Mustafa Kemal, Hacıbektaş’ta
Canlı şahitlerin beyanı ile Atatürk Ehl-i Beyt soyundan gelen bir Bektaşî’dir
17.07.2025 00:55:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Canlı şahitlerin beyanı ile Atatürk Ehl-i Beyt soyundan gelen bir Bektaşî'dir.
Burada önemli olan, Atatürk'ün bir Bektaşî olup, İmam Ali'nin vârislerinden kabul edilmesidir.
Asıl gizleme, Gazi ile İmam Ali arasında kurulacak bu bağın kesilmesi içindir. Oysa Millî Mücadele'nin ilk anından itibaren Mustafa Kemal, manevî gücünü Bektaşî dergâhından almış, zâhirde de asker kuvveti olarak onlardan savaş boyunca destek görmüştür.
Zaten büyük mücadeleye de, Hacı Bektaş dergâhında "Evladını önüme rehber eyledim, meydana çıkıyorum. Yüzümü utandırma" duası ile başlaması da bunun ispatıdır.
Kendisi Erzurum Kongresi sonrasında 22 Aralık 1919'da Hacı Bektaş dergâhını ziyaret etmiştir. İmran Hanım'ın bahsettiği toplantı o zamana aittir.
Savaş esnasında buradan gelen "Mevleviler Alayı" buradaki dergâhın gayretiyle oluşturulmuştur.
Savaş zaferle kazanılıp ilk meclis açıldığında, Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçilmiş; Konya Milletvekili aynı zamanda Konya Makam Çelebisi, postnişini Abdülhalim Çelebi başkanvekili olmuştur. Bir diğer başkan vekili ise, Cemaleddin Çelebi'dir.
Kısaca o sürece değinelim:
Kurtuluş Savaşı esnasında Mustafa Kemal ve Kuvva hareketine karşı Anadolu'nun pek çok yerinde ayaklanmaların çıktığı bilinen bir hakikattir.
Ancak bu dönemde Bektaşilerin yaşadığı bölgelerde Atatürk'e karşı hiçbir olumsuz hareketin olmadığı bilinmektedir.
22 Aralık günü sabahı Mustafa Kemal ve arkadaşları Hacı Bektaş'a gitmek üzere Mucur'dan ayrıldılar. Zira Hacı Bektaş'ta Alevilerin merbut bulundukları Çelebi Cemaleddi Efendi ile Hacı Bektaş Dede Postu Vekili Niyazi Salih Baba bulunuyordu.
Burada Ankara yolcuları anılan zevat tarafından içtenlikle karşılandı.
Bu arada, Mustafa Kemal Paşa, Çelebi Cemaleddin Efendi ile görüştü. Bu görüşmeyi Mazhar Müfit Kansu'nun hatıratından izleyelim:
"… Ve Paşa, Çelebi ile görüşerek tamamen Kuvva-yi Milliye'ye taraftar olduğuna dair söz aldı ve buraya gelmekten maksadımız da hâsıl oldu.
Bu müzakere pek uzun sürmedi. Çelebi Efendi derhal vazifeyi kavradı ve adamlarına lazım gelen talimatı vereceğini vaad etti.
Paşa'nın vaziyet ve giriştiğimiz mücadele hakkında tafsilatı Çelebi'nin nazar-ı dikkatini celbetti. Hatta Çelebi daha ileri giderek Cumhuriyet taraftarlığını ihsas ettirdi ise de, Paşa zamanı olmayan bu mühim mesele için müspet veya menfi bir cevap vermeyerek gayet tedbirli bir sûrette müzakereyi idare etti.
Anlaşılıyor ki, Cemaleddin Efendi Cumhuriyete taraftar, hele Salih Baba hür fikirli, çok ileri bir zat.
Ertesi gün Hacı Bektaş türbesi ziyaret edildi. Ve Salih Niyazi Baba'nın öğle yemeği davetinde bulunduk.
Salih Baba, türbenin ve dergâhın her tarafını gezdirdi. Meydan evi denilen mahalde yere küçük ve alçak bir masanın üzerine konulan büyük bir sininin etrafına oturduk.
Hepimizin önünden dolaşan uzun bir havlu, yemekte çatal, bıçak vardı. Çok nefis bir yemek… Can denilen müridler pek mükemmel ve sessizce hizmet ediyorlardı. Doğrusu yemekteki bu intizama hayret ettik.
Yemeği müteakip ucu zıvanalı sigaralar ve kahveler de ikram edildi."
Kansu, hatıratında o günü şöyle anlatır: "… Hacıbektaş'a geldik. O bize veda ile dergâhına gitti. Biz de Çelebi Efendi'nin sarayı denilen harem selamlık büyük ve fakat siyah toprak sıvalı binanın selamlığının önünde durduk.
Bizi istikbal ile, merdivenden çıkınca bir odaya aldılar. Oda eski usul sedirlerle çevrilmiş, birkaç iskemle konulmuş, sigara masaları vesaireden ibaret eşyasiyle, hiç de mükellef ve müzeyyen değildi. Bu mütevazi oda Çelebi'nin kabul odası imiş. Beş altı dakika sonra Çelebi Efendi geldi.
Çelebi Cemaleddin Efendi orta boylu, tıknazca ve kara sakallı, başında yeşil bir sarık sarılmış, cübbeye benzer siyah bir pardösü giymiş kıyafette idi. Paşa bizi takdim etti.
İlk mülakatlara mahsus havai sözler söylendi. Ve bir müddet sonra 'İstirahat buyurunuz' diye Cemaleddin Efendi hareme gitti.

(…) Ve Paşa, Çelebi ile görüşerek, tamamen Kuvva-yi Milliye'ye taraftar olduğuna dair söz aldı ve buraya gelmekten maksadımız da hâsıl oldu. Bu müzakere pek uzun sürmedi.
Çelebi Efendi derhal vaziyeti kavradı ve adamlarına lazım gelen talimatı vereceğini vaadetti. Paşa'nın, vaziyet ve giriştiğimiz mücadele hakkında verdiği tafsilat Çelebi'nin nazar-ı dikkatini celbetti.
Hatta Çelebi daha ileri giderek Cumhuriyet taraftarlığını ihsas ettirdi ise de Paşa zamanı olmayan bu mühim mesele için müsbet veya menfi bir cevap vermeyerek gayet tedbirli bir sûrette müzakereyi idare etti. Anlaşılıyor ki Cemaleddin Efendi Cumhuriyete taraftar, hele Salih Baba, hür fikirli, çok ileri bir zat.
Ertesi gün Hacı Bektaş Türbesi ziyaret edildi ve Salih Niyazi Baba'nın öğle yemeği davetinde bulunduk.
Salih Baba türbenin ve dergâhın her tarafını gezdirdi. Meydan evi denilen mahalde yere küçük ve alçak bir masanın üzerine konulan büyük bir sininin etrafına oturduk.
Hepimizin önünden dolaşan uzun bir havlu, yemekte çatal, bıçak vardı. Çok nefis bir yemek... Can denilen müritler pek mükemmel ve sessizce hizmet ediyorlardı. Doğrusu yemekteki bu intizama hayret ettik. Yemeği müteakip ucu zıvanalı sigaralar ve kahveler de ikram edildi.
O gün akşamüstü Mucur'a avdet edileceğinden, hareket zamanına kadar hoş bir sohbet ile vakit geçirildiği gibi, Çelebi ile Baba arasındaki ihtilaf bir derece halledilir bir şekle konuldu… Sonra Kırklar Meydanı'nı, camii, Balım Sultanı ziyaret ettik.
Her taraf temiz, işler büyük bir sükûnet ile, telaş gösterilmeyerek görülüyor. Herkes vazifesini biliyor. Doğrusu takdirde bulunduk.
Bir sıra Mustafa Kemal Paşa yanıma sokularak, 'Büyük babalara ellişer lira verelim' dedi. Ben de muvafık gördüm. Aş Baba'dan başlayarak ellişer lira verdik. Hizmet edenleri de sevindirdik. Fakat Aş Baba parayı alırken, 'Eyvallah, fakat bu benim şahsıma değil, dergâha aittir' dedi. Nihayet iyi bir intiba ile Hacıbektaş'tan ayrıldık ve Mucur'a geldik." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)
Burada önemli olan, Atatürk'ün bir Bektaşî olup, İmam Ali'nin vârislerinden kabul edilmesidir.
Asıl gizleme, Gazi ile İmam Ali arasında kurulacak bu bağın kesilmesi içindir. Oysa Millî Mücadele'nin ilk anından itibaren Mustafa Kemal, manevî gücünü Bektaşî dergâhından almış, zâhirde de asker kuvveti olarak onlardan savaş boyunca destek görmüştür.
Zaten büyük mücadeleye de, Hacı Bektaş dergâhında "Evladını önüme rehber eyledim, meydana çıkıyorum. Yüzümü utandırma" duası ile başlaması da bunun ispatıdır.
Kendisi Erzurum Kongresi sonrasında 22 Aralık 1919'da Hacı Bektaş dergâhını ziyaret etmiştir. İmran Hanım'ın bahsettiği toplantı o zamana aittir.
Savaş esnasında buradan gelen "Mevleviler Alayı" buradaki dergâhın gayretiyle oluşturulmuştur.
Savaş zaferle kazanılıp ilk meclis açıldığında, Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçilmiş; Konya Milletvekili aynı zamanda Konya Makam Çelebisi, postnişini Abdülhalim Çelebi başkanvekili olmuştur. Bir diğer başkan vekili ise, Cemaleddin Çelebi'dir.
Kısaca o sürece değinelim:
Kurtuluş Savaşı esnasında Mustafa Kemal ve Kuvva hareketine karşı Anadolu'nun pek çok yerinde ayaklanmaların çıktığı bilinen bir hakikattir.
Ancak bu dönemde Bektaşilerin yaşadığı bölgelerde Atatürk'e karşı hiçbir olumsuz hareketin olmadığı bilinmektedir.
22 Aralık günü sabahı Mustafa Kemal ve arkadaşları Hacı Bektaş'a gitmek üzere Mucur'dan ayrıldılar. Zira Hacı Bektaş'ta Alevilerin merbut bulundukları Çelebi Cemaleddi Efendi ile Hacı Bektaş Dede Postu Vekili Niyazi Salih Baba bulunuyordu.
Burada Ankara yolcuları anılan zevat tarafından içtenlikle karşılandı.
Bu arada, Mustafa Kemal Paşa, Çelebi Cemaleddin Efendi ile görüştü. Bu görüşmeyi Mazhar Müfit Kansu'nun hatıratından izleyelim:
"… Ve Paşa, Çelebi ile görüşerek tamamen Kuvva-yi Milliye'ye taraftar olduğuna dair söz aldı ve buraya gelmekten maksadımız da hâsıl oldu.
Bu müzakere pek uzun sürmedi. Çelebi Efendi derhal vazifeyi kavradı ve adamlarına lazım gelen talimatı vereceğini vaad etti.
Paşa'nın vaziyet ve giriştiğimiz mücadele hakkında tafsilatı Çelebi'nin nazar-ı dikkatini celbetti. Hatta Çelebi daha ileri giderek Cumhuriyet taraftarlığını ihsas ettirdi ise de, Paşa zamanı olmayan bu mühim mesele için müspet veya menfi bir cevap vermeyerek gayet tedbirli bir sûrette müzakereyi idare etti.
Anlaşılıyor ki, Cemaleddin Efendi Cumhuriyete taraftar, hele Salih Baba hür fikirli, çok ileri bir zat.
Ertesi gün Hacı Bektaş türbesi ziyaret edildi. Ve Salih Niyazi Baba'nın öğle yemeği davetinde bulunduk.
Salih Baba, türbenin ve dergâhın her tarafını gezdirdi. Meydan evi denilen mahalde yere küçük ve alçak bir masanın üzerine konulan büyük bir sininin etrafına oturduk.
Hepimizin önünden dolaşan uzun bir havlu, yemekte çatal, bıçak vardı. Çok nefis bir yemek… Can denilen müridler pek mükemmel ve sessizce hizmet ediyorlardı. Doğrusu yemekteki bu intizama hayret ettik.
Yemeği müteakip ucu zıvanalı sigaralar ve kahveler de ikram edildi."
Kansu, hatıratında o günü şöyle anlatır: "… Hacıbektaş'a geldik. O bize veda ile dergâhına gitti. Biz de Çelebi Efendi'nin sarayı denilen harem selamlık büyük ve fakat siyah toprak sıvalı binanın selamlığının önünde durduk.
Bizi istikbal ile, merdivenden çıkınca bir odaya aldılar. Oda eski usul sedirlerle çevrilmiş, birkaç iskemle konulmuş, sigara masaları vesaireden ibaret eşyasiyle, hiç de mükellef ve müzeyyen değildi. Bu mütevazi oda Çelebi'nin kabul odası imiş. Beş altı dakika sonra Çelebi Efendi geldi.
Çelebi Cemaleddin Efendi orta boylu, tıknazca ve kara sakallı, başında yeşil bir sarık sarılmış, cübbeye benzer siyah bir pardösü giymiş kıyafette idi. Paşa bizi takdim etti.
İlk mülakatlara mahsus havai sözler söylendi. Ve bir müddet sonra 'İstirahat buyurunuz' diye Cemaleddin Efendi hareme gitti.

(…) Ve Paşa, Çelebi ile görüşerek, tamamen Kuvva-yi Milliye'ye taraftar olduğuna dair söz aldı ve buraya gelmekten maksadımız da hâsıl oldu. Bu müzakere pek uzun sürmedi.
Çelebi Efendi derhal vaziyeti kavradı ve adamlarına lazım gelen talimatı vereceğini vaadetti. Paşa'nın, vaziyet ve giriştiğimiz mücadele hakkında verdiği tafsilat Çelebi'nin nazar-ı dikkatini celbetti.
Hatta Çelebi daha ileri giderek Cumhuriyet taraftarlığını ihsas ettirdi ise de Paşa zamanı olmayan bu mühim mesele için müsbet veya menfi bir cevap vermeyerek gayet tedbirli bir sûrette müzakereyi idare etti. Anlaşılıyor ki Cemaleddin Efendi Cumhuriyete taraftar, hele Salih Baba, hür fikirli, çok ileri bir zat.
Ertesi gün Hacı Bektaş Türbesi ziyaret edildi ve Salih Niyazi Baba'nın öğle yemeği davetinde bulunduk.
Salih Baba türbenin ve dergâhın her tarafını gezdirdi. Meydan evi denilen mahalde yere küçük ve alçak bir masanın üzerine konulan büyük bir sininin etrafına oturduk.
Hepimizin önünden dolaşan uzun bir havlu, yemekte çatal, bıçak vardı. Çok nefis bir yemek... Can denilen müritler pek mükemmel ve sessizce hizmet ediyorlardı. Doğrusu yemekteki bu intizama hayret ettik. Yemeği müteakip ucu zıvanalı sigaralar ve kahveler de ikram edildi.
O gün akşamüstü Mucur'a avdet edileceğinden, hareket zamanına kadar hoş bir sohbet ile vakit geçirildiği gibi, Çelebi ile Baba arasındaki ihtilaf bir derece halledilir bir şekle konuldu… Sonra Kırklar Meydanı'nı, camii, Balım Sultanı ziyaret ettik.
Her taraf temiz, işler büyük bir sükûnet ile, telaş gösterilmeyerek görülüyor. Herkes vazifesini biliyor. Doğrusu takdirde bulunduk.
Bir sıra Mustafa Kemal Paşa yanıma sokularak, 'Büyük babalara ellişer lira verelim' dedi. Ben de muvafık gördüm. Aş Baba'dan başlayarak ellişer lira verdik. Hizmet edenleri de sevindirdik. Fakat Aş Baba parayı alırken, 'Eyvallah, fakat bu benim şahsıma değil, dergâha aittir' dedi. Nihayet iyi bir intiba ile Hacıbektaş'tan ayrıldık ve Mucur'a geldik." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)




























































































