yapılması bireylerin hayatlarını güvence altına almayacaktır.







Bu yönüyle de Sosyal Devlet/Milli Devlet'in sosyal güvenlik yaklaşımı liberal–kapitalist anlayışlardan ayrılmaktadır. Kapitalist modeller, olaylara "üretim yanlı" yaklaştıkları için sosyal güvenliğe yapılan harcamalar, bütçeler üzerinde yük olarak görülmektedir. Finansman olarak maliyetli paranın kullanılması da, gerçekten zaman içerisinde sosyal güvenlik açıklarını bütçeler üzerinde bir kambur haline getirmiştir.

Oysa Milli Ekonomi Modeli göstermiştir ki, ekonomilerde piyasaların kendi başlarına dengeye oturmaları mümkün değildir; muhakkak "tüketim yanlı" bir müdahaleye ihtiyaç vardır. Bunun için Sosyal Devlet, bir yönü ile ekonomilerin hem gelişmeleri, hem de rayına oturması için gereklidir.

Sosyal Devlet/ Milli Devlet, sosyal güvenlik finansmanı için üç kaynaktan istifade etmektedir.

– Üretim karşılığı elde edecekleri senyoraj geliri,

– Tüketimin desteklenmesi sonucu büyüyen ekonomilerde artan vergi geliri,

– Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının devlet millet ortaklığı ile işletilmesinden elde edilecek gelirler ki, sadece bu son enstrüman ülkemiz şartlarında 3 katrilyon dolar nispetinde inanılması güç kaynak sağlamaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi

Sakarya'da etkisini gösteren kuvvetli sağanak yağış, yollarda su birikintilerine sebep oldu. Araçlar yollarda temkinli bir şekilde hareket etti

28.09.2026 13:57:00
İHA
 
Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi
Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) yaptığı son tahminlerin ardından beklenen yağış, Sakarya'da şiddetli bir şekilde başladı.








Gök gürültüsüyle birlikte aniden bastıran sağanak, cadde ve sokaklarda su birikintilerine yol açarken, sürücüler ve yayalar yollarda ilerlemekte güçlük çekti. 






Su birikintilerinin yoğun olduğu bazı bölgelerde ise araçlar temkinli bir şekilde sürüş gerçekleştirdi. Yağışlar hafta boyunca sürmesi bekleniyor.




















Sakarya'da restoran alevlere teslim oldu: Çok sayıda ekip sevk edildi

Sakarya'nın Serdivan ilçesinde bir restoran alevlere teslim oldu. Yangının kısa sürede büyümesi üzerine olay yerine çok sayıda ekip sevk edildi

26.09.2026 11:40:00
İHA
 
Sakarya'da restoran alevlere teslim oldu: Çok sayıda ekip sevk edildi
Sakarya'da restoran alevlere teslim oldu: Çok sayıda ekip sevk edildi
Yangın, Bahçelievler Mahallesi Ata Sokak'ta, Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı üzerinde bulunan restoranda meydana geldi. Henüz belirlenemeyen nedenle restoranın içerisinde yangın çıktı.






Alevleri ve yoğun dumanı gören çevredeki vatandaşlar durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine bölgeye çok sayıda itfaiye ekibinin yanı sıra polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. 






Kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, alevlerin çevredeki yapılara sıçramaması için çalışma başlattı.








Restoranı saran alevlere ekiplerin müdahalesi sürüyor.




















Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?

Şehirleşmede az katlı yapılaşma (örneğin maksimum 3-4 kat), deprem risk yönetimi, kentleşme politikaları ve zemin mekaniği açısından çok katmanlı bir konudur

24.09.2026 13:49:00
Hasan Gündoğdu
 
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Düşük Katlı Yapılaşma Deprem Yıkımını ve Ölüm Riski Azaltır mı?

Evet, belirgin şekilde azaltır; ancak bu durum tek başına tam bir güvenlik garantisi değildir.






Avantajları (Neden riski düşürür?):

Daha Az Yapısal Yük ve Kütle: Deprem kuvveti, yapının kütlesi ile doğru orantılıdır. Bina ne kadar hafifse, deprem anında yapıya etki eden yatay atalet kuvveti o kadar az olur. 3 katlı bir bina, 12 katlı bir binaya göre zeminden çok daha az kuvvet alır.

Periyot Uyuşması (Rezonans) Riskinde Azalma: Yumuşak, alüvyonal zeminler (örneğin İstanbul'daki sahalar, Avcılar veya Bakırköy sahilleri) deprem dalgalarını büyüterek uzun periyotlu salınımlar üretir. Yüksek binaların doğal salınım periyotları da uzun olduğundan, zeminle rezonansa girerek yıkılma riskleri artar. Az katlı yapılar ise kısa periyotludur ve bu rezonans etkisinden daha az etkilenir.

Tahliye ve Müdahale Kolaylığı: Yıkım yaşansa dahi 3 katlı bir binadan canlı kurtulma imkânı, enkaz altından çıkarılma süresi ve ilk saniyelerde binayı terk edebilme şansı çok daha yüksektir.

İkincil Felaketlerin Azalması: Yüksek binalarda yangın, gaz kaçağı veya merdiven çökmesi gibi ikincil riskler tahliyeyi kilitlerken, az katlı yapılarda bu riskler daha kolay kontrol edilir.






İstisnalar ve Yanılgılar:

Az katlı bina "mühendislik hizmeti almamışsa" yine yıkılır. Türkiye'de 1999 Gölcük ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların hatırı sayılır bir kısmı 2-4 katlı, imarsız veya mühendislik kurallarına uyulmadan yapılmış yapılardı. Dolayısıyla kat sayısını düşürmek; kötü beton, kalitesiz işçilik ve donatı eksikliğinin yerini tutmaz.

İstanbul, Ankara ve İzmir Gibi Büyükşehirlerde Doğrudan Uygulanabilir mi?

Mevcut şehir merkezlerinde birebir uygulamak kısa ve orta vadede "arazi ve nüfus yoğunluğu" nedeniyle imkânsıza yakındır; ancak çevresel gelişme alanlarında uygulanabilir.






Uygulamanın Önündeki Temel Engeller

Arazi Kıtlığı ve Nüfus Yoğunluğu (Emsal/Arsa Problemi):
• İstanbul'un nüfusu yaklaşık 16 milyondur. Mevcut yapılarda ortalama kat adedi 5 ila 8 arasındadır.
• Mevcut bir 8 katlı binayı yıkıp yerine 3 katlı bina yapmak, bağımsız bölüm sayısını %60 azaltmak demektir. Bu durumda 8 dairelik binada yaşayan 5 aile evsiz kalır veya hak sahiplerine finansal olarak sunulabilecek bir dönüşüm modeli kalmaz (müteahhit finansmanı imkânsızlaşır).

Kentsel Sıçrama ve Lojistik Yükü:
• Aynı nüfusu 3 katlı binalarla barındırmak, şehirlerin coğrafi olarak 2-3 kat daha geniş bir alana yayılması demektir (Kentsel Sıçrama).
• Bu durum doğa rezervlerinin, su havzalarının ve tarım alanlarının yok olmasına; altyapı, kanalizasyon, yol ve toplu taşıma maliyetlerinin katlanarak artmasına yol açar.






Bu Model Büyükşehirlerde Nasıl Uygulanabilir? (Çözüm Modelleri)

Megakentlerde 3 katlı yapılaşmayı mantıklı ve sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmek için bölgesel ve kademeli bir planlama şarttır:

"Zemin Odaklı" Kademeli İmar Sınırlaması

Şehrin tamamında değil, zemin mukavemeti düşük alanlarda kat kısıtlamasına gidilmelidir:

• Çok Yüksek Riskli Zeminler: Alüvyonlu, sıvılaşma riski yüksek sahil şeritleri veya dere yataklarında (örn. İstanbul sahil hatları, İzmir Bayraklı/Karşıyaka alüvyon düzlükleri) imar en fazla 3 kat ile sınırlandırılmalıdır.
• Sağlam Kayalık Zeminler: Zemin emniyet gerilmesi yüksek kayaç alanlarda (örn. İstanbul'un kuzey ilçeleri, Ankara'nın tepelik bölgeleri) radye temel ve tünel kalıp gibi doğru mühendislik teknikleriyle yüksek katlı yapılara izin verilmeye devam edilebilir.






Uydu Kentler ve "Yatay Şehirleşme" Çeperleri

Şehir merkezlerindeki yoğunluğu azaltmak için merkeze hızlı raylı sistemlerle bağlı yeni uydu kentler kurulmalıdır:

• Merkeze 30-40 km mesafede, zemin yapısı sağlam yeni alanlarda maksimum 3-4 katlı, bahçeli veya avlulu yatay mimari konut alanları inşa edilebilir.
• İstanbul için Kuzey Marmara aksı veya Arnavutköy/Çatalca sınırındaki uygun zeminli alanlar; Ankara için Eskişehir yolu veya Batıkent dış aksları bu model için örnektir.

Finansal Transfer ve "İmar Hakkı Transferi"

Eğer riskli zemindeki 6 katlı bir bina yıkılıp yerine 3 katlı bina yapılacaksa, kaybolan 3 katın imar hakkı maliklerin elinden alınmamalıdır:

• Kent merkezinde katı düşürülen mülk sahibine, belediye tarafından yeni geliştirilen çeper bölgelerdeki projelerden hisse/daire imkânı ("İmar Hakkı Transferi") tanınabilir.
• Böylece vatandaş finansal kayba uğramadan daha güvenli ve düşük katlı bir konut alanına geçiş yapabilir.






Mühendislik ve Yapı Teknolojisi Değişimi

Sadece betonarme değil, Hafif Çelik ve Ahşap Karkas (CLT - Çapraz Lamine Ahşap) yapı sistemleri teşvik edilmelidir:

• 3 kata kadar olan yapılarda çelik ve ahşap karkas teknolojileri depreme karşı neredeyse sıfır yıkım riski sunar ve yapım süreleri son derece kısadır.

Düşük katlı binalar deprem güvenliği açısından mühendislik yükünü hafifleten, can kaybı riskini dramatik şekilde düşüren en etkili mimari araçlardan biridir. Ancak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde tüm şehre tek tip "maksimum 3 kat" kuralı getirmek arazi ve nüfus gerçekleriyle bağdaşmaz.

İdeal çözüm; mikro-bölgeleme (zemin etütleri) yapılarak sıvılaşma ve risk taşıyan hatlarda kat sayısının 3 ile sınırlandırılması, sağlam zeminlerde ise sıkı denetimli yüksek yapılara izin verilerek şehir çeperlerinde yatay mimariye dayalı uydu kentlerin planlanmasıdır.

Karadeniz'de fırtına etkili oluyor

DÜZCE(İHA) ' Düzce'nin Karadeniz'e kıyısı olan Akçakoca ilçesinde fırtına etkili oldu. Fırtına nedeniyle dalgalar dalgakıranları ve sahili dövdü, dalga boyu zaman zaman 5 metreyi buldu

23.09.2026 12:25:00
İHA
 
Karadeniz'de fırtına etkili oluyor
Karadeniz'de fırtına etkili oluyor
Karadeniz'e kıyısı bulunan Düzce'nin Akçakoca ilçesinde denizde fırtına etkili oldu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden yapılan tahminler doğrultusunda 23 Eylül Çarşamba bugün kuzey ve kuzeybatı yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde fırtına şeklinde eseceğini bildirdi.






Fırtınanın saat 14.00'e kadar etkisini sürdürmesi beklenirken Batı Karadeniz'de fırtına nedeniyle dalgalar 5 metreyi buldu. 






Olumsuz hava şartları nedeniyle denize açılamayan balıkçılar tekneleri limana demirledi.













Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı

İstanbul Esenyurt'ta oto lastikçi dükkanında çıkan yangın, bitişikte bulunan 4 iş yeri ile bir yemek şirketine sıçradı. İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 2 saatlik müdahalesiyle yangın kontrol altına alınarak söndürüldü

23.09.2026 07:00:00
İHA
 
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Yangın, Yeşilkent Mahallesi Nazım Hikmet Bulvarı üzerinde bulunan iş yerlerinde gece saat 2.30 sıralarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bitişik nizamda bulunan iş yerlerinden oto lastikçi dükkanında henüz bilinmeyen nedenle alevler yükseldi.






Alevler kısa sürede büyüyerek 4 dükkana daha ve bir yemek şirketine sıçradı. Alevleri fark eden mahalle sakinleri durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine Esenyurt ve çevre ilçelerden çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. 






Ekipler yoğun çaba sonucunda alevleri 2 saat içerisinde kontrol altına aldı. İş yerlerinde ve yemek şirketinde soğutma çalışması sürerken çevrede geniş güvenlik önlemi alındı.



























logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.