logo
28 EYLÜL 2026

Kızı için su yürüme bariyeri yaptı: 'Baba ben de koşacağım'

Kocaeli'nin Çayırova ilçesinde prematüre doğduktan aylar sonra serebral palsi teşhisi konulan minik Lina'nın ailesi, çocuklarının tedavisi için zorlu bir mücadele veriyor

13.05.2026 10:11:00 / Güncelleme: 13.05.2026 10:17:24
İhlas Haber Ajansı
 
Kızı için su yürüme bariyeri yaptı: 'Baba ben de koşacağım'
Kızı için su yürüme bariyeri yaptı: 'Baba ben de koşacağım'
Parkta koşan çocuklara özenen kızı için yüksek fizik tedavi masraflarına alternatif arayan baba Sadık Yalçınkaya, kendi imkanlarıyla plastik su borularından 500 liraya yürüme bariyeri yaptı






Yaptığı düzenekle kızının tedavisine destek olan aile, diğer yandan da teşhis sürecinde ihmali bulunduğunu iddia ettikleri hastaneye karşı hukuk mücadelesi veriyor.
Çayırova'da ikamet eden Nuray (32) ve Sadık Yalçınkaya (42) çiftinin dördüncü çocukları olan Lina, 28 Şubat 2023'te özel bir hastanede 32 haftalık prematüre bebek olarak dünyaya geldi. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde 13 gün tedavi gören ve ailesine sağlıklı olduğu belirtilerek taburcu edilen Lina'nın hareketlerindeki anormallikler ilerleyen aylarda belirginleşti.

Bebeklerinin vücudunda sürekli bir kasılma fark eden ailenin, 9. ayda başvurdukları çocuk nörolojisi uzmanından aldıkları haberle dünyaları başlarına yıkıldı. Çekilen MR sonucunda minik Lina'nın beyninde hasar olduğu tespit edilerek serebral palsi (beyin felci) teşhisi konuldu.









Kızı için kendi imkanlarıyla yaptı

Yoğun fizik tedavi sürecine başlayan aile, seans ücretlerinin yüksekliği nedeniyle zorlu bir döneme girdi. Kızının tedavisinin aksamaması ve evde de yürüyüş egzersizleri yapabilmesi için harekete geçen baba Sadık Yalçınkaya, tamamen kendi imkanlarıyla plastik su borularından yürüme bariyeri tasarladı. Hem ev içinde hem de bahçede yürüme bariyerinde yürüyen Lina, babasının bu fedakarlığı sayesinde tedavi sürecinden geri kalmamaya çalışıyor.









"O an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü"

Süreci İHA muhabirine anlatan anne Nuray Yalçınkaya, yoğun bakım tedavisi sırasında doktorlarla sürekli iletişim halinde olduklarını ve kendilerine bebeğin hiçbir sıkıntısı olmadığının söylendiğini ifade etti. Yalçınkaya, "Lina 13 gün sonra yoğun bakımdan çıktı. Ardından 'sağlıklı bir bebeğiniz var, güle güle büyütün' dediler ve kucağımıza verdiler. Evimize geldik. Lina 6 aylık oldu. Sürekli kendisini kasan bir çocuktu. Çivi gibi düşünün. Bir çivi dimdik duruyor ya, Lina da o şekilde duruyordu. Birkaç doktora gittim hep 'kolik bebek' denildi. 9 aylık olunca bir doktora gittik ve kendisi bizi çok güzel yönlendirdi. 'Bu çocukta bir sıkıntı var, görüyorum. Acil şekilde çocuk nörolojisine gitmesi gerekiyor' dedi. Lina 9 aylıkken çocuk nörolojisine gittik ve oradaki doktor bize durumu anlattı. Doğumhanedeki dosyaları da açtık. 'Bu çocuk yoğun bakımda iki kere beyin kanaması geçirmiş' dedi. Biz tabii ki o an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü. İki kere geçirmiş bir de. Hem 2 Mart, 8 Mart'ta. Dosyalarda tarihleri de belliydi. 'Ne yapmamız gerekiyor' dedik. Hemen MR ve EGG çektirdik. Allah'ıma hamd olsun EGG'si temiz çıktı, herhangi bir nöbetimiz yok. Sadece beyin MR'ı sıkıntılı çıktı. Beynin arka kısmında hasarları var. Serebral palsi teşhisi konuldu" dedi.









"Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek"

Lina'nın yurt dışından getirdikleri takviye ilaçlar sayesinde algılarının açıldığını ve kelimeler kurmaya başladığını belirten Yalçınkaya, "Şu an eksozom (kök hücre) tedavisi düşünüyoruz. İstanbul'da bir hastaneden 8 kür için 2 milyon 850 bin lira maliyet çıkarıldı. Fizik tedavi masraflarını da ekleyerek Valilik onaylı yardım kampanyası başlatmak için evraklarımızı hazırlıyoruz. Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek" diye konuştu.

"Çocuğum yürüsün diye su borusundan yürüme bariyeri yaptım"

Baba Sadık Yalçınkaya ise yoğun fizik tedavi sürecinde yüksek seans ücretleri nedeniyle zorlandıklarını, bu nedenle kendi imkanlarıyla kızına destek olmaya çalıştığını anlattı. Plastik su boruları kullanarak yürüme bariyeri tasarladığını kaydeden fedakar baba, "Çocuğum yürüsün diye bunu yaptım. 3 metrelik su borusu ve 4 dirsek aldım. Daha önceden fizik tedavi merkezlerinde görüyordum, bunu su borusundan yapabileceğimi düşündüm. Yaklaşık 500-600 liraya mal ettim. Evde çekyatların üzerine, dışarı çıktığımızda ise bankların arasına koyuyorum. Lina bu borulara tutunarak kendi başına rahat rahat adımlar atabiliyor. Etkisi çok büyük oldu. Ev geniş olsa fizik tedavi odası yapacağım. Yürüyüş bantları almam lazım, gerekli her şeyi alacağım ama şu an bunu yapamıyorum" ifadelerini kullandı.

Kızını parka götürdüğünde diğer çocukları koşarken gören Lina'nın "Baba ben de koşacağım" dediğini, o anlarda duygusal olarak yıkıldıklarını söyleyen Yalçınkaya, tedavilerin tamamen maddiyata dayandığını vurguladı.









"Bana söylense 10 ay bekler miydim'"

Doğum sürecinde hastanenin kendilerini eksik bilgilendirdiğini iddia ederek hukuk mücadelesi başlattıklarını hatırlatan Yalçınkaya, sözlerini şöyle tamamladı:

"Çarşamba ve pazar günleri Lina'yı görebiliyorduk. Her gittiğimizde doktora, 'beyninde hasar var mı', 'gelişmeyen bir organı var mı', 'akciğerleri nasıl' gibi sorular sorduk ama bize 'her şey çok iyi' dendi. 13 günlük yoğun bakım sürecinin ardından kızımızı almak için hastaneye gittik. Doktor bizi odasına çağırdı. Orada da aynı şeyleri sordum. 'Çok sağlıklı çocuğunuz var. Güle güle' dendi. Hastane çıkış işlemlerinde 4 tane madde vardır. 'Nörolojiye getirin, göz doktoruna getirin, KBB'ye getirin, kalça ultrasonu çektirin' gibi şeyler söylediler. Bunların hepsini yaptık. 3 aylıkken nöroloji servisine götürdük, yine 'bir şeyi yok' denildi. Denilen tüm bölümlere götürdük, sadece gözünde şaşılık çıktı ve ameliyat oldu. 9 aylık olduğunda çocuk nörolojisine gittik. Doğum evraklarını yanına bıraktık. Evraklara bakınca 'bu çocuk beyin kanaması geçirmiş' dedi. 'Ne beyin kanaması' dedik, şaşırdık. İlk defa orada duyduk. 'Evraklarda yazıyor' dedi. 'Hocam, bu sizin dilinizde yazıyor. Ben nereden bileyim, bu bana söylenmedi. Söylense ben 10 ay bekler miydim' dedim. Beyin MR'ı çekildi ve beynin üst kısmında hasar olduğu ortaya çıktı. Bir anneye babaya bu durum söylense 1 gün bile beklenmez. Şu anda mahkemeliğiz, derdimizi anlatamıyoruz. Güçlü olan kazanıyor. Adalet Bakanlığı yetkilileri dosyamıza bir göz atarsa çok seviniriz."

Hukuki süreç

Ailenin, doğum sürecinde eksik bilgilendirildikleri ve bebeğin yoğun bakımdaki gerçek durumunun kendilerinden saklandığı iddiasıyla Pendik'teki özel hastaneye karşı açtığı dava, İstanbul Anadolu 8. Tüketici Mahkemesinde devam ediyor. 11 Ekim 2024 tarihinde görülen ilk duruşmayla başlayan ve en son 13 Nisan 2026'da 6. celsesi görülen dava dosyasındaki bilirkişi raporunda, ailenin "beyin kanaması geçirildi" iddiasını doğrulayan bir ultrason bulgusuna rastlanmadığı belirtildi. Anne Nuray Yalçınkaya'nın gebeliğinde hipertansiyon ve gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) öyküsü bulunduğu, bebeğin 32 haftalık olmasına rağmen 3 kilo 95 gram doğduğu kaydedildi.

Erken doğum ve solunum sıkıntısı nedeniyle yoğun bakıma alınan ve entübe edilen bebeğin çekilen ultrasonlarında, prematüre bebeklerde oksijen yetersizliğine bağlı sık görülen "grade 1 periventriküler lökomalazi" (beyin beyaz cevheri hasarı) saptandığı tespit edildi. Uzmanlar, annedeki hipertansiyon ve diyabetin fetüsün oksijensiz kalma riskini ve enflamasyonu artırarak serebral palsi riskini yükselttiğini iddia etti.

4. celsede bilirkişi raporlarına itiraz eden davacı vekili, "Bilirkişiler aydınlatma hükümlerinden hiçbir şekilde bahsetmemişlerdir. Meydana gelen olay yoğun bakımda olmuştur, buna rağmen bilirkişiler hastalığı annenin hastalığına bağlamışlardır. Raporlar elverişli değildir" diyerek dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini talep etti. Davalı hastane vekili ise raporların hekim ve hastanenin kusursuzluğunu ispatladığını belirterek davanın reddini istedi.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanları ve toplanan deliller ışığında (çeşitli hastanelerden istenen epikriz ve medula kayıtlarının tamamlanmasının ardından) dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verdi. 13 Nisan tarihindeki son celsede ise mahkeme, dosyanın Adli Tıp Kurumundan dönüşünün beklenmesine hükmederek duruşmayı 22 Eylül'e erteledi.

Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi

Sakarya'da etkisini gösteren kuvvetli sağanak yağış, yollarda su birikintilerine sebep oldu. Araçlar yollarda temkinli bir şekilde hareket etti

28.09.2026 13:57:00
İHA
 
Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi
Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) yaptığı son tahminlerin ardından beklenen yağış, Sakarya'da şiddetli bir şekilde başladı.








Gök gürültüsüyle birlikte aniden bastıran sağanak, cadde ve sokaklarda su birikintilerine yol açarken, sürücüler ve yayalar yollarda ilerlemekte güçlük çekti. 






Su birikintilerinin yoğun olduğu bazı bölgelerde ise araçlar temkinli bir şekilde sürüş gerçekleştirdi. Yağışlar hafta boyunca sürmesi bekleniyor.




















Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?

Şehirleşmede az katlı yapılaşma (örneğin maksimum 3-4 kat), deprem risk yönetimi, kentleşme politikaları ve zemin mekaniği açısından çok katmanlı bir konudur

24.09.2026 13:49:00
Hasan Gündoğdu
 
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Düşük Katlı Yapılaşma Deprem Yıkımını ve Ölüm Riski Azaltır mı?

Evet, belirgin şekilde azaltır; ancak bu durum tek başına tam bir güvenlik garantisi değildir.






Avantajları (Neden riski düşürür?):

Daha Az Yapısal Yük ve Kütle: Deprem kuvveti, yapının kütlesi ile doğru orantılıdır. Bina ne kadar hafifse, deprem anında yapıya etki eden yatay atalet kuvveti o kadar az olur. 3 katlı bir bina, 12 katlı bir binaya göre zeminden çok daha az kuvvet alır.

Periyot Uyuşması (Rezonans) Riskinde Azalma: Yumuşak, alüvyonal zeminler (örneğin İstanbul'daki sahalar, Avcılar veya Bakırköy sahilleri) deprem dalgalarını büyüterek uzun periyotlu salınımlar üretir. Yüksek binaların doğal salınım periyotları da uzun olduğundan, zeminle rezonansa girerek yıkılma riskleri artar. Az katlı yapılar ise kısa periyotludur ve bu rezonans etkisinden daha az etkilenir.

Tahliye ve Müdahale Kolaylığı: Yıkım yaşansa dahi 3 katlı bir binadan canlı kurtulma imkânı, enkaz altından çıkarılma süresi ve ilk saniyelerde binayı terk edebilme şansı çok daha yüksektir.

İkincil Felaketlerin Azalması: Yüksek binalarda yangın, gaz kaçağı veya merdiven çökmesi gibi ikincil riskler tahliyeyi kilitlerken, az katlı yapılarda bu riskler daha kolay kontrol edilir.






İstisnalar ve Yanılgılar:

Az katlı bina "mühendislik hizmeti almamışsa" yine yıkılır. Türkiye'de 1999 Gölcük ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların hatırı sayılır bir kısmı 2-4 katlı, imarsız veya mühendislik kurallarına uyulmadan yapılmış yapılardı. Dolayısıyla kat sayısını düşürmek; kötü beton, kalitesiz işçilik ve donatı eksikliğinin yerini tutmaz.

İstanbul, Ankara ve İzmir Gibi Büyükşehirlerde Doğrudan Uygulanabilir mi?

Mevcut şehir merkezlerinde birebir uygulamak kısa ve orta vadede "arazi ve nüfus yoğunluğu" nedeniyle imkânsıza yakındır; ancak çevresel gelişme alanlarında uygulanabilir.






Uygulamanın Önündeki Temel Engeller

Arazi Kıtlığı ve Nüfus Yoğunluğu (Emsal/Arsa Problemi):
• İstanbul'un nüfusu yaklaşık 16 milyondur. Mevcut yapılarda ortalama kat adedi 5 ila 8 arasındadır.
• Mevcut bir 8 katlı binayı yıkıp yerine 3 katlı bina yapmak, bağımsız bölüm sayısını %60 azaltmak demektir. Bu durumda 8 dairelik binada yaşayan 5 aile evsiz kalır veya hak sahiplerine finansal olarak sunulabilecek bir dönüşüm modeli kalmaz (müteahhit finansmanı imkânsızlaşır).

Kentsel Sıçrama ve Lojistik Yükü:
• Aynı nüfusu 3 katlı binalarla barındırmak, şehirlerin coğrafi olarak 2-3 kat daha geniş bir alana yayılması demektir (Kentsel Sıçrama).
• Bu durum doğa rezervlerinin, su havzalarının ve tarım alanlarının yok olmasına; altyapı, kanalizasyon, yol ve toplu taşıma maliyetlerinin katlanarak artmasına yol açar.






Bu Model Büyükşehirlerde Nasıl Uygulanabilir? (Çözüm Modelleri)

Megakentlerde 3 katlı yapılaşmayı mantıklı ve sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmek için bölgesel ve kademeli bir planlama şarttır:

"Zemin Odaklı" Kademeli İmar Sınırlaması

Şehrin tamamında değil, zemin mukavemeti düşük alanlarda kat kısıtlamasına gidilmelidir:

• Çok Yüksek Riskli Zeminler: Alüvyonlu, sıvılaşma riski yüksek sahil şeritleri veya dere yataklarında (örn. İstanbul sahil hatları, İzmir Bayraklı/Karşıyaka alüvyon düzlükleri) imar en fazla 3 kat ile sınırlandırılmalıdır.
• Sağlam Kayalık Zeminler: Zemin emniyet gerilmesi yüksek kayaç alanlarda (örn. İstanbul'un kuzey ilçeleri, Ankara'nın tepelik bölgeleri) radye temel ve tünel kalıp gibi doğru mühendislik teknikleriyle yüksek katlı yapılara izin verilmeye devam edilebilir.






Uydu Kentler ve "Yatay Şehirleşme" Çeperleri

Şehir merkezlerindeki yoğunluğu azaltmak için merkeze hızlı raylı sistemlerle bağlı yeni uydu kentler kurulmalıdır:

• Merkeze 30-40 km mesafede, zemin yapısı sağlam yeni alanlarda maksimum 3-4 katlı, bahçeli veya avlulu yatay mimari konut alanları inşa edilebilir.
• İstanbul için Kuzey Marmara aksı veya Arnavutköy/Çatalca sınırındaki uygun zeminli alanlar; Ankara için Eskişehir yolu veya Batıkent dış aksları bu model için örnektir.

Finansal Transfer ve "İmar Hakkı Transferi"

Eğer riskli zemindeki 6 katlı bir bina yıkılıp yerine 3 katlı bina yapılacaksa, kaybolan 3 katın imar hakkı maliklerin elinden alınmamalıdır:

• Kent merkezinde katı düşürülen mülk sahibine, belediye tarafından yeni geliştirilen çeper bölgelerdeki projelerden hisse/daire imkânı ("İmar Hakkı Transferi") tanınabilir.
• Böylece vatandaş finansal kayba uğramadan daha güvenli ve düşük katlı bir konut alanına geçiş yapabilir.






Mühendislik ve Yapı Teknolojisi Değişimi

Sadece betonarme değil, Hafif Çelik ve Ahşap Karkas (CLT - Çapraz Lamine Ahşap) yapı sistemleri teşvik edilmelidir:

• 3 kata kadar olan yapılarda çelik ve ahşap karkas teknolojileri depreme karşı neredeyse sıfır yıkım riski sunar ve yapım süreleri son derece kısadır.

Düşük katlı binalar deprem güvenliği açısından mühendislik yükünü hafifleten, can kaybı riskini dramatik şekilde düşüren en etkili mimari araçlardan biridir. Ancak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde tüm şehre tek tip "maksimum 3 kat" kuralı getirmek arazi ve nüfus gerçekleriyle bağdaşmaz.

İdeal çözüm; mikro-bölgeleme (zemin etütleri) yapılarak sıvılaşma ve risk taşıyan hatlarda kat sayısının 3 ile sınırlandırılması, sağlam zeminlerde ise sıkı denetimli yüksek yapılara izin verilerek şehir çeperlerinde yatay mimariye dayalı uydu kentlerin planlanmasıdır.

Okul yanındaki çöp kutusunda patlama paniğe neden oldu

Eskişehir'de bir okulun yanındaki çöp konteynırda meydana gelen patlamalar ile ilgili polis çalışma yaptı. Patlamanın özel okul tarafından çöpe atılan kimyasal maddelerden kaynaklı olduğu tespit edildi

23.09.2026 12:27:00
İHA
 
Okul yanındaki çöp kutusunda patlama paniğe neden oldu
Okul yanındaki çöp kutusunda patlama paniğe neden oldu
Odunpazarı ilçesi Arifiye Mahallesi Tayfun Sokak üzerinde bulunan bir çöp konteynerinde peş peşe patlamalar meydana geldi. Konteynerden yükselen sesleri ve dumanı, hemen sokak yanında yer alan Adalet İlkokulu yetkilileri fark etti. Durumun vakit kaybedilmeden emniyet güçlerine ihbar edilmesi üzerine adrese polis ekipleri sevk edildi.






Olay yerinde ve çevrede güvenlik önlemi alan ekiplerin yaptığı incelemelerde, patlamaya yakındaki bir özel okulun fen laboratuvarındaki deneylerde kullanılan kimyasal maddelerin çöpe bilinçsizce atılmasının neden olduğu tespit edildi. Kimyasalların tepkimeye girmesiyle yaşanan olayda şans eseri yaralanan olmazken, çevrede kısa süreli panik yaşandı.








Sorumsuzluk nedeniyle tehlikeye yol açan özel okul yönetimi hakkında polis ekipleri tarafından inceleme başlatıldı.

Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı

İstanbul Esenyurt'ta oto lastikçi dükkanında çıkan yangın, bitişikte bulunan 4 iş yeri ile bir yemek şirketine sıçradı. İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 2 saatlik müdahalesiyle yangın kontrol altına alınarak söndürüldü

23.09.2026 07:00:00
İHA
 
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Yangın, Yeşilkent Mahallesi Nazım Hikmet Bulvarı üzerinde bulunan iş yerlerinde gece saat 2.30 sıralarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bitişik nizamda bulunan iş yerlerinden oto lastikçi dükkanında henüz bilinmeyen nedenle alevler yükseldi.






Alevler kısa sürede büyüyerek 4 dükkana daha ve bir yemek şirketine sıçradı. Alevleri fark eden mahalle sakinleri durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine Esenyurt ve çevre ilçelerden çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. 






Ekipler yoğun çaba sonucunda alevleri 2 saat içerisinde kontrol altına aldı. İş yerlerinde ve yemek şirketinde soğutma çalışması sürerken çevrede geniş güvenlik önlemi alındı.



























Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu

Ankara'nın Yenimahalle ilçesinde bulunan bir apartman dairesinde 3 erkek cesedi bulundu

22.09.2026 04:46:00
İHA
 
Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu
Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu
Olay, Yenimahalle ilçesi Anadolu Mahallesi 500. Sokak'taki bir apartman dairesinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, 3 kişinin hareketsiz halde yattığını gören çevredeki vatandaşlar, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.






İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerin tarafından yapılan incelemede dairedeki kişilerin hayatını kaybettiği belirlendi. Yapılan araştırma sonucu, cesetlerin Mehmet Büyükırmak, Mehmet Emre Çallı ve Enes Çallı'ya ait olduğu ve üzerlerinde kurşun ve bıçak yarası olduğu tespit edildi.









Cesetler Adli Tıp Kurumu morguna götürülürken, polis ekipleri olayın faili ya da faillerinin yakalanması için çalışma başlattı.

Rize'de heyelan sonrası mahalle sakini korku dolu anları anlattı

Rize'de etkili olan şiddetli sağanak ve sel nedeniyle Fıçıtaşı Mahallesi'ndeki yol, yaklaşık 60 santimetre çöktü

21.09.2026 13:40:00
İhlas Haber Ajansı
 
Rize'de heyelan sonrası mahalle sakini korku dolu anları anlattı
Rize'de heyelan sonrası mahalle sakini korku dolu anları anlattı
Rize'nin İyidere ilçesinde etkili olan şiddetli sağanak ve sel nedeniyle Fıçıtaşı Mahallesi'ndeki yol, yaklaşık 60 santimetre çökerek altyapıda ciddi hasara yol açtı.






18 Eylül günü akşam saatlerinde başlayan şiddetli sağanak yağış, Doğu Karadeniz'de hayatı olumuz etkiledi. Rize'nin İyidere ilçesine bağlı Fıçıtaşı Mahallesi'nde sağanak yağış ve ardından meydana gelen sel sebebiyle yol ikiye ayrılarak yaklaşık 60 santimetre çöktü. İstinat duvarının yıkılmadan ayakta kalması muhtemel bir facianın önüne geçerken, altyapıda hasar oluştu.







Geceyi uykusuz geçirdiklerini ve felaketin boyutunun sabah saatlerinde ortaya çıktığını belirten mahalle sakini Nurettin Kavalcı, "O gece çok aşırı, korkunç bir yağmur yağdı. Denizi aldı boşalttı bize Allah'ım. Dereler taştı, buralar komple sel oldu. Sabaha kadar nöbet tuttuk ama elimizden bir şey gelmedi, perişan olduk. Sabah kalktığımızda ortalık harabeye dönmüştü. Sular geldikçe yol çatladı, su çatlaktan aşağı sızmaya başladı. Bir anda her şey bitti, yavaş yavaş sine sine battı buralar, dibini attı geçti gitti" dedi.







Afet sonrası sahada incelemelerde bulunan İyidere Belediye Başkanı Saffet Mete, 2019-2026 yılları arasında inşa edilen istinat duvarlarının hasar almadığını ifade ederek, "2019'dan 2026 yılına kadar yaptığımız hiçbir istinat duvarının çöktüğünü görmedik. Duvarlarımız gayet sağlam duruyor, üzerindeki arazi yapısı çökmüş durumda. O duvarlar olmasaydı yıkım çok daha büyük olurdu. Fıçıtaşı ve Yapraklar mahalleleri mevkiinde yol basması meydana geldi, duvarlarda bir milim dahi oynama yok ancak aşırı yağış nedeniyle yolun ortası aşağıya doğru çöktü" şeklinde konuştu.







Bölgedeki yolun betonlama çalışmalarının çay hasadı sonrasına planlandığını aktaran Mete, "Orası beton kaplama olsaydı su zemine sızmayacak, beton yalaklarla derelere tahliye edilecekti. Perşembe akşamı beton firmasıyla planımızı yapmıştık. Vatandaşlarımızın çay hasadının bitmesini bekliyorduk, ay sonu itibarıyla dökümü gerçekleştirecektik. 






O bin 500 metrelik hatla beraber yollarımızı tamamlayıp kışa öyle girmeyi hedefliyorduk. Ne yazık ki gün doğmadan neler doğuyor; başımıza bu felaket geldi. Ekiplerimizle zemini inceleyip dolgu ve onarım çalışmalarına hızla başlayacağız" ifadelerini kullandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.