İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD’de bazı görüşmelerde bulundu. ABD Başkanı Obama’yla görüşen Netanyahu, ABD’nin tam desteğini aldıktan sonra ülkedeki en etkili İsrail yanlısı lobi grubu olan Amerika İsrail Halklar İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) yıllık konferansına katıldı ve önemli açıklamalar yaptı.
Türkiye’yi de ilgilendiren konuşmasında Netanyahu, nükleer silah sahibi bir İran’ın doğurabileceği tehlikelerden söz ederken, “Eğer İran nükleer silah edinirse, bu durum Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve diğerlerinin de kendi nükleer silahlarını edinmek için bir çılgın hamleye girişmesini tetikleyebilir. Dünyanın en kırılgan bölgesi, patlamaya hazır bir nükleer çakmak taşına dönüşebilir” dedi.
Bu açıklama da göstermektedir ki nükleer çalışmalarını sürdüren İran’a karşı ortaya konulan baskı başka bir kaygıdan kaynaklanmaktadır.
İran’ın nükleer güç sahibi olması durumunda doğal olarak aralarında Türkiye’nin de olduğu diğer bölge ülkelerinin kendi nükleer silahlarını üretmesinden endişe ediyor İsrail ve ABD…
Belki nükleer çalışmalar sadece İran’la sınırlı kalsa bu kadar büyük bir tepki göstermeyecek batılı ülkeler. Ama tüm İslam ülkelerinin nükleer kapasite elde etmek istemeleri korkusu batılı ülkeleri İran’a her türlü ambargoyu uygulamaya sevk ediyor.
İslam coğrafyasının kalbine saplanmış hançer gibi duran İsrail’in nükleer silah sahibi olduğunu herkes biliyor. Ama İsrail bugüne kadar resmen bu gerçeği kabul etmiş değil. İsrail’in bunu resmen kabul etmemesinin sebebi de bölgenin diğer ülkelerinin nükleer iştahlarını kabartmamaktır.
İsrail nükleer çalışmalarının gizli kalmasına o kadar önem veriyor ki bu konuda bilgi sızdıran Yahudilere bile yapmadığını bırakmıyor. Dokuz yıl boyunca İsrail’in güneyindeki Dimona nükleer santralinde görev yapan Mordehay Vanunu, 1986 yılında bir İngiliz gazetesine İsrail’in gizli nükleer silah programını açıklamıştı. Bu açıklama üzerine aynı yıl Roma’da Mossad ajanlarınca İsrail’e kaçırılmış ve vatana ihanet suçundan yargılanıp 18 yıl hapis yatmıştı. Vanunu, 2004 tarihinde İsrail dışına çıkmamak ve hiçbir yabancıyla konuşmamak koşuluyla serbest bırakıldı.
Batılı bazı basın kuruluşları 2003 başlarında İsrail’deki “stratejik silah” üretim merkezlerini bir haritayla birlikte haber yaptı. Habere göre, İsrail’in güneyindeki Dimona’da “tekstil fabrikası” olarak gösterilen yerde 20 yıldan bu yana yılda 40 kg silah sınıfı (weapon grade) plütonyum üretiliyor. Tesis Amerikan hava savunma sistemleri tarafından korunuyor. Dimona kasabasından 14km, Ürdün sınırından 40 km uzaklıktaki tesiste üretilen silahlarla İsrail’in bugün 100 – 200 nükleer silaha sahip olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca Dimona’da şimdiye kadar 170kg “Lityum–6” ve 220 kg “Lityum–6 Döteryum” üretildiği tahmin ediliyor. Bir termo–nükleer silah için bu maddeden yaklaşık 6 kg gerekiyor. Yani İsrail’in elinde şu anda 35 adet termo–nükleer silah olabilir.
İsrail bu kadar nükleer silaha sahipken İslam ülkelerinin hiçbirinde nükleer silah bulunmamaktadır. Caniliği kanıtlanmış bir ülke olan İsrail’in elinde bu kadar tehlikeli silah varken bu coğrafyada kendini güvende hissetmek asla mümkün değildir.
Bugün İran nükleer çalışmalarını ısrarla sürdürmekle aslında yapılabilecek en doğru şeyi yapmaktadır.
Türkiye’ye düşen cesaret ortaya koyup kendi yapamadığını yapan İran’ı engellemeyi bir kenara bırakıp, bu konuda İran’ı örnek almaktır.
Çünkü İran’ı tehdit eden nükleer İsrail Türkiye’yi de tehdit etmektedir.
Mavi Marmara’da 9 Türk’ü İsrail’in katlettiğini yoksa unuttuk mu?
Türkiye’yi de ilgilendiren konuşmasında Netanyahu, nükleer silah sahibi bir İran’ın doğurabileceği tehlikelerden söz ederken, “Eğer İran nükleer silah edinirse, bu durum Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve diğerlerinin de kendi nükleer silahlarını edinmek için bir çılgın hamleye girişmesini tetikleyebilir. Dünyanın en kırılgan bölgesi, patlamaya hazır bir nükleer çakmak taşına dönüşebilir” dedi.
Bu açıklama da göstermektedir ki nükleer çalışmalarını sürdüren İran’a karşı ortaya konulan baskı başka bir kaygıdan kaynaklanmaktadır.
İran’ın nükleer güç sahibi olması durumunda doğal olarak aralarında Türkiye’nin de olduğu diğer bölge ülkelerinin kendi nükleer silahlarını üretmesinden endişe ediyor İsrail ve ABD…
Belki nükleer çalışmalar sadece İran’la sınırlı kalsa bu kadar büyük bir tepki göstermeyecek batılı ülkeler. Ama tüm İslam ülkelerinin nükleer kapasite elde etmek istemeleri korkusu batılı ülkeleri İran’a her türlü ambargoyu uygulamaya sevk ediyor.
İslam coğrafyasının kalbine saplanmış hançer gibi duran İsrail’in nükleer silah sahibi olduğunu herkes biliyor. Ama İsrail bugüne kadar resmen bu gerçeği kabul etmiş değil. İsrail’in bunu resmen kabul etmemesinin sebebi de bölgenin diğer ülkelerinin nükleer iştahlarını kabartmamaktır.
İsrail nükleer çalışmalarının gizli kalmasına o kadar önem veriyor ki bu konuda bilgi sızdıran Yahudilere bile yapmadığını bırakmıyor. Dokuz yıl boyunca İsrail’in güneyindeki Dimona nükleer santralinde görev yapan Mordehay Vanunu, 1986 yılında bir İngiliz gazetesine İsrail’in gizli nükleer silah programını açıklamıştı. Bu açıklama üzerine aynı yıl Roma’da Mossad ajanlarınca İsrail’e kaçırılmış ve vatana ihanet suçundan yargılanıp 18 yıl hapis yatmıştı. Vanunu, 2004 tarihinde İsrail dışına çıkmamak ve hiçbir yabancıyla konuşmamak koşuluyla serbest bırakıldı.
Batılı bazı basın kuruluşları 2003 başlarında İsrail’deki “stratejik silah” üretim merkezlerini bir haritayla birlikte haber yaptı. Habere göre, İsrail’in güneyindeki Dimona’da “tekstil fabrikası” olarak gösterilen yerde 20 yıldan bu yana yılda 40 kg silah sınıfı (weapon grade) plütonyum üretiliyor. Tesis Amerikan hava savunma sistemleri tarafından korunuyor. Dimona kasabasından 14km, Ürdün sınırından 40 km uzaklıktaki tesiste üretilen silahlarla İsrail’in bugün 100 – 200 nükleer silaha sahip olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca Dimona’da şimdiye kadar 170kg “Lityum–6” ve 220 kg “Lityum–6 Döteryum” üretildiği tahmin ediliyor. Bir termo–nükleer silah için bu maddeden yaklaşık 6 kg gerekiyor. Yani İsrail’in elinde şu anda 35 adet termo–nükleer silah olabilir.
İsrail bu kadar nükleer silaha sahipken İslam ülkelerinin hiçbirinde nükleer silah bulunmamaktadır. Caniliği kanıtlanmış bir ülke olan İsrail’in elinde bu kadar tehlikeli silah varken bu coğrafyada kendini güvende hissetmek asla mümkün değildir.
Bugün İran nükleer çalışmalarını ısrarla sürdürmekle aslında yapılabilecek en doğru şeyi yapmaktadır.
Türkiye’ye düşen cesaret ortaya koyup kendi yapamadığını yapan İran’ı engellemeyi bir kenara bırakıp, bu konuda İran’ı örnek almaktır.
Çünkü İran’ı tehdit eden nükleer İsrail Türkiye’yi de tehdit etmektedir.
Mavi Marmara’da 9 Türk’ü İsrail’in katlettiğini yoksa unuttuk mu?
Orhan Dede / diğer yazıları
- PKK’nın yerini DEAŞ mı dolduracak? / 31.12.2025
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024


























































