Küresel iklim krizi, Pasifik Okyanusu'nun ekvatoral bölgesinde yeniden canlanan güçlü El Nino salınımıyla birlikte geri dönülmez bir eşiğe doğru ilerliyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından Temmuz 2026 başında yayımlanan Küresel Mevsimsel İklim Raporu, dünya okyanuslarının tarihin en sıcak Haziran ayını geride bıraktığını ortaya koydu. Avrupa Birliği'nin deniz çevresi izleme sistemlerinden alınan verilere göre, Akdeniz, Kuzey Atlantik ve tropikal Pasifik başta olmak üzere küresel deniz yüzeyi sularının %80'inden fazlası aktif olarak "deniz sıcak dalgası" etkisi altında bulunuyor.
Sıcaklık rekorları peş peşe geliyor
WMO bilim insanı Alvaro Silva'nın yaptığı açıklamaya göre, güçlenen El Niño koşulları seragazı emisyonlarının yarattığı birikmiş ısıyla birleşerek karadaki ekstrem hava olaylarını da doğrudan tetikliyor.
Yaz mevsiminin henüz başında olunmasına rağmen Avrupa genelinde ekstrem sıcaklık dalgaları kaydedilmeye başlandı. Örgütün sözcüsü Clare Nullis, geçtiğimiz günlerde Almanya'da termometrelerin 41.7°C'yi göstererek yeni bir ulusal sıcaklık rekoru kırdığını belirtti. Benzer şekilde, Kuzey Amerika ve Asya'nın geniş kesimleri de erken başlayan aşırı sıcak hava dalgalarıyla (ısı kubbesi) mücadele ediyor.
Kuraklık ve sel riski kapıda
Meteoroloji uzmanları, Temmuz ve Eylül ayları arasındaki çeyrekte El Niño etkisinin zirve yapacağını öngörüyor. Bu durumun küresel çaptaki yansımaları bölgelere göre şu şekilde listeleniyor:
Orta Amerika ve Karayipler: Ortalamanın çok altında yağış alarak ciddi bir kuraklık riskiyle ve su krizleriyle karşı karşıya kalacak.
Güneydoğu Asya ve Endonezya: Muson sezonunda beklenenden çok daha kuru bir dönem geçirecek, bu da tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehlikeye atacak.
Doğu Afrika: Eylül ve Aralık ayları arasındaki yağmurlu dönemde normalin üzerinde yağış alarak büyük sel felaketleriyle karşılaşma riski taşıyor.
Uzmanlar uyarıyor: "Ekstra bir sıcaklık artışı kapıda"
WMO yetkilileri, El Niño yıllarında küresel ortalama sıcaklıkların zaten üst seviyelere ulaştığını, ancak mevcut atmosferik kirlilik oranlarıyla bu durumun çok daha yıkıcı olabileceğini vurguluyor.
Okyanus ekosistemlerindeki mercan beyazlamalarından, tarımsal rekolte kayıplarına ve erken başlayan orman yangınlarına kadar geniş bir yelpazede acil durum önlemleri alınması çağrısı yapılıyor. Dünya genelindeki hükümetlerin su yönetimi, enerji altyapısı koruması ve erken uyarı sistemlerine yatırımlarını hızlandırması gerektiği ifade ediliyor.