Kudüs gerçekten o zamanlar bile fazla huzurlu değildi. Yahudiler ve Araplar bazı yerlerde ayrı, bazı yerlerde iç içe yaşıyordu ama, sokakta aniden bir klakson çalsa herkes neler oluyor diye ayağa kalkıyordu. Orada bizi yaşı geçkince bir Arap kadını yolda çevirdi. Türk olduğumuzu konuşmalardan anlamış olacak ki, bize duygularını İngilizce olarak ifade etti. Bu hanımefendi bize Filistinli olduğunu ve Türkler'e bir açıdan kızgın ve kırgın olduğunu söyleyince, ister istemez biz de hep bir ağızdan haydaaa dedik. O da açıkladı:Neden bizi de kurtarmadın?"1920'DEN itibaren Batılılar'a karşı başlattığınız Kurtuluş Savaşı buralarda destan oldu. Her gün Mustafa Kemal Paşa'nın zaferlerini dinler olduk. Yaşımız küçük idi ama babalarımız ve annelerimizden sizin kahramanlık öykülerinizi dinledik. Tüm ümidimizi buraları da kurtarmanızdı. Fakat öyle yapmadınız. Sadece kendinizi kurtardınız. Biz ise neredeyse yüz yıldır kurtulmayı bekliyoruz."Tabii, buna cevap olacak tonlarca söz bulunurdu ama biz bir şey söyleyemedik. Hem yaşı büyük bir hanımefendiye hürmetsizlik olurdu, hem de yabancı topraklarda tehlikeli polemiklere girmekten çekindik. Çünkü biz konuşurken etrafımız meraklılarla dolmaya başlamıştı.Türkiye'ye döndüğümüzde bu olayı politika uzmanı akademisyen arkadaşımızla enine boyuna tartıştık. Aslında bugün de hatırladıkça tartışıyoruz. Acaba bu hanım gelin bizi kurtarın mı demişti, yoksa bu coğrafyadaki politikada etkin olun mu demişti? Aslında her ikisi de aynı kapıya çıkıyordu. Fakat bugün geldiğimiz noktada Ortadoğu burada 2 yüz yıldır egemen olmuş ülkelerin güdümünde ilk önce kaosa giriyor ardından yeni bir düzene kavuşuyor. Türkiye'nin de burada söz sahibi olmasına fırsat verilmiyor. Belki de Türkiye'nin stratejiyi çeşitlendirmesi gerekiyor. Emre Alkin / Tercüman













































































