Türkiye'de milli eğitim alarm veriyor. Rakamlar artık sadece istatistik değil, geleceğimiz adına ciddi bir uyarıdır. 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranı iki yıl içinde yüzde 94,5'ten yüzde 86,4'e geriledi. Yani bugün her 100 çocuğun yaklaşık 14'ü zorunlu eğitim sisteminin dışında kalmış durumda.
Asıl tehlikeli olan ise şudur: Gençler sadece okul değiştiriyor ya da farklı eğitim modellerine yönelmiyor. Gençler komple eğitim sisteminden kopuyor. "Meslek öğreneyim" diyerek ayrılan da çok değil. Çünkü aynı gençlerin önemli bir kısmı ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor. Türkiye'nin OECD ülkeleri içinde "ne eğitimde ne işte olan gençler" sıralamasında ilk sıraya çıkması tesadüf değildir.
Bugün birçok genç aynı soruyu soruyor: "Okuyacağım da ne olacak?" Bu soru aslında sistemin özetidir. Çünkü genç önünü göremiyor. Üniversiteyi bitiriyor, iş bulamıyor. Meslek öğreniyor, geçinemiyor. Diploma alıyor, hayata tutunamıyor.
Daha lise çağında umudunu kaybeden bir nesille karşı karşıyayız. Burada mesele sadece ekonomik kriz değildir. Ekonomi önemlidir ama problem daha derindedir. Problem, milli eğitim politikalarının bütüncül bir mantığa sahip olmamasıdır.
Eğitim sistemi yıllardır adeta yapboz tahtasına dönmüş durumda. Sürekli sınav sistemi değişiyor. Müfredat değişiyor. Okul modeli değişiyor. Yönetmelikler değişiyor. Ama sistemin ana hedefi netleşmediği için değiştirilen parçalar da birbirine uyum sağlayamıyor. Ortaya kaotik bir eğitim sistemi çıkıyor. Oysa sistem mühendisliğinde önce hedef belirlenir. Sonra sistem o hedefe göre inşa edilir. Eğer hedef yanlışsa veya belirsizse, değiştirdiğiniz parçalar sistemi düzeltmez; daha da karmaşık hale getirir. Bugün yaşadığımız tablo tam olarak budur.
Bir tarafta üniversite mezunu işsizler artıyor. Diğer tarafta ara eleman eksikliği konuşuluyor.
Bir tarafta çocuklar okuldan kopuyor. Diğer tarafta meslek liseleri ve MESEM tartışmaları büyüyor. Ama meseleye hâlâ parça parça bakılıyor. Oysa eğitim sistemi bir bütündür. İlkokulundan üniversitesine kadar tek bir mantık içinde ele alınmalıdır. Bizim medeniyetimizde ilim sadece diploma almak değildir. İlim, insanın kendini inşa etmesidir. "Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz" anlayışı bu medeniyetin temelidir. Kur'an-ı Kerim'de geçen "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" ayeti de bunun açık ifadesidir. Bu nedenle mesele sadece gençlere iş bulmak değildir. Öncelikle düşünebilen insan yetiştirmektir. Muhakeme edebilen insan yetiştirmektir. Üretebilen insan yetiştirmektir.
Bugün gençlerin önemli bir kısmı sadece okuldan değil, gelecek fikrinden de kopuyor. İşte asıl alarm budur. Bu yüzden Türkiye'nin acilen milli eğitimde köklü bir reforma ihtiyacı vardır. Ama bu reform, yine parça değiştirerek olmaz. Yeni sınav modeli getirerek olmaz. Sadece isim değiştirerek hiç olmaz.
Önce hedef belirlenecek. Nasıl bir insan yetiştirmek istediğimize karar verilecek. Sonra sistem baştan aşağıya bu hedefe göre kurulacak. Aksi halde bugün yaşanan okullaşma düşüşü yarın çok daha büyük sosyal kırılmalara dönüşecektir.
Çünkü eğitimini kaybeden toplum, geleceğini de kaybeder.
- Atatürk’ün ekseni: Tam bağımsız Türkiye / 14.05.2026
- Milli eğitimde yapboz düzeni çöktü / 10.05.2026
- Ortadoğu yanarken İslam ülkeleri kimin safında? / 09.05.2026
- Muhalefetin gerçek sınavı şimdi başlıyor / 08.05.2026
- Türkiye’de sorun fakirlik değil, adaletsizliktir / 07.05.2026
- Hürmüz kartı, OPEC krizi; petrodoların sonu mu? / 03.05.2026
- Asıl soru şu: İşçi neden hâlâ mağdur? / 02.05.2026
- Bir ağaç meselesi / 01.05.2026
- Devlet şirket olursa / 30.04.2026


























































