logo
08 ŞUBAT 2026

Karadeniz'de terör ve teröre karşı koyma

28.08.2005 00:00:00


Madde 1: Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı 4000 polis eşliğinde Diyarbakır'a gitti, 700 kişiye konuştu ve "Kürt Sorunu'' dedi, "Kürt Varlığı'' dedi.En güzel yorum Prof. Özdağ'dan geldi; "Başbakanın, Türk varlığından da söz etmesi için Afyon'a da 4000 polisle gidebilmesi mi lâzım?'' dedi..Madde 2: "İlgili'' Kürtler; bu arada Türkiye Cumhuriyeti'nden her ay tıkır tıkır milletvekili maaşı alan Zübeyir Aydar ile Zana ve saz arkadaşları hemen "karşılıklı anlaşma-silah bırakışması'' istediler; PKK Aydar'ın ağzından "bir aylık ateş-kes ilân etti. Zana ve ekibi İmralı güdümündeki DTH'yi "canlandırdılar; Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak üzere olan DEHAP da kendini feshederek DTH'ye katıldı. Başbakan'ın Diyarbakır ziyaretinde "Kürt Sorunu''nu ortaya koymasının "beklenilen-öngörülen'' iki pratik sonucu derhal ortaya çıktı.Sonuç 1: İmralı sâkini iç politikaya, bir faktör olarak ağırlığını koymuş oldu.Sonuç 2:"Ateşkes''i kimsenin takmadığı ortaya çıktı; Tunceli'de çatışmada iki PKK'lı öldürüldü; "Suriyeli'' PKK'lılar Trabzon-Maçka'ya indi, bakkaldan alışveriş yaptı, biri öldürüldü.a)İşin içinde Suriyeliler olunca; b)Irak'ın üçe bölünmesi ile ilgili yılların İsrail planı şu veya bu lâf cambazlığı ile Irak'ın anayasal sürecine dahil edilince; c)"Güney Kürdistan Bölge Başkanlığı'' ile İsrail'in ilişkisi her geçen gün daha fazla açığa çıkınca; d)İsraillilerin; "Güneydoğu Kürdistan''ın kuzeyindeki emelleri, toprak alımı ve ortak çiftlikler kurma aşamasına gelince; e)THY Telaviv-Trabzon tarifeli seferlerine başlayınca; Trabzon'da yaylalar, oteller Yahudi turistlerle dolunca; f)Soros "devrimleri''nden sonra "Kafkaslardaki İsrail'' Ermenistan'a müttefik olarak bir de Gürcistan eklenince; g)Kafkaslar, hem Rusların yumuşak karnı, hem de Amerika ile hesaplaşma alanı olunca; h)Amerika'nın Karadeniz'e yerleşmesi bağlamında Montrö'nün yeniden düzenlenmesi gündeme oturunca??..Bunların hepsi alt alta sıralanınca kıymetli okuyucu Suriyeli PKK'lıların Karadeniz'e gelmeleri, sahile yarım saat uzaklığa erişmeleri nedense pek fazla sürpriz olmuyor.Şebinkarahisar-Torul saldırılarından sonra dikkat demiştik.Kuzey Irak'ta PKK ile stratejik ortaklık kuran İsrail acaba Türkiye cephesinde de Suriyelileri kullanarak hedef mi şaşırtıyor?Bir ay geçmedi; Kulakkaya-Maçka hattına ulaşıldı."Müdafaa edilecek hattın'' artık evlerinizin sokak kapısından geçtiğini, "sathın'' da evleriniz olduğunu artık görmüyor musunuz?Diyarbakır Sefer-i Hümayunu sonrası gündeme gelen "bir aylık eylemsizlik'' kararının, sadece iki gün sonra Tunceli ve Trabzon saldırılarının gerçekleşmesi de görmezden gelinemeyecek bir "durum''u öne çıkarmaktadır.a) Ya İmralı'yı artık kimse takmamaktadır, b) yahut PKK, silahlı eylem veya siyasallaşma sarmalında bölünmektedir.Her iki hâl de "danışmanların''; Diyarbakır ziyaretini planlarken düşündükleri öngörülen, İmralı'yı Türk devletinin karşısına bir pazarlık faktörü olarak çıkarma girişimlerini ciddi şekilde sekteye uğratmıştır. Bakın Emin Şirin'in; "Erdoğan'dan izinsiz ağzını bile açamayacağını'' söylediği AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan 8-9 ağustos tarihlerinde Vatan gazetesinde yayınlanan uzun ve "çarpıcı'' röportajında neler demiş:"Lozan'ı bir tarafa bırakmak lazımdır, Barzani ile ittifak kurulmalıdır, Abdullah Öcalan Kızıl Elmacıdır ve TSK yetki verilirse insan hakları ihlali işler".Neden Karadeniz?Orhan Doğan söylüyor; (Neşe Düzel. 16 Ağustos 2005)"Bu çatışmalar, PKK ve Öcalan muhatap alınsın diye yapılmıyor. Altı yıldır iki güç birbiriyle çatışmıyordu. PKK orduya, ordu da PKK'ye saldırmıyordu. Ordu karakolda duruyor, operasyon yapmıyordu. Ama operasyonel olmayan bir güç kalktı taciz etmeye başladı ve orduyla PKK'yi çatışmaya soktu. Bu durum AKP'nin sorumluluğunda gelişti. Devlet içinde de, Kürtler içinde de statükodan, savaştan beslenen güçler var. Derin bir güç, çatışma ortamını provoke ediyor, çatışmayı derinleştirmek istiyor. Bu güç, PKK'den, Öcalan'dan, Genelkurmay'dan da bağımsız olabilir. Irak ve İran sınırındaki geniş güvenlik önlemlerine ve termal izleme olanağına rağmen PKK'nin militanları Giresun'a kadar gelebiliyor ve oraya gelinceye kadar hiçbir yerde çatışma olmuyor. Ama Giresun'da çatışma oluyor. Çünkü Giresun ve Trabzon, milliyetçi akımların tetiklendiği yerler. Etnik milliyetçilik ve kardeş kavgasını tetiklemek için oralarda çatışmalar oluyor. Savaştan beslenen derin devlet, derin güçler, PKK militanlarıyla orada çatışmayı daha uygun buluyor. "Devam ediyor Orhan Doğan;"PKK'nin Türkiye'ye açılma ve Karadeniz'e yayılma projesi var. Silahlı mücadele propagandasıyla, Kürt sorununu Türkiye'ye anlatmak istiyor.''Neden Karadeniz?"PKK'nın silahlı kanadının sorumlusu Suriyeli Bahoz Erdal'' söylüyor: (Namık Durukan. 23 Ağustos 2005)"PKK'nın yönetim kademesinin üçte birini Suriye uyruklular oluşturuyor. Suriye uyruklu olan örgüt üyelerine daha çok mayınlama, sabotaj ve uzaktan kumandalı bombalı eylemlere yönlendirerek çatışmalardan kaçma talimatı veren Erdal, internet sitesinde PKK'nın silahlı gruplarının Karadeniz'e girdiğini iddia etti ve örgüt gruplarının Giresun ve Gümüşhane'de silahlı eylemde bulunabileceklerini söyledi. Erdal, 'Eğer yarın Türk ordusu Kuzey Irak'a girerse veya önderliğimize yönelik boğma siyaseti devam ederse, o zaman Ege ve Marmara'da çok şiddetli yönelimler gelişirse kimsenin şaşırmaması gerekir' tehdidini savurdu.''Peki Karadeniz'de Durum nedir?Daha önce de söyledik.. Karadeniz'de halk devlete ve millete sâdık olup, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü konusunda son derece hassastır.Çünkü Karadeniz'in yerli halkı "Türk''tür, Turani kavimlerdir.Lâzlık mazlık palavradır, Samsun'dan en doğuya kadar her köy; "Lâzlar mı, ileride'' cevabını verir, lâzların en uç noktaya gidilince bile nerede olduğu öğrenilemez, bir espri olarak kalır.Karadeniz'de Pontus ve Pontuslu da yoktur, fakat Yunanlıların Pontus hayali her zaman için mevcuttur.İşte Orhan Doğan'ın deşifre ettiği "güçler'' bunun için PKK'yı Karadeniz'e salmışlardır."Savaştan beslenen derin devlet, derin güçler, PKK militanlarıyla orada çatışmayı daha uygun buluyor" diyerek hedef saptırıyor.1. Savaştan beslenen; devletin kendini koruma içgüdüsü olan "derin'' bölümü değil, suçu ona yıkmaya çalışan BOP'çulardır.2. Doğan'ın; "PKK militanlarıyla orada çatışmayı daha uygun buluyor'' diyerek hedef gösterdiği Karadeniz; yazının en başından buraya kadar sıraladığımız faktörlerin bütünü yüzünden BOP'çuların yeni hedefidir.Yalnız Karadeniz'de halkın "bir özelliği'' daha vardır.Yayla ve dağınık yerleşme düzeninin hâkim olduğu yörede doğal olarak her evde bir silah ve onun yeterli cephanesi mevcuttur.Halk silah kullanmaya eğilimli ve eğitimlidir.Maçka örneğinde olduğu gibi silahını kapan, güvenlik güçlerinin yardımına koşabilmektedir.Kırandi örneğinde olduğu gibi de stadyuma "Askerimizi verin, bizi dağa çıkarmayın'' diye pankart asabilmektedir.O halde;Ve BOP'çular ve onun taşeronu olan PKK yahut diğerleri Karadeniz'i hedef olarak aldıklarını ilan ettiklerine göre işin "nasıl''ına gelebiliriz.Karadeniz'de teröre nasıl karşı konulacaktır?Güneydoğu'da uygulanan ve PKK'nın çanına ot tıkayan faktörlerin en önemlilerinden olan KORUCULUK sistemi Karadeniz'de de derhal uygulamaya geçirilmeli; yahut yine güvenlik güçlerinin gözetim ve denetiminde yerli halktan oluşacak "Mahalli Savunma Grupları'' kurulmalıdır.Durum o kadar ciddidir efendiler..10 sene sonra Karadeniz'in 1985 güneydoğusu olmasını istemiyorsanız bu söylediklerimizi kulak ardı etmeyin efendiler.Halkın dokusu, yapısı ve tutumunu yukarıda anlattık.Karşı koymanın ikinci ayağı; atanmış veya seçilmiş yöneticilerdir.Bu dokudaki halkı yönetecek mahalli yöneticilerin de durumun özelliğine uygun eğitim, dünya görüşü ve yetenekleri olmalı, seçimleri buna göre yapılmalıdır.Çünkü AB'ye uyduğumuz için terörle mücadele de light'laştırılmış bir vaziyette yapılmakta; "sivil'' otoritenin ön planda olduğu İller yasası'na göre yürütülmektedir.Aksi takdirde Ankara'da oturan "uluslar arası gözetmen'' Kreschmer derhal "asker fazla öne çıkıyor'' deyiverir.Daha önce yazdık, gene yazıyoruz.. Madem teröre karşı koyma iller yasasına göre yürütülüyor; o halde Valilerin arazide yatmaları, karavanaya kaşık sallamaları gerekir.Dahası; her hangi bir siyasi görüşün değil, önce "Devletin, Cumhuriyetin Valisi'' olduklarını ve sadece devletin vücut dilinden anlamaları gerektiğini unutmamalıdırlar. Bölgeye atanan, yahut seçilen bütün kamu görevlileri; Vali'de, okul müdürleri seviyesine kadar uygun yerde, uygun süreli bir "uyum kursu''na alınmalıdır.Bilhassa mülki idare âmirleri, her sefer milletvekili, bakan karşılama, uğurlama, refakat etme ve panayır, festival düzenleme, katılma gibi protokol görevlerinden, siyasi yönü ağır basan "aşırı'' sosyal faaliyetlerden kendilerini kurtarmalıdır.KTÜ bünyesinde; "Karadeniz'e yönelik iç ve dış tehditleri'' kapsamlı bir şekilde ve bilimsel olarak inceleyecek bir "Karadeniz Enstitüsü'' kurulmalıdır.Bunun için de öncelikle en üst kademede koordine ve fikir-görüş birliği sağlanmalı; meselâ MGSB üzerinde asker ve sivil anlaşabilmelidir.Anlaşabilmelidir ki köy ve karakollara varana kadar daha alt kademelerdeki uygulama da bununla uyumlu olmalıdır.Peki; Haziran MGK'sında görüşüleceği söylenilen, sonra da neden görüşülmediğini bakanlar ve Cumhurbaşkanının farklı şekilde açıklamak durumunda kaldıkları MGSB iki ay sonraki Ağustos toplantısında neden görüşülememiştir?Gene mi Başbakan ve Genelkurmay Başkanı "hazırlanamamışlardır''?MGSB'nin şekillenmesi için ille de 3 Ekim mi beklenmektedir?Peki 3 Ekim'den sonra, 3 Ekim sürecine uygun hazırlanacak olan MGSB'nin kime faydası olacaktır.Türkiye'ye mi; yoksa Sevr'i öngören AB'cilere mi?Bakın Prof.Şener Üşümezsoy ne diyor:"Mafyaya karşı operasyon olarak adlandırılan son operasyonlar, Kürt burjuvazisini oluşturma çabalarının önünü açma stratejisinin ilk taktik adımlarıydı. Çünkü Kürt devletinin liman ve burjuvazi ihtiyacı var. Bodrum, Kuşadası, Ayvalık, Antalya, İstanbul, İzmir'de Kürtçü sermaye sokağı ele geçiriyor.''Organize Suçlar Şubesi eski Müdürü Dr.Adil Serdar Saçan diyor ki; "Sokaklarımız adeta ayrılıkçı Kürtçü grupların teslimiyetine giriyor. Otopark mafyası, kapkaç mafyası, pazarcı mafyası, otogar mafyası, hal mafyası, bölücü Kürtlerin elinde. Tahtakale, Polonya Pazarı, Eminönü adeta aynı grupların elinde. Kürt mafyasının siyasetle iç içe giren ilişkisi ise çok daha korkunç."Bunlar uzman görüşü kıymetli okuyucular.Karadeniz limanlarının; Kürt burjuvazisinin limanı olmaması için;Karadeniz şehirlerinde de otopark, semt pazarı (Rus pazarı), otogar ve hal'lerin, "siyasetle iç içe geçmiş'' bölücü Kürt mafyasının eline geçmemesi için savunacağınız hattın evlerinizin sokak kapısından geçmesi, sathın da bütün ev ve fındık, çay, tütün bahçeleriniz olması lâzım.MGSB'de önce siz bir anlaşın, bakın yukarıda nasıl "mecburi mutabakat'' sağlanıyor.  Hüseyin Mümtaz http://www.giresungazete.net/

Trabzonspor otobüsünü taşladıkları iddiasıyla 6 kişi gözaltına alındı

Trendyol Süper Lig'in 21. haftasında Samsunspor ile karşılaşan Trabzonspor'un takım otobüsünü taşladıkları iddia edilen yaşları küçük 6 kişi gözaltına alındı

08.02.2026 00:25:00
AA
Trabzonspor otobüsünü taşladıkları iddiasıyla 6 kişi gözaltına alındı
Trabzonspor otobüsünü taşladıkları iddiasıyla 6 kişi gözaltına alındı

Trabzonspor, Trendyol Süper Lig'in 21. haftasında deplasmanda Samsunspor'u 3-0 yendi.

Samsun İl Emniyet Müdürlüğü Spor Güvenliği Şubesi ekipleri, maç öncesi Samsun Yeni 19 Mayıs Stadyumu'na gelen Trabzonspor takım otobüsünün taşlanmasıyla ilgili çalışma başlattı.

Takım otobüsünü taşladıkları iddiasıyla maçın ardından stat çıkışında yaşları küçük 6 kişi gözaltına alındı.

Şüpheliler, kimlik tespiti ve ifade işlemleri için Çocuk Şube Müdürlüğüne götürüldü.

Japonya'nın en çok satan romanı nihayet Türkçede


 
Klasik Japon edebiyatını geniş kitlelerle buluşturan eserleri ve özgün romanlarıyla yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Eiji (Eici) Yoshikawa’nın (Yoşikava) klasik epiğinin ilk cildi "Musashi: Kılıç ve Delikanlı" insanın kendine rağmen mükemmelin peşinden koşmasını anlatırken aynı zamanda Japonya’nın içsavaşlarla sarsıldığı Sengoku döneminin de çarpıcı bir portresini sunuyor. Eser, Japonya’da tüm zamanların en çok satan romanı konumunda.

07.02.2026 19:50:00
AHMET TURAN YİĞİT
Japonya'nın en çok satan romanı nihayet Türkçede
Japonya'nın en çok satan romanı nihayet Türkçede

Can Yayınları şubat ayı yayın programını açıkladı. Bu ayın programında da çağdaş, modern ve klasik edebiyattan nitelikli eserler yer alıyor. Yayınevinden bu ay çıkacak bazı kitaplar şunlar:

Laszlo Krasznahorkai, Yeşaya Geldi (çev. Leyla Önal)

2025 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi László Krasznahorkai imzalı "Yeşaya Geldi", yazarın insanlığın hiç bitmeyen savaşını ve yıkımı Savaş ve Savaş'ın başkahramanı György Korin'in iç sesiyle birleştirerek sarsıcı bir bekleyiş duygusuyla anlattığı karanlık bir eşik.

Gaye Keskin, İçimdeki Kilitleri Tek Tek

Gaye Keskin, ilk kitabında insanın kimi zaman kendiyle, kimi zaman yakın çevresiyle arasındaki girift ilişkileri, yabancılaşmayı ve yoksunluğu ele alıyor. İçimdeki Kilitleri Tek Tek, Madam Violet'ten Mümtaz'a, Eleni'den Neriman'a uzanan yolculukta okura yoğun, içten ve güçlü öyküler vaat ediyor.

Guido Morselli, İnsanlığın Sonu (çev. Leyla Tonguç Basmacı)

Guido Morselli'nin kendi hayatına son vermeden hemen önce tamamladığı ve insansız bir dünyayı tasvir ettiği romanı "İnsanlığın Sonu", modern insanın yalnızlık, varoluş, anlam ve özgürlük karşısındaki kırılganlığını sorgulayan sarsıcı bir kıyamet tablosu.

Jacqueline Harpman, Erkek Nedir Bilmeyen Ben (çev. S. İpek Ortaer Montanari)

Jacqueline Harpman, "Erkek Nedir Bilmeyen Ben" romanında uygarlığın çöküşünü, iktidarın doğasını ve cinsiyetler arasındaki görünmez sınırları yalın ama ürpertici bir dille sorgularken, distopyayla felsefi anlatıyı ustalıkla birleştiriyor.

Eiji Yoshikawa, Musashi: I. Kitap - Kılıç ve Delikanlı (çev.   Fatma Çelik İto)

Klasik Japon edebiyatını geniş kitlelerle buluşturan eserleri ve özgün romanlarıyla yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Eiji (Eici) Yoshikawa'nın (Yoşikava) klasik epiğinin ilk cildi "Musashi: Kılıç ve Delikanlı" insanın kendine rağmen mükemmelin peşinden koşmasını anlatırken aynı zamanda Japonya'nın içsavaşlarla sarsıldığı Sengoku döneminin de çarpıcı bir portresini sunuyor. Eser, Japonya'da tüm zamanların en çok satan romanı konumunda.

Atiq Rahimi, Sakalar (çev. Soner Sezer)

Atiq Rahimi, Bamyan'daki Budaların yıkıldığı gün iki farklı şehirde iki Afgan erkeğinin kesişen hikâyesi üzerinden sürgünü, belleği ve inancı çağrışımlarla örülü, şiirsel bir dille anlatıyor. Sakalar'ın geçmişten kaçan karakterleri suyun doğasına benzer biçimde dönüp dolaşıp kendi özlerine varıyor. 

Kanserde tanı hızlandı, tedavi kişiselleşti


 
Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor.

07.02.2026 19:33:00 / Güncelleme: 07.02.2026 19:36:15
AHMET SAFA TERZİ
Kanserde tanı hızlandı, tedavi kişiselleşti
Kanserde tanı hızlandı, tedavi kişiselleşti

Yeni gelişen teknolojiler sayesinde kanserde teşhis (tanı) süresi oldukça kısaldı. Tanı süreçlerindeki bu hız kazanımı, özellikle cerrahi sırasında alınan kararlar açısından hayati önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, tanıya hız kazandıran bu teknolojilerin klasik patoloji anlayışını kökten değiştirmekte olduğunu belirtiyor. Tanı süreçlerinde gelinen bu ileri noktanın en çarpıcı örneklerinden biri beyin tümörleri alanında yaşanıyor. Artık yalnızca mikroskop altında görülen hücre yapıları değil, tümörün moleküler ve epigenetik imzası da tanının merkezine yerleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) güncel sınıflamalarında da bu yaklaşımın benimsendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, beyin tümörlerinde tanının artık tek bir test ya da tek bir görüntüye dayanmadığını vurguluyor. Tümörün mikroskopik özellikleri, genetik yapısı, hastanın klinik bulguları ve MR görüntüleri birlikte değerlendiriliyor; böylece tanı doğruluğu artıyor ve hastaya en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor.

Tümörün temel moleküler profili ortaya çıkarılıyor

Tanı hızlandıkça tedavi yaklaşımı da değişiyor. "Kansere dakikalar içinde tanı" ifadesi, tüm DNA'nın baştan sona analiz edilmesinden ziyade, hastalık açısından kritik genetik bilgilerin çok kısa sürede elde edilebilmesini ifade ediyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, "Yürütmekte olduğumuz projelerde, 'frozen-dondurulmuş' yöntemiyle ameliyat sırasında tümörden alınan doku örneklerinin anında dondurulup incelenmesiyle, dakikalar içinde tümörün temel moleküler profilini elde edebiliyoruz. Bu yaklaşım, günler sürebilen klasik testlere kıyasla klinik karar süreçlerinde büyük bir dönüşüm anlamına geliyor" dedi.

Hangi alanlarda kullanılıyor?

Moleküler testler bugün en yaygın olarak beyin tümörleri, akciğer kanseri, meme ve kolorektal kanserler ile hematolojik kanserlerde kullanılıyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, mikroskop altında birbirine çok benzeyen iki tümörün moleküler olarak tamamen farklı olabildiğini ve bunun hastanın alacağı tedaviyi kökten değiştirebildiğini belirterek, "Mikroskop altında aynı görünen tümörler biyolojik olarak çok farklı davranabiliyor. Bu fark bilinmeden uygulanan bir tedavi, hastayı yanlış bir yola sürükleyebilir. Özellikle akciğer kanseri gibi bazı tümörlerde, belirli genetik mutasyonlar saptandığında kemoterapi yerine hedefe yönelik akıllı ilaçlarla çok daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor" dedi. Genetik testler artık yalnızca "Bu tümör nedir?" sorusuna değil, "Bu hastada hangi tedavi işe yarar?" sorusuna da cevap veriyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, "Bazı genetik değişiklikler, belirli ilaçlara duyarlılığı ya da direnç riskini önceden gösterebiliyor. Bu sayede hastalar etkisiz tedavilerden korunurken, en uygun tedaviye daha baştan yönlendirilebiliyor" ifadelerini kullandı. 

Kayseri merkezli 7 ilde yasa dışı bahis operasyonu

Kayseri merkezli 7 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonunda 46 şüpheli gözaltına alınırken 2 milyar 865 milyon TL'lik işlem hacmi tespit edildi

07.02.2026 10:42:00
İhlas Haber Ajansı
Kayseri merkezli 7 ilde yasa dışı bahis operasyonu
Kayseri merkezli 7 ilde yasa dışı bahis operasyonu
Kayseri merkezli 7 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonunda 46 şüpheli gözaltına alınırken 2 milyar 865 milyon TL'lik işlem hacmi tespit edildi.

Edinilen bilgiye göre, Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, çevrimiçi yasa dışı bahis suçlarına yönelik MASAK koordinesinde çalışma başlattı.



Yapılan çalışmalarda, çeşitli illegal bahis siteleri üzerinden yasadışı bahis oynatıldığı, bu yöntemle haksız kazanç sağlayan şüphelilerin banka hesaplarında yaklaşık 2 milyar 865 milyon TL işlem hacmi bulunduğu tespit edildi.



Şüpheli şahısların tespiti amacıyla yürütülen soruşturma kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda; Kayseri merkezli olmak üzere Nevşehir, İstanbul, Bursa, Sivas, Sinop ve Adana'da yasadışı bahis organizasyonunda 'setçi ve kasa' olarak faaliyet yürüten ve banka hesaplarını menfaat karşılığı kullandıran şahısların da aralarında bulunduğu, toplam 47 şüpheli şahıs tespit eden ekipler, eş zamanlı operasyon düzenledi.



Operasyonlarda 46 şüpheli şahıs yakalanırken, çok sayıda dijital materyale de el konuldu.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 23 şüpheliden 16'sı tutuklanırken, 7 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Balıkesir'de 4.1 büyüklüğünde deprem

Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi

07.02.2026 10:30:00
İhlas Haber Ajansı
Balıkesir'de 4.1 büyüklüğünde deprem
Balıkesir'de 4.1 büyüklüğünde deprem
Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.



Sabah 09.41'de meydana gelen depremin merkez üssü Alakır kırsal mahallesi olarak tespit edildi.

Yerin 9 kilometre altında meydana gelen deprem kısa süreli paniğe neden oldu.

Enkaz altındaki kızının elini hiç bırakmayan baba konuştu

Kahramanmaraş'ta 6 Şubat'taki depremlerde yıkılan binanın altında kalan 16 yaşındaki kızının elini hiç bırakmadığı fotoğrafla hafızalara kazınan Mesut Hançer, depremin 3'üncü yıl dönümünde kızının kabrini ziyaret etti

06.02.2026 15:21:00 / Güncelleme: 06.02.2026 15:29:10
İhlas Haber Ajansı
Enkaz altındaki kızının elini hiç bırakmayan baba konuştu
Enkaz altındaki kızının elini hiç bırakmayan baba konuştu
6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde yakınlarını kaybeden vatandaşlar, depremin 3. yıl dönümünde Kapıçam Şehir Mezarlığı'nda bulunan yakınlarının kabirlerini ziyaret etti.

Depremde enkazın altında kalan kızının elini bırakmadığı fotoğrafla hafızalara kazınan Mesut Hançer, 3'üncü yılda da evladının mezarının başından ayrılmadı. Hançer, kızının kabrine karanfil bırakarak dua etti.



16 yaşındaki kızı Irmak Leyla Hançer'in mezarındaki fotoğrafa dokunan baba, "Onlar öldü, kurtuldular ama biz burada yaşayan bir ölü olduk" dedi.

Baba Hançer, "Acılar hiç geçmiyor, dün gibi gözümüzün önünde hiç geçmiyor. O manzarayı hiç tamir etmedik. Çünkü biz bir ümitle enkazın başına gittik. Sağ çıkarız veya yaralı falan çıkarız diye. Ama işte üçüncü günü rahmetli olmuş.

Hiç beklemediğimiz anda kaybettik. Ben o gece fırında çalışıyordum. Fırından ulaşamayınca oraya gittim. Ama işte gördüğümüz manzara felaket oldu bizim için. Çünkü her şey yerle bir olmuş. Dört çocuk vardı. En küçüğüm annemdeydi o gün. Cuma günü gezmeye gitmişti ama annemle beraber hepsi pazartesi geleceklerdi. Annem, ablalarım, yeğenlerim, yengem hepsi vefat ettiler.



En küçük kızım rahmetli oldu. Felaketten sonra işte tabii ki değişti. Her tarafımız yıkıldı. Yani onlar öldü, rahmetli oldular kurtuldular ama biz burada yani yaşayan bir ölü olduk onlarla beraber. Onlar toprağa gitti, biz toprağın içinde canlı ölüyüz yani. Çünkü onların ansızın gitmeleri, hepsinin birden gitmeleri çok felaket etti bizi" diye konuştu.

Erzincan'da 4,9 büyüklüğünde deprem

Erzincan'ın Kemah ilçesinde 4,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi

 

06.02.2026 14:38:00 / Güncelleme: 06.02.2026 15:04:20
Anadolu Ajansı
Erzincan'da 4,9 büyüklüğünde deprem
Erzincan'da 4,9 büyüklüğünde deprem

Erzincan'ın Kemah ilçesinde saat 14.16'da 4,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, merkez üssü Kemah ilçesi olan 4,9 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Depremin 4,52 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi.

Vali Hamza Aydoğdu, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, "Erzincan Kemah'ta meydana gelen 4,9 şiddetindeki depremde çok şükür herhangi bir can ve mal kaybı yoktur. Rabbim milletimizi, Erzincanlı hemşehrilerimizi her türlü afetten ve beladan muhafaza eylesin. Geçmiş olsun Erzincan" ifadelerini kullandı.

ABB'den Melih Gökçek atağı

Danıştay'ın Melih Gökçek hakkında soruşturma izni verilmemesine yönelik İçişleri Bakanlığı kararını kaldırmasının ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi, Bülent Arınç'ın soruşturmada tanık olarak dinlenmesi talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu

06.02.2026 13:04:00 / Güncelleme: 06.02.2026 13:09:13
Haber Merkezi
ABB'den Melih Gökçek atağı
ABB'den Melih Gökçek atağı
Danıştay 1. Dairesi, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında yürütülen soruşturma sürecinde kritik bir adım attı.

İçişleri Bakanlığı'nın, Gökçek ve dönemin belediye yöneticileriyle ilgili imar planı değişiklikleri yoluyla haksız menfaat sağlandığı iddiasına ilişkin "soruşturma izni verilmemesi" ve şikayetin "işleme konulmaması" kararını oy birliğiyle kaldırdı. (karar 3 Şubat 2026 tarihinde duyuruldu). Bu kararın ardından dosya, yeniden ön inceleme yapılmak üzere İçişleri Bakanlığı'na geri gönderildi.

İçişleri Bakanlığı soruşturmayı engelliyordu

Süreç, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin (ABB) 2020 yılında başlattığı suç duyurusu üzerine şekillenmişti. İddialar, Gökçek döneminde bazı taşınmazlara yönelik imar planı değişiklikleriyle FETÖ ve FETÖ bağlantılı kişi/şirketlere bireysel menfaat sağlandığı yönündeydi. Daha önce İçişleri Bakanlığı'nın engeli nedeniyle ilerlemeyen dosya, Danıştay'ın müdahalesiyle yeniden hareket kazandı.

ABB, Bülent Arınç'ın tanık olarak dinlenmesini talep etti

Bugün ise Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na resmi başvuru yaparak eski TBMM Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın soruşturma kapsamında tanık olarak dinlenmesini talep etti. Başvuruda, Arınç'ın kamuoyuna yansıyan açıklamaları özellikle vurgulandı. Arınç, daha önce Gökçek dönemini eleştirerek "Ankara'yı parsel parsel sattılar" ifadesini kullanmış ve 2015'ten beri bu konuda savcılar tarafından çağrılmadığını belirterek "Çağırırlarsa ifade veririm" demişti.

Bu talep, sürecin siyasi boyutunu da öne çıkarıyor. Arınç'ın tanıklığı, iddiaların dayanağı olarak görülen açıklamaların soruşturmada delil değeri taşıyabileceği anlamına geliyor. Başvuru, ABB'nin Gökçek dönemi imar uygulamalarına ilişkin ısrarlı takibinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Top savcılıkta

Savcılık tarafından başvurunun kabul edilip Arınç'ın ifadesine başvurulup başvurulmayacağı henüz netleşmedi. Ancak Danıştay'ın kararıyla soruşturma izni engeli kalktığı için dosyanın ön inceleme aşamasında ilerlemesi ve olası iddianame sürecine evrilmesi bekleniyor.

Kapalıçarşı'da döviz firmalarına 'siber' operasyonu: 48 gözaltı

Siber dolandırıcılık eylemlerinin gelirleri Kapalıçarşı'da döviz firmalarına aktarıldı: 48 gözaltı

06.02.2026 10:32:00
İhlas Haber Ajansı
Kapalıçarşı'da döviz firmalarına 'siber' operasyonu: 48 gözaltı
Kapalıçarşı'da döviz firmalarına 'siber' operasyonu: 48 gözaltı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, siber dolandırıcılık eylemleri sonucu elde edilen suç gelirlerinin Kapalıçarşı'da faaliyet gösteren döviz firmalarına aktarıldığı tespit edildi.

MASAK tarafından yapılan analizlerde, bu gelirlerin altın alım-satımı yapılmış gibi gösterilerek muhasebeleştirildiği ve yaklaşık 313 milyon TL tutarındaki suç gelirinin yasal finansal sisteme dahil edildiği belirlendi. Soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonlar ile 48 şüpheli yakalandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Forex yatırım dolandırıcılığı ile BİMCELL, PTTCELL, İZBAN ve benzeri firmaların internet siteleri birebir kopyalanarak gerçekleştirilen siber dolandırıcılık eylemleri sonucu elde edilen suç gelirlerinin paravan şirketler ve gerçek kişiler adına açılmış hesaplar aracılığıyla Kapalıçarşı'da faaliyet gösteren döviz firmalarına aktarıldığı tespit edildi.

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından yapılan analizlerde, bu gelirlerin altın alım-satımı yapılmış gibi gösterilerek muhasebeleştirildiği ve bu yöntemle yaklaşık 313 milyon TL tutarındaki suç gelirinin yasal finansal sisteme dahil edildiği belirlendi.

Şüphelilerin 120 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Aklama Suçları Birimi ekipleriyle koordineli şekilde yürütülen soruşturmada, suça iştirak ettiği değerlendirilen bir döviz bürosu ile şüphelilerin suç tarihinden itibaren edindikleri 9 mesken, 4 daire, 14 arsa, 2 depo, 11 otomobil ve 6 motosiklet olmak üzere yaklaşık 120 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu.

İstanbul merkezli olarak Ankara, Antalya, Bolu, Bursa, İzmir, Kocaeli, Mersin, Osmaniye, Sakarya, Siirt ve Yalova'da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 59 şüpheli şahsa yönelik işlem gerçekleştirildi. Düzenlenen operasyonlar ile 48 kişi yakalanırken, diğer şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü öğrenildi.

Bursa'da 13 yabancı uyruklu şahıs yakalandı

Bursa Emniyet Müdürlüğü ekipleri, göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında Mudanya ilçesinde faaliyet gösteren bir iş yerine operasyon düzenledi

06.02.2026 10:26:00
İhlas Haber Ajansı
Bursa'da 13 yabancı uyruklu şahıs yakalandı
Bursa'da 13 yabancı uyruklu şahıs yakalandı
Bursa Emniyet Müdürlüğü ekipleri, göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında Mudanya ilçesinde faaliyet gösteren bir iş yerine operasyon düzenledi.

Yapılan denetimlerde, iş yerinde çalıştırılan yabancı uyruklu şahıslardan 11'inin kimliksiz, 2'sinin ise çalışma izninin bulunmadığı belirlendi.



Kaçak olarak çalıştırıldığı tespit edilen toplam 13 yabancı uyruklu şahıs, deport edilmek üzere gerekli işlemlerin yapılması amacıyla İl Göç İdaresi Müdürlüğü'ne sevk edildi.

Öte yandan, yabancı uyruklu şahısları temin ederek çalıştırdığı belirlenen şüphelilerden 1 kişi yakalanarak adli makamlara sevk edilirken, diğer şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.