logo
29 HAZİRAN 2026

İstihdam ve sosyal güvenlik

İstihdam yaratmakta zorlanan AB, esnek işgücü kavramı ile hem ücretlerin düşmesine göz yummakta; hem de yarı zamanlı istihdamı desteklemektedir

29.06.2026 00:54:00
Haber Merkezi
 
İstihdam ve sosyal güvenlik
İstihdam ve sosyal güvenlik
İstihdam yaratmakta zorlanan AB, esnek işgücü kavramı ile hem ücretlerin düşmesine göz yummakta; hem de yarı zamanlı istihdamı desteklemektedir. Yani bütün gün çalışma yerine, günün belli saatlerinde çalışma imkanları oluşturularak, yeni istihdam yolları aranmaktadır.

Bu gerçeği de, hem Eylül 2000 AB Sosyal Politika Gündemi raporunda, hem de Avrupa Komisyonu 2001 AB'nin İstihdam ve Sosyal Politikası raporunda detaylı olarak bulmak mümkündür.

Görünen şu ki, AB ülkeleri, bırakın işgücü oranını arttırmayı, yüksek işsizlikle boğuşmak zorundadır.

Çalışmayan her insan, kendi sosyal güvenlik sistemlerinde ve bütçelerinde yük iken ve bu krizden nasıl çıkacaklarını bilmiyorlarken; Türkiye'yi güya AB'ye kabul edip Türkiye'deki işsizliği, iflas etmiş olan sosyal güvenlik sistemlerinin üzerine yeni bir yük olarak koymaları hiç mümkün değildir. Bu bağlamda AB'nin Türkiye'yi almasının asla mümkün olmadığını daha önce de ifade ettik.

Hatta tek başına sosyal güvenlik meselesi bile, AB'nin Türkiye'yi içine kabul etmesinin mümkün olmadığını ispat etmek için yeterlidir.







Gerek ABD için, gerekse Kıta Avrupası için, eğer yarı zamanlı istihdamı işsizlik rakamlarına eklersek; ortaya çıkan rakamlar, gerçekte kapitalist modellerin bütün ekonomi sahalarında olduğu gibi, istihdam yaratmada da tam anlamı ile sınıfta kaldığını göstermektedir.

Nerede ise her dört çalışandan birinin yarı zamanlı çalıştığı bir ekonominin, kendi fertlerine güvenli bir gelecek sunduğunu ve iş imkanı sağladığını söylemek pek gerçekçi olmasa gerektir. Sosyal Devlet/Milli Devlet'in tarif ettiği "Sosyal Devlet", her şeyden önce finansmanını ne işverenden, ne de işçiden sağlamaktadır; kendi kaynakları ile bunu sağlamaktadır.

Bu kaynakları açıklamadan önce finansmanın işçi ve işverenden karşılanmasının ekonomide yarattığı bazı önemli tahribatlara işaret etmemiz gerekmektedir. Şöyle ki, işverenden alınan pirimler veya yüksek vergiler, üretim maliyetlerini yukarı çekeceği için maliyet enflasyonunu tetiklemektedir. İşçiden alınan pirim veya yüksek vergi ise, piyasalarda zaten azalmış olan talebi daha da daraltacak, dolayısı ile piyasaları durgunluğa sokacaktır.







Örneğin, ülkemizde paranın yılda 16 kez elden ele dolaştığını düşündüğümüzde; işçiden kesilen her 1 birimlik pirim, ekonomide 16 birimlik bir tüketim ve buna bağlı üretim daralması oluşturmaktadır. Bu daralma da kapasite kullanımında azalmayı ve işçi çıkarılmalarını beraberinde getirmektedir. 

Söz konusu fonda toplanan paralar, işçi ve işverenden kesilen primlerden oluşmaktadır. Ne kadar ilginçtir ki, işsizlik fonunun devreye konması yukarıda izahını yaptığım açıdan olaylara baktığımızda ki, –doğrusu budur– işsizliği daha da arttırmıştır.

Eğer bu para, dar gelirli kesimden alınmamış olsa idi bir yılda 16 misli tüketim artışı olacak, buna bağlı olarak da üretim artacağı için yeni iş alanları ve istihdam oluşturacaktı.

Sosyal güvenlik kesintileri adı altında özellikle işçiden alınan prim veya vergiler, bu kesimin gelirlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla kendi ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalan bireylerden oluşan bir ekonomide yaşanan resesyon, toplumun bütün kesiminin sosyal güvenliğini tehdit etmektedir.







Tüketim artışı yetersiz olan ekonomilerin yeterli istihdam üretmesi beklenemez. En büyük sosyal risk de elbette işsizliktir. Sosyal Devlet/Milli Devlet'in tarif ettiği "Sosyal Devlet" anlayışının finansmanına değinmeden önce şunu da belirtmek gerekir; vatandaşların tamamının her hangi bir ücret ödemeden sosyal güvenlikten istifade etme hakkı vardır.

Devletin sağlayacağı sosyal güvenliğin maddi karşılığı, hane halklarını normal geçim seviyesinin üzerinde yaşatacak ve hiç kimseye muhtaç olmadan hayatlarını devam ettirecek düzeyde olmalıdır.

Bugün ne ülkemizde, ne de başta ABD olmak üzere liberal–kapitalist modelin uygulandığı ülkelerde sağlanan sosyal güvenliğin maddi karşılığı, bırakın normal yaşam seviyesinde olmasını, aksine açlık sınırının altındadır.







Özellikle sağlık hizmetleri, hastayı iyileştirmeyi sağlayamadığı gibi, sağlıklı insanı dahi hasta edecek bürokratik engeller ve kısıtlamalarla doludur.

Asgari geçim standardının altında verilen sosyal güvenlik yardımlarını, sosyal güvenlik olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle hangi gerekçe ile olursa olsun; bireylerin gelirleri sosyal güvenlik sistemi ile hiç kimseye muhtaç olmadan hayatlarını ikame edecekleri düzeye çıkarılmalıdır. Buna onurlu yaşam hakkı da diyebiliriz.

Sosyal Devlet/Milli Devlet'in 2017 yılı için ülkemiz şartlarında belirlediği asgari sosyal güvenlik destek miktarı, mimimum 5.000 TL'dir. Bu sebeple asgari ücret en az bu şartlarda 5.000 TL olmalı ve buradaki fark işverenden alınmamalı devlet tarafından karşılanmalıdır.

Böylece hem bireyler asgari bir gelir düzeyine ulaşacak hem de bu işverenin sırtına yük olmayacaktır. Bu miktar, sosyal güvenlikte taban olup, bunun altında bir desteklemenin yapılması bireylerin hayatlarını güvence altına almayacaktır.







Bu yönüyle de Sosyal Devlet/Milli Devlet'in sosyal güvenlik yaklaşımı liberal–kapitalist anlayışlardan ayrılmaktadır. Kapitalist modeller, olaylara "üretim yanlı" yaklaştıkları için sosyal güvenliğe yapılan harcamalar, bütçeler üzerinde yük olarak görülmektedir. Finansman olarak maliyetli paranın kullanılması da, gerçekten zaman içerisinde sosyal güvenlik açıklarını bütçeler üzerinde bir kambur haline getirmiştir.

Oysa Milli Ekonomi Modeli göstermiştir ki, ekonomilerde piyasaların kendi başlarına dengeye oturmaları mümkün değildir; muhakkak "tüketim yanlı" bir müdahaleye ihtiyaç vardır. Bunun için Sosyal Devlet, bir yönü ile ekonomilerin hem gelişmeleri, hem de rayına oturması için gereklidir.

Sosyal Devlet/ Milli Devlet, sosyal güvenlik finansmanı için üç kaynaktan istifade etmektedir.

– Üretim karşılığı elde edecekleri senyoraj geliri,

– Tüketimin desteklenmesi sonucu büyüyen ekonomilerde artan vergi geliri,

– Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının devlet millet ortaklığı ile işletilmesinden elde edilecek gelirler ki, sadece bu son enstrüman ülkemiz şartlarında 3 katrilyon dolar nispetinde inanılması güç kaynak sağlamaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Türkiye'nin en şanslı öğrencisi


 
Konya'da bir öğretmeni bulunan okulun tek öğrencisi karne heyecanı yaşadı. Birebir özel ders almak belki şans olarak değerlendirilebilir ancak bu yaşlarda arkadaşsız kalmak büyük şanssızlık!

27.06.2026 12:05:00 / Güncelleme: 27.06.2026 12:12:05
AA
 
Türkiye'nin en şanslı öğrencisi
Türkiye'nin en şanslı öğrencisi

Konya'nın Ilgın ilçesine bağlı Gökçeyurt Mahallesi'nde, tek öğretmenli ilkokulun tek öğrencisi İlayda Kozlu karne sevinci yaşadı. 2025-2026 eğitim öğretim yılını başarıyla tamamlayan Şehit Mustafa Kozlu İlkokulu 3. sınıf öğrencisi İlayda Kozlu, karnesini okulun tek öğretmeni Muhammed Bağ'dan aldı.
Kozlu, karnesini aldığı sırada büyük sevinç yaşadı.







Azimli bir öğrenci

Okulun öğretmeni Muhammed Bağ, "bir öğretmen bir öğrenci" olarak yeni eğitim öğretim yılına başlamanın farklı bir deneyim olduğunu söyledi.







İlayda'nın sevecenliği ve derslere olan ilgisinin okula her gün istekle gelmesine neden olduğunu belirten Bağ, şunları kaydetti:
"İlayda'ya öğretmenlik süreci, benim için de bir öğrenme süreci oldu. İkinci dönemi dolu dolu geçirdik. Hem ben hem İlayda çok farklı deneyimler kazandık. Sosyal medya sayesinde tüm Türkiye İlayda'nın arkadaşı oldu. Kendisi de bunun farkında. Bu da İlayda'ya çok büyük bir özgüven aşıladı. Derslerinde gösterdiği azim ve kararlılık ile başarı zaten kaçınılmazdı. Neredeyse hiç devamsızlık yapmadı. Derslerinde de başarılı bir öğrenciydi. Hatta bugün 'okul devam etsin, tatil olmasın' dedi. Karnesini alırken büyük sevinç yaşadı. İkimiz için de ömür boyu unutulmayacak bir sene oldu. Hayatı boyunca iletişimde kalacağımızı düşünüyorum. Yolu, bahtı hep açık olsun. Hayat ona hep güzellik getirsin."

Yasa dışı bahis çetesine dev darbe: 10 milyarlık vurgun ağı çökertildi

Samsun merkezli 7 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonunda 52 şüpheli gözaltına alınırken, yaklaşık 10 milyar TL işlem hacmine sahip olduğu değerlendirilen organizasyona ağır darbe vuruldu

23.06.2026 19:00:00
İHA
 
Yasa dışı bahis çetesine dev darbe: 10 milyarlık vurgun ağı çökertildi
Yasa dışı bahis çetesine dev darbe: 10 milyarlık vurgun ağı çökertildi
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Samsun Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yasa dışı bahis suçuna yönelik yürütülen soruşturma kapsamında geniş çaplı operasyon gerçekleştirildi.






Yaklaşık 10 milyar TL işlem hacmine sahip olduğu değerlendirilen yasa dışı bahis organizasyonuna yönelik Samsun merkezli İstanbul, Batman, Antalya, Muğla, Aydın, Osmaniye ve Eskişehir'de eş zamanlı operasyon düzenlendi.








23 Haziran 2026 tarihinde sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonlarda çok sayıda adreste arama, el koyma ve yakalama işlemi yapıldı. Operasyon kapsamında haklarında işlem yapılan 52 şüpheli gözaltına alınarak Samsun Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.








Adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyal ele geçirilirken, elde edilen delillerin incelenmesine devam edildiği öğrenildi. Operasyon anları ise polis kamerasınca kaydedildi.








Şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürerken, soruşturmanın tüm yönleriyle devam ettiği bildirildi.













Mamak İlkokulu velilerinden tepki: "Çocukların eğitim hakkını bina rantına feda ettirmeyeceğiz!"

Henüz 4,5 ay önce, Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi planlaması doğrultusunda eğitime açılan Mamak İlkokulu, hiçbir bilimsel, pedagojik ve kamu yararına dayalı gerekçe ortaya konulmadan apar topar kapatılmak isteniyor. "Okullar rantın değil, halkındır!", "Çocukların eğitim hakkı pazarlık konusu değildir!" sloganlarıyla duruma tepki gösteren Eğitim-Sen'in Ankara 1 No'lu Şubesi tepkisini basın açıklaması yayımlayarak kamuoyuyla paylaştı

22.06.2026 16:25:00 / Güncelleme: 22.06.2026 18:22:01
Haber Merkezi
 
Mamak İlkokulu velilerinden tepki: "Çocukların eğitim hakkını bina rantına feda ettirmeyeceğiz!"
Mamak İlkokulu velilerinden tepki: "Çocukların eğitim hakkını bina rantına feda ettirmeyeceğiz!"
Eğitim-Sen'in Ankara 1 No'lu Şubesi konuyla ilgili açıklamasında şunları ifade etti:

"Henüz 4,5 ay önce, Milli Eğitim Bakanlığının resmi planlaması doğrultusunda eğitime açılan Mamak İlkokulu, bugün hiçbir bilimsel, pedagojik ve kamu yararına dayalı gerekçe ortaya konulmadan apar topar kapatılmak istenmektedir.

Çoğunluğu Ali Kuşçu İlkokulundan gelen 297 öğrenci ve 16 öğretmeniyle eğitim-öğretime başlayan Mamak İlkokulu, daha açıldığı ilk günde Mamak'ın eğitim ihtiyacına önemli ölçüde cevap vermiştir. Aradan yalnızca birkaç ay geçmişken aynı okulun kapatılmasının gündeme getirilmesi, eğitim planlamasının ciddiyetini sorgulatmaktadır. Şu anda okulun Okul Müdürü kadrosu ve müdür yardımcısı kadrosu sistemde açık. Eğer buradan haberleri yoksa kadroları çıktıktan sonra direk mağdur olacaklar.






Bu karar uygulanırsa yüzlerce çocuk yeniden kalabalık sınıflara mahkûm edilecek, ikili öğretim uygulamaları geri gelecek, öğrenciler alıştıkları okul ortamından ve öğretmeninden koparılacak, veliler ise yeni mağduriyetlerle karşı karşıya bırakılacaktır.

Ancak bu karar yalnızca öğrencileri ve velileri değil, eğitimin en önemli paydaşı olan öğretmenleri de doğrudan hedef almaktadır.

Mamak İlkokulunda görev yapan öğretmenlerin hiçbir görüşü alınmadan yürütülen bu süreç, birçok öğretmeni norm fazlası durumuna düşürecek. Ve öğretmenleri çok zor günler bekliyor olacak. Hemen şurada evini yeni almış bir öğretmenimiz var bu durum yüzünden belki Sincan'a gidecek.






Daha da vahimi, böylesine önemli bir karar eğitim emekçilerinden gizlenmiş, öğretmenlere tercih ve yer değiştirme haklarını kullanabilecekleri bir süreç tanınmamış, okulun kapatılacağı bilgisi eğitim-öğretim yılının son haftasına bırakılarak hukuki haklarını kullanmaları fiilen engellenmiştir. Şeffaflıktan uzak, kapalı kapılar ardında yürütülen ve oldu-bittiye getirilen bu anlayışı kabul etmiyoruz. Daha iki hafta önce İlçe Milli eğitim müdürü bu okula geldi. Ama bu drumu bilmesine rağmen hiçbir şey söylemeden gitti.






Buraya Yunus  Emre Mesleki ve Teknik Anadolu lisesini getirecekler. Yunus Emre MTAL nin yerine de Mamak İlçe MEM taşınacak. Tam bir garabet. Dört yıldır Mevlana Lisesinde eğitim öğretime devam eden, mağdur edilen Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğretmenleri ve öğrencileri de kendi okullarına dönmek istemektedir. Ancak görüyoruz ki bir mağduriyet başka bir mağduriyet yaratılarak giderilmeye çalışılmaktadır. Bir okulun sorununu çözmenin yolu, başka bir okulu kapatmak değildir.






Biz bugün asıl soruyu soruyoruz:

Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Yunus Emre MTAL binasına taşındıktan sonra boşalan iki kamu binasını hangi amaçla kullanacaktır?

Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı derhal kamuoyuna açık, şeffaf ve tatmin edici bir açıklama yapmak zorundadır. Bugün İlçe Milli eğitim Müdürünün makamına gittik bizimle görüşmedi. Odasında kimse yoktu. Uygundu ama müsait değilim dedirtti.






Çünkü bugün yaşananlar, eğitim planlamasından çok başka hesapların devrede olduğu yönündeki kaygıları büyütmektedir.

Şimdi bize çıkıp "nüfus azalıyor" diyerek bu kararı meşrulaştırmaya çalışmayın.

Henüz birkaç ay önce 297 öğrenciyle açılan bir ilkokulu nüfus bahanesiyle kapatamazsınız. Müfettiş raporu ile kapatıyorlar. Peki ısmarlama roporu hazırlayan müfettiş kim? Çankaya'da Mimar Kemal Orta okulunu kapatan müfettiş. Şaşırmıyoruz tabi ki !

Herkes bilir ki üç çeşit yalan vardır: Yalan, kuyruklu yalan ve istatistiksel yalan. Çocuklarımızın eğitim hakkını masa başında üretilen istatistiklerle ortadan kaldıramazsınız.






Bu mesele çocukların eğitim hakkıdır.

Bu mesele öğretmenlerin açıkça ortada bırakılmasıdır.

Bu mesele velilerin yaşadığı belirsizlik ve kaygılardır.

Bu mesele kamusal eğitimin geleceğidir.

Ve bu mesele, kamu kaynaklarının kimlerin çıkarı için kullanıldığı sorusudur.

Eğitim Sen Ankara 1 No'lu Şube olarak bu hukuksuzluğa sessiz kalmayacağız.

Mamak İlkokulunun kapatılmasına ilişkin sürecin; eğitim hakkına, kamu yararına, hukuka ve eğitim emekçilerinin kazanılmış haklarına açıkça aykırı olduğu kanaatindeyiz.

Bu nedenle İdare Mahkemesinde iptal davası açılması için hukuki hazırlıklarımızı başlatmış bulunuyoruz. Çocuklarımızın, velilerimizin ve eğitim emekçilerinin telafisi güç mağduriyetler yaşamaması için yürütmenin durdurulmasını da talep edeceğiz.






Buradan Milli Eğitim Bakanlığınave Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne sesleniyoruz:

Bu yanlıştan derhal vazgeçin.
Mamak İlkokulunu kapatmayın.
Çocuklarımızın eğitim hakkını, öğretmenlerin emeğini ve Mamak halkının iradesini yok saymayın.

Eğitim Sen olarak çocuklarımızın, eğitim emekçilerinin ve kamusal eğitimin yanında olmaya; hukuk önünde de, alanlarda da mücadele etmeye devam edeceğiz.

Okullar rantın değil, halkındır!
Çocukların eğitim hakkı pazarlık konusu değildir!
Eğitim Sen Ankara 1 No'lu Şube"
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.