Kapitalizmde devlet -2-
İlk dönemlerde mutlu azınlıklar, ulus devlet yapılanması üzerinden vatandaşların gelirlerine hakim olurken; zaman içerisinde büyüyüp gelişmiş ve global bir kimlik kazanmıştır
06.07.2026 00:32:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İlk dönemlerde mutlu azınlıklar, ulus devlet yapılanması üzerinden vatandaşların gelirlerine hakim olurken; zaman içerisinde büyüyüp gelişmiş ve global bir kimlik kazanmıştır.
Bu değişime bağlı olarak artık global odakların çıkarlarına hizmet etmesi gereken devletlerin de bir değişim geçirmesi kaçınılmazdır.
Kapitalist süreç içerisinde despot devlet anlayışına karşı başlayan özgürlükçü halk hareketleri, zaman içerisinde liberalizm adını alarak felsefi bir temel kazanmıştır. Ancak günümüzde özgürlükler adına yapılanlar, ulus devletlerin tasfiye edilerek global sermaye sahiplerinin onların yerini almasıdır.
Liberalizm, dünyada bulunan birçok kral yerine, halkları dünya krallığının kontrolüne teslim etmektedir.

Liberal anlayışın kıskacındaki ulus devletler, Sosyal Güvenlik harcamalarını kısmalı, daha çok vergi toplamalı ve topladığı bu vergileri, global odaklara faiz ödemesi olarak aktarmalıdır. Kapitalizmin tarif ettiği devlet, global odaklara bağımlı, onlar adına vatandaşlarının gelirini toplayıp bu odaklara teslim eden, yine global firmaların ele geçirdiği kaynakların bekçiliğini yapan bir devlettir.
Örneğin; Carlos Menem Arjantin'de çıkardığı yasalarla, madenleri sadece yabancı firmaların işletmesine imkan verdi. Çıkartılan madenin sadece %3'ü devlete vergi olarak verilirken; bu madenleri, Patagonya limanlarından yurtdışına çıkaran global firmalar devletten %5 ihracat teşviki almaktalar. Yani hem madenler bedavadan bu global firmalara devredildi, ayrıca %2 de üstüne para verilmeye başlandı.
Bu konuda başta ülkemiz olmak üzere yüzlerce örnek sunmak mümkündür. Ancak geleceğimiz nokta kapitalist anlayışta devletlerin global tefecilerin çıkarlarının bekçiliğini yaptığını söylemek olacaktır.

Toplanan vergiler, halklara hizmet olarak aktarılmadığı, Sosyal Güvenlik ve kamu harcamaları kısıldığı için, halklar, hükümetlere kızmakta ve onları değiştirmektedir. Asıl fail ise hep arkada gizli ve sürekli yerinde sabit durmaktadır.
Global odaklar, hane halklarından, istediklerini devletler kanalı ile onlara yaptırırken; devletlere de istediklerini global kuruluşlar ve kalkınmış kabul edilen ülkeler üzerinden yaptırmaktadır.
Yeri gelmişken belirtelim ki, başta ABD ve AB olmak üzere kalkınmış kabul edilen ülkelere baktığımızda, gelir dağılımdaki adaletsizlik, güney ülkelerinden farklı değildir.

Onlar da bu global senaryonun bir taraftan parçası; ama diğer taraftan kurtlar sofrasının yemeği konumundadırlar. Nitekim ABD'de 600 bin civarın da insan sokaklarda yaşamaktadır. Diğer taraftan son 55 yılda ABD'de bulunan şirketlerin toplam vergi içerisinde ödedikleri miktar %40'tan %9'a düşmüştür.
Kapitalizmin devletleri getirmek istediği nokta, off shore devletler konumudur. Yani, global odakların vergi vermedikleri, vatandaşların gelirlerinin finansal oyunlar ve faiz ile ele geçirildiği bir dünya hedeflenmektedirler.
1930'lu yıllardan 1980'lerin sonuna kadar kapitalist modelin tavsiye ettiği ve sosyal yönü günümüz uygulamalarına göre daha öne çıkan devlet anlayışı, kapitalist modellerin halktan yana olduğunu göstermez.

Bu dönemde yapılan sosyal uygulamaların temelinde iki sebep vardır. Birincisi devletler, Sosyal Güvenlik ve kamu harcamalarında teşvik edilerek bütçe açığı vermeye zorlanmış; tabi ki, bu açıklar global tefecilerden para satın alınarak kapatıldığı için zaman içerisinde devletler bu global odaklara bağımlı ve borçlu hale getirilmiştir. Yani kapitalist modelde Sosyal Devlet global tefecilerin rant kapısı olmuştur. Devletlerin borç batağına sürüklenmesine sebep olmuştur.
Bu sayede faiz gelirleri elde eden bu odakların artık elde ettikleri faiz ile paraları katlanarak büyüyüp trilyonlarca dolar seviyesine ulaştığı için, şimdi devletlerden her türlü harcamayı kısarak kendilerine aktarmasını istemektedirler.
İkinci sebep ise, ezilmiş halk yığınlarının sokağa dökülmesi ve tepki olarak dünya sahnesinde sosyalist ve anarşist görüşlerin kendilerine hayat bulması, kapitalizmin, halkların ağzına bir parça bal sürmesini zorunlu kılmıştır.

Kapitalizmin bir dönem ağza bal çalma mesafesinde olan sosyal uygulamaları ile Milli Devlet modelimizde yer alan sosyal uygulamalar arasında mukayese bile edilemeyecek kadar, hem mantalite, hem de uygulama farkları vardır.
Buna kitabımızda geniş olarak değinmekteyiz. Kapitalist süreç içerisinde ulus devlet fikrinin de babası kabul edilen Makyavel'in, görüşlerine de kısaca değinmemiz gerekecektir.
Çünkü başta ABD olmak üzere kapitalist düşünce üzerine inşa edilmiş devlet yapılanmalarının tamamında Makyavel düşüncenin etkisini görmek mümkündür." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Bu değişime bağlı olarak artık global odakların çıkarlarına hizmet etmesi gereken devletlerin de bir değişim geçirmesi kaçınılmazdır.
Kapitalist süreç içerisinde despot devlet anlayışına karşı başlayan özgürlükçü halk hareketleri, zaman içerisinde liberalizm adını alarak felsefi bir temel kazanmıştır. Ancak günümüzde özgürlükler adına yapılanlar, ulus devletlerin tasfiye edilerek global sermaye sahiplerinin onların yerini almasıdır.
Liberalizm, dünyada bulunan birçok kral yerine, halkları dünya krallığının kontrolüne teslim etmektedir.

Liberal anlayışın kıskacındaki ulus devletler, Sosyal Güvenlik harcamalarını kısmalı, daha çok vergi toplamalı ve topladığı bu vergileri, global odaklara faiz ödemesi olarak aktarmalıdır. Kapitalizmin tarif ettiği devlet, global odaklara bağımlı, onlar adına vatandaşlarının gelirini toplayıp bu odaklara teslim eden, yine global firmaların ele geçirdiği kaynakların bekçiliğini yapan bir devlettir.
Örneğin; Carlos Menem Arjantin'de çıkardığı yasalarla, madenleri sadece yabancı firmaların işletmesine imkan verdi. Çıkartılan madenin sadece %3'ü devlete vergi olarak verilirken; bu madenleri, Patagonya limanlarından yurtdışına çıkaran global firmalar devletten %5 ihracat teşviki almaktalar. Yani hem madenler bedavadan bu global firmalara devredildi, ayrıca %2 de üstüne para verilmeye başlandı.
Bu konuda başta ülkemiz olmak üzere yüzlerce örnek sunmak mümkündür. Ancak geleceğimiz nokta kapitalist anlayışta devletlerin global tefecilerin çıkarlarının bekçiliğini yaptığını söylemek olacaktır.

Toplanan vergiler, halklara hizmet olarak aktarılmadığı, Sosyal Güvenlik ve kamu harcamaları kısıldığı için, halklar, hükümetlere kızmakta ve onları değiştirmektedir. Asıl fail ise hep arkada gizli ve sürekli yerinde sabit durmaktadır.
Global odaklar, hane halklarından, istediklerini devletler kanalı ile onlara yaptırırken; devletlere de istediklerini global kuruluşlar ve kalkınmış kabul edilen ülkeler üzerinden yaptırmaktadır.
Yeri gelmişken belirtelim ki, başta ABD ve AB olmak üzere kalkınmış kabul edilen ülkelere baktığımızda, gelir dağılımdaki adaletsizlik, güney ülkelerinden farklı değildir.

Onlar da bu global senaryonun bir taraftan parçası; ama diğer taraftan kurtlar sofrasının yemeği konumundadırlar. Nitekim ABD'de 600 bin civarın da insan sokaklarda yaşamaktadır. Diğer taraftan son 55 yılda ABD'de bulunan şirketlerin toplam vergi içerisinde ödedikleri miktar %40'tan %9'a düşmüştür.
Kapitalizmin devletleri getirmek istediği nokta, off shore devletler konumudur. Yani, global odakların vergi vermedikleri, vatandaşların gelirlerinin finansal oyunlar ve faiz ile ele geçirildiği bir dünya hedeflenmektedirler.
1930'lu yıllardan 1980'lerin sonuna kadar kapitalist modelin tavsiye ettiği ve sosyal yönü günümüz uygulamalarına göre daha öne çıkan devlet anlayışı, kapitalist modellerin halktan yana olduğunu göstermez.

Bu dönemde yapılan sosyal uygulamaların temelinde iki sebep vardır. Birincisi devletler, Sosyal Güvenlik ve kamu harcamalarında teşvik edilerek bütçe açığı vermeye zorlanmış; tabi ki, bu açıklar global tefecilerden para satın alınarak kapatıldığı için zaman içerisinde devletler bu global odaklara bağımlı ve borçlu hale getirilmiştir. Yani kapitalist modelde Sosyal Devlet global tefecilerin rant kapısı olmuştur. Devletlerin borç batağına sürüklenmesine sebep olmuştur.
Bu sayede faiz gelirleri elde eden bu odakların artık elde ettikleri faiz ile paraları katlanarak büyüyüp trilyonlarca dolar seviyesine ulaştığı için, şimdi devletlerden her türlü harcamayı kısarak kendilerine aktarmasını istemektedirler.
İkinci sebep ise, ezilmiş halk yığınlarının sokağa dökülmesi ve tepki olarak dünya sahnesinde sosyalist ve anarşist görüşlerin kendilerine hayat bulması, kapitalizmin, halkların ağzına bir parça bal sürmesini zorunlu kılmıştır.

Kapitalizmin bir dönem ağza bal çalma mesafesinde olan sosyal uygulamaları ile Milli Devlet modelimizde yer alan sosyal uygulamalar arasında mukayese bile edilemeyecek kadar, hem mantalite, hem de uygulama farkları vardır.
Buna kitabımızda geniş olarak değinmekteyiz. Kapitalist süreç içerisinde ulus devlet fikrinin de babası kabul edilen Makyavel'in, görüşlerine de kısaca değinmemiz gerekecektir.
Çünkü başta ABD olmak üzere kapitalist düşünce üzerine inşa edilmiş devlet yapılanmalarının tamamında Makyavel düşüncenin etkisini görmek mümkündür." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
























































































