logo
28 EYLÜL 2026

Kızı için su yürüme bariyeri yaptı: 'Baba ben de koşacağım'

Kocaeli'nin Çayırova ilçesinde prematüre doğduktan aylar sonra serebral palsi teşhisi konulan minik Lina'nın ailesi, çocuklarının tedavisi için zorlu bir mücadele veriyor

13.05.2026 10:11:00 / Güncelleme: 13.05.2026 10:17:24
İhlas Haber Ajansı
 
Kızı için su yürüme bariyeri yaptı: 'Baba ben de koşacağım'
Kızı için su yürüme bariyeri yaptı: 'Baba ben de koşacağım'
Parkta koşan çocuklara özenen kızı için yüksek fizik tedavi masraflarına alternatif arayan baba Sadık Yalçınkaya, kendi imkanlarıyla plastik su borularından 500 liraya yürüme bariyeri yaptı






Yaptığı düzenekle kızının tedavisine destek olan aile, diğer yandan da teşhis sürecinde ihmali bulunduğunu iddia ettikleri hastaneye karşı hukuk mücadelesi veriyor.
Çayırova'da ikamet eden Nuray (32) ve Sadık Yalçınkaya (42) çiftinin dördüncü çocukları olan Lina, 28 Şubat 2023'te özel bir hastanede 32 haftalık prematüre bebek olarak dünyaya geldi. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde 13 gün tedavi gören ve ailesine sağlıklı olduğu belirtilerek taburcu edilen Lina'nın hareketlerindeki anormallikler ilerleyen aylarda belirginleşti.

Bebeklerinin vücudunda sürekli bir kasılma fark eden ailenin, 9. ayda başvurdukları çocuk nörolojisi uzmanından aldıkları haberle dünyaları başlarına yıkıldı. Çekilen MR sonucunda minik Lina'nın beyninde hasar olduğu tespit edilerek serebral palsi (beyin felci) teşhisi konuldu.









Kızı için kendi imkanlarıyla yaptı

Yoğun fizik tedavi sürecine başlayan aile, seans ücretlerinin yüksekliği nedeniyle zorlu bir döneme girdi. Kızının tedavisinin aksamaması ve evde de yürüyüş egzersizleri yapabilmesi için harekete geçen baba Sadık Yalçınkaya, tamamen kendi imkanlarıyla plastik su borularından yürüme bariyeri tasarladı. Hem ev içinde hem de bahçede yürüme bariyerinde yürüyen Lina, babasının bu fedakarlığı sayesinde tedavi sürecinden geri kalmamaya çalışıyor.









"O an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü"

Süreci İHA muhabirine anlatan anne Nuray Yalçınkaya, yoğun bakım tedavisi sırasında doktorlarla sürekli iletişim halinde olduklarını ve kendilerine bebeğin hiçbir sıkıntısı olmadığının söylendiğini ifade etti. Yalçınkaya, "Lina 13 gün sonra yoğun bakımdan çıktı. Ardından 'sağlıklı bir bebeğiniz var, güle güle büyütün' dediler ve kucağımıza verdiler. Evimize geldik. Lina 6 aylık oldu. Sürekli kendisini kasan bir çocuktu. Çivi gibi düşünün. Bir çivi dimdik duruyor ya, Lina da o şekilde duruyordu. Birkaç doktora gittim hep 'kolik bebek' denildi. 9 aylık olunca bir doktora gittik ve kendisi bizi çok güzel yönlendirdi. 'Bu çocukta bir sıkıntı var, görüyorum. Acil şekilde çocuk nörolojisine gitmesi gerekiyor' dedi. Lina 9 aylıkken çocuk nörolojisine gittik ve oradaki doktor bize durumu anlattı. Doğumhanedeki dosyaları da açtık. 'Bu çocuk yoğun bakımda iki kere beyin kanaması geçirmiş' dedi. Biz tabii ki o an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü. İki kere geçirmiş bir de. Hem 2 Mart, 8 Mart'ta. Dosyalarda tarihleri de belliydi. 'Ne yapmamız gerekiyor' dedik. Hemen MR ve EGG çektirdik. Allah'ıma hamd olsun EGG'si temiz çıktı, herhangi bir nöbetimiz yok. Sadece beyin MR'ı sıkıntılı çıktı. Beynin arka kısmında hasarları var. Serebral palsi teşhisi konuldu" dedi.









"Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek"

Lina'nın yurt dışından getirdikleri takviye ilaçlar sayesinde algılarının açıldığını ve kelimeler kurmaya başladığını belirten Yalçınkaya, "Şu an eksozom (kök hücre) tedavisi düşünüyoruz. İstanbul'da bir hastaneden 8 kür için 2 milyon 850 bin lira maliyet çıkarıldı. Fizik tedavi masraflarını da ekleyerek Valilik onaylı yardım kampanyası başlatmak için evraklarımızı hazırlıyoruz. Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek" diye konuştu.

"Çocuğum yürüsün diye su borusundan yürüme bariyeri yaptım"

Baba Sadık Yalçınkaya ise yoğun fizik tedavi sürecinde yüksek seans ücretleri nedeniyle zorlandıklarını, bu nedenle kendi imkanlarıyla kızına destek olmaya çalıştığını anlattı. Plastik su boruları kullanarak yürüme bariyeri tasarladığını kaydeden fedakar baba, "Çocuğum yürüsün diye bunu yaptım. 3 metrelik su borusu ve 4 dirsek aldım. Daha önceden fizik tedavi merkezlerinde görüyordum, bunu su borusundan yapabileceğimi düşündüm. Yaklaşık 500-600 liraya mal ettim. Evde çekyatların üzerine, dışarı çıktığımızda ise bankların arasına koyuyorum. Lina bu borulara tutunarak kendi başına rahat rahat adımlar atabiliyor. Etkisi çok büyük oldu. Ev geniş olsa fizik tedavi odası yapacağım. Yürüyüş bantları almam lazım, gerekli her şeyi alacağım ama şu an bunu yapamıyorum" ifadelerini kullandı.

Kızını parka götürdüğünde diğer çocukları koşarken gören Lina'nın "Baba ben de koşacağım" dediğini, o anlarda duygusal olarak yıkıldıklarını söyleyen Yalçınkaya, tedavilerin tamamen maddiyata dayandığını vurguladı.









"Bana söylense 10 ay bekler miydim'"

Doğum sürecinde hastanenin kendilerini eksik bilgilendirdiğini iddia ederek hukuk mücadelesi başlattıklarını hatırlatan Yalçınkaya, sözlerini şöyle tamamladı:

"Çarşamba ve pazar günleri Lina'yı görebiliyorduk. Her gittiğimizde doktora, 'beyninde hasar var mı', 'gelişmeyen bir organı var mı', 'akciğerleri nasıl' gibi sorular sorduk ama bize 'her şey çok iyi' dendi. 13 günlük yoğun bakım sürecinin ardından kızımızı almak için hastaneye gittik. Doktor bizi odasına çağırdı. Orada da aynı şeyleri sordum. 'Çok sağlıklı çocuğunuz var. Güle güle' dendi. Hastane çıkış işlemlerinde 4 tane madde vardır. 'Nörolojiye getirin, göz doktoruna getirin, KBB'ye getirin, kalça ultrasonu çektirin' gibi şeyler söylediler. Bunların hepsini yaptık. 3 aylıkken nöroloji servisine götürdük, yine 'bir şeyi yok' denildi. Denilen tüm bölümlere götürdük, sadece gözünde şaşılık çıktı ve ameliyat oldu. 9 aylık olduğunda çocuk nörolojisine gittik. Doğum evraklarını yanına bıraktık. Evraklara bakınca 'bu çocuk beyin kanaması geçirmiş' dedi. 'Ne beyin kanaması' dedik, şaşırdık. İlk defa orada duyduk. 'Evraklarda yazıyor' dedi. 'Hocam, bu sizin dilinizde yazıyor. Ben nereden bileyim, bu bana söylenmedi. Söylense ben 10 ay bekler miydim' dedim. Beyin MR'ı çekildi ve beynin üst kısmında hasar olduğu ortaya çıktı. Bir anneye babaya bu durum söylense 1 gün bile beklenmez. Şu anda mahkemeliğiz, derdimizi anlatamıyoruz. Güçlü olan kazanıyor. Adalet Bakanlığı yetkilileri dosyamıza bir göz atarsa çok seviniriz."

Hukuki süreç

Ailenin, doğum sürecinde eksik bilgilendirildikleri ve bebeğin yoğun bakımdaki gerçek durumunun kendilerinden saklandığı iddiasıyla Pendik'teki özel hastaneye karşı açtığı dava, İstanbul Anadolu 8. Tüketici Mahkemesinde devam ediyor. 11 Ekim 2024 tarihinde görülen ilk duruşmayla başlayan ve en son 13 Nisan 2026'da 6. celsesi görülen dava dosyasındaki bilirkişi raporunda, ailenin "beyin kanaması geçirildi" iddiasını doğrulayan bir ultrason bulgusuna rastlanmadığı belirtildi. Anne Nuray Yalçınkaya'nın gebeliğinde hipertansiyon ve gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) öyküsü bulunduğu, bebeğin 32 haftalık olmasına rağmen 3 kilo 95 gram doğduğu kaydedildi.

Erken doğum ve solunum sıkıntısı nedeniyle yoğun bakıma alınan ve entübe edilen bebeğin çekilen ultrasonlarında, prematüre bebeklerde oksijen yetersizliğine bağlı sık görülen "grade 1 periventriküler lökomalazi" (beyin beyaz cevheri hasarı) saptandığı tespit edildi. Uzmanlar, annedeki hipertansiyon ve diyabetin fetüsün oksijensiz kalma riskini ve enflamasyonu artırarak serebral palsi riskini yükselttiğini iddia etti.

4. celsede bilirkişi raporlarına itiraz eden davacı vekili, "Bilirkişiler aydınlatma hükümlerinden hiçbir şekilde bahsetmemişlerdir. Meydana gelen olay yoğun bakımda olmuştur, buna rağmen bilirkişiler hastalığı annenin hastalığına bağlamışlardır. Raporlar elverişli değildir" diyerek dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini talep etti. Davalı hastane vekili ise raporların hekim ve hastanenin kusursuzluğunu ispatladığını belirterek davanın reddini istedi.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanları ve toplanan deliller ışığında (çeşitli hastanelerden istenen epikriz ve medula kayıtlarının tamamlanmasının ardından) dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verdi. 13 Nisan tarihindeki son celsede ise mahkeme, dosyanın Adli Tıp Kurumundan dönüşünün beklenmesine hükmederek duruşmayı 22 Eylül'e erteledi.

Şanlıurfa'daki deprem neyin habercisi?

Şanlıurfa merkezli meydana gelen 5.4 (Kandilli'ye göre 5.8) büyüklüğündeki deprem, Güneydoğu genelinde büyük paniğe yol açtı. Depremin ardından Ramazan Demirtaş, Naci Görür ve Osman Bektaş gibi önde gelen yer bilimciler bölgenin fay mekanizması, 6 Şubat depremlerinin etkisi ve ortaya atılan "büyük deprem" iddiaları hakkında peş peşe kritik açıklamalarda bulundu

24.09.2026 19:30:00
Haber Merkezi
 
Şanlıurfa'daki deprem neyin habercisi?
Şanlıurfa'daki deprem neyin habercisi?
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre merkez üssü Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesi olan ve yerin 7.39 kilometre derinliğinde kaydedilen 5.4 büyüklüğündeki deprem, çevre illerden de yoğun şekilde hissedildi.

Vatandaşları sokaklara döken sarsıntı sonrası Şanlıurfa Valiliği herhangi bir can kaybı ya da ağır yıkımın yaşanmadığını açıklasa da, gözler yer bilimcilerin teknik analizlerine çevrildi.

Depremin hemen ardından sosyal medya ve canlı yayınlarda değerlendirme yapan uzmanlar, sarsıntının nedeni ve bölgedeki riskler konusunda önemli noktalara parmak bastı.






Dr. Ramazan Demirtaş: "Büyük deprem potansiyeli iddiaları felaket tellallığıdır"

Sarsıntı mekanizmasını analiz eden Paleosismolog Dr. Ramazan Demirtaş, resmî Dr. Ramazan Demirtaş  yaptığı açıklamada panik havası yaratmaya çalışan isimleri hedef aldı.

Depremin, haritalarda 15 kilometre uzunluğunda çok parçalı bir yapı olarak görünen Bozova Fayı'nın yaklaşık 18 kilometre kuzeydoğusunda meydana geldiğini belirten Demirtaş, basında yer alan "Bozova Fayı 7 büyüklüğünde deprem üretebilir" iddialarına sert tepki gösterdi.

Demirtaş, "Her deprem sonrası olduğu gibi felaket tellalları görsel ve yazılı basında boy göstermeye başladı. Haydi o zaman söyleyin, bu fay üzerinde en son 7 büyüklüğündeki deprem ne zaman olmuş?" diyerek iddiaların bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu vurguladı.

Ayrıca Kandilli'nin 5.8, AFAD'ın 5.4 olarak duyurduğu sarsıntıda, esas alınması gereken gerçek büyüklüğün 5.4 olduğunu ifade etti.






Prof. Dr. Naci Görür: "Daha önce uyardım, Arap levhası enerji biriktiriyor"

Deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür ise sarsıntının sürpriz olmadığını ve bu bölgedeki hareketliliği daha önceden öngördüğünü dile getirdi. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerine atıfta bulunan Görür, ana kırılmaların bölgedeki dengeyi değiştirdiğini belirtti.

Görür, sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Buralarda daha önce deprem olacağını söylemiştim. Sebebi, Şubat 2023 depremleri ve Doğu Anadolu Fayı'nın (DAF) kırılmasıdır. Güneydoğu bindirme kuşağı ile Arap Levhası (levha kenarı) şu an yoğun şekilde enerji biriktiriyor. Bölge, DAF'a ve Bozova fayı hattına çok yakın. Tüm bölge halkına geçmiş olsun."






Prof. Dr. Osman Bektaş: "6 Şubat'ın stres yükü bu bölgeye etki etti"

CNN Türk canlı yayınına katılan yer bilimci Prof. Dr. Osman Bektaş da depremin tektonik kökenlerine dikkat çekerek Arap levhasının kuzeye doğru hareketinin sürdüğünü hatırlattı.

Orta büyüklükteki bu depremin doğrudan yıkıcı ve devasa bir depremin kesin habercisi olarak yorumlanamayacağını belirten Bektaş, "Maraş depremlerinden sonra Doğu Anadolu'nun güneydoğu bölgesinde stres yükü arttı. Faylar bu stresten ciddi şekilde etkilendi. Diyarbakır ve Şanlıurfa bu enerjiden etkilenecek ana yerler arasındaydı. Biz özellikle Bitlis bindirmesi olarak bilinen o kuşaktaki fay hatlarından endişeliyiz. 150-200 kilometrekarelik geniş bir alanda risk durumu maalesef devam ediyor" şeklinde konuştu.






Bölgede hasar yok, artçılar izleniyor

Bilim insanları sarsıntının sığ derinlikte (yaklaşık 5-7 km) gerçekleşmesi nedeniyle yüzeyde çok güçlü hissedildiğini, ancak kerpiç ya da mühendislik hizmeti almamış çok zayıf yapılar haricinde bölgede yapısal bir yıkım beklenmediğini ifade ediyor.

Şanlıurfa ve çevresinde küçük çaplı artçı sarsıntıların bir süre daha devam edebileceği belirtilirken, vatandaşların resmî kurumlar haricindeki spekülatif açıklamalara itibar etmemesi gerektiği vurgulanıyor.

Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?

Şehirleşmede az katlı yapılaşma (örneğin maksimum 3-4 kat), deprem risk yönetimi, kentleşme politikaları ve zemin mekaniği açısından çok katmanlı bir konudur

24.09.2026 13:49:00
Hasan Gündoğdu
 
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Düşük Katlı Yapılaşma Deprem Yıkımını ve Ölüm Riski Azaltır mı?

Evet, belirgin şekilde azaltır; ancak bu durum tek başına tam bir güvenlik garantisi değildir.






Avantajları (Neden riski düşürür?):

Daha Az Yapısal Yük ve Kütle: Deprem kuvveti, yapının kütlesi ile doğru orantılıdır. Bina ne kadar hafifse, deprem anında yapıya etki eden yatay atalet kuvveti o kadar az olur. 3 katlı bir bina, 12 katlı bir binaya göre zeminden çok daha az kuvvet alır.

Periyot Uyuşması (Rezonans) Riskinde Azalma: Yumuşak, alüvyonal zeminler (örneğin İstanbul'daki sahalar, Avcılar veya Bakırköy sahilleri) deprem dalgalarını büyüterek uzun periyotlu salınımlar üretir. Yüksek binaların doğal salınım periyotları da uzun olduğundan, zeminle rezonansa girerek yıkılma riskleri artar. Az katlı yapılar ise kısa periyotludur ve bu rezonans etkisinden daha az etkilenir.

Tahliye ve Müdahale Kolaylığı: Yıkım yaşansa dahi 3 katlı bir binadan canlı kurtulma imkânı, enkaz altından çıkarılma süresi ve ilk saniyelerde binayı terk edebilme şansı çok daha yüksektir.

İkincil Felaketlerin Azalması: Yüksek binalarda yangın, gaz kaçağı veya merdiven çökmesi gibi ikincil riskler tahliyeyi kilitlerken, az katlı yapılarda bu riskler daha kolay kontrol edilir.






İstisnalar ve Yanılgılar:

Az katlı bina "mühendislik hizmeti almamışsa" yine yıkılır. Türkiye'de 1999 Gölcük ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların hatırı sayılır bir kısmı 2-4 katlı, imarsız veya mühendislik kurallarına uyulmadan yapılmış yapılardı. Dolayısıyla kat sayısını düşürmek; kötü beton, kalitesiz işçilik ve donatı eksikliğinin yerini tutmaz.

İstanbul, Ankara ve İzmir Gibi Büyükşehirlerde Doğrudan Uygulanabilir mi?

Mevcut şehir merkezlerinde birebir uygulamak kısa ve orta vadede "arazi ve nüfus yoğunluğu" nedeniyle imkânsıza yakındır; ancak çevresel gelişme alanlarında uygulanabilir.






Uygulamanın Önündeki Temel Engeller

Arazi Kıtlığı ve Nüfus Yoğunluğu (Emsal/Arsa Problemi):
• İstanbul'un nüfusu yaklaşık 16 milyondur. Mevcut yapılarda ortalama kat adedi 5 ila 8 arasındadır.
• Mevcut bir 8 katlı binayı yıkıp yerine 3 katlı bina yapmak, bağımsız bölüm sayısını %60 azaltmak demektir. Bu durumda 8 dairelik binada yaşayan 5 aile evsiz kalır veya hak sahiplerine finansal olarak sunulabilecek bir dönüşüm modeli kalmaz (müteahhit finansmanı imkânsızlaşır).

Kentsel Sıçrama ve Lojistik Yükü:
• Aynı nüfusu 3 katlı binalarla barındırmak, şehirlerin coğrafi olarak 2-3 kat daha geniş bir alana yayılması demektir (Kentsel Sıçrama).
• Bu durum doğa rezervlerinin, su havzalarının ve tarım alanlarının yok olmasına; altyapı, kanalizasyon, yol ve toplu taşıma maliyetlerinin katlanarak artmasına yol açar.






Bu Model Büyükşehirlerde Nasıl Uygulanabilir? (Çözüm Modelleri)

Megakentlerde 3 katlı yapılaşmayı mantıklı ve sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmek için bölgesel ve kademeli bir planlama şarttır:

"Zemin Odaklı" Kademeli İmar Sınırlaması

Şehrin tamamında değil, zemin mukavemeti düşük alanlarda kat kısıtlamasına gidilmelidir:

• Çok Yüksek Riskli Zeminler: Alüvyonlu, sıvılaşma riski yüksek sahil şeritleri veya dere yataklarında (örn. İstanbul sahil hatları, İzmir Bayraklı/Karşıyaka alüvyon düzlükleri) imar en fazla 3 kat ile sınırlandırılmalıdır.
• Sağlam Kayalık Zeminler: Zemin emniyet gerilmesi yüksek kayaç alanlarda (örn. İstanbul'un kuzey ilçeleri, Ankara'nın tepelik bölgeleri) radye temel ve tünel kalıp gibi doğru mühendislik teknikleriyle yüksek katlı yapılara izin verilmeye devam edilebilir.






Uydu Kentler ve "Yatay Şehirleşme" Çeperleri

Şehir merkezlerindeki yoğunluğu azaltmak için merkeze hızlı raylı sistemlerle bağlı yeni uydu kentler kurulmalıdır:

• Merkeze 30-40 km mesafede, zemin yapısı sağlam yeni alanlarda maksimum 3-4 katlı, bahçeli veya avlulu yatay mimari konut alanları inşa edilebilir.
• İstanbul için Kuzey Marmara aksı veya Arnavutköy/Çatalca sınırındaki uygun zeminli alanlar; Ankara için Eskişehir yolu veya Batıkent dış aksları bu model için örnektir.

Finansal Transfer ve "İmar Hakkı Transferi"

Eğer riskli zemindeki 6 katlı bir bina yıkılıp yerine 3 katlı bina yapılacaksa, kaybolan 3 katın imar hakkı maliklerin elinden alınmamalıdır:

• Kent merkezinde katı düşürülen mülk sahibine, belediye tarafından yeni geliştirilen çeper bölgelerdeki projelerden hisse/daire imkânı ("İmar Hakkı Transferi") tanınabilir.
• Böylece vatandaş finansal kayba uğramadan daha güvenli ve düşük katlı bir konut alanına geçiş yapabilir.






Mühendislik ve Yapı Teknolojisi Değişimi

Sadece betonarme değil, Hafif Çelik ve Ahşap Karkas (CLT - Çapraz Lamine Ahşap) yapı sistemleri teşvik edilmelidir:

• 3 kata kadar olan yapılarda çelik ve ahşap karkas teknolojileri depreme karşı neredeyse sıfır yıkım riski sunar ve yapım süreleri son derece kısadır.

Düşük katlı binalar deprem güvenliği açısından mühendislik yükünü hafifleten, can kaybı riskini dramatik şekilde düşüren en etkili mimari araçlardan biridir. Ancak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde tüm şehre tek tip "maksimum 3 kat" kuralı getirmek arazi ve nüfus gerçekleriyle bağdaşmaz.

İdeal çözüm; mikro-bölgeleme (zemin etütleri) yapılarak sıvılaşma ve risk taşıyan hatlarda kat sayısının 3 ile sınırlandırılması, sağlam zeminlerde ise sıkı denetimli yüksek yapılara izin verilerek şehir çeperlerinde yatay mimariye dayalı uydu kentlerin planlanmasıdır.

Panik değil refleks: Deprem anında doğru adımlar

Deprem, öncesinde hazırlık yapılması ve anında doğru reflekslerin gösterilmesi gereken en kritik doğal afetlerden biridir. Sarsıntı başladığında ilk birkaç saniye içinde verilen kararlar, hayati önem taşır

24.09.2026 13:01:00
Hasan Gündoğdu
 
Panik değil refleks: Deprem anında doğru adımlar
Panik değil refleks: Deprem anında doğru adımlar
Deprem anında yapılması gerekenler

Sarsıntı başladığı anda temel amaç, baş ve boyun bölgesini korumak ve ezilme riskini en aza indirmektir.

Çök - Kapan - Tutun Pozisyonunu Alın: Güvenli bir nesnenin (sağlam bir masa, çelik çamaşır makinesi veya dayanıklı bir koltuk) yanında diz çökün. Başınızı ve boynunuzu kollarınızla koruyacak şekilde kapanın ve sarsıntı bitene kadar sabit bir nesneye sıkıca tutunun.

Olduğunuz Yerde Kalın: İç mekândaysanız içeride kalın. Sarsıntı sırasında koşmak, merdivenlere yönelmek veya dışarı çıkmaya çalışmak düşme ve yaralanma riskini artırır.






Yatakta Yakalandıysanız Başınızı Koruyun: Eğer yataktaysanız ve üzerinize düşecek ağır bir nesne (raf, avize vb.) yoksa yatakta kalın, yüzüstü yatıp başınızı yastıkla kapatın.

Açık Alandaysanız Güvenli Bölgeye Geçin: Binalardan, elektrik direklerinden, ağaçlardan ve istinat duvarlarından uzak, açık bir alanda sarsıntının geçmesini bekleyin.

Araç Kullanıyorsanız Sağa Çekip Durun: Trafiği engellemeyecek şekilde aracı güvenli bir yere çekin, motoru durdurun ve araç içinde sarsıntının bitmesini bekleyin. Binaların, köprülerin, viyadüklerin veya üst geçitlerin altına ya da üstüne park etmeyin.

Asansördeyseniz İlk Kat Butonuna Basın: Eğer hareket halindeki bir asansördeyseniz durabileceği ilk kat butonuna basarak asansörü terk edin.






Deprem Anında Yapılmaması Gerekenler

Sarsıntı anındaki panik, yanlış davranışlara yol açarak hayati risk oluşturabilir.

Balkon ve Pencerelerden Atlamayın: Sarsıntı sırasında panikle balkona çıkmak, pencereden atlamak veya asansöre yönelmek yaralanma ve ölüm vakalarının en büyük sebeplerinden biridir.

Merdivenleri ve Asansörleri Kullanmayın: Merdivenler binaların en hassas ve ilk çökebilecek kısımları arasındadır. Asansörler ise elektrik kesintisi veya mekanik sıkışma nedeniyle mahsur kalma riski taşır.






Kapı Eşiklerinde Durmayın: Eski mimari inanışların aksine, modern binalarda kapı eşikleri taşıyıcı özelliğe sahip değildir ve baş üzerine düşebilecek yükler açısından güvensizdir.

Kibrit, Çakmak veya Elektrik Anahtarı Kullanmayın: Deprem sonrası gaz kaçakları meydana gelebilir. Alev kaynakları kullanmak veya elektrik düğmelerine basmak patlamalara yol açabilir.

Telefon Hattını Gereksiz Yerde Meşgul Etmeyin: Acil durumlar dışında arama yapmayın; haberleşmeyi SMS veya internet tabanlı mesajlaşma uygulamaları üzerinden sağlayarak acil hatları açık tutun.






Deprem Sonrası İlk Dakikalarda Ne Yapılmalı?

Sarsıntı tamamen bittikten sonra sakin kalıp hızlı adımlar atılmalıdır:

Kendinizi ve Çevrenizi Kontrol Edin: Önce kendi güvenliğinizi sağladığınızdan emin olun, ardından çevrenizdekilerin durumunu kontrol edin.

Gaz, Su ve Elektrik Vanalarını Kapatın: Olası ikincil felaketleri (yangın, su baskını vb.) önlemek için ana vanaları kapatın.

Acil Durum Çantasını Alarak Binayı Terk Edin: Önceden hazırladığınız deprem çantasını yanınıza alıp merdivenleri dikkatlice kullanarak binayı tahliye edin.

Toplanma Alanına Gidin: Önceden belirlenmiş mahalle toplanma alanına geçerek yetkililerin yönlendirmelerini bekleyin.

Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı

İstanbul Esenyurt'ta oto lastikçi dükkanında çıkan yangın, bitişikte bulunan 4 iş yeri ile bir yemek şirketine sıçradı. İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 2 saatlik müdahalesiyle yangın kontrol altına alınarak söndürüldü

23.09.2026 07:00:00
İHA
 
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Yangın, Yeşilkent Mahallesi Nazım Hikmet Bulvarı üzerinde bulunan iş yerlerinde gece saat 2.30 sıralarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bitişik nizamda bulunan iş yerlerinden oto lastikçi dükkanında henüz bilinmeyen nedenle alevler yükseldi.






Alevler kısa sürede büyüyerek 4 dükkana daha ve bir yemek şirketine sıçradı. Alevleri fark eden mahalle sakinleri durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine Esenyurt ve çevre ilçelerden çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. 






Ekipler yoğun çaba sonucunda alevleri 2 saat içerisinde kontrol altına aldı. İş yerlerinde ve yemek şirketinde soğutma çalışması sürerken çevrede geniş güvenlik önlemi alındı.



























İstanbul'da beklenen yağış Anadolu Yakası'nda etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından İstanbul'da beklenen yağış Anadolu Yakası'nda etkisini göstermeye başladı

22.09.2026 12:58:00
İHA
 
İstanbul'da beklenen yağış Anadolu Yakası'nda etkili oldu
İstanbul'da beklenen yağış Anadolu Yakası'nda etkili oldu
Yer yer etkili olan yağmur nedeniyle vatandaşlar zor anlar yaşarken, rüzgar da zaman zaman etkisini artırdı.






Sabah saatlerinden itibaren Anadolu Yakası'nın bazı ilçelerinde etkili olan yağış, günlük yaşamı olumsuz etkiledi. Yağışla birlikte etkisini gösteren rüzgar da vatandaşlara zor anlar yaşattı. 






Meteoroloji Genel Müdürlüğünün değerlendirmelerine göre yağışların gün boyunca aralıklarla etkisini sürdürmesi bekleniyor.

Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu

Ankara'nın Yenimahalle ilçesinde bulunan bir apartman dairesinde 3 erkek cesedi bulundu

22.09.2026 04:46:00
İHA
 
Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu
Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu
Olay, Yenimahalle ilçesi Anadolu Mahallesi 500. Sokak'taki bir apartman dairesinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, 3 kişinin hareketsiz halde yattığını gören çevredeki vatandaşlar, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.






İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerin tarafından yapılan incelemede dairedeki kişilerin hayatını kaybettiği belirlendi. Yapılan araştırma sonucu, cesetlerin Mehmet Büyükırmak, Mehmet Emre Çallı ve Enes Çallı'ya ait olduğu ve üzerlerinde kurşun ve bıçak yarası olduğu tespit edildi.









Cesetler Adli Tıp Kurumu morguna götürülürken, polis ekipleri olayın faili ya da faillerinin yakalanması için çalışma başlattı.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.