HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 16 HAZİRAN 2021, ÇARŞAMBA

Kriz milli çözümlerle aşılır

23.08.2001 00:00:00
Yaşadığımız ekonomik krizin çıkış yollarını kendi kaynaklarımızı değerlendirerek aşmak yerine, IMF ve Dünya Bankası'nın kapılarında çözüm arayan Türkiye'de, ekonominin bütün sahaları batma noktasına gelmiştir.

IMF'nin, vereceği kredilerin karşılığı olarak her sahayı kapsayan tavizler istediği bir hakikattir. Tedbir paketi olarak önümüze koyulan bu tavizlerden reel sektörden beklenen -kısaca- üretimi durdurmasıdır.

Global ekonominin bir gereği olarak tarım ürünlerinden hayvansal gıdaya, beyaz eşyadan tekstile kadar her sahada ithal mallara açık bir pazar olması istenen ülkemizde, son noktaya yaklaşılmıştır.

"Gümrük vergilerini kaldırın, tarımı bırakın, üretimi durdurun" tarzı dayatmalar meclisimizde kanunlaşmaya başlamıştır.

Bu uygulamalarla, uzun süredir boğuştuğu kriz ortamını zaten aşamayan küçük ve orta ölçekli bir çok işletme kepenk kapatmak zorundadır.

Konuyla ilgili olarak Adana Ticaret Odası Başkanı yaptığı açıklamada, faaliyete yeni başlayan 733 şirketten 413'ünün 7 aylık dönemde ekonomik krize dayanamayarak kapandığını ifade etmiştir.

Benzeri olaylar Türkiye'nin diğer bölgelerinde de yaşanmaktadır. Her gün yüzlerce kişinin işten çıkarıldığı ülkemizde halk açlık sınırındadır. Ve MGK gündemine girecek boyutlarda bir durum arzetmektedir.

Hal böyle iken, tüm bunları görmezden gelen IMF, Dış İlişkiler Direktörü Tom Dawson aracılığıyla program hakkındaki görüşünü açıklayarak; Türkiye'nin ekonomik programının iyi bir şekilde uygulanmakta olduğunu, iyi uygulamanın sürmesi durumunda piyasaların güvenine ilişkin sorunun aşılmasını beklediklerini söyledi.

Oysa uygulamada reçetelerden tek bir sahada olumlu netice alınmadığı gibi aksine piyasaların dibe vurmak üzere olduğu açıktır.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden Financial Times, uluslararası finans kurumlarına "yatırımlarınızı Türkiye'de değerlendirin. Çok cazip şartlarda şirketler var" çağrısında bulundu. Bu, içinde bulunduğumuz acı gerçekler dolayısıyla ekonomik sömürüye açık bir ülke haline geldiğimizin göstergesidir.

Bilindiği gibi uluslararası finans çevreleri piyasaları krize soktuktan sonra, iflas eden şirketleri yok pahasına satın alarak büyük kârlar elde etmektedirler. Bu, global ekonominin uyguladığı ince bir taktiktir.

Finans kurumlarının ve IMF'nin kredi tuzağına düşerek ulusal bağımsızlığını kaybetme noktasına gelen bir çok örnek önümüzdedir.

Türkiye'nin yine bu kuruluşların sebep olduğu krizi aşması; onların yöntemleriyle değil, ancak milli projelerin hayata geçirilmesiyle mümkündür.

Öncelikle "devleti küçültün" söylemlerine kulaklarımızı tıkamalıyız. Büyük bir tuzak olan bu telkinle hedeflenen; milletimize sahip çıkan TSK'nin gücünü azaltmak, kolluk kuvvetlerini etkisiz hale getirmektedir. Eğitimden vs.den devletin elini çekmesini sağlamaktır. Bize bu nasihati eden Batı'da ise kamu giderleri neredeyse bütçenin yarısına denktir.

ABD'de bütçenin % 40'ı, İngiltere'de % 45'i kamu giderlerine ayrılırken, Türkiye'de oran sadece

% 25'dir. Bu rakamlara rağmen ısrarla devletin küçültülmesi istemi, ülkemizi işgal harekatının bir parçasıdır.

Şövenist değil Türk milliyetçisi, mandacı değil ulusal zihniyette bireyler yetiştirerek her sahada vatandaşının dayanağı olan devletimizi iç ve dış odaklara karşı küçültmek bir tarafa, daha da güçlendirmenin planlarının yapmalıyız. Devlet olmadan milletin de olmayacağı hakikatini asla unutmamalıyız.

Küresel ekonominin patronu ABD'nin eski başkanlarından Kennedy'nin "3. Dünya ülkelerini kendinize borçlandırın ki istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz" sözünü içinde bulunduğumuz zor şartlara uygulayarak IMF'nin borç krediler karşılığı istediklerini bir kez daha inceleyelim.

Ulusal egemenliğimize yönelik daha fazla tavizlere maruz kalmadan "borç almayı" bırakmalıyız. Ekonomi politikasını "borç almak" üzerine oturtan bir devlet sömürge olmaya mahkumdur.

IMF'nin, dünyadaki örnekleriyle de sabit içten çökertme programlarının tam tersi istikamette milli projelerle piyasalar yeniden canlandırılmalıdır. Sermaye piyasası, döviz piyasası ve bankalarda bloke edilen para hem üretimi sıfırlamakta hem işsizliğe sebep olmaktadır.

Paranın piyasalarda dönmesi ve Türk insanının emeğinin hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla emisyonu genişletip proje mukabili faizsiz kredi verilmelidir. Bu yapılırken hayali değil, sadece verileri belirlenmiş somut projelere kaynak sağlanmalıdır.

Türkiye'de kamunun 1 yılda ödediği faiz gideri 60 milyar dolardır. Faizle borç almak yerine bu rakamın

% 50'sini kayda girmeyen ekonominin yarısı için, söylediğimiz emisyonu genişleterek proje mukabili faizsiz kredi olarak halka kullansak, bugünkü enflasyon rakamları en kötü ihtimalle şimdikinden % 50 az olur. Projeler hayata geçirilirse rakam "0" enflasyona iner ve ekonomi ancak bu yöntemle rayına girebilir.

Açıkladığımız bu konular halkın içinden çıkmış, tecrübelerin ve hesabın işidir. Yetkililerimiz şu ana kadar bu tecrübelere ve hesaba tenezzül etmemiştir. Yanlış yapılan bir tespitle talep enflasyonunun şartları uygulanan ülkemizde sorun maliyet enflasyonundan kaynaklanmaktadır. Bunu aşmak için maliyet ve sigorta vergilerini, hammade girdilerini, kredi faizlerini düşürmek gerekir.

Ülkemizin bağımsızlık ve egemenliğinin önemli göstergelerinden olan paramız, dolar karşısında hızla erimektedir. Derhal dalgalı kur sistemi terk edilmeli, yabancı paraya özellikle dolara olan talebin önüne geçmek için piyasalarda güveni sağlayıcı önlemler alınmalıdır.

Enflasyonun düşürülmesi için devletimizin vergileri azaltılması da şarttır. İşçiden, çiftçiden, geliri 100 milyarın altındaki kazanç sahiplerinden vergi alınmamalıdır. Büyük devletimizin buna kudreti mevcuttur.

Kendi ilim ve fikir adamlarımızı birşey bilmezler gerekçesiyle kenara atarak ithal edilen kişilerin değil, bu ülkenin değerleriyle yoğrulmuş, şartlarını bilen evlatlarımızın hazırlayacağı ekonomik modelleri hayata geçirmeliyiz.

Türk Milleti, savaş şartlarından çıkmış bir ekonomiyi öz kaynaklarına ve üretime dayalı bir politikayla 1923-1938 yılları arasında mükemmel bir noktaya getirmeyi başarmıştı. O zamanın imkanlarıyla Kayseri'de uçak imal edip Belçika'ya ihraç eden, Mamak'ta gaz maskesi sanayii kuran bizleriz. Yaptıklarımızı bugün de başarabiliriz.

Ama Türkiye ne hikmetse menfaatine dayalı bu yolu, o tarihlerden sonra hiç hayata geçirmemiş, ekonomide durgunluğu ve iflasa sürükleyen zararlı yolu tercih etmiştir.

Zararın neresinden dönülse kârdır. Derhal milli ekonomiye dönüş, batma noktasındaki ekonomimizin kurtuluşunun tek şartıdır.
 
Prof. Dr. Haydar Baş / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.