logo
29 HAZİRAN 2026

Siyasette bir tehdit nasıl inşa edilir?

Siyaset sahnesinde bazı konular vardır ki, bir gün normal bir dille tartışılırken ertesi gün birden herkesin sesini alçaltarak konuştuğu bir "beka" meselesine dönüşüverir

28.06.2026 09:01:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Siyasette bir tehdit nasıl inşa edilir?
Siyasette bir tehdit nasıl inşa edilir?
Siyaset sahnesinde bazı konular vardır ki, bir gün normal bir dille tartışılırken ertesi gün birden herkesin sesini alçaltarak konuştuğu bir "beka" meselesine dönüşüverir.

İşte uluslararası ilişkilerde buna Güvenlikleştirme Teorisi deniliyor. Bir şeyin tehdit olması onun doğasından değil, siyasi elitlerin onu, bize nasıl sunduğundan ve bizim bu korkuyu ne kadar satın aldığımızdan kaynaklanır.

Peki, sabah kahvemizi içerken gazetede gördüğümüz sıradan bir gündem maddesi, nasıl oluyor da akşam ana haber bülteninde "beka sorunu" haline geliyor?







Adım Adım Güvenlikleştirme Fabrikası

Bir konunun sıradan siyasetin şeffaf ve tartışmalı zemininden koparılıp, "dokunulmaz" bir güvenlik meselesi haline getirilmesi tam bir mühendislik işidir. Süreç genelde şöyle işler:

1. Sahneye Çıkış: Siyasi liderler, elitler veya güçlü medya organları mikrofonu eline alır. Belirli bir konuyu (bu mülteci akını olabilir, bir iklim krizi, hatta ekonomik gidişat olabilir) varoluşsal bir tehdit olarak ilan eder. Dilbilimdeki ifadesiyle burada sadece bir durum tarifi yapılmaz; kelimelerle yeni bir korku duvarı inşa edilir.







2. "Eğer Şimdi Adım Atmazsak..." Söylemi: Tehdit öyle bir sunulur ki, toplumda "Son çıkıştan önceki köprüdeyiz" algısı yaratılır. Referans nesnesi (yani korunması gereken değer; devlet, kültür veya ekonomi) büyük bir uçurumun kenarındaymış gibi gösterilir.

3. Seyircinin İknası: İşte en kritik eşik burası. Bir liderin tek başına "Bu bir tehdittir!" diye bağırması yetmez. Hedef kitlenin (yani bizlerin, kamuoyunun veya meclisin) bu korkuyu satın alması gerekir. Toplum "Evet, gerçekten tehlikedeyiz" dediği an, güvenlikleştirme hamlesi başarıya ulaşmış demektir.

4. Olağanüstü Önlemler ve Kuralların Askıya Alınması: Kitleler ikna olduktan sonra oyunun kuralları değişir. Normal şartlarda demokratik süreçlerde asla kabul görmeyecek olan özgürlük kısıtlamaları, devasa bütçe harcamaları ya da sert yasal düzenlemeler "acil durum" bahanesiyle bir gecede yürürlüğe girer. Çünkü artık mesele siyaset değil, hayatta kalma meselesidir.







Güvenlikleştirmenin Madalyonunun İki Yüzü

Bu teori bize küresel ve yerel siyaseti okurken muazzam bir büyüteç sunuyor. 11 Eylül sonrası tüm dünyada sivil özgürlüklerin "terörle mücadele" adı altında tırpanlanmasını ya da pandemi döneminde sağlık krizinin bir güvenlik bürokrasisine dönüşüp sokağa çıkma yasaklarını meşrulaştırmasını hatırlayın.







Meselenin Özü: Güvenlik nesnel bir gerçeklikten ziyade, subjektif bir kurgudur. Bir konuyu güvenlikleştirmek, aslında o konuyu halkın özgürce tartışmasına kapatmak ve "Soru sormayı bırakın, çünkü şu an beka mücadelesi veriyoruz" demektir.






Evet, devletlerin kriz anlarında hızlı refleks göstermesini sağlar ama madalyonun diğer yüzünde demokratik denetimin felç olması ve otoriterleşmeye kapı aralanması riski vardır. Tam da bu yüzden teorinin mimarları, asıl başarının bir konuyu güvenlikleştirmek değil; aksine o konuyu yeniden normal, konuşulabilir, eleştirilebilir siyasi alana çekmek (yani güvensizleştirmek) olduğunu savunur.

Hukuk sustuğunda sokak konuşur

Bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimento, şüphesiz ki hukuk sistemine duyulan güvendir

28.06.2026 10:29:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Hukuk sustuğunda sokak konuşur
Hukuk sustuğunda sokak konuşur
Bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimento, şüphesiz ki hukuk sistemine duyulan güvendir.

Ancak son dönemde kamuoyunun adalet sistemine olan inancında ciddi bir kırılma yaşandığını görüyoruz. Bireylerin hukukun kendilerini koruduğuna, suçluyu cezalandırdığına ve mağdurun hakkını teslim ettiğine dair inancı zayıfladığında, toplumlar çok tehlikeli bir eşiğe sürükleniyor: Kendi adaletini arama ve ihkak-ı hak eğilimi.

Peki, bir toplum nasıl olur da kurumsal adaletten umudunu kesip kendi adaletini uygulama noktasına gelir? Gelin, bu tehlikeli dönüşümün anatomisine birlikte bakalım.







Adım Adım Güven Kaybı: Kurumsal Çöküşten Sosyal Kaosa

Adalet sistemine güvenin kaybolması bir gecede gerçekleşmez. Bu, bir dizi sistemik tıkanıklığın ve çaresizlik hissinin üst üste binmesiyle oluşan kronik bir süreçtir:

1. Cezasızlık Algısı ve Geciken Kararlar: "Geç gelen adalet, adalet değildir" sözünün somutlaştığı aşamadır bu. Yıllar süren davalar, infaz yasalarındaki boşluklar veya denetimli serbestlik sınırlarının esnekliği nedeniyle suçluların sokakta rahatça gezmesi, kamuoyunda "Suç işleyen cezasız kalıyor" algısını kökleştirir.

2. Hukuki Yalnızlık ve Çaresizlik Hissi: Mağdurun, devletin koruyucu zırhından mahrum kaldığını hissettiği andır. Birey, maruz kaldığı haksızlık veya şiddet karşısında yasal mekanizmaların işlevsiz kaldığını gördüğünde, kurumsal yapılardan psikolojik olarak kopar ve derin bir çaresizlik hissine kapılır.







3. Sosyal Medya Adaleti ve Dijital Mahkemeler: Geleneksel mahkemelerden umudunu kesen kitleler, davaları sosyal medya platformlarına taşır. Hashtag'ler vasıtasıyla "dijital mahkemeler" kurulur, sanıklar daha hakim karşısına çıkmadan toplum vicdanında mahkum edilir. Sosyal medyanın baskısıyla açılan soruşturmalar veya değişen kararlar, adalet sisteminin bağımsızlığına indirilen en büyük darbelerden biri olur.

4. Bireysel Adalet ve İhkak-ı Hak: Sürecin en karanlık noktasıdır. Devletin şiddet kullanma tekelini ve yargı yetkisini kaybettiği algısı yerleştiğinde, bireyler veya gruplar kendi adaletlerini kendileri sağlamaya kalkışır. Sokak kavgalarının infaza dönüşmesi, linç girişimleri, mafyatik yapılardan medet umma ve bireysel silahlanma bu aşamada tırmanışa geçer.







Orman Kanununa Dönüş Riski

Sosyologlar ve hukukçular, adalete inancın kaybolduğu bir toplumun "hukuk devleti" vasfını yitirerek hızlıca bir "orman kanunu" ortamına gerileyeceği konusunda hemfikir. Hukuk sisteminin işlevini yitirmesi, suç oranlarını artırmakla kalmaz; aynı zamanda ticari hayatı, yatırımları ve en önemlisi toplumsal barışı da felç eder. Kimsenin yarınından emin olmadığı bir iklimde, en temel insani güven duygusu yok olur.







Meselenin Özü: Adalet, yalnızca suçlunun cezalandırılması değil, toplumun vicdanen tatmin edilmesidir. Vicdanların kurumsal yollarla teskin edilmediği her boşluk, bireysel öfke, intikam duygusu ve kontrolsüz şiddet tarafından doldurulmaya mahkumdur.






Bu tehlikeli gidişatın durdurulmasının tek yolu; yargı bağımsızlığının koşulsuz şartsız güvence altına alınması, infaz sisteminin caydırıcı hale getirilmesi ve hukukun "güçlünün kalkanı" değil, "haklının kılıcı" olduğunun topluma yeniden uygulamalarla kanıtlanmasıdır.

Unutkan damatlar bu tarihi seçti: Evlendirme daireleri doldu taştı

Sivas'ta evlilik tarihlerini unutulmaz kılmak isteyen çiftler, nikah töreni için takvimlerin dikkat çeken tarihi 26.06.2026'yı tercih etti. Unutkan damatların özel gün tercihi, evlendirme dairelerinde yoğunluk oluşturdu

26.06.2026 13:02:00 / Güncelleme: 26.06.2026 13:06:24
İHA
 
Unutkan damatlar bu tarihi seçti: Evlendirme daireleri doldu taştı
Unutkan damatlar bu tarihi seçti: Evlendirme daireleri doldu taştı
Sivas'ta hayatlarını birleştirmek isteyen çiftler, dikkat çeken tarih olan '26.06.2026' gününde nikâhlarını kıydırmak için Sivas Belediyesi Evlendirme Dairesi'ne akın etti. Akılda kalıcı olması nedeniyle yoğun ilgi gören özel tarih, nikah salonunda yoğunluğa neden oldu. Evlilik tarihlerini unutulmaz hale getirmek isteyen çiftler, özel günlerini anlamlı bir tarihle taçlandırmak için aylar öncesinden rezervasyon yaptırdı. Düğün ve nikâh hazırlıklarını bu tarihe göre planlayan çiftler, günün oluşturduğu görsel uyumun yanı sıra akılda kalıcılığını da önemli bir tercih sebebi olarak gösterdi.






Resmi nikahı kıyılan Lokman Yağmur, "Özel bir gün olmasını istedik. Unutmamak adına belli bir tarih olsun diye karar verdik. Bu sebeple bu tarihi seçtik. Özel bir tarih olduğu için yoğunluk vardı. İnsanlar da bizim gibi düşünüp bu tarihi seçmişler" dedi.









Özel anlar için özel tarihleri seçtiler

Evlilik sürecindeki bütün adımları için özel tarihler seçtiğini ifade eden damat Taha Çotul, "Bu günü seçmemizin sebebi, bu süreçte her anımızın özel bir gün olması. 14 Şubat'ta nişanlandık, 1 Ocak'ta evlenme teklifi ettim. Düğünümüzü de 4 Eylül Sivas Kongresi tarihinde yapacağız. Bütün özel günleri dolduruyoruz. Bugün de özel bir gün olsun istedik. Hem o günlerden biri olsun hem de unutmamak için bu tarihi seçtik" diye konuştu.








"Eşimin böyle önemli tarihleri unutacağını düşünmüyorum"

Gelin Merve Çotul ise, "Hatırda kalır bir tarih olsun istedik. Çabuk unutulan bir tarih olmasın diye düşündük. Denk geldi, güzel oldu. Özel bir gün olduğu için güzel bir yoğunluk da var. Ben eşimin böyle önemli tarihleri unutacağını düşünmüyorum" şeklinde konuştu.




















logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.