logo
13 EYLÜL 2026

Silahlı kuyumcu soygununda canından oldu: Tazminat kararı Yargıtay'dan döndü

Antalya'da silahlı kuyumcu soygununda öldürülen Abuzer Atakan Gür'ün ailesine 4 milyon 679 bin 831 TL tazminat ödenmesine ilişkin kararı, saldırganın eyleminin işveren yönünden nedensellik bağını kestiği gerekçesiyle bozan Yargıtay, dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi

13.08.2026 11:42:00
İHA
 
Silahlı kuyumcu soygununda canından oldu: Tazminat kararı Yargıtay'dan döndü
Silahlı kuyumcu soygununda canından oldu: Tazminat kararı Yargıtay'dan döndü
Olay, 29 Ekim 2021 tarihinde Kepez ilçesi 15 Temmuz Şehitler Caddesi'ndeki bir kuyumcu dükkânında meydana geldi. Kar maskesiyle iş yerine giren şüpheli, silahla vurduğu çalışan Abuzer Atakan Gür'ü darbedip yeniden ateş açtıktan sonra yaklaşık 2 kilogram altını alarak kaçtı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, Gür'ün hayatını kaybettiğini belirledi.






Güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen polis ekipleri, şüphelinin yakalanması için çalışma başlattı. Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından Kütahya karayolunda yakalanan şüphelinin aracında ve üzerinde yapılan aramada Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, silaha ait şarjör, şarjör içerisinde 15 mermi, 100 bin TL, 1 kilogram külçe altın ve 177 gram saf altın ele geçirildi. Şüpheli S.Ö, Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ile Gasp Büro Amirliği ekiplerine teslim edildi.








Yapılan araştırmalarda, 17 Ekim 2020 tarihinde Kepez ilçesindeki başka bir kuyumcuda meydana gelen silahlı yağma olayının şüphelisinin de S.Ö (29) olduğu tespit edildi. Her iki olayı da gerçekleştirdiğini itiraf eden S.Ö, emniyetteki işlemlerinin ardından 14 Kasım 2021 tarihinde çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hâkimliğince tutuklandı. Antalya 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan S.Ö, tasarlayarak öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet, nitelikli yağma suçundan 14 yıl, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan ise 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.








Tazminat kararını Yargıtay bozdu

Abuzer Atakan Gür'ün yakınları, silahlı soygunun ardından işveren kuyumcu A.A. hakkında maddi ve manevi tazminat davası açtı. Aile, iş yerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığını öne sürerek, işverenin Gür'ün ölümünde sorumluluğunun bulunduğunu savundu.
Davayı karara bağlayan Antalya 4'üncü İş Mahkemesi, Gür'ün yakınlarına toplam 4 milyon 679 bin 831 TL maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine hükmetti. İşverenin karara karşı yaptığı istinaf başvurusunun reddedilmesinin ardından dosya Yargıtay'a taşındı.

Dosyayı inceleyen Yargıtay 10'uncu Hukuk Dairesi, saldırganın kuyumcu soygununu ve silahlı saldırıyı önceden planladığına dikkati çekerek yerel mahkemenin kararını bozdu. Yargıtay, üçüncü kişinin ağır kusurlu eyleminin işveren yönünden nedensellik bağını kestiğini belirterek, tazminata hükmedilen kararın bozulmasına oy birliğiyle karar verdi. Dosya, yeniden karar verilmek üzere Antalya 4'üncü İş Mahkemesi'ne gönderildi.









"Bir saldırganın suç işleme iradesi, işverenin yükümlülüğünü ortadan kaldırır mı?"

Gür ailesinin avukatlarından Elif Hondu Çil, müvekkillerinin Yargıtay kararına karşı yerel mahkemenin önceki kararında direnmesini talep ettiğini belirtti. Gür'ün ailesinin geçimini sağlamak için iş yerine gittiğini ve silahlı saldırıda hayatını kaybettiğini ifade eden Çil, şunları söyledi: "Bugün yıllar sonra hâlâ şu sorunun cevabını arıyoruz: Bir işçinin iş yerindeki güvenliği için alınması gereken önlemler alınmadıysa bu ölümde işverenin hukuki sorumluluğu nerede başlar, nerede biter' İş yerinde gerekli risk değerlendirmeleri yapılmamıştı. Gerekli önlemler alınmamıştı. Güvenlik amacıyla bulundurulması gereken bir silah ve alarm yoktu. Bu tespitlerin hepsi ilk derece mahkemesi tarafından yapıldı. Mahkeme de Abuzer Atakan Gür'ün eşinin ve çocuklarının maddi ve manevi tazminat taleplerini kabul etti."

Yargıtay'ın işveren ile ölüm arasındaki nedensellik bağının kesildiğine hükmederek kararı bozduğunu dile getiren Çil, "Bir saldırganın suç işleme iradesi, işverenin işçisini koruma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırır mı' Bu saldırı bir tesadüf değildi. Saldırgan, iş yerindeki para ve altınları almak amacıyla dükkâna gelmişti. Biz suçlunun bulunmasını istemiyoruz. Suç da suçlu da zaten belli. Bir işçinin çalıştığı iş yerinde güvenliğinin sağlanması için işverene yüklenen sorumluluğun bu olay özelinde neden yok sayıldığını sorguluyoruz. Hiçbir tazminat Abuzer Atakan'ı geri getirmeyecek. Ancak bir işçinin iş yerine giderken sahip olması gereken en önemli hak, evine sağlıklı dönebilmektir. Abuzer Atakan evine geri dönemedi. Şimdi sıra adalette" ifadelerini kullandı.








"Silahlı yağma öngörülebilir bir risk"

Ailenin diğer avukatı Serpil Alabaş da saldırganın aldığı cezayı tartışmadıklarını, itirazlarının işverenin sorumluluğunun tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu belirtti. Saldırganın temel amacının yağma olduğunu ifade eden Alabaş, "Ölüm, bu yağma eylemi sırasında meydana gelen sonuçtur. İşverenin mal varlığı zarar görmüş, işçi ise hayatını kaybederek bunun bedelini canıyla ödemiştir. Ailesi ve çocukları da destekten mahrum kalmıştır. Yalnızca üçüncü kişinin yağma kastının bulunması, işverenin çalışanını öngörülebilir bir riskten koruma yükümlülüğünü neden tamamen ortadan kaldırmaktadır" diye konuştu.

Yargıtay kararında işverenin risk değerlendirmesi yapmadığı, gerekli önlemleri almadığı ve iş güvenliği eğitimi vermediğinin kabul edildiğini savunan Alabaş, "Kuyumculuk faaliyetinde silahlı yağma öngörülebilir bir risk ise bu risk değerlendirilmemişken meydana gelen ölümün işverenin kusuruyla hiçbir bağlantısının bulunmadığı nasıl söylenebilir. İş yerinin güvenlik şartlarının, çalışma düzeninin, Cumhuriyet Bayramı'ndaki açılış saatinin ve alınan ya da alınmayan diğer önlemlerin araştırılması gerektiğini söylüyoruz" dedi.

Gür'ün ilk ateşin ardından yere düştüğünü, saldırganın daha sonra yanına giderek yeniden ateş ettiğini belirten Alabaş, "Abuzer Atakan Gür o sabah çalışmak için iş yerine girdi. Akşam evine dönmesi gerekiyordu ancak dönemedi. Talebimiz yalnızca tazminat değildir. İş yerinde hayatını kaybeden bir işçinin de işverenin koruma yükümlülüğü kapsamında olduğunun kabul edilmesini istiyoruz" şeklinde konuştu.








"Çocuklarımın hakkını istiyorum"

Abuzer Atakan Gür'ün eşi Nurcan Gür ise iki çocuğuyla birlikte zorlu bir süreç yaşadığını belirterek, "Gelecek karardan çok umutluyduk fakat şu anda çok üzgünüz. Eşim geri gelmeyecek ancak iki çocuğuma bakmak ve onların geleceklerini hazırlamak zorundayım. Yerel mahkemenin adaleti yerine getirmesini istiyorum. Çocuklarımın hakkını istiyorum" dedi.
Gür'ün oğlu Gürkan Gür de yaşadıkları sürecin kelimelerle anlatılamayacak kadar ağır olduğunu ifade ederek, "Yargıtay davamızı bozdu. Önceki yerel mahkeme kararında mahkemenin yeniden durmasını istiyoruz. Umutluyuz ve adalete güveniyoruz. Babam geri gelmeyecek ancak hakkımızı alabilme umuduyla mahkemenin kararını bekliyoruz" diye konuştu.İHA

Manisa'da apartmandaki çatlaklar korkuttu

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde zemin oturması nedeniyle kolon ve duvarlarında tehlikeli yarıklar oluşan Emirali Apartmanı, hem bina sakinleri hem de çevredekiler için büyük risk oluşturuyor. Hukuki mücadelesini sürdüren ve korkudan geceleri gözüne uyku girmediğini söyleyen bina sakini Halit Erbulut, facia yaşanmadan yetkililerin acil olarak binada inceleme yapmasını ve karar vermesini istiyor

12.09.2026 12:50:00 / Güncelleme: 12.09.2026 12:54:09
İHA
 
Manisa'da apartmandaki çatlaklar korkuttu
Manisa'da apartmandaki çatlaklar korkuttu
Manisa'nın Turgutlu ilçesine bağlı Sefa Mahallesi Subaşı Sokak No: 1 adresinde bulunan Emirali Apartmanı'nın yapımına 2010 yılında bir müteahhit tarafından başlandı. İddiaya göre müteahhidin inşaatı yarım bırakması üzerine, temeli atılmış ve kolonları dikilen inşaat projesini binada hak sahibi olan Turgutlulu esnaf Halit Erbulut devralarak 2011 yılında binayı tamamladı. Ancak aradan geçen yıllar içerisinde zemin oturmasına bağlı olarak binada ufak çaplı çatlamalar başladı. Zamanla bu çatlaklar büyüyerek yapının taşıyıcı sistemlerini de tehdit eden tehlikeli yarıklara dönüştü.






Kendi oturduğu ve dairelerinin bulunduğu binadaki durumu fark eden Halit Erbulut, özel mühendisler getirterek binada inceleme yaptırdı. Yapılan incelemelerde binanın statiğinin tamamen bozulduğu ve yaşanabilecek en ufak bir depremde veya farklı bir sarsıntıda yıkılabileceği tespiti yapıldı. Bunun üzerine Erbulut, inşaata ilk başlayan müteahhite karşı hukuk mücadelesi başlattı. Turgutlu mahkemelerinde görülen davayı kaybeden Erbulut, yılmayarak dosyayı istinafa taşıdı.

"Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım"

Binada yapılacak işlemler için bir sonuç alamadığını belirten Erbulut, "Bu binada yaşıyorum. Binamda zeminden kaynaklı oturmalar oldu. Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım. Ancak çarem kalmadı ve bu binada yaşıyorum. 2011 yılında projesi hazır temeli atılmış ve kolonları dikilmiş bir inşaat durumundan ben devraldım. Binada 8 yıl kadar oturduktan sonra çatlaklar oluşmaya başladı. Biz bunu oturmaya bağlı olduğunu düşündük ancak devam edince tadilat yaptırdık. Ancak tadilat sonrasında da çatlaklar devam etmeye başladı" dedi.








"Apartmandaki herkes korkup kaçtı"

Apartman sakinlerinin binayı terk ettiğini kendisinin de binadan taşınacağını ama binanın çevreye de tehdit oluşturduğunu belirten Erbulut, "Apartmandaki herkes korkup kaçtı. Ben de çıkmayı düşünüyorum. Ancak benim bu apartmandan çıkmam bir şeyi değiştirmiyor. Depremde ve ya bir yıkılma durumunda çevreden geçenlere zarar vereceğini düşünüyorum. Yetkililerin gelip bu konuyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaları gerekiyor" ifadelerini kullandı.








"Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım"

Binada yapılacak işlemler için adli süreç başlattığını ancak bir sonuç alamadığını ifade eden Erbulut, "Adli süreçte bir hakime düştük. Hiçbir çalışma yapılmadı. Sonra başka bir hakim devraldı davayı ancak bir kere keşfe geldi. Sonrasında da dosyayı reddederek kapattı. İstinaf yolu açıktı ancak 2-3 yıl sürebileceğini öğrendim. Ancak bu süreçte acil bir şekilde binayla ilgilenilmesi gerekiyor. Binayla ilgili güçlendirmeyse güçlendirme, yıkılması gerekiyorsa yıkılması kararı alınsın. Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım" dedi.








Temel iki parça atılmış, oturma sınırı aşılmış

Öte yandan, mahkeme sürecinde dosyaya giren bilirkişi heyeti ve itiraz tutanakları ise binadaki vahim tabloyu gözler önüne serdi. İtiraz dilekçelerinde yer alan Turgutlu mahkemelerinin raporlarına göre; binada zemin-yapı ilişkisinin doğru kurulamadığı belirlendi. Tanıklara ve raporlara yansıyan en çarpıcı detay ise binanın temelinin iki parça halinde dökülmüş olması. Birlikte hareket etmesi gereken temelin ayrı hareket etmesi nedeniyle binanın ara sokağa doğru yattığı ifade edildi. İnşaat mühendisliği açısından maksimum 2,50 santimetre olması gereken zemin oturmasının söz konusu binada 5,92 santimetreye ulaştığı ve yapının statik açıdan ciddi şekilde zorlandığı kayıtlara geçti.






Kendi oturduğu ve dairelerinin bulunduğu binadaki durumu fark eden Halit Erbulut, özel mühendisler getirterek binada inceleme yaptırdı. Yapılan incelemelerde binanın statiğinin tamamen bozulduğu ve yaşanabilecek en ufak bir depremde veya farklı bir sarsıntıda yıkılabileceği tespiti yapıldı. Bunun üzerine Erbulut, inşaata ilk başlayan müteahhite karşı hukuk mücadelesi başlattı. Turgutlu mahkemelerinde görülen davayı kaybeden Erbulut, yılmayarak dosyayı istinafa taşıdı.

"Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım"

Binada yapılacak işlemler için bir sonuç alamadığını belirten Erbulut, "Bu binada yaşıyorum. Binamda zeminden kaynaklı oturmalar oldu. Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım. Ancak çarem kalmadı ve bu binada yaşıyorum. 2011 yılında projesi hazır temeli atılmış ve kolonları dikilmiş bir inşaat durumundan ben devraldım. Binada 8 yıl kadar oturduktan sonra çatlaklar oluşmaya başladı. Biz bunu oturmaya bağlı olduğunu düşündük ancak devam edince tadilat yaptırdık. Ancak tadilat sonrasında da çatlaklar devam etmeye başladı" dedi.

Beşiktaş'ta İETT otobüsüyle iş makinesi çarpıştı:1'i ağır 5 yaralı

İstanbul Beşiktaş'ta seyir halindeki İETT otobüsüyle iş makinesi çarpışması sonucu 1'i ağır 5 kişi yaralandı. Yaralılar hastaneye kaldırılırken, kazayla ilgili inceleme başlatıldı

12.09.2026 12:10:00
İHA
 
Beşiktaş'ta İETT otobüsüyle iş makinesi çarpıştı:1'i ağır 5 yaralı
Beşiktaş'ta İETT otobüsüyle iş makinesi çarpıştı:1'i ağır 5 yaralı
Kaza, saat 09.00 sıralarında Beşiktaş ilçesi Nispetiye Mahallesi Ahmet Adnan Saygun Caddesi üzerinde meydana geldi. Ortaköy istikametine seyreden İETT otobüsüyle iş makinesi çarptı. Kaza sonucu 1'i ağır 5 kişi yaralandı.






Olay yerine polis, itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralılara ilk müdahale olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından yapıldı. Polis ekipleri ise çevrede güvenlik önlemi aldı. 






Müdahalenin ardından yaralılar ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırıldı. Kazaya karışan otobüs çekici yardımıyla olay yerinden kaldırılırken, kazanın sebebine ilişkin inceleme başlatıldı.

Türkiye ve iç güvenlik

Milli Devlet kavramı, yeni dünya düzeninde küçük veya küçültülmüş devletlerden ve dağıtılmış milletlerden bahseden küreselleşme taraftarları için son derece tehlikelidir

12.09.2026 00:01:00
Haber Merkezi
 
Türkiye ve iç güvenlik
Türkiye ve iç güvenlik
Milli Devlet kavramı, yeni dünya düzeninde küçük veya küçültülmüş devletlerden ve dağıtılmış milletlerden bahseden küreselleşme taraftarları için son derece tehlikelidir.

Bu bağlamda milli birlik ve milli bütünlük, ne kadar korktukları iki esas ise; bunlarla ayakta duran "ulus devlet" de o derece globalizmi tehdit eden bir devlet tipidir.

Milli Devlet'in muhafazasında en önemli ve öncelikli unsur, elbette içteki birliğin temin edilebilmesidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti farklı etnik gruplardan vücut bulmuştur.

Ancak gelenekleri, örf ve adetleri, siyaseti, dini, tarihi ve kültürü bir olarak bir medeniyet birikimi ile şekillenen Türk kimliğimiz, tüm etnik grupları bünyesinde toplamış, yekvücut ve tek kimlik haline getirmiştir; bunun adı Türk milletidir.







Artık burada farklılıklardan değil, tek olan bünyenin asla birbirinden kopartılamayacak ehemmiyeti haiz uzuvlarından, başından, elinden ve ayağından bahsedilebilir.

Gelinen bu noktada asırlarca bir arada, bu muazzez topraklar üzerinde yaşamış yüce milletimizin, hepsi eşit haklara sahip kardeşler olan aziz fertlerinin hangi etnik gruba mensup olduğunun bir önemi kalmamıştır.

Bizim kendi içimizde hallettiğimiz bu mesele, günümüzde küresel güçlerin çomak sokmalarının yanı sıra, içeride özellikle AB'ye uyum bahanesiyle adeta zemin hazırlayan basiretsiz politikacıların ve kimi taşeronların gayretleriyle, parçalanmamızın önünü açabilecek hassas bir nokta olarak değerlendirilmekte ve farklı mecralara çekilmektedir.







Bugün hiç alakası olmamasına rağmen, AB uyum çalışmaları adı altında Türkiye'den etnik bölünme ve ayrımcılığın önünü açacak düzenlemelerin talep edilmesi; bizim kendimizden asla ayrı– gayrı görmediğimiz kardeşlerimizin AB Parlamentosu kararlarında hakları korunması gereken azınlıklar olarak tarif edilmesi küresel bölücü yaklaşımın bir uzantısıdır.

Türkiye haricinde hiçbir devlet için AB üyelik müzakereleri şartları arasında yer almayan ve Türkiye dışında hiçbir ülkeden talep edilmeyen azınlıklara ilişkin düzenlemeler, aslında etnik çeşitlilikte birlik ve ahengi yakalamış olan ve bu ahenkle var olan milletimiz içinde karışıklık ortamı yaratmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir.







Görüldüğü gibi iç güvenliğimizin temini konusu, sadece kolluk kuvvetlerimizin vazifesi olmaktan çoktan çıkmıştır. Konu, iç güvenliğimizi tehdit eden ama uluslararası boyutu da olan siyasi bir mahiyet kazanmıştır.

Bu noktada kolluk kuvvetlerimizin dikkatli çalışmalarının yanı sıra, milli birlik, beraberlik ve bütünlüğümüze halel getirecek tuzaklara ve manevralara karşı ayık olmak, tahriklere kapılmamak bir vatan borcu haline gelmiştir.

Devletimizin bekası ve Cumhuriyetimizin teminatı, milli birlik ve beraberliğimizdir; her zaman ve zeminde ifade ettiğimiz gibi sivil–asker ve devlet–millet birliği esastır.

Bu bağlamda bizce asayişin sağlanmasında asıl sorumluluk, güvenlik güçlerimizin değil, bu birlik ve beraberlik şuurunu vatandaşımıza kazandırması gereken siyasilerimizdedir.







Hangi etnik gruptan olursa olsun, her bireyi kucaklayacak, onu dış tahriklere ve toplum mühendisliği oyunlarına karşı uyanık tutacak olan milli şuur ve değerleri muhafaza edecek, asker–sivil birliği ve dayanışmasını temin edecek, devleti ile milletini kenetleyecek bir siyaset anlayışı, bu tür ayrımcılık hareketlerinin önünü kesecek tek yoldur. Asayişin temininin asıl yolu da budur.

İç güvenliğin sağlanmasını engelleyen bir diğer manevra ise dinler arası diyalog çalışmaları ve misyonerlik faaliyetleridir. En az etnik azınlıklar meselesinin gündem edilmesi kadar tehlikeli olan bu konu, dininden edilen vatandaşların Türklüğünü ve kimliğini inkâr noktasına sürükleyerek ayrımcılık ve bölücülüğe itmektedir.

Gayr– ı Müslimlerin her türlü can, mal namus, din ve vicdan emniyetini doya doya yaşadıkları medeniyet tarihimizde olduğu gibi; bugün de bizim, elbette hiç kimsenin dini inancı ile bir sorunumuz yoktur, olamaz.

Ancak 'dinimi anlatıyorum' aldatmacasının arkasında sergilenen "etnik alt kimlikleri kaşıma ve etnik parselasyon" planları, işin sadece din anlatmak olmadığını göstermektedir.







Son dönemde özellikle AB'ye uyum sürecinde, misyonerlik faaliyetleri ile binlerce gencimiz, dinini değiştirmiştir. Bu projenin ikinci adımı ise İslam dininden kopartılan Türk gençlerine, Sen Türk değilsin, aslın Rum'dur veya aslın Ermeni'dir, aslı şudur, aslın budur, şeklindeki bölücü etnik telkindir.

Böylece Türk olmadığına ikna edilen bir vatandaşımızın ise, Anadolu toprakları aslında Türk yurdu değildir, söylemlerine karşı bir tepki vermesi elbette beklenemez.

Can, mal ve namus emniyetinin devlet eliyle temin edilmesi de bir ülkede iç güvenlik vardır, demek için, olmazsa olmaz hususlardır.

Eğer bu temel haklar, devlet tarafından korunamazsa; o zaman her şahıs için, kendi hakkını kendi kurallarına göre koruma yolu açılır ki, bu da huzur ve düzeni bozacak çok sakıncalı bir durumdur. Bu bakımdan Milli Devlet anlayışında, hakların koruyucusu ve teminatı yalnızca devlettir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Firari uluslararası uyuşturucu kaçakçısı İslam Yakut Sarıyer'de yakalandı

İstanbul Emniyeti, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT tarafından yapılan ortak operasyonda "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak" ve "Uyuşturucu Madde Ticareti" suçlarından aranan ve yurtdışında 2 tonluk uyuşturucu madde ticaretinden sorumlu İslam Yakut Sarıyer'de yakalandı

11.09.2026 07:00:00 / Güncelleme: 11.09.2026 11:09:34
İHA
 
Firari uluslararası uyuşturucu kaçakçısı İslam Yakut Sarıyer'de yakalandı
Firari uluslararası uyuşturucu kaçakçısı İslam Yakut Sarıyer'de yakalandı
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce, İstihbarat Şube Müdürlüğü ile müşterek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, MİT Başkanlığı ve EGM Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığının destekleriyle yürütülen çalışmalarda "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak" ve "Uyuşturucu Madde Ticareti" suçlarından aranan İslam Yakut'un yurt içinde ve yurt dışında bulunduğu yerlerden suç faaliyetlerini sürdürdüğü belirlendi.








2 ton uyuşturucudan sorumlu

İslam Yakut'un kriptolu haberleşme sistemleri üzerinden örgüt üyelerine talimat verdiği, liderliğini yaptığı suç örgütü aracılığıyla uluslararası uyuşturucu madde sevkiyatını organize ettiği, yurt içinde ve yurt dışında ele geçirilen toplam 2 ton uyuşturucu maddeden sorumlu olduğu tespit edildi.

Sarıyer'de yakalandı

Yapılan çalışmalar sonucunda şahsın İstanbul'da bulunduğu ve Sarıyer ilçesindeki bir adreste saklandığının belirlenmesi üzerine İslam Yakut dün düzenlenen operasyonda yakalanarak gözaltına alındı. Şahsın saklandığı adreste yapılan aramalarda; İslam Yakut için düzenlenen D.G. adıyla hazırlanan sahte yurtdışı kimlik belgesi ele geçirildi. Konu ile ilgili gerçekleştirilen operasyon kapsamında yürütülen tahkikat işlemleri devam ettiği öğrenildi.









Örgütü 2024 yılında çökertilmişti
 
Öte yandan 2024 yılında suç örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonda, örgütün diğer lideri E.Y. ile birlikte örgüt yönetici ve üyeleri yakalanarak tutuklanmış, suçtan elde edildiği tespit edilen mal varlığı değerlerine el konulmuştu. Emniyet kaynaklarından operasyona yönelik yapılan açıklamada, "2024 yılında gerçekleştirilen operasyonla suç örgütünün faaliyetlerine son verilerek örgüt yapısı çökertilmiş, firari durumda bulunan İslam Yakut isimli şahsın yakalanmasına yönelik çalışmalar aralıksız sürdürülmüştür. Yürütülen çalışmalar neticesinde İslam Yakut isimli şahsın da yakalanmasıyla suç örgütü tamamen etkisiz hale getirilmiştir." ifadelerine yer verildi.İHA

Kurumsal güvenin çöküşü: Polise, yargıya ve meclise inanmamak

Bir ülkede vatandaş polise güvenmiyor, yargının adalet dağıttığına inanmıyor, Meclis’in kendi iradesini temsil ettiğini düşünmüyorsa sorun artık yalnızca tek tek kurumların değil, devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisinin sorunudur

11.09.2026 00:20:00
Yaşar Cebesoy
 
Kurumsal güvenin çöküşü: Polise, yargıya ve meclise inanmamak
Kurumsal güvenin çöküşü: Polise, yargıya ve meclise inanmamak
Bir ülkede vatandaş polise güvenmiyor, yargının adalet dağıttığına inanmıyor, Meclis'in kendi iradesini temsil ettiğini düşünmüyorsa sorun artık yalnızca tek tek kurumların değil, devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisinin sorunudur.

Toplumların ayakta kalmasını sağlayan yalnızca yasalar, kurumlar ve devlet mekanizmaları değildir. Bunların üzerinde daha önemli bir unsur vardır: güven.

Vatandaşın polise başvurduğunda korunacağına, mahkemeye gittiğinde hakkını arayabileceğine, Meclis'e baktığında kendi iradesinin temsil edildiğine inanması gerekir.

Bu güven zedelendiğinde ise ortaya çok daha derin bir toplumsal kriz çıkar.







Polise güven azalırsa ne olur?

Polis, vatandaşın güvenliğinin en temel güvencelerinden biridir. Ancak vatandaşın kolluk kuvvetlerinin herkese eşit davrandığına ilişkin inancı zayıflarsa, insanlar sorunlarını devlet mekanizmaları yerine farklı yollarla çözmeye yönelebilir.

Devletin otoritesi korkuyla değil, hukuka ve adalete dayalı güvenle güçlenir.







Yargıya güven sarsılırsa hukuk yara alır

Bir toplum için en tehlikeli eşiklerden biri yargıya olan güvenin kaybolmasıdır.

Vatandaş "Haklı olsam bile hakkımı alamam" düşüncesine kapılırsa hukuk düzeninin en önemli dayanağı ortadan kalkmaya başlar.

Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve bütün vatandaşlara eşit mesafede olduğu algısı yalnızca hukukçular için değil, toplumun tamamı için hayati önem taşır.

Çünkü adalet duygusu kaybolduğunda, hukuka bağlılık da zayıflar.







Meclis temsil makamıdır

Demokrasinin temel kurumlarından biri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplumdaki karşılığı da büyük önem taşır.

Vatandaş, seçtiği milletvekilinin kendi sorunlarını gündeme getirdiğine, Meclis'in ülkenin gerçek meselelerini tartıştığına ve millet iradesinin burada etkili olduğuna inanmalıdır.

Meclis'in etkisiz olduğu düşüncesinin yaygınlaşması ise seçmenin siyasete ve demokratik süreçlere olan ilgisini ve güvenini aşındırabilir.







Asıl tehlike: "Hiçbir kuruma güvenmiyorum"

Polise, yargıya veya Meclis'e yönelik eleştiriler tek başına demokratik bir sorun değildir. Aksine, demokratik toplumlarda kurumların eleştirilmesi doğaldır.

Asıl tehlike, kurumların tamamına yönelik ortak bir güvensizlik duygusunun yerleşmesidir.

Vatandaşın zihninde "Polise güvenemem, mahkemeden adalet bekleyemem, Meclis de beni temsil etmiyor" düşüncesi kökleşirse, devlet ile vatandaş arasındaki bağ zayıflar.

Bu nedenle mesele yalnızca kurumların itibarını korumak değildir.

Mesele, vatandaşın yeniden adalete, hukuka ve devletin kurumlarına güvenmesini sağlamaktır.

Çünkü devletin en güçlü dayanağı yalnızca sahip olduğu yetki değil, vatandaşının duyduğu güvendir.

7 kişinin öldüğü yangın davasında 2 zabıta müdür vekili tutuklandı, 4 kamu görevlisi tahliye edildi

Kocaeli'de kozmetik fabrikasında 7 kişinin hayatını kaybettiği yangına ilişkin davanın 4'üncü duruşmasında ara karar verildi. Mahkeme heyeti, 2 zabıta müdür vekilinin tutuklanmasına, 4 kamu görevlisinin ise adli kontrol ve yurt dışına çıkış yasağıyla tahliye edilmesine hükmetti. Diğer 6 tutuklu sanığın mevcut durumunun devamına karar vererek duruşmayı erteledi

10.09.2026 12:03:00
İHA
 
7 kişinin öldüğü yangın davasında 2 zabıta müdür vekili tutuklandı, 4 kamu görevlisi tahliye edildi
7 kişinin öldüğü yangın davasında 2 zabıta müdür vekili tutuklandı, 4 kamu görevlisi tahliye edildi
Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 4'üncü celsesi, Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'nde yapıldı. Şirket ve belediye yetkililerinin de aralarında bulunduğu 10'u tutuklu, 1'i firari toplam 23 sanığın yargılandığı duruşmaya tutuklu sanıkların yanı sıra bazı tutuksuz sanıklar, müştekiler ve taraf avukatları katıldı. Fabrika sahipleri ve yöneticilerinin de yargılandığı dosyada sanıkların savunmaları alındı. Yakınlarını kaybeden aileler, tüm sanıklardan şikayetçi oldu.






2 kişi tutuklandı, 4 kişi serbest kaldı

Alınan savunma ve ifadelerin ardından mahkeme heyeti kararını açıkladı. Mahkeme, Zabıta Müdür Vekili N.B. ile eski Zabıta Müdür Vekili C.T.'nin tutuklanmasına karar verdi. Heyet, eski Yapı Kontrol Müdürü C.S., eski Yapı Kontrol Müdür Vekili S.S., dönemin İmar ve Şehircilik Müdürü ve Belediye Başkan Yardımcısı H.S. ile Yapı Kontrol Müdürü M.T.'nin adli kontrol ve yurt dışına çıkış yasağı şartıyla tahliye edilmesine hükmetti.

Diğer sanıklar; Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı N.T., İsmail Oransal, Altay Ali Oransal, Ali Osman Akat, Gökberk Güngör, Abdurrahman B.'nin tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 3 Kasım'a erteledi.









7 kamu görevlisine 22 yıl 6 aya kadar hapis talebi

Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, eski İmar ve Şehircilik Müdürü H.Ö., eski Yapı Kontrol Müdürü C.S., Yapı Kontrol Müdürleri S.S. ve M.T., Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı N.T., eski Zabıta Müdürü C.T. ile Zabıta Müdür Vekili N.B. hakkında "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma" suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edilmişti.








Olayın geçmişi

Dilovası ilçesi Mimar Sinan Mahallesi'ndeki Ravive isimli kozmetik dolum tesisinde 8 Kasım 2025'te yangın çıkmıştı. Yangında çalışanlardan Hanım Gülek (65), Esma Gikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ve Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmiş, 6 kişi yaralanmıştı. Fabrika sahiplerinden Kurtuluş Oransal ise tutuklu bulunduğu cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonrası kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.









İddianamede Ravive Kozmetik yetkilileri İsmail Oransal ile ağabeyi Altay Ali Oransal, ortak üretim yaptığı öne sürülen LYKEE Kozmetik firmasının yetkilileri Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör hakkında "olası kastla öldürme" suçundan 7'şer kez müebbet, "nitelikli mala zarar verme" suçundan ise 3'er kez 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.

Fabrikaya iş sağlığı ve güvenliği hizmeti veren firmanın işletmecisi firari Ümit Ç., sorumlu müdürü Ünal A., iş güvenliği uzmanları Muhammet D. ile Seyfullah Ç., fabrika binasının eski sahibi Güven D. ile binayı satın alan şirketin yetkilileri Caner Özgür Y., Özcan Y. ve Özkan Y.'nin "bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma" suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları istenmişti. Ali Osman Akat, Onay Y., Ömer A. ve Abdurrahman B. hakkında ise "suçluyu kayırma" suçundan 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.

Kazaya sebebiyet verdi, yaralı sürücüyü bırakıp kaçtı

Dönüş yapmak isteyen otomobile çarpmamak için manevra yapan motosiklet sürücüsü devrilerek sürüklendi. Kazaya sebebiyet veren otomobil sürücüsü ise olay yerinden kaçtı

10.09.2026 11:01:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kazaya sebebiyet verdi, yaralı sürücüyü bırakıp kaçtı
Kazaya sebebiyet verdi, yaralı sürücüyü bırakıp kaçtı
Antalya'nın Manavgat ilçesinde dönüş yapmak isteyen otomobile çarpmamak için manevra yapan motosiklet sürücüsü devrilerek sürüklendi. Kazaya sebebiyet veren otomobil sürücüsü ise yaralı sürücüye yardım etmek yerine olay yerinden uzaklaştı.






Kaza, Manavgat ilçesi Örnek Mahallesi 1525 Sokak'ta meydana geldi.

Şükrü Sözen Köprüsü istikametine seyir halindeki Mesut K.'nın kullandığı 07 LJB 75 plakalı motosiklet yasak olmasına rağmen 1057 Sokak istikametine dönüş yapmak için sola manevra yapan sürücüsü tespit edilemeyen 07 JG 147 plakalı otomobile çarpmamak için manevra yaptı. Motosikletin kontrolünü kaybeden Mesut K. devrilerek sürüklenmeye başladı.







Yardım etmek yerine yoluna devam etti

Güvenlik kamerasına yansıyan kazanın ardından kazaya sebebiyet veren otomobil sürücüsü kısa süre duraklamanın ardından yaralı motosiklet sürücüsüne yardım etmek yerine ambulans ve trafik ekibini beklemeksizin olay yerinden ayrıldı. Kazada yaralanan motosiklet sürücüsü 112 sağlık ekiplerinin olay yerindeki müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı.








Kazanın ardından olay yerini terk eden otomobilin sürücüsünün belirlenmesi için emniyet güçleri tarafından çalışma başlatıldı.

Antalya'da 15 katlı binada can pazarı

Antalya'da 15 katlı binanın dış cephesini boyayan iki işçi, iskele halatının boşalması sonucu 13'üncü katta asılı kaldı. Emniyet halatları sayesinde ölümden dönen işçiler, kendi imkanlarıyla dairenin balkonuna girdi

09.09.2026 14:17:00
İHA
 
Antalya'da 15 katlı binada can pazarı
Antalya'da 15 katlı binada can pazarı
Olay, dün öğle saatlerinde Muratpaşa ilçesi Meltem Mahallesi Dumlupınar Bulvarı üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, isimleri öğrenilemeyen iki işçi 15 katlı binanın dış cephesinde boyama yaptığı sırada iskele henüz belirlenemeyen bir nedenle düşmeye başladı. Bu sırada iki işçi emniyet kemerlerinden halatlara tutulu vaziyette asılı kaldı. Büyük bir tehlike atlatan işçiler, kendi imkanlarıyla 13'üncü kattaki dairenin balkonuna girdiler. İskele ise apartmanın dördüncü katındaki klima ve balkon demirlerine takılı vaziyette durdu.






İhbar üzerine olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi. Adrese gelen ekipler, işçilerin güvenli bölgede olduğunu görünce, bina etrafında şeritlerle güvenli alan oluşturdu.

Dairede oturanların olmaması nedeniyle bir süre balkonda bekleyen işçiler, ardından ev sahibinin gelmesi sonrası aşağı indi. İşçilerin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.








"Çok korktum"

Olayın görgü tanıklarından Gülefer Anlak, "Yemek yemeye geliyordum. Karşı yoldan geçip kaldırımın dibine ulaştığımız sırada apartmandan iskeleler yuvarlandı. Bir baktım, iki beyefendi asılı halde kalmış. O anda çok korktum. Yanımdan geçen, yandaki inşaatta çalıştığını öğrendiğim beyefendiye, 'Lütfen hemen yardım çağırın' dedim. O da bana, 'Abla, bu iskelenin böyle olması ikinci kez oluyor' dedi. Ben de 'Neden aynı iskeleyi tekrar tekrar kullanıyorlar' İnsanların canı bu kadar mı değersiz' diye tepki gösterdim. Çok üzüldüm. Allah'tan canları kurtuldu. İtfaiye çağrıldı, şimdi müdahale ediliyor" dedi.




















Mersin'de orman yangını: Alevler rüzgarın etkisiyle yayılıyor

Mersin'in Bozyazı ilçesinde çıkan ve rüzgarın etkisiyle büyüyen orman yangınına ekiplerin havadan ve karadan müdahalesi sürüyor

08.09.2026 13:46:00
İHA
 
Mersin'de orman yangını: Alevler rüzgarın etkisiyle yayılıyor
Mersin'de orman yangını: Alevler rüzgarın etkisiyle yayılıyor
Edinilen bilgiye göre, Tekeli Mahallesi Akdam mevkisinde, seraların bulunduğu alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.






Alevler, rüzgarın da etkisiyle kısa sürede çevredeki ormanlık alana yayıldı. İhbar üzerine bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ve itfaiye ekipleri sevk edildi.








Yangına havadan ve karadan müdahale edilirken, ekiplerin alevleri kontrol altına alma çalışmaları devam ediyor.













2 milyon 296 bin adet uyuşturucu hap ele geçirildi

Mersin'de polis ekiplerince kapı kilidi kesilerek girilen adreste 2 milyon 296 bin 336 adet sentetik hap ele geçirildi. Olaya ilişkin 4 şüpheli yakalandı

07.09.2026 11:56:00
İHA
 
2 milyon 296 bin adet uyuşturucu hap ele geçirildi
2 milyon 296 bin adet uyuşturucu hap ele geçirildi
Alınan bilgiye göre, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi ekiplerince yüklü miktarda uyuşturucu madde bulunduğu değerlendirilen merkez Yenişehir ilçesi Batıkent Mahallesi'nde paravan olarak kullanılan dükkan tespit edildi.








Operasyon için harekete geçen polis ekipleri kapı kilidi kesilerek girilen iş yerinde 97 adet koli içerisinde 2 milyon 296 bin 336 adet sentetik ecza hapı ele geçirdi. Operasyonda aralarında hırsızlık, yaralama gibi çeşitli suç kayıtları olan şüphelilerin de bulunduğu K.S., İ.A., H.S. ve K.K. yakalanarak gözaltına alındı. 






Emniyete götürülen 4 şüphelinin uyuşturucu ticaretinden ifadelerinin alınıp adliyeye sevk edileceği öğrenildi.

Operasyonla ilgili soruşturma sürüyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.