logo
15 HAZİRAN 2026

"Milli siyaset şart"

09.08.2008 00:00:00
Dışa bağımlı bir siyasi iktidarın asla muvaffak olamayacağını belirten Prof. Baş, "Türkiye'nin ihtiyacı, IMF'nin, AB'nin, ABD'nin dediklerini değil, milletin taleplerini icra edecek.... Yeni Mesaj: Medyayı takip ettiğimiz zaman özellikle ekonomi konusunda yalan rüzgarları estirildiğini görüyoruz. Sanayici ve işadamlarına gittiğimizde, halkın arasında dolaştığımızda, devletin rakamlarını yalanlayan bir durum görüyoruz. Türkiye'deki bir çok sanayi kuruluşunun işçi çıkartıp, üretimi azalttığını; hatta bazılarının kepenklerini indirdiğini görüyoruz. Piyasada, reel sektörde adeta bir çöl havası, durgunluk var. Bunu neye bağlıyorsunuz? Siz yıllar öncesinden bunun böyle olacağını dile getirmiştiniz. Bu öngörünüzü neye dayandırarak yapmıştınız? Prof. Dr. Haydar Baş: Öncelikle Yeni Mesaj gazetesi okurlarına saygılarımı arzederim. Ekonomi çok farklı bir kulvar. Bu kulvar yıllardan bu tarafa, maalesef bizim toplumumuz tarafından pek idrak edilememiş. Bu münasebetle de, milletin derdine deva olacak formüller ortaya konulamamıştır. Şimdi diyeceksiniz de, batı toplumu bunun formüllerini ortaya koydu mu ki, sıra bize gelsin. Eğer böyle bir soru tevcih edilirse, elbette ki onlar da ekonominin kurallarını vazederken, adilane bir kural vazetmemişler. Malumunuz komünizm ve sosyalizmde, halkların tamamı devlete hizmet eder. Yani insanların eşitlemek için elindeki bütün imkanlar insanoğluna ayrılır, "Siz işte devlete hizmet edeceksiniz, hizmet ettiğiniz devlet de size takdir ettiği standartlarda hepinize aynı seviyede bir hayat yaşatacak." İşte komünizmdeki eşitlik de budur. O bakımdan, komünist bloklarda herkes devlete çalışmış, devlet de kendi takdirinde geçim kaynağı oluşturmuş, onun bir fazlasını dahi halka vermemiştir. Halk bu takdir edilen rakamla ister geçinsin, ister geçinmesin; ama mutlaka talim, terbiye yaparak geçinmesini bilecektir. Bilmese kendi paşa gönlü bilir. Bu tarzda bir idare hayatı komünist dünyada hayata geçmiştir. Komünist dünyada bu böyle de, liberal kapitalist dünyada nasıl bir idare tarzı ortaya çıktı? Kapitalist liberal dünyada herkes görüntüde kendine çalışacak ama devlet kamu hizmetlerini yapabilmesi için de halktan vergi alacak. Halktan topladığı vergi hizmete kifayet etmezse, işadamlarına borçlanacak, bu borçlanmanın mukabili aldığı vergilerle bu açığı kapatacak. Böyle garip bir denklem var. Bu da sonunda öyle bir denklem ortaya çıkardı ki, halk görüntüde kendine çalıştı ancak hakikatte şu vergi, bu vergi adı altında çalıştığının yüzde 60'ını devlete verdi. Yüzde 40'ı da zaten kendisine kifayet etmedi. Yani halk görerek ve bilerek açlığa mahkum oldu. Böyle bir manzara var. ABD'de, Afrika'da, Avrupa'da? Yani bu sistemin uygulandığı ülkelerde bu açlık var. Bunu bu mantıkla yok etmemiz mümkün değil. Şimdi o kadar korkunç bir paylaşım oldu ki, halbuki paylaşımın adil olması lazım. Toplumda kapital olmadığı için sıkıntı olmadı, bilakis para var, ancak adilane bir dağılım için sıkıntı var. Bir bakıyorsunuz ki, İstanbul'da şu kadar insan yaşıyor; İstanbul'a giren paranın herkese adil bir şekilde dağılması gerekirken, bakıyorsun 10 milyon kişi istisna oluyor, birkaç kişi asıl oluyor. Veya 10 kişi, 100 ya da bin kişi olsun? 10 milyonda bin kişi bu toplumda olması gereken paranın yüzde 90'ını alıyor; geriye kalan milyonlar yüzde 10'unu alıyor. İşte bak sen adalete!Sadece İstanbul böyle? Türkiye'nin diğer vilayetleri, dünyanın bütün ülkeleri ve şehirleri böyle bir manzaraya sahip? Hayatlarını böyle sürdürüyorlar. Bu anlayışla da halk beklediğini bulamadı ve insanlık iktisadi olarak -kabul etsek de etmesek de- çok ciddi bir arayışın içine girdi. Şimdi sistematik olarak işin içine girip de, 'neden bu böyle olmuştur' diye meselenin bu tarafına el atsak bu saatten sonra, ama özet olarak demek isteriz ki, yanlış sistem ve paylaşım, nakıs paylaşım insanları biçare yapmış, istediğini alamamanın, fakir-fukara olmanın bezgin Bir manzara arzetmenin durumunu yaşanır hale getirmiştir. Şimdi ihtiyacınız var. Neye? Gömleğe, ayakkabıya, atlete? Kaç para maaş alıyorsunuz? Asgari ücret? Asgari ücretin 500 YTL olduğunu kabul edelim. Böyle bir vatandaşın okuyan çocuğu vardır, mutlak surette bakmakla mükellef olduğu bir hanımı vardır, ev kirası, su, elektrik parası vardır, ulaşım masrafı vardır? Bunları hesap ettiğiniz zaman alması gereken 2 bin YTL olması gerekirken, ama bunun 4'te birini alarak böyle bir hayatı sürdürebilir mi? Biz bu insanlara tüketici diyoruz. Bu insan da pazarda hayırlı bir müşteri olabilir mi? Olamaz? Olması mümkün değil. İşçi böyle, memur böyle, orman köylüsü böyle, tarım kesimi, hayvancısı böyle, madenci böyle? Yani diyebilirim ki, toplumun yüzde 99'u bu manzarayı yaşıyor. Girdisi yok, çıktısı fazla. Zaruri harcamaları var. Bu insan yemeden, giymeden, ısınmadan ve aydınlamadan duramaz. Bunları gözardı etmek mümkün değil. Bütün bunlardan yararlanabilmesi için elinde hiçbir imkanı bulunmuyor. 500 YTL maaş alan, 1000 YTL maaş alan? Nereden bakarsanız bakın, 4 nüfuslu bir ailenin elektrik masrafı 100 YTL'nin altında değildir. Bir o kadar da su masrafını katın. Haydi bu aileyi 300 YTL'lik bir evde oturtun. Bu insanlar ekmek yemeyecek mi, peynir yemeyecek, çay içmeyecek mi, komşusuna gitmeyecek mi, komşu ona gelmeyecek mi? Böyle bir ailenin bu toplumda yaşaması mümkün değil. Yaşayamayacağı için de, vatandaş pazara gidiyor; gitmiyor değil. Pazarlar kalabalık ancak iyi bir tüketici olmadığı için, istediğini alamadığı için esnaf iş yapamıyor. İş yapamadığı için de, olması gereken cironun belki 15'te, 20'de, belki de 50'de birini yapıyor. Şimdi dükkanında veya tezgahında malını sergileyen bu insan, esnaf; bu malı hep peşin parayla alıp oraya koymuyor ki? Zamanı geldiğinde ödeyecek. Alışveriş yapamadığı için ne ile ödeyecek bunu? Ödemesi mümkün değil. Bu sefer hatırlarsanız kredi davası, banka kredi kartları çıkardılar. Biz o zaman dedik ki, "Kimse kredi kartlarına yapışmasın." Kredi kartlarına güvenip de, sakın bir şey almasın. Şimdi bankaların hayata bakış tarzları şudur: Güneşli havalarda gelir sana şemsiye verir, yağmurlu havalarda elindeki şemsiyeyi alır! İster geçin, ister geçinme! Taktiği bu. "Yağmur beni ıslatacak" dersin ama seni dinlemez, bu beni ilgilendirmez, der. O hesap sana ait. Şimdi böyle bir mantıkla, tüketici zannetti ki, benim çok ciddi gelirlerim var, aldığı 600 YTL maaşla, tüketicilere verilen banka kredi kartları bin YTL'lik, veya 2 bin YTL'lik limit tanıdılar. Bu limite göre de, alışveriş yaptılar. Ödeme zamanı gelince, ödeyemediler. Şimdi 1 milyon insan -az evvel izah ederken, ne dedik?- kredi kartlarıyla borçlu. 300 milyar YTL Türk vatandaşı bankalara borçlu? Şimdi bunu veremiyor. Şimdi bunu veremeyen vatandaş, pazarda müşteri olabilir mi? Biz işte ta baştan beri diyoruz ki, tüketiciyi güçlendirmediğimiz müddetçe pazarda hayırlı müşteri bulabilmemiz mümkün değil. Esnafın iş yapması mümkün değil. Orman köylüsü, tarım kesimi, hayvancısı pazara gelir, elindeki mamulü satacak kimse bulamaz. Niye? Çünkü şehirdeki insanların alım gücü bu malları eritemiyor. Neden? Çünkü ceplerinde para yok. Olmadığı için de bu işi yapamıyor. Türkiye'de tüketim bitmiştir. Tüketici tamamen devre dışına çıkarılmıştır. Bu sebepten dolayı da, az evvel de ifade ettiğiniz, iflaslar oldu. Az evvel ifade ettiğiniz cirolar olamıyor. Bilmem nerede açılan 100 küsur fabrika, iki yıl içinde heba olup gidiyor. 3-5 tanesi ayakta kalabiliyor, diğerleri yok olup gitmiş durumda. Bu anlayış müddetçe - ki devam edecek- Türkiye halkının iki yakasının bir araya gelmesi asla ve kat'a mümkün değildir. Anlatabildik mi? Hiç mümkün değil. Dünya şimdi dikkat edersiniz aynı kaderi yaşadı. Aynı yanlış yolda gittiler, bizimkiler de onların yanlışlarını kopya ederek hayatlarına geçirdiler. Biz bağırdık onlara, "bunlara taklit etmeyin, bunların bir şey bildiğini zannetmeyin". Malthus isimli papaz, sana iktisat sistemi yapacak, sen de bundan hayır göreceksin. Şimdi Batının battığını görmüyorlar. Batı dünyası batmıştır. Hatırlarsanız ben 2005'te ne demiştim size, "Avrupa Birliği batmaya mahkumdur" dağılacaktır. Şimdi bunlar Avrupa Birliği diyorlar. Ne Avrupa Birliği, birlik mi kaldı ortada? Hem mesela diyor ki, dolaşım hakkını vermiyorum. Ne demektir dolaşım hakkı? Avrupa'da gezip de sen herhangi bir sanayide, herhangi bir merkezde, pazarlamada iş bulamazsın ey Türk. Kafana akıl koy! Bunu imzaladı bizimkiler. Peki sen iş bulamadığın bir yerde ne işin var? Onu söyle bakalım bana. Türkiye'nin havasında mı, güneşinden mi kaçıyorsun? Şimdi o kadar garip bir manzara var ki, Avrupa Birliği konusu inşallah ayrı bir zamanda geniş detaylarıyla ele alınır ve bunu izah ederiz. AB dağılmaya mahkûmdur. Bakın sosyal bütün imkânlarını geri aldı. Niye? Çünkü veremiyor. Eskiden bir işçi istediği zaman doktora, istediği zaman hastanede yatardı. Ücretsiz bakımı temin edilirdi. Şimdi öyle değil. İstediğiniz miktarda ilaç alamazsınız, tedavi göremezsiniz. Avrupalı artık tedbir alma durumunda kalmıştır. Mecburdur buna. Niye? Geliri yok. Gelir kapıları daraldı. Biz ne demiştik: "yeraltı kaynakları bitti, çalışanı ihtiyarladı". Şimdi senin benim gençlerimin çalışmasıyla bir şey kazanacak da, o kadar halkı bakacak. 15 yıl gider dedik, 5 yılı gitti, kaldı 10 sene. Konuştuğum zaman oradaki mühendis arkadaşlarla, "Hocam o kadar da gitmez" dediler. Ben de bu görüşe katılıyorum. Nitekim oradan gelen bizim iktisadi görüşlerimizin tartışmasında hazır olan iktisatçı bilim adamları aynen bizim görüşümüze katılıyorlar. Hatta AB üyesi Hollandalı bir hanım katılımcı geldi, bana şunları söyledi: "Siz Avrupa Birliği 15 yıl gidemez, dediğinizde 'hamasi olarak konuştuğunuzu zannettim. Ancak sizin Milli Ekonomi Modeli ile Milli Devlet, Sosyal Devlet kitaplarınızı okuduğumuzda, anladım ki, sizin dedikleriniz matematik hesabına dayalıdır, ben şimdi aynı kanaatteyim, Avrupa'nın da bunalımdan kurtulması için mutlaka dediklerinizi yerine getirmesi lazım." Şimdi Avrupa'nın durumu böyle, ABD'nin ki ise bir başka alem. Kalktı tabii ekonomi çıkmaza girdi. Ne yaptılar? İşin içinden çıkabilmek için 'dediler ki, dünyada bu işten anlayan biri var mı'; aradılar, taradılar geldiler Türkiye'den Haydar Hoca'dan kopya çektiler. Bunu şimdi hayatlarına geçirmeye çalışıyorlar. Ben 'tüketici' diyorum ya, onlar da 'tüketici' demiyor ama 'hızlı tüketenler' diyorlar. Yani Milli Ekonomi Modeli'nden yaptıkları alıntı. 'Hızlı erken tüketenler' yani bila ücret imkânlar tanınacak, onlar tüketecek, piyasada kan dolaşmaya çalışacak ve iktisadi hayat düzelecek. Barack Obama dedi ki, "Kopya çekiyorsun, ey Bush o düşünce senin değil, Haydar Hoca'nın Milli İktisat Modeli'nde bu". Şimdi biz bu adamları ikna ettik, kendi insanımızı ikna edemiyoruz. Bana diyorlar ki bazıları, "O kadar güzel şeyler söylüyorsun ki, sen bunun kaynağını nereden bulacaksın." Bakın şunlara! Şeytan çarptı onları? Dillerini, gözlerini şeytan çarptı, görmüyor. Ben sana ne diyorum, sende öyle kaynaklar var ki, bu kaynakları 3-5 tane sülük emiyor, milletin anasını ağlatıyor, ben da sana diyorum ki, bu kaynakları alacağım, beraber bunları millet olarak işleteceğiz, kazanacağız, devlet de zengin olacak, sen de zengin olacaksın. Şimdi bir, iki misal vereceğim. Mesela bizim Çayeli Bakır İşletmeleri. 50 milyar dolarlık yer altı kaynağı. Rezervi 50 milyar dolar. Şimdi hammadde işletilip mamul hale getirilirse, bir'e 10 değer kazanır. 50 çarpı 10 ne eder? 500 milyar dolar? En azı bir'e 10? Bir'e 10, bir'e 100 var. Sadece Çayeli İşletmesi ile birlikte ben bu memleketi 10 sene bakarım. Eğer 2 trilyon dolarlık bizim bildiğimiz Gümüşhane'de mermer rezervi var. 2 çarpı 10 ne eder, 20 trilyon dolar. 20 trilyon dolarla Türkiye 100 sene idare eder. Eee baba, senin kafan etse, ben ne yapayım? Bir de kaynak nerede diyor? Nerede olacak kaynak, gözün kör mü senin, kulağın sağır mı? Bastığın yerin altı hazine. 3 katrilyon dolarlık işlenmemiş rezerv var. Bu ne demek biliyor musunuz? 3 çarpı 10, 30 katrilyon dolar. Bu ne demek? Türkiye 10'a katlayacaksın, bu 10 kat nüfusu kıyamete kadar bakacaksın, bu serveti bitiremezsin.  Sadece bor madeni. Az evvel konuştuk. Ama bunu yapak irade, akıl lazım. IMF'nin, AB'nin, ABD'nin dediklerini değil, milletin dediğini icra edecek, hayata geçirecek siyasi irade lazım. Şimdi millet kendini temsil edene bakıyor? Kanunlar çıkıyor, soruyorum Allah aşkına, AB'nin dediği yasalar mı çıkıyor, milletin dediği yasalar mı? ABD'nin, IMF'nin dediği yasalar mı çıkıyor, milletin dediği yasalar mı? El cevap, IMF'nin, ABD'nin ve AB'nin dediği yasalar çıkıyor. Sen ile ben havamızı alıyoruz. Ve zannediyoruz ki, irade bizim irademiz. Bak şu kapanma olayını düşündünüz mü? Kapatma davasında o kadar enteresan bir oyun oynandı ki, Sayın Başbakan şimdi caka satıyor. Hadi bakalım, o zaman madem sen başörtüsünü hallet hadi, elini öpeceğim. Partimi kapatıp, senin partine dâhil olacağım. Hallet bakalım. Ne yaptınız? El ele verdiniz, Anayasa Mahkemesi toplandı, 9'a iki karar çıktı, dedi ki, bundan sonra başörtüsü değişikliğini talep etmek bile yasak, öyle mi? Yanlış mı konuşuyorum. Sen kendilerine göre suç olan unsuru hukuk olarak devreden kaldırdın, dediler ki, daha bundan sonra bunun yapacağı bir şey de yok? Bu da oldu bizim gibi? Devam etsin yoluna? Şimdi bundan sonra, Sayın Başbakan, halka söz vererek halledeceğim konuları nasıl halledeceksin? Söyle de, biz de anlayalım. Yapamaz. Çünkü o basiret, o ince zeka sizin ekibinizde oluşmamış. Şunu söylemek istiyorum. Şu anda müthiş bir oyun oynandı? Asker şimdiye kadar bunlara karşı değil miydi? Devlet karşı değil miydi? Şikayet ettikleri şey neydi? Devlet müsaade etmiyor, asker müsaade etmiyor. Asker ile devlet bir oldu, dediler ki, "Bunu kapatmayın". Şimdi hepsi senin yanında? Göster kendini bakalım, nasıl göstereceksin. Göster maharetini, elini öpeyim. Hiçbir şey gösteremezler. Kendirline ait bir tek projeleri yok, bu arkadaşların. Yüce Milletimiz şunu çok iyi görmesi lazım, bu iktidarı bugüne kadar getirdiler, hüsnü niyet sahibidirler ama bundan sonra başımızı taşa vurduğumuz zaman, çile çekmesini de öğreneceğiz. Niye? Çünkü sakallının sözünü dinlemediniz. Değil mi? Ne dedi, sayın Başbakan 2002 seçimlerinde? Güzel sakallıların işi değil bu, dedi. Bakalım sakalsızların işi mi? Hodri meydan, çıkalım milletin huzurunda tartışalım. Demokrasiden, insan haklarından bahsediyorsun. Hodri meydan. İstediğin yerde, istediğin TV kanalında. Gelemezsin? Niye, çünkü senin ayakların altı boşta. Haydar Hoca gibi koltukta oturmuyorsun. Fazla da ileri gitmeyelim, saygıda kusur etmiyoruz değil mi? Haddimizi aşmayalım, onu yapmayız, sevgimiz, hürmetimiz de sonsuzdur. Onu da bir cümle ile ifade edelim. Ayıkmaları için bu tip iğneleyici cümleleri de söylemek zorundayız aksi takdirde uyanmaları da mümkün olmaz. Bizim vazifemiz muhalefet etmek. Ne demek muhalefet? Antitez üreterek -gerçi bunların tezi yok ki, antisini üretesin- yanlışı ortaya koyacaksın, doğrusunu göstereceksin. Biz şimdi doğruyu söylüyoruz. Onların ki hep yanlış. Şimdi demek istediğim, böyle bir toplumda tüketici tamamen tükenmiş. 500 YTL'lik asgari ücretle ne yapabilirsin ki? Diyorsun, niye dükkânlar kapalı, niye işyerleri, fabrikalar kapalı? Niye kapasiteler düştü? Bundan dolayı düştü. Düzeltmeleri hiç mümkün değil. Biz ne dedik, biz bu milletin tamamına maaş vereceğiz. Bazı aklı evveller 'veremez' dedi. Ben veririm. Hadi iddiasına girelim. Ben bunu veririm ancak sizin rey verdikleriniz bunu veremezler çünkü bu işi bilmezler. Toplumun en güçlü kaynağı tüketimdir. Ben şimdi size bir hesap yapacağım. Bak şimdi Türkiye'de bilmem ne kadar insana 500 YTL maaş verdiğimizi düşünelim! Hanımlara gerek ev hanımı meslek maaşı, gerekse de vatandaşlık maaşı 1000 verdiğimizi düşünelim. Bir ayda topluma giren para, bilmem şu kadar eder. Hesap olarak bir kalem, bir tavuk, bir çift ayakkabı satan esnaf bunların 10 katını satacak. Şimdi yılsonuna geldik. Bire 10 katladık. Müşteriler var şimdi piyasada. Hanım daha kocasına minnet etmiyor. Her ay 1000 YTL cebine giriyor. Öyle değil mi? Yaşlılar kimseye minnet etmiyor, her ay 500 YTL cebine giriyor. Keza gencinin öyle, çocuğunun öyle. Pazarda müşteri oluyor. Maaş alıyorlar. İş yapıyorlar. Bunlar zaruri ihtiyacı çok olan sınıftır, parayı üst üste koyup da arttırmaz. Çünkü harcayan sınıftır. En azı bire 10, bire 15 tüketim artar. Dolayısıyla fabrikalar da ürettiğinin 15 katını üretir. Ne veriyordu bu adam vergi olarak yılsonunda? Mesela 100 bin YTL? Şimdi 10 veya 15 ile çarp bunu? 100 bin YTL vergi veren 1 milyon YTL vergi verir, değil mi? En az bire 10 artar. Şimdi görünüşte ne idi? Devlet bunu nasıl verecek? Devletin sonunda karı 10 katına çıktı, nasıl vermesin? Tüketen herkes üretime kaynaktır da ondan. Bunun hayata mutlaka geçmesi lazım. Şimdi ekonomideki bu anlayış, inşallah devrim niteliğine sahip olur. Rusya'da, Venezüella'da, ABD'de kısmen hayata geçmeye başlamıştır. Batlık ülkelerde uygulanıyor. Benim kongrelere sunulan tebliğleri içeren kitapları, lütfen okuyun, orada bunu çok net göreceksiniz.Bize 7 milyon insan 'evet' dedi ama bunların 500 bini seçim sandığına gidip sözünde durdu. Şimdi bu 7 milyon kişi sözünde duracak. En az 9 - 10 milyon olacaklar, ben de bu işi bitireceğim. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, ben bu işi biliyorum, yaparım. Bütün dünya karşımıza çıksa, biz bu işi yaparız. Çünkü bizim ihtiyacımız olan yabancı kaynaklar değil. Bizim kaynaklarımız bize yeter, artar bile. Benim ihtiyacım halkadır. Bu halkın da çalışacağını çok iyi bildiğim için, biz bu işi bununla yaparız. Ama kafamızı duvara vurup da, neden bize söylenen güzel sözleri duymadık da. İşitmedik de, şimdi de 'aç, susuz, biçare kaldık', ülke bölündü, vatan parçalandı dersek, hiçbir güç de bizi kurtaramaz. Devamı yarın?

‘Onurlu Dönüş’ yalanmış

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz'ın sığınmacıların Türkiye'de kalacağına yönelik açıklamalarına sert tepki gösterdi

15.06.2026 22:02:00
Haber Merkezi
‘Onurlu Dönüş’ yalanmış
‘Onurlu Dönüş’ yalanmış
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz'ın sığınmacıların Türkiye'de kalacağına yönelik açıklamalarına sert tepki göstererek, "Türk milleti artık uyanmaz ise tarihinin en karanlık kabuslarından birisini yaşayacak" dedi.

Büyükelçi Nuh Yılmaz'ın Açıklaması



Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz, yaptığı konuşmada Suriyeli sığınmacıların tamamının ülkelerine gönderilmeyeceğine işaret etti. Yaklaşık 700 bin Suriyelinin ülkesine döndüğünü belirten Yılmaz, Türkiye'de kalmaya devam edecek milyonlarca Suriyelinin ise Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesine köprü olarak katkı sağlayacağını savundu

Ümit Özdağ'ın Sert Tepkisi

Büyükelçi Yılmaz'ın açıklama videosunu sosyal medya hesabından paylaşan Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, hükümetin geçmişteki söylemlerini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

"Hani savaş bitince döneceklerdi? Hani geri dönüşleri teşvik ediyorduk? Yıllarca Türk milletini 'savaş bitince dönecekler' diye oyalayanlar, şimdi kalacaklarını açık açık söylüyorlar. Türk milleti artık uyanmaz ise tarihinin en karanlık kabuslarından birisini yaşayacak."

Onurlu dönüş!



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sığınmacılar konusunda Türkiye'nin resmi politikasının "gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüş" olduğunu vurgulayarak, "Muhacirlerin gönüllü geri dönüş sürecini tarihimize, kültürümüze ve ev sahipliğimize yaraşır şekilde yöneteceğiz" demişti.

Erdoğan, Suriye'deki iç dinamikler ve güvenli bölgelerin genişlemesiyle birlikte geri dönüşlerin hızlanacağını ifade ederek: "Suriye istikrara kavuştukça gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşler de artacaktır. Suriyeli kardeşlerimizin vatan hasretinin artık yavaş yavaş son bulacağına inanıyorum" cümlelerini kurmuştu.

İBB davasının 50. gününde İmamoğlu'ndan Bakan Gürlek'e Fatoş Pınar Türker çağrısı

Aralarında tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu 68’i tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davası, 50’nci gününde devam ediyor

15.06.2026 13:11:00
Haber Merkezi
İBB davasının 50. gününde İmamoğlu'ndan Bakan Gürlek'e Fatoş Pınar Türker çağrısı
İBB davasının 50. gününde İmamoğlu'ndan Bakan Gürlek'e Fatoş Pınar Türker çağrısı
Aralarında tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu 68'i tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davası, 50'nci gününde devam ediyor. Duruşmada söz alan İmamoğlu, geçen hafta çıplak arama ve savcının tehdidine maruz kaldığını söyleyen İBB iştiraki Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker hakkında, "AK Parti Grup Başkanvekili'nin duyarlılığını, İçişleri Bakanı'nın hassas bir şekilde ele almasını önemsiyorum. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanı'ndan da bekliyorum. Bir savcı, bir anneyi çocuğuyla tehdit etti. SEGBİS kaydı ile bu iddia ortaya çıkabilir. Üstü örtülecek bir şey değil, işlem başlatılmasını bekliyorum" dedi.

Geçen hafta, Medya A.Ş.'nin eski genel müdürleri Elif İpek Atayman ve Fatoş Pınar Türker'in de aralarında olduğu tutuklu sanıkların savunmaları ve sorgularıyla tamamlanmıştı. Bugün Fatoş Ayık'ın yarım kalan sorgusuyla devam edecek. Daha sonra İBB Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin ve İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı Halkla İlişkiler Şube Müdürü Serap Karay'ın savunmasına geçilmesi bekleniyor.

Duruşmada Ayık'ın sorgusuna geçilmeden önce İmamoğlu söz aldı. "Asrın yolsuzluğu denilen davada neler yaşadığımız kamuoyunun gözü önünde oluyor" diyen İmamoğlu, bu hafta yapılacak tutukluluk incelemesinde mahkeme heyetine vicdanlı karar vermesi çağrısında bulundu. Özellikle hasta ve kadın tutuklular için hassasiyet gösterilmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, "Savunmasını yapan arkadaşlarımızın bir fırsat elde etmesini talep ediyorum" dedi.

İmamoğlu ayrıca, "AK Parti Grup Başkanvekili'nin duyarlılığını, İçişleri Bakanı'nın hassas bir şekilde ele almasını önemsiyorum. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanı'ndan da bekliyorum. Üstü örtülecek bir şey değil, işlem başlatılmasını bekliyorum" dedi.

Murat Ongun'dan Fatoş Ayık'a: Sizi kuruma ben mi yerleştirdim?
İmamoğlu'nun ardından Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, Fatoş Ayık'a "Ben ya da Emrah Bağdatlı'nın bir baskı yaptığına şahit oldunuz mu, sizi kuruma ben mi yerleştirdim?" diye sordu. Ayık, "Hayır" yanıtını verdi.

Ongun'dan sonra İmamoğlu da, "Bir suç örgütü iddiası ortaya atılıyor. Kendimi eleştiriyorum, buradaki ifadeleriyle kendilerini tanıma fırsatı buluyorum, örgüt üyesi olduklarını öğreniyorum. Daha önce tanışmış mıydık?" diye sordu. Ayık bu soruyu da "Hayır" diyerek yanıtladı. Bunun üzerine İmamoğlu, "Bu ülkenin hazinesini teslim edeceğimiz kadınları dinliyorsunuz" dedi.

Fatoş Ayık'ın avukatı: İnsan haklarına, insan onuruna aykırı şeyler oldu
Ayık'ın avukatı Uğur Güner, savunmasına başladı. "15 aydır tutukluyuz, bundan önce sadece 15 dakika konuştuk" diyen avukat Güner, "İnsan haklarına, insan onuruna aykırı şeyler oldu. İfademizi alan savcı, soruşturma savcısı değildi. Tutuklandıktan sonra önce Silivri'ye konuldu, sonra Gebze'ye gönderildi. Avukatlarına bile haber verilmedi" ifadelerini kullandı.

İBB Davası'nın 50. duruşması başladı

İBB Davası'na ilişkin, 68'i tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 50. duruşması başladı

 

15.06.2026 12:23:00
Anadolu Ajansı
İBB Davası'nın 50. duruşması başladı
İBB Davası'nın 50. duruşması başladı

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bir kısım tutuksuz sanıklarla avukatların da geldiği duruşmada, CHP'li bazı milletvekilleri ile tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Söz alan tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu, "9 Mart'ta başlayan duruşma maratonumuzda 3 ayı geride bıraktık. Bu hafta duruşma bitiminde ifade ettiğiniz gibi tutukluluk incelemesi olacak. Bu vesileyle perşembe günü heyetçe yapacağınız değerlendirmenin sürece katkı sunmasını temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, 100 güne geçen bir süreç yaşadıklarını, savunmasını yapmış arkadaşlarının olduğunu belirterek, mahkemenin vicdanıyla güçlü bir haftayı kapatmasını talep etti.

Duruşma, tutuklu sanıklardan Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık'ın çapraz sorgusuyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğu"na ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin ve Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma", "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet", 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de arasında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianamede bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, tutuklu sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan ile tutuksuz sanıklar Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Yargılama sürecinde birleşen dosyadakilerle birlikte 42 sanığın tahliyesiyle davada 68 tutuklu sanık bulunuyor.

Kurucaşile'de plajda silahlı insansız hava aracı bulundu

Bartın-Kastamonu sınırında yer alan Kapısuyu Plajı'nda silahlı insansız hava aracı bulundu

15.06.2026 00:47:00
İhlas Haber Ajansı
Kurucaşile'de plajda silahlı insansız hava aracı bulundu
Kurucaşile'de plajda silahlı insansız hava aracı bulundu
Bartın-Kastamonu sınırında yer alan Kapısuyu Plajı'nda silahlı insansız hava aracı bulundu.

Bartın'ın Kurucaşile ilçesine bağlı Kapısuyu Plajı'na mühimmat yüklenebilen insansız hava aracı vurdu.



Plaj boşaltılırken, jandarma ekipleri çevrede yoğun güvenlik tedbirleri aldı. İnsansız hava aracında mühimmat bulunduğu öğrenilirken, uzman ekipler tarafından mühimmatın kontrollü olarak imha edileceği öğrenildi.



İnsansız hava aracının, Ukrayna-Rusya savaşında denize düşen silahlı insansız hava araçlarından olduğu tahmin ediliyor.

İmamoğlu'ndan Bora Balcıoğlu açıklaması: Bu ülkede iktidara karşı seçim kazanmak suç

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

14.06.2026 19:00:00
Haber Merkezi
İmamoğlu'ndan Bora Balcıoğlu açıklaması: Bu ülkede iktidara karşı seçim kazanmak suç
İmamoğlu'ndan Bora Balcıoğlu açıklaması: Bu ülkede iktidara karşı seçim kazanmak suç
İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi sosyal medya hesabından paylaşılan mesajında, Silivri Belediyesi'ne yönelik operasyonda Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun gözaltına alınmasına ilişkin şunları kaydetti:

"Bu ülkede iktidara karşı seçim kazanmak suç. Silivri halkı 31 Mart'ta sandığa gitti, oyunu kullandı, Bora Balcıoğlu'nu başkanı seçti. Azılı bir suçlu gibi yine sabah baskınıyla, yine polis araçlarıyla, yine 'yolsuzluk' iddiasıyla hedef alındı. Bora başkanım; sen doğduğun topraklar için mücadele ettin. Silivri seni seçti, çünkü seni tanıyor. Biz de seninle durmaya devam edeceğiz. Silivri halkına sesleniyorum: Bu muhterislerin çaresizliğidir. Merak etmeyin biz bu kötülüğü bitireceğiz. Sandık gelecek, onlar gidecek."

Sağlık Bakanlığı 92 hastanede genel teftiş başlattı

Sağlık Bakanlığı tarafından '3. Etap Genel Teftiş Programı' kapsamında 12 ilde toplam 10 binin üzerinde yatak kapasitesine sahip 92 hastanede denetim başlatıldı

14.06.2026 16:23:00
İhlas Haber Ajansı
Sağlık Bakanlığı 92 hastanede genel teftiş başlattı
Sağlık Bakanlığı 92 hastanede genel teftiş başlattı
Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması, hizmet süreçlerinin daha etkin yürütülmesi ve vatandaş memnuniyetinin güçlendirilmesi amacıyla denetim faaliyetleri sürdürülüyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun talimatıyla yürütülen '3. Etap Genel Teftiş Programı' kapsamında 12 ilde toplam 10 binin üzerinde yatak kapasitesine sahip 92 hastanede kapsamlı denetim çalışması başlatıldı. Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen program, geçtiğimiz yıl başlatılan denetim seferberliğinin devamı niteliğini taşıyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından 2025 yılında gerçekleştirilen '1. ve 2. Etap Genel Teftiş' programları kapsamında aralarında Antalya, Çanakkale, Muğla ve Uşak'ın da bulunduğu 19 ilde bulunan 204 kamu sağlık tesisi denetlendi ve bu süreçte 91 müfettiş görev aldı. 3 Haziran'da başlayan 3. Etap Genel Teftiş Programı kapsamında 3 Temmuz'a kadar 12 ildeki 92 hastane denetlenecek. Genel Teftiş Programlarının 4. etabı ise, bu yılın ikinci yarısında diğer illerde devam edecek.

50 müfettiş sahada görev yapıyor

Genel Teftiş Programı kapsamında görevlendirilen 50 müfettiş, sağlık tesislerinde sunulan hizmetleri yerinde inceleyerek, süreçlerin etkinliğini değerlendiriliyor. Denetimler aracılığıyla hizmet sunumunda karşılaşılabilecek risklerin tespit edilmesi, iyi uygulamaların yaygınlaştırılması ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi hedefleniyor.

Sağlık Bakanlığı 2025 yılında 3 bin 704 dijital denetim gerçekleştirdi

Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde genel teftiş programlarına ek olarak Risk Esaslı Denetim Sistemi (REDES) de denetim süreçlerine teknik destek sağlıyor. 2025 yılında 43 REDES raporu, 49 istihbarat raporu ve 59 değerlendirme raporu düzenlenirken, 26 yönetici bilgi ekranı oluşturularak, sahada toplam 3 bin 704 dijital denetim gerçekleştirildi. REDES tarafından dijital ortamda gerçekleştirilen analizler sayesinde denetim kaynaklarının risk düzeyi yüksek alanlara yönlendirilmesi, muhtemel sorunların erken dönemde tespit edilmesi ve denetim faaliyetlerinin daha etkin şekilde yürütülmesi amaçlanıyor.

Denetimlerde vatandaş odaklı yaklaşım esas alınıyor

Cumhurbaşkanlığının ilgili genelgesi doğrultusunda yürütülen denetimlerde vatandaş odaklı bir yaklaşım benimseniyor. Bu kapsamda sağlık hizmetlerinin sunumunda önem arz eden alanlar öncelikli olarak değerlendiriliyor. Acil servisler, poliklinikler, ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri, evde sağlık hizmetleri ve hasta hakları birimleri denetim programı kapsamında yer alıyor.

Tekirdağ'da yasa dışı bahis çetesi çökertildi: 32 tutuklama

Tekirdağ merkezli 2 ilde yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 36 şüpheliden 32'si tutuklandı.

14.06.2026 11:38:00
İhlas Haber Ajansı
Tekirdağ'da yasa dışı bahis çetesi çökertildi: 32 tutuklama
Tekirdağ'da yasa dışı bahis çetesi çökertildi: 32 tutuklama
Tekirdağ merkezli 2 ilde yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 36 şüpheliden 32'si tutuklandı.

Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince internet üzerinden gerçekleştirilen yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik yürütülen planlı ve projeli çalışmalar kapsamında önemli bir operasyona imza atıldı.



Ekipler tarafından yapılan araştırma ve incelemelerde, yasa dışı bahis organizasyonuna ait olduğu değerlendirilen hesaplarda yaklaşık 1 milyar TL tutarında para hareketi tespit edildi. Haksız kazanç elde ettiği belirlenen suç örgütüne yönelik teknik ve fiziki takip çalışmalarının tamamlanmasının ardından operasyon için düğmeye basıldı.

Tekirdağ merkezli olmak üzere 2 ilde 9 Haziran 2026 tarihinde eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonda toplam 36 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından 12 Haziran 2026 tarihinde adliyeye sevk edilen şüphelilerden 4'ü adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 32 şüpheli çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak ceza infaz kurumuna gönderildi.

Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, siber suçlarla mücadele kapsamında sanal devriyelerin 7 gün 24 saat esasına göre görev yaptığı belirtilerek, yasa dışı bahis başta olmak üzere suç ve suçlularla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.

FETÖ firarileri yine yok!

İçişleri Bakanlığı, kırmızı bültenle ve ulusal seviyede aranan 90 suçlunun, 16 ülkede yakalanarak Türkiye'ye getirildiğini bildirdi.

13.06.2026 17:05:00
İhlas Haber Ajansı
FETÖ firarileri yine yok!
FETÖ firarileri yine yok!
İçişleri Bakanlığı, kırmızı bültenle ve ulusal seviyede aranan 90 suçlunun, 16 ülkede yakalanarak Türkiye'ye getirildiğini bildirdi.



Bakanlıktan yapılan açıklamada, "EGM Interpol-Europol Daire Başkanlığı, Adalet Bakanlığı görevlileri, KOM, İstihbarat ve Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlıkları, Siber, Asayiş ve TEM Daire Başkanlıklarınca; yurt dışına kaçan ve haklarında arama kararı bulunan şahısların izini titizlikle sürdük. Kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan S.D., K.A., A.A., U.A., K.G., B.K., S.C., B.F., U.Y., M.Ç., M.A., Ş.Ş., L.P., C.K., A.S., O.A., A.A.K., A.A.M., S.G., M.F., A.D., M.Ö., B.K., M.M., N.İ., R.A., T.E.O., A.Ç., S.Ö., M.O., N.Ç., N.D., R.B., O.G., İ.Ç., C.Y., H.R., U.A., M.T., B.T., E.L. ve N.İ. ile ulusal seviyede aranan 48 G.Y., V.A., M.T., A.D., C.T., C.Ç., N.O., A.E., A.M.G., K.K., Y.A., A.Y., B.H.Ö., M.E.Ö., A.Ö., F.G., U.A., H.G., H.Ş., M.A., S.Ç., H.K., M.Ş.S., G.P., O.Ç., Y.K., E.Ş., C.A., B.B., Y.Y., H.H.Ö., E.Ç., M.A.D., B.M., B.C., O.T., B.S., H.İ., M.E., H.S., M.A., E.D., M.K., B.B., A.O., İ.E., Y.E. ve F.G. isimli şahıslar yakalandı ve ülkemize iadeleri sağlandı" ifadeleri yer aldı.



Yakalanan zanlıların, 58'inin Gürcistan, 12'sinin Almanya, 3'ünün Bulgaristan, 3'nün Yunanistan, 2'sinin Hollanda, 2'sinin KKTC, diğerlerinin ise Avusturya, Belarus, İngiltere, İtalya, Japonya, Kırgızistan, Kuzey Makedonya, Moldova, Tayland ve Ukrayna'dan getirildikleri belirtildi.

FETÖ firarileri



FETÖ/PDY terör örgütü soruşturmaları ve 15 Temmuz darbe girişimi kapsamında, uluslararası düzeyde Interpol Kırmızı Bülteni ve İçişleri Bakanlığı'nın Terörden Arananlar Kırmızı Listesi ile aranan en kritik firari isimler şunlardır:

Adil Öksüz

Zekeriya Öz

Ekrem Dumanlı

Emre Uslu

Cevheri Güven

Hakan Şükür

Arif Erdem

Suat Yıldırım

Akın İpek

Mustafa Özcan

Harun Tokak

Şerif Ali Tekalan

LGS heyecanı bitti


 
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 8'inci sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav gerçekleştirildi.

13.06.2026 12:50:00
Haber Merkezi
 LGS heyecanı bitti
 LGS heyecanı bitti

İki oturumdan oluşan sınavın birinci oturumu saat 09.30'da başladı. Birinci oturum saat 10.45'te sona erdi. İkinci oturum ise saat 11.30'da başlayıp 12.50'de son buldu. 

Merkezi sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 okuldaki 64 bin 697 salon, yurt dışında ise 8 ülkede, 11 sınav merkezindeki 40 salonda gerçekleştirildi. 

Özel durumu olan öğrencilere 20 dakika ek süre

Hazırlıklar bu yıl sınava başvuran 1 milyon 22 bin 658 öğrenci dikkate alınarak yapıldı. Özel durumları dolayısıyla evde veya hastanede sınava alınan öğrenciler ile görme engelli ve az gören öğrencilere yönelik de gerekli tedbirler alındı.
Özel gereksinimli öğrencilere 20 dakika ek süre verildi. Bu öğrencilere "Sınav Tedbir Hizmeti Uygulayıcı Kursu"nu tamamlayan öğretmenler "okuyucu ve kodlayıcı" olarak eşlik etti.

İki oturum arasında öğrenciler ihtiyaçlarını giderebildi

Sınavın ilk oturumunda sözel alanlardan soru soruldu. Öğrencilere Türkçe, T.C. İnkılap tarihi ve Atatürkçülük, din kültürü ve ahlak bilgisi ile yabancı dil derslerinden toplam 50 soru soruldu ve 75 dakika yanıtlama süresi verildi.

Matematik ve fen bilimleri derslerinden 40 sorunun yöneltildiği ikinci oturumda ise öğrencilerin 80 dakika süresi oldu. İki oturum arasındaki 45 dakikalık sürede öğrenciler, okul bahçelerine çıkabildi, ihtiyaçlarını giderebildi.
Oturumlar arasındaki dinlenme süresinde öğrencilere kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan beslenme paketi dağıtıldı.

Velilerinin talepleri doğrultusunda sınava giren öğrencilerin yüzde 91'i bu beslenme paketlerinden faydalandı. Velisi tarafından beslenme paketi talep edilmeyen öğrencilere ise yalnızca su dağıtıldı.


Veliler çocuklarını yalnız bırakmadı

Öte yandan Türkiye genelinde sınava giren adaylar, erken saatlerde okula gelerek girişlerin başlamasını bekledi. Okuldaki görevliler tarafından uyarı, bilgilendirme ve üst aramasının ardından öğrenciler sınıflara alındı. Bazı veliler de sabahın erken saatlerinde çocuklarıyla birlikte okul kapısına kadar gelirken, görevliler sınav öncesinde okul çevresinde bekleyenlerden sınav süresince sessiz olmalarını istedi.

Kıbrıs Türk Tarih Kurumu yeniden kuruldu


 
Kıbrıs'ta 1960-1963 yıllarında faaliyet gösteren Kıbrıs Türk Tarih Kurumu (KTTK), 63 yıl aradan sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) tekrar kuruldu.
 

13.06.2026 11:30:00
AA
Kıbrıs Türk Tarih Kurumu yeniden kuruldu
Kıbrıs Türk Tarih Kurumu yeniden kuruldu

Kıbrıs'ta Türkler ve Rumların ortak katılımıyla ilan edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti" döneminde Türk Tarih Kurumu ve tarihçi yazar Prof. Dr. Halil İbrahim İnalcık'ın katkılarıyla 1960'da kurulan KTTK, Rumların 1963'teki "Kanlı Noel" saldırıları sonrası faaliyetlerini durdurdu.
Kıbrıs Türk halkının 1974 öncesi mücadelesinin sembol isimlerinden olan eski KKTC Kültür ve Turizm Bakanı İsmail Bozkurt ve Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez'in girişimleri sonucunda KTTK, 63 yıl sonra yeniden kurularak faaliyetlerine başladı.

Yapılan ilk genel kurul sonucunda KTTK'nin başkanı seçilen İsmail Bozkurt, tarih bilincini topluma yerleştirmek, tarih araştırmaları ve akademik çalışmalara Kıbrıs özelinde odaklanmak üzere kurumu yeniden hayata geçirmeye karar verdiklerini söyledi.
Uzun süredir KKTC'de bir tarih kurumu olmamasının boşluğunu hissettiklerini dile getiren Bozkurt, eski kurumu canlandırma gayretleri sonuçsuz kaldığı için şimdilik KTTK'yi kamu yararına dernek statüsünde kurduklarını belirtti.

KTTK Başkanı Bozkurt, ilk hedeflerinin 1. Kıbrıs Türk Tarih Kurultayı'nı toplamak olduğunu vurgulayarak kurum olarak ilerleyen günlerde tarihle ilgili yayımlar, tarih dergisi ve kurum olarak kitap çıkarmayı planladıklarını aktardı.

Bizim tarihimizi bilmemiz lazım

Bozkurt, KTTK'nin çalışmaları konusunda iddialı ve azimli olduklarını ifade ederek "Bizim ana hedefimiz, Kıbrıs Türk halkının tarih belleğini canlandırmaktır. Biz maalesef KKTC olarak, kendi halkımıza, kendi çocuklarımıza tarihimizi anlatamadık. Bu, bir boşluktur. Bu boşluğu er geç kapatmamız gerekmekteydi. Bunu ırkçı ve intikamcı bir yaklaşımla demiyorum. Bizim tarihimizi bilmemiz lazım. Biz bu alanda çalışmalar yapacağız." diye konuştu.

KTTK Yönetim Kurulu Üyesi tarihçi Hatice Özler Şahin de uzun bir aradan sonra kurumun yeniden kurulmasının KKTC için bir gereklilik olduğunun altını çizerek birçok devletin bu kurumları 1800'lü yıllardan itibaren oluşturduklarına işaret etti.
Toplumlar ve devletler için tarih kurumlarının önemli olduğunu söyleyen Şahin, KTTK'nin Türk devletlerindeki benzer kurum ve enstitüler ile ortak bilimsel çalışmalar yürütmek istediğini belirtti.

Şahin, kurumun Kıbrıs Türklerinin tarihi gerçeklerini araştırmak ve genç nesillerde tarih bilinci oluşturmak için çaba göstereceğini de sözlerine ekledi.
Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez de Kıbrıs sorununun en önemli ayrıntısının, tarihi gelişmelerin çok boyutlu olarak ortaya konulamaması ve tarafların kendi bakış açılarıyla gelişmeleri değerlendirmesi olduğunu dile getirdi.
"Rumlar, Kanlı Noel saldırılarının Türkler tarafından yapıldığını ve Ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Türklerin dağıttığını ileri sürerken Kıbrıs sorununun 1974 yılındaki Barış Harekatı ile başladığını iddia etmişler ve Batılı devletler ile kamuoyunu da bu yönde etkilemeyi başarmışlardır" diyen Balyemez, gerçeklerin ise Batı'nın ve Rum-Yunan ikilisinin iddialarından çok daha farklı olduğunu vurguladı.

Balyemez, Kıbrıs Türk Tarih Kurumunun kuruluş amaçlarından birinin de her düzeyde yapılacak bilimsel etkinliklerde Ada'da yaşanan sorunları akademik tartışmaya açmak ve sorunun çözümüne yardımcı olmak olduğunu belirterek "Bu amaçla Rum ve Yunan bilim insanları başta olmak üzere farklı ülkelerden katılımcıların yer alacağı etkinliklerde Kıbrıs sorununun tarafsız ve objektif olarak tartışılmasını sağlamaktır. İlave olarak Kıbrıs Türklerinin var olma mücadelesinin Türk eğitim sisteminde yer alması için hem Milli Eğitim Bakanlığı hem de Yüksek Öğretim Kurumu ile temaslarda bulunulması da KTTK'nin öncelikli hedefleri arasında bulunmaktadır" ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Balyemez, Kıbrıs Türk halkının var olma mücadelesinin orta dereceli ve yüksek öğretim kurumlarının müfredatında yer almamasının, kamuoyunun Ada'da olan bitenleri gerçekçi olarak değerlendirmesine engel olduğunu kaydetti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.