Bugün Türk ekonomisinde durumun hiç de iç açıcı olmadığını görmek için ekonomist olmaya gerek yok. Sadece sanayi tesislerinin, işletme ve imalathanelerin bacalarından dumanın tütmediğini görecek kadar gözü açık olmak yeter. Bu gidişle evlerin bacalarından da duman tütmeyecek. Koalisyon ortaklarının ve IMF güdümlü Kemal Derviş'in yasal manevralarına bakılırsa yakında kurtarılmış üç-beş banka dışında dumanı tüten resmi veya özel herhangi bir kuruma rastlamak zor, belki de imkânsız olacaktır.
Devlet idaresinde inisiyatifi olan iradeler, belki milletin morali aşırı bozulmasın, toplum çökmüş noktalara takılıp kalmasın diye ayyuka çıkan vahameti gözden kaçırmaya çalışabilirler. Ancak bu, sadece moral destek olur, günübirlik pansuman olur. Reel gerçekleri ise asla değiştirmez. Acıları dindirmez, açları doyurmaz. Dolayısıyla yapılması gereken, kötü gidişatı toplumun gözünün önünden kaçırmaktan ziyade, köklü tedbir ve çözümlerle neticeye gitmektir.
Yapılanların izahı zor. Buğday, pancar, tütün gibi tarım ve sanayideki üretimimizi reel olarak adeta sıfırlayan düzenlemeler ve kamu ihaleleri, endüstri bölgeleri, stratejik kamu kurumları... gibi pekçok alanda şimdiye dek görülmemiş biçimde yabancılara tek taraflı kıyak çeken yasalar karşılığında IMF'den alınan borçlarla hiçbir millet kalkınamaz, kalkınmamıştır. Bunu görmek için başımızı kaldırıp dünyaya şöylece bakmak yeter.
Dolayısıyla bugün döviz üç-beş ay başaşağı görünse de, borsa yukarı doğru tırmansa da; bütün bunlar "pastırma yazı" gibidir. Nitekim duvara toslayan bazılarımız, bu gerçekleri görmeye başladı.
Daha önce IMF'den gayrısını kurtarıcı olarak görmeyen nice ekonomi uzmanı, nice sendika ve sanayi odası başkanı, reel sektörün nice temsilcisi, şimdilerde IMF politikalarından illallah deyip radikal tedbirlerle üretimi kamçılayacak, borçlarımızı sıfırlayacak milli modeller geliştirmemiz gerektiğini konuşmaya başladı. Halbuki Prof. Dr. Haydar Baş bey, yıllardan beri bu gerçeğin altını çiziyor, milli modeller ve çözümler sunuyor. Ama pekçoğumuz, birçok milli meselede olduğu gibi maalesef kafalarımızı duvara vura vura yıllar geçtikten sonra Prof. Dr. Haydar Baş beyin altını çizdiği noktalara geliyoruz.
Bugün ekonomide de durum farklı değil. Ekranlara kurulan kimi uzmanlarımız, yeni yeni milli modellerden bahis açıyor. IMF'nin mali politikalarına yapışmanın riskini ortaya koyuyor. Görüşleri bir yerlerden aşırdığı belli olan bu ekran dostlarımız, çözüm üretemiyorlar. Çözüm üretememek bir yana, hakkı da teslim etmekte zorlanıyorlar. Sözkonusu etmeye çalıştıkları reel çözümlerin gerçek adresini de şimdilik mırıldanamıyorlar.
Ama Çağlayan'da, Tandoğan'da 500 bin -1 milyon insan bu çözümlerin ve milli modellerin Prof. Dr. Haydar Baş beye ait olduğunu haykırıyor; anketlerde Kavuy-ı Milliye ruhuyla yoğrulmuş büyük Türk milletinin yüzde 35'ini aşkın kesimi bu hakkı teslim ediyor... Türkiye ancak bu milli modelle kurtulur, diyor.
Dilerseniz, güncelliğini koruyan IMF'nin banka manevraları husunda sözkonusu "Milli Ekonomi ve Kalkınma Modelleri" adlı manifestodan bazı tespitler aktararak sözü noktalayalım:
"10- Ülkemizdeki ilk beşyüz şirketin gelirlerinin yüzde 85'ini faiz gelirleri oluşturmaktadır.
11- Dünyada serbest dolaşan para miktarı, dünya ticaret hacminden 20 kat büyük bir rakama ulaşmıştır.
12- Bu kadar büyük paraların yıkıcı ve spekülatif etkileri ise malumdur.
13- Bu sebeple IMF gelişmekte olan ülkelere ekonomik programlar tavsiye etmektedir. (Bunların içinde Türkiye de vardır.)
14- Ancak, bize tavsiye edilen bu programların maksadı, ekonomimizi istikrara kavuşturmak değil, IMF'nin temsil ettiği sermaye gruplarının ülkemizin pazar ve kaynaklarını ele geçirmesini garanti altına almaktır.
15- IMF'nin, en stratejik kurumlarımızı özelliştirmemiz için yaptığı ısrarın sebebi budur.
16- Bu süreçte devletin güçlü olması ciddi bir engel teşkil ettiği için, IMF programlarında ısrarla 'devletin gücünü küçültmemiz' tavsiye edilmektedir.
17- Ülkemizi ekonomik krize götüren en önemli sebeplerden biri de bankaların içinin boşaltılması suretiyle Hazine'nin talan edilmesidir.
18- Kişilerin şahsi menfaati gibi görünen bu eylemler, tesadüfi olmayıp "T.C. Devleti'ni batırmak" için hazırlanmış bir projenin uygulamaya konmasıdır.
19- Bu ve benzeri durumların doğurduğu zararın tazminine ve bunlarla mücadeleye Ulusal Güvenlik meselesi olarak bakmaktayız.
20- Küresel güçler, yabancı sermayenin ve para fonlarının bir ülkeye gelebilmesi için gelişmekte olan ülkelere önerdikleri kalkınma modellerinde;
a) Uluslararası tahkimi,
b) IMF ile işbirliğini şart koşmaktadırlar.
21- Bize de aynı oyunu oynamışlardır.
22- IMF ile yaptığımız Stand-by antlaşması gereği bize kredi verilmiş, ancak bu paranın ülkemizin bozuk olduğu iddia edilen mali kesimine aktarılması şart koşulmuştu.
23- Mali kesimdeki bozukluk, yapısal değildir. Bozukluk,
a) Denetim ve cezaların yetersizliğinden,
b) Bu kesimin hortumlamaya açık sisteminden kaynaklanmaktadır.
c) Küresel güçler, bunu gayet iyi bilmektedir.
24- IMF vb. kuruluşlar tarafından önerilen programlarda reel sektörün adının geçmemesi ve kredilerin bankalara aktarılmasının sebebi budur.
25- Ayrıca reel sektör, küresel güçler tarafından fonlama görevi, yabancı bankalar tarafından yerli bankalara verilen sendikasyon kredilerinden oluşmaktadır. Amaç, döviz olarak gelen sendikasyon kredilerinin, daha sonra çıkartılacak olan döviz krizleriyle batık hale gelmesiyle, geri ödenemeyecek; bu durumda hileyle hem yerli bankalar, hem de yerli firmalar yabancı sermayedarlar tarafından ele geçirilecektir. Böylece en büyük zarar da IMF politikalarıyla aslında devlet görmüş olmaktadır. Merkez Bankası'nın döviz rezervleri erimiş, para basmaktan aciz duruma gelmiş, ülkenin doğal kaynakları, enerji kaynakları, halkın tasarruf birikimleri ve kar eden kamu işletmeleri özelleştirme adına uluslararası sermaye tarafından teslim alınmış olmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi ve Kalkınma Modelleri, sayfa 5-6)
Devlet idaresinde inisiyatifi olan iradeler, belki milletin morali aşırı bozulmasın, toplum çökmüş noktalara takılıp kalmasın diye ayyuka çıkan vahameti gözden kaçırmaya çalışabilirler. Ancak bu, sadece moral destek olur, günübirlik pansuman olur. Reel gerçekleri ise asla değiştirmez. Acıları dindirmez, açları doyurmaz. Dolayısıyla yapılması gereken, kötü gidişatı toplumun gözünün önünden kaçırmaktan ziyade, köklü tedbir ve çözümlerle neticeye gitmektir.
Yapılanların izahı zor. Buğday, pancar, tütün gibi tarım ve sanayideki üretimimizi reel olarak adeta sıfırlayan düzenlemeler ve kamu ihaleleri, endüstri bölgeleri, stratejik kamu kurumları... gibi pekçok alanda şimdiye dek görülmemiş biçimde yabancılara tek taraflı kıyak çeken yasalar karşılığında IMF'den alınan borçlarla hiçbir millet kalkınamaz, kalkınmamıştır. Bunu görmek için başımızı kaldırıp dünyaya şöylece bakmak yeter.
Dolayısıyla bugün döviz üç-beş ay başaşağı görünse de, borsa yukarı doğru tırmansa da; bütün bunlar "pastırma yazı" gibidir. Nitekim duvara toslayan bazılarımız, bu gerçekleri görmeye başladı.
Daha önce IMF'den gayrısını kurtarıcı olarak görmeyen nice ekonomi uzmanı, nice sendika ve sanayi odası başkanı, reel sektörün nice temsilcisi, şimdilerde IMF politikalarından illallah deyip radikal tedbirlerle üretimi kamçılayacak, borçlarımızı sıfırlayacak milli modeller geliştirmemiz gerektiğini konuşmaya başladı. Halbuki Prof. Dr. Haydar Baş bey, yıllardan beri bu gerçeğin altını çiziyor, milli modeller ve çözümler sunuyor. Ama pekçoğumuz, birçok milli meselede olduğu gibi maalesef kafalarımızı duvara vura vura yıllar geçtikten sonra Prof. Dr. Haydar Baş beyin altını çizdiği noktalara geliyoruz.
Bugün ekonomide de durum farklı değil. Ekranlara kurulan kimi uzmanlarımız, yeni yeni milli modellerden bahis açıyor. IMF'nin mali politikalarına yapışmanın riskini ortaya koyuyor. Görüşleri bir yerlerden aşırdığı belli olan bu ekran dostlarımız, çözüm üretemiyorlar. Çözüm üretememek bir yana, hakkı da teslim etmekte zorlanıyorlar. Sözkonusu etmeye çalıştıkları reel çözümlerin gerçek adresini de şimdilik mırıldanamıyorlar.
Ama Çağlayan'da, Tandoğan'da 500 bin -1 milyon insan bu çözümlerin ve milli modellerin Prof. Dr. Haydar Baş beye ait olduğunu haykırıyor; anketlerde Kavuy-ı Milliye ruhuyla yoğrulmuş büyük Türk milletinin yüzde 35'ini aşkın kesimi bu hakkı teslim ediyor... Türkiye ancak bu milli modelle kurtulur, diyor.
Dilerseniz, güncelliğini koruyan IMF'nin banka manevraları husunda sözkonusu "Milli Ekonomi ve Kalkınma Modelleri" adlı manifestodan bazı tespitler aktararak sözü noktalayalım:
"10- Ülkemizdeki ilk beşyüz şirketin gelirlerinin yüzde 85'ini faiz gelirleri oluşturmaktadır.
11- Dünyada serbest dolaşan para miktarı, dünya ticaret hacminden 20 kat büyük bir rakama ulaşmıştır.
12- Bu kadar büyük paraların yıkıcı ve spekülatif etkileri ise malumdur.
13- Bu sebeple IMF gelişmekte olan ülkelere ekonomik programlar tavsiye etmektedir. (Bunların içinde Türkiye de vardır.)
14- Ancak, bize tavsiye edilen bu programların maksadı, ekonomimizi istikrara kavuşturmak değil, IMF'nin temsil ettiği sermaye gruplarının ülkemizin pazar ve kaynaklarını ele geçirmesini garanti altına almaktır.
15- IMF'nin, en stratejik kurumlarımızı özelliştirmemiz için yaptığı ısrarın sebebi budur.
16- Bu süreçte devletin güçlü olması ciddi bir engel teşkil ettiği için, IMF programlarında ısrarla 'devletin gücünü küçültmemiz' tavsiye edilmektedir.
17- Ülkemizi ekonomik krize götüren en önemli sebeplerden biri de bankaların içinin boşaltılması suretiyle Hazine'nin talan edilmesidir.
18- Kişilerin şahsi menfaati gibi görünen bu eylemler, tesadüfi olmayıp "T.C. Devleti'ni batırmak" için hazırlanmış bir projenin uygulamaya konmasıdır.
19- Bu ve benzeri durumların doğurduğu zararın tazminine ve bunlarla mücadeleye Ulusal Güvenlik meselesi olarak bakmaktayız.
20- Küresel güçler, yabancı sermayenin ve para fonlarının bir ülkeye gelebilmesi için gelişmekte olan ülkelere önerdikleri kalkınma modellerinde;
a) Uluslararası tahkimi,
b) IMF ile işbirliğini şart koşmaktadırlar.
21- Bize de aynı oyunu oynamışlardır.
22- IMF ile yaptığımız Stand-by antlaşması gereği bize kredi verilmiş, ancak bu paranın ülkemizin bozuk olduğu iddia edilen mali kesimine aktarılması şart koşulmuştu.
23- Mali kesimdeki bozukluk, yapısal değildir. Bozukluk,
a) Denetim ve cezaların yetersizliğinden,
b) Bu kesimin hortumlamaya açık sisteminden kaynaklanmaktadır.
c) Küresel güçler, bunu gayet iyi bilmektedir.
24- IMF vb. kuruluşlar tarafından önerilen programlarda reel sektörün adının geçmemesi ve kredilerin bankalara aktarılmasının sebebi budur.
25- Ayrıca reel sektör, küresel güçler tarafından fonlama görevi, yabancı bankalar tarafından yerli bankalara verilen sendikasyon kredilerinden oluşmaktadır. Amaç, döviz olarak gelen sendikasyon kredilerinin, daha sonra çıkartılacak olan döviz krizleriyle batık hale gelmesiyle, geri ödenemeyecek; bu durumda hileyle hem yerli bankalar, hem de yerli firmalar yabancı sermayedarlar tarafından ele geçirilecektir. Böylece en büyük zarar da IMF politikalarıyla aslında devlet görmüş olmaktadır. Merkez Bankası'nın döviz rezervleri erimiş, para basmaktan aciz duruma gelmiş, ülkenin doğal kaynakları, enerji kaynakları, halkın tasarruf birikimleri ve kar eden kamu işletmeleri özelleştirme adına uluslararası sermaye tarafından teslim alınmış olmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi ve Kalkınma Modelleri, sayfa 5-6)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019






























































































