Ne günlere kaldık yarabbi!
Kadim Türk devleti ve milleti, tarihinde hiç olmadığı kadar içeriden ve dışarıdan amansız ve acımasızca hırpalanıyor ve de dayak yiyor.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulus devlet yapısı, küresel planların gerçekleştirilmesi açısından hedef haline getirilmiştir.
100 yıllık bir planın parçası ve devamı olan Türk milletinden intikam alma ve son darbeyi indirme projesi, ne hazindir ki bugün siyaset eliyle yapılmaktadır!
Elbette tek hedef Türkiye değildir, ancak biz kendi ülkemize bakıyoruz.
Küresel ölçekte hedeflenen ve bu amaçla hazırlanan 100 yıllık sinsi projenin adı, 'Tek dünya devleti'dir.
Özellikle bu mevzuya dair ayrıntılı yazılar yazmış ve aziz milletimizi bilgilendirmeye çalışmıştık.
Tek dünya devleti projesi üzerinde titiz çalışmalar yapan küresel tasarımcılar, Çin ve Rusya hariç bütün dünya ülkelerinde iktidar ve muhalefeti dizayn etme konusunda başat rol oynamaktadır.
Türkiye ise 1939'dan bu tarafa, bu projenin gerçekleştirilmesi için küresel tasarımcıların emrine girmiştir.
'Tek dünya devleti'nden kasıt, ABD imparatorluğudur.
Bu hususta ihanet içinde olan bazı Türk aydınlarına, birçok kitaplar yazdırılmıştır.
Ömer Fevzi Mardin ve Ahmet Emin Yalman gibi mesela.
Bu isimlere öyle eserler yazdırmışlar ki, düşmanı mumla aratacak cinsten.
Birisi dünyada tek bir dinin olması için karma bir din uydurma çabası içinde olurken, diğeri ise dünyadaki tüm kaynakların tek bir dünya devletine dönüşecek ABD'ye bırakılması için zemin hazırlamıştır.
Tüm kaynakların tek bir devlet tarafından işletilmesi, tek bir güvenlik gücünün olması, tek bir inanç sisteminin oluşturulması gibi çabalar, Atatürk döneminden bu tarafa aralıksız sürdürülmektedir.
Ancak ne var ki devletimizin kurucusu ulu önder Atatürk, tüm bu emperyal tuzakları anında fark etmiş ve yaşadığı dönemde hepsini akamete uğratmış, eşsiz bir dahi idi.
Ve aynı zamanda Atatürk sadece kendi yaşadığı dönemi için değil, Türk yurdunun kıyamet sabahına kadar emniyette olması için sarsılmaz bir miras bırakmıştır.
Bu miras, Cumhuriyettir, Atatürk ilke ve devrimleridir, akıl ve bilimdir.
Bugün bu ilke ve devrimlerden neredeyse eser kalmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti artık tam bağımsız bir ülke olmaktan çok uzaklaşmıştır.
Milletinden talimat alan değil, küresel odaklardan emir alarak yönetilen bir ülke konumundadır.
Milletimizin ve devletimizin bekası değil, küresel müesses nizamcıların bekası öncelenmiş ve önem kazanmıştır!
Milletimize soruyor ve şikâyet ediyorum:
Bu tercihi yapanların, neden bu yolu izlemek zorunda kaldıklarının çok iyi analiz edilmesi gerekmez mi?
Bu projeyi hayata geçirmek için o kadar karmaşık denklemler devreye konulmaktadır ki, sıradan bir insanın bu oyunu fark etmesi asla mümkün değildir.
Adamlar bu oyunu o kadar kusursuz oynuyor ki, kimse kimseden şüphelenmiyor.
Aslına bakılırsa iktidar da bu oyunun bir parçası muhalefette.
Millet diyerek, memleket diyerek öyle kıvamına uygun ve nabızlara göre şerbet veriliyor ki, oyunun parçası olanı kurtarıcı ve kahraman olarak bağrına basıyor ve sırtında taşıyorsun ey milletim!
Birde şu Selahattin Demirtaş meselesi var.
Önce terörist başı Öcalan, şimdide Selahattin Bey küresel oyundan rol kapma peşinde.
Demirtaş tutuklu bulunduğu cezaevinden çözüm sürecinin artık soyut değerlendirmelerle ilerleyemeyeceğini belirterek somut, görünür ve uygulanabilir adımların atılması gerektiğini söylüyor.
Demirtaş tutuklu olarak bulunduğu cezaevinden hiç çekinmeden ve ne demek istediğini açıkça ifade ediyor.
Demirtaş, sözde 'Kürt meselesinin' önemli başlıklarından birinin, anadil ve kimlik olduğunu hiç çekinmeden ifade ediyor.
Ne demek ana dil, ne demek kimlik sorunu?
Sen Türkçe bilmiyor ve konuşamıyor musun Bey Efendi?
Hangi DEM'li Milletvekili Türkçe konuşurken takılıyor kekeme konuşuyor?
Herkesten daha düzgün bir Türkçe ile konuşuyorlar.
Ne demek Türkçeden başka bir dilin ana dil olması?
Kimlik sorunu ne demek Beyefendi?
Sen kendini ne olarak görüyorsun uzaylı mı?
Anayasa'da kimlik tanımı çok net ve anlaşılır değil midir?
Anayasa Madde 66 ve 42…
SEVR'ci akıl babalarınızın sizden istediği ev ödevi, tam olarak bu maddelerin iptali değil midir?
Önce ana dil, sonra kimlik tanımında değişiklik ve finalde ayrı bir federal devlet!
Bu lafları sana kimlerin söylettiğini bilmiyor muyuz sanıyorsun?
Demirtaş, bir Kürt annenin Meclis Komisyonu'nda Kürtçe konuşamamasını ve bir Kürt gazetecinin üzerinde Kürtçe yazı bulunan çantasıyla Meclis'e alınmamasını eleştirerek, bu tür uygulamaların sürecin ruhuyla bağdaşmadığını söylüyor.
Meclise gelen anne, hepimizin annesidir.
Bu anneleri daha ne kadar istismar edeceksiniz?
Demirtaş, Kürt-Türk ilişkilerinin bölgesel ölçekte yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade ediyor.
Ne demek Kürt-Türk ilişkisi?
Kürt diye ayrı bir millet ve devlet mi var?
1921 Anayasa'nı sürekli gündeme getiriyor ve buradan ayrı bir Kürt ulusu yaratma hevesinizi sürekli canlı tutmaya çalışıyorsunuz.
Çok biliyorsunuz ya 1921 Anayasası'nı.
O Anayasa'da Atatürk'ün "Muhtariyet" olarak ifade ettiği sözden, ayrı bir özerk yapı inşa etmeye çalışıyor olmanız tam bir zırvalık ve cehalet örneğidir.
Mustafa Kemal Atatürk Eskişehir gezisi sırasında kendisine yöneltilen bir soru üzerine 1921 Anayasa'sına atıfta bulunarak, Muhtariyet ifadesini telaffuz etmiş ve bundan neyi kastettiğini net cümlelerle açıklamıştı.
Muhtariyet demek, bütün illerdeki belediyelerde var olan Belediye Meclisleri demektir.
Burada kastedilen bir bölge değil, tüm yurt sathıdır.
Bu Meclislerde alınacak kararların hiçbir şekilde genel idari hükümleri içermeyeceği ve sadece yerel yönetimlerin kendi işlevselliğini artırmaya yarayacağını açıkça beyan etmişti Atatürk.
Yani söz konusu Muhtariyet ifadesinden belli bir bölgeye imtiyaz verilmesi gibi yanlış bir anlam çıkartılması, son derece hatalı ve kasıtlıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, tüm illerde ve belediyelerde kurulması ve işlevselleştirilmesini arzu ettiği yapının, İl Genel Meclisi veya Belediye Meclisi gibi yapılar olacağına işaret etmiştir.
Dolayısıyla 1921 Anayasası'nı sürekli referans vererek amaçlanan emellere ulaşmaya çalışmak, imkansızdır ve olanak dışıdır.
Bir diğer hususta şudur.
Türkiye'ye küresel ölçekte dayatılan federasyon sistemi, ilk defa Kenan Evren tarafından açıkça ve yükse sesle dile getirilmişti.
1980 askeri darbesinin perde arkasında, küresel amaçlara hizmet edecek iki çok önemli husus yer almıştı.
Birincisi 24 Ocak ekonomik kararları, ikincisi ise siyasal İslamcı partilerin önünün açılmasıyla Türkiye'nin federatif bir yapıya doğru sürüklemesiydi.
Birisinde başarılı oldular, şimdi ise kapanışı yapmak istiyorlar.
24 Ocak ekonomik kararlarla Türkiye liberal ekonomiye geçiş yaparak, serbest piyasa ekonomisini kabul etmişti.
Diğer yandan, siyasal İslamcı partilerin önünün açılması işlemi kusursuz bir şekilde yürütüldü ve sonuç alındı.
Tek dünya devleti projesi için, mutlaka ulus devletlerin tasfiyesine ve federatif yapılara geçilmesine ihtiyaç vardı.
Bunun için Osmanlıcılık görüşünün benimsetilmesi, çok elzem bir konuydu.
Planlanan asıl gerçek ise, Osmanlı'da olduğu gibi çok uluslu ve hukuklu bir yapıya ulaşılmasıydı.
Böyle olunca ne olacaktı?
Tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi az sayıda ki azınlık unsurlara ve yapay olarak oluşturulan etnik kesimlere çok geniş imtiyazlar sağlanmış olacak.
Türkiye Cumhuriyeti devletine elveda denilecekti.
İşte şimdi yaşadığımız ve provası yapılan tüm ön hazırlıklar, Türklerin bir daha belini doğrultamayacağı ve millet olma vasfını kaybedeceği cehennem senaryosuydu!
Peki, çare ve çözüm yok mudur?
Elbette vardır ve umutsuz olmaya hiç gerek yoktur.
Öncelikle milli birlik ve beraberliğimizin her zamankinden daha sağlam hale getirilmesi şarttır ve esastır.
Atatürk ilke ve devrimlerini benimseyen vatansever tüm partilerin tek cephede birleşmesinden başka çıkar yol ve çare yoktur.
Bu geniş mutabakatın iktidara karşı meydan okumak için oluşturulmuş bir cephe algısından ziyade, dış dünyaya karşı verilmesi gerek güçlü bir mesaj olarak okunması, çok daha mantıklı ve akıllıca bir yaklaşım tarzı olacaktır.
Mesele, Türkiye olmalıdır.
Hedeflenen tasarım; Atatürk ilke ve devrimlerine doğru, amasız fakatsız geri dönüş olmalıdır.
Liderlerin, en iyisini ben bilirim gibi kibirli ve üstten bakan tavırlı yaklaşımlardan, mutlaka uzak durmaları gerekmektedir.
En iyisini bilen, Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Liderlerin hizmetinde olması gereken 87 milyonun tamamı, danışman gibi görülmeli ve görüşleri alınmalıdır.
Millet yoksa siz kimi yöneteceksiniz?
Bu hatırlatmalardan sonra son sözüm şudur.
Bu aziz milleti kıyamet sabahına kadar, bir eli yağda bir eli balda yaşatacak bir iktisat modeli, bu toprakların bağrından yetişen Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulmuştur.
Yeter ki milletimiz istesin ve adresi şaşırmasın.
Kadim Türk devleti ve milleti, tarihinde hiç olmadığı kadar içeriden ve dışarıdan amansız ve acımasızca hırpalanıyor ve de dayak yiyor.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulus devlet yapısı, küresel planların gerçekleştirilmesi açısından hedef haline getirilmiştir.
100 yıllık bir planın parçası ve devamı olan Türk milletinden intikam alma ve son darbeyi indirme projesi, ne hazindir ki bugün siyaset eliyle yapılmaktadır!
Elbette tek hedef Türkiye değildir, ancak biz kendi ülkemize bakıyoruz.
Küresel ölçekte hedeflenen ve bu amaçla hazırlanan 100 yıllık sinsi projenin adı, 'Tek dünya devleti'dir.
Özellikle bu mevzuya dair ayrıntılı yazılar yazmış ve aziz milletimizi bilgilendirmeye çalışmıştık.
Tek dünya devleti projesi üzerinde titiz çalışmalar yapan küresel tasarımcılar, Çin ve Rusya hariç bütün dünya ülkelerinde iktidar ve muhalefeti dizayn etme konusunda başat rol oynamaktadır.
Türkiye ise 1939'dan bu tarafa, bu projenin gerçekleştirilmesi için küresel tasarımcıların emrine girmiştir.
'Tek dünya devleti'nden kasıt, ABD imparatorluğudur.
Bu hususta ihanet içinde olan bazı Türk aydınlarına, birçok kitaplar yazdırılmıştır.
Ömer Fevzi Mardin ve Ahmet Emin Yalman gibi mesela.
Bu isimlere öyle eserler yazdırmışlar ki, düşmanı mumla aratacak cinsten.
Birisi dünyada tek bir dinin olması için karma bir din uydurma çabası içinde olurken, diğeri ise dünyadaki tüm kaynakların tek bir dünya devletine dönüşecek ABD'ye bırakılması için zemin hazırlamıştır.
Tüm kaynakların tek bir devlet tarafından işletilmesi, tek bir güvenlik gücünün olması, tek bir inanç sisteminin oluşturulması gibi çabalar, Atatürk döneminden bu tarafa aralıksız sürdürülmektedir.
Ancak ne var ki devletimizin kurucusu ulu önder Atatürk, tüm bu emperyal tuzakları anında fark etmiş ve yaşadığı dönemde hepsini akamete uğratmış, eşsiz bir dahi idi.
Ve aynı zamanda Atatürk sadece kendi yaşadığı dönemi için değil, Türk yurdunun kıyamet sabahına kadar emniyette olması için sarsılmaz bir miras bırakmıştır.
Bu miras, Cumhuriyettir, Atatürk ilke ve devrimleridir, akıl ve bilimdir.
Bugün bu ilke ve devrimlerden neredeyse eser kalmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti artık tam bağımsız bir ülke olmaktan çok uzaklaşmıştır.
Milletinden talimat alan değil, küresel odaklardan emir alarak yönetilen bir ülke konumundadır.
Milletimizin ve devletimizin bekası değil, küresel müesses nizamcıların bekası öncelenmiş ve önem kazanmıştır!
Milletimize soruyor ve şikâyet ediyorum:
Bu tercihi yapanların, neden bu yolu izlemek zorunda kaldıklarının çok iyi analiz edilmesi gerekmez mi?
Bu projeyi hayata geçirmek için o kadar karmaşık denklemler devreye konulmaktadır ki, sıradan bir insanın bu oyunu fark etmesi asla mümkün değildir.
Adamlar bu oyunu o kadar kusursuz oynuyor ki, kimse kimseden şüphelenmiyor.
Aslına bakılırsa iktidar da bu oyunun bir parçası muhalefette.
Millet diyerek, memleket diyerek öyle kıvamına uygun ve nabızlara göre şerbet veriliyor ki, oyunun parçası olanı kurtarıcı ve kahraman olarak bağrına basıyor ve sırtında taşıyorsun ey milletim!
Birde şu Selahattin Demirtaş meselesi var.
Önce terörist başı Öcalan, şimdide Selahattin Bey küresel oyundan rol kapma peşinde.
Demirtaş tutuklu bulunduğu cezaevinden çözüm sürecinin artık soyut değerlendirmelerle ilerleyemeyeceğini belirterek somut, görünür ve uygulanabilir adımların atılması gerektiğini söylüyor.
Demirtaş tutuklu olarak bulunduğu cezaevinden hiç çekinmeden ve ne demek istediğini açıkça ifade ediyor.
Demirtaş, sözde 'Kürt meselesinin' önemli başlıklarından birinin, anadil ve kimlik olduğunu hiç çekinmeden ifade ediyor.
Ne demek ana dil, ne demek kimlik sorunu?
Sen Türkçe bilmiyor ve konuşamıyor musun Bey Efendi?
Hangi DEM'li Milletvekili Türkçe konuşurken takılıyor kekeme konuşuyor?
Herkesten daha düzgün bir Türkçe ile konuşuyorlar.
Ne demek Türkçeden başka bir dilin ana dil olması?
Kimlik sorunu ne demek Beyefendi?
Sen kendini ne olarak görüyorsun uzaylı mı?
Anayasa'da kimlik tanımı çok net ve anlaşılır değil midir?
Anayasa Madde 66 ve 42…
SEVR'ci akıl babalarınızın sizden istediği ev ödevi, tam olarak bu maddelerin iptali değil midir?
Önce ana dil, sonra kimlik tanımında değişiklik ve finalde ayrı bir federal devlet!
Bu lafları sana kimlerin söylettiğini bilmiyor muyuz sanıyorsun?
Demirtaş, bir Kürt annenin Meclis Komisyonu'nda Kürtçe konuşamamasını ve bir Kürt gazetecinin üzerinde Kürtçe yazı bulunan çantasıyla Meclis'e alınmamasını eleştirerek, bu tür uygulamaların sürecin ruhuyla bağdaşmadığını söylüyor.
Meclise gelen anne, hepimizin annesidir.
Bu anneleri daha ne kadar istismar edeceksiniz?
Demirtaş, Kürt-Türk ilişkilerinin bölgesel ölçekte yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade ediyor.
Ne demek Kürt-Türk ilişkisi?
Kürt diye ayrı bir millet ve devlet mi var?
1921 Anayasa'nı sürekli gündeme getiriyor ve buradan ayrı bir Kürt ulusu yaratma hevesinizi sürekli canlı tutmaya çalışıyorsunuz.
Çok biliyorsunuz ya 1921 Anayasası'nı.
O Anayasa'da Atatürk'ün "Muhtariyet" olarak ifade ettiği sözden, ayrı bir özerk yapı inşa etmeye çalışıyor olmanız tam bir zırvalık ve cehalet örneğidir.
Mustafa Kemal Atatürk Eskişehir gezisi sırasında kendisine yöneltilen bir soru üzerine 1921 Anayasa'sına atıfta bulunarak, Muhtariyet ifadesini telaffuz etmiş ve bundan neyi kastettiğini net cümlelerle açıklamıştı.
Muhtariyet demek, bütün illerdeki belediyelerde var olan Belediye Meclisleri demektir.
Burada kastedilen bir bölge değil, tüm yurt sathıdır.
Bu Meclislerde alınacak kararların hiçbir şekilde genel idari hükümleri içermeyeceği ve sadece yerel yönetimlerin kendi işlevselliğini artırmaya yarayacağını açıkça beyan etmişti Atatürk.
Yani söz konusu Muhtariyet ifadesinden belli bir bölgeye imtiyaz verilmesi gibi yanlış bir anlam çıkartılması, son derece hatalı ve kasıtlıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, tüm illerde ve belediyelerde kurulması ve işlevselleştirilmesini arzu ettiği yapının, İl Genel Meclisi veya Belediye Meclisi gibi yapılar olacağına işaret etmiştir.
Dolayısıyla 1921 Anayasası'nı sürekli referans vererek amaçlanan emellere ulaşmaya çalışmak, imkansızdır ve olanak dışıdır.
Bir diğer hususta şudur.
Türkiye'ye küresel ölçekte dayatılan federasyon sistemi, ilk defa Kenan Evren tarafından açıkça ve yükse sesle dile getirilmişti.
1980 askeri darbesinin perde arkasında, küresel amaçlara hizmet edecek iki çok önemli husus yer almıştı.
Birincisi 24 Ocak ekonomik kararları, ikincisi ise siyasal İslamcı partilerin önünün açılmasıyla Türkiye'nin federatif bir yapıya doğru sürüklemesiydi.
Birisinde başarılı oldular, şimdi ise kapanışı yapmak istiyorlar.
24 Ocak ekonomik kararlarla Türkiye liberal ekonomiye geçiş yaparak, serbest piyasa ekonomisini kabul etmişti.
Diğer yandan, siyasal İslamcı partilerin önünün açılması işlemi kusursuz bir şekilde yürütüldü ve sonuç alındı.
Tek dünya devleti projesi için, mutlaka ulus devletlerin tasfiyesine ve federatif yapılara geçilmesine ihtiyaç vardı.
Bunun için Osmanlıcılık görüşünün benimsetilmesi, çok elzem bir konuydu.
Planlanan asıl gerçek ise, Osmanlı'da olduğu gibi çok uluslu ve hukuklu bir yapıya ulaşılmasıydı.
Böyle olunca ne olacaktı?
Tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi az sayıda ki azınlık unsurlara ve yapay olarak oluşturulan etnik kesimlere çok geniş imtiyazlar sağlanmış olacak.
Türkiye Cumhuriyeti devletine elveda denilecekti.
İşte şimdi yaşadığımız ve provası yapılan tüm ön hazırlıklar, Türklerin bir daha belini doğrultamayacağı ve millet olma vasfını kaybedeceği cehennem senaryosuydu!
Peki, çare ve çözüm yok mudur?
Elbette vardır ve umutsuz olmaya hiç gerek yoktur.
Öncelikle milli birlik ve beraberliğimizin her zamankinden daha sağlam hale getirilmesi şarttır ve esastır.
Atatürk ilke ve devrimlerini benimseyen vatansever tüm partilerin tek cephede birleşmesinden başka çıkar yol ve çare yoktur.
Bu geniş mutabakatın iktidara karşı meydan okumak için oluşturulmuş bir cephe algısından ziyade, dış dünyaya karşı verilmesi gerek güçlü bir mesaj olarak okunması, çok daha mantıklı ve akıllıca bir yaklaşım tarzı olacaktır.
Mesele, Türkiye olmalıdır.
Hedeflenen tasarım; Atatürk ilke ve devrimlerine doğru, amasız fakatsız geri dönüş olmalıdır.
Liderlerin, en iyisini ben bilirim gibi kibirli ve üstten bakan tavırlı yaklaşımlardan, mutlaka uzak durmaları gerekmektedir.
En iyisini bilen, Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Liderlerin hizmetinde olması gereken 87 milyonun tamamı, danışman gibi görülmeli ve görüşleri alınmalıdır.
Millet yoksa siz kimi yöneteceksiniz?
Bu hatırlatmalardan sonra son sözüm şudur.
Bu aziz milleti kıyamet sabahına kadar, bir eli yağda bir eli balda yaşatacak bir iktisat modeli, bu toprakların bağrından yetişen Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulmuştur.
Yeter ki milletimiz istesin ve adresi şaşırmasın.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- 66 ve 42 değişirse, harita değişir / 29.06.2026
- ‘Milli Ekonomi Modeli’ uygulanmazsa Türkiye parçalanır! / 25.06.2026
- Ruhban okulu açılırsa, Lozan iptal olur! / 22.06.2026
- Merkez Bankası kime hizmet ediyor! / 18.06.2026
- ‘Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük’ / 17.06.2026
- Siyasetin filozofu / 16.06.2026
- Uyan Türkiye’m bölünüyorsun! / 12.06.2026
- Cumhuriyetin vidaları söküldü! / 11.06.2026
- AK Parti iktidar olursa faizi indirecek! / 08.06.2026
- Siyasetçilerin göremediği büyük fotoğraf / 04.06.2026
- ‘Milli Ekonomi Modeli’ uygulanmazsa Türkiye parçalanır! / 25.06.2026
- Ruhban okulu açılırsa, Lozan iptal olur! / 22.06.2026
- Merkez Bankası kime hizmet ediyor! / 18.06.2026
- ‘Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük’ / 17.06.2026
- Siyasetin filozofu / 16.06.2026
- Uyan Türkiye’m bölünüyorsun! / 12.06.2026
- Cumhuriyetin vidaları söküldü! / 11.06.2026
- AK Parti iktidar olursa faizi indirecek! / 08.06.2026
- Siyasetçilerin göremediği büyük fotoğraf / 04.06.2026
























































