‘Sus, konuşma! Sen fâsıksın’
Velid, bir gün, Hz. Ali’ye (a.s.), “Ben dil bakımından senden iyi söz söylerim, kılıcım da senden keskindir” gibi saçma sözlerle övünmeye yeltenmiş, Hz. Ali de, “Sus! Sen fâsıksın” buyurmuştu. Bunun üzerine Secde sûresinin 18. ayeti nâzil olmuştu





Furkan sûresinin, "Öyle bir Ma'bud'dur ki bir katre sudan insanı yaratmış ve ona ana- baba tarafından soy-sop, karı- koca tarafından da akrabalık vermiştir ve Rabbin, her şeye gücü yetendir" mealindeki 54. ayet-i kerimesinin tefsirinde, Nurü'l-Ebsar'da bu ayetin, Hz. Ali'nin Hz. Peygamber'in (s.a.a) amcasının oğlu olması ve Fâtımaü'z-Zehra'nın (a.s) zevci bulunması dolayısıyla neseb ve sıhriyyet bakımından Resûlullah'a (s.a.a) yakınlığı münasebetiyle Hz. Ali hakkında nazil olduğu kayıtlıdır. Nüzuldeki hususiyet, anlamdaki umumiliği nefyetmez.
Kasas sûresinin, "Buna göre kendisine güzel bir şey vaad ettiğimiz ve ona kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde (yargılanmak üzere) celp edilenlerden biri gibi olur mu?" mealindeki 61. ayet-i kerimesi, Taberi Tefsiri'nde (20, 62), Mücahid'in rivayetiyle Hz. Hamza ve Hz. Ali hakkında nazil olmuştur; dünyada nimete eren, sonra kıyamette, azap için Allah'ın manevi huzuruna getirilense Ebu Cehil'dir. Vahidi'nin Esbabü'n- Nüzul'ünde (s. 255) ve er- Rıyadu'n-Nadıra'da da (2, 207) gene Mücahid'den aynı rivayet vardır.
Secde sûresinin, "İman etmiş kimse günaha batmış kimse gibi olur mu? Bunlar elbette eşit değildirler" mealindeki 18. ayet-i kerimesi, Hz. Ali (a.s) ile Ukbe oğlu Velid hakkında nazil olmuştur. Velid, bir gün, Hz. Ali'ye (as), "Ben dil bakımından senden iyi söz söylerim, kılıcım da senden keskindir" gibi saçma sözlerle övünmeye yeltenmiş, Emirü'l- Mü'minîn de (a.s), ona "Sus! Sen fâsıksın" buyurmuştu. Bunun üzerine bu ayet-i kerime inmişti. (Taberi, 21, 68; Vahidi, Esbabü'n-Nüzul; s.263; Tarih-u Bağdad, 13, 221; er-Rıyadu'n-Nadıra; 2, 276).
Zemahşeri ve Suyûtî de tefsirlerinde bunu bildirirler. Aynı sûrenin 19-22. ayet-i kerimelerde, mealen, "İman edip dünya ve ahirete yararlı işler yapanlara, yapmış olduklarına karşılık, hazır olarak onları bekleyen, huzur içinde kalacakları cennetler vardır. Günaha batanların varacakları yer ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine şöyle denir: Asılsız saydığınız cehennem azabını tadın! Belki dönüş yaparlar diye, onlara o büyük azaptan önce daha yakın azaptan muhakkak tattıracağız. Kendisine rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Biz, günahkârlara lâyık oldukları cezayı mutlaka veririz" buyurularak iki bölüğün akıbetleri bildirilmektedir.
Velid, üçüncü Halife zamanında beş yıl Kûfe valiliğinde bulunmuş, bir gün sabah namazını, sarhoş olarak dört rekât kıldırmıştı; rükû ve sücud tesbihlerinde, "Sen iç, bana da sun" demişti ve halk tarafından dövülerek mescidden çıkarılmıştı. Azledilip Medine'ye dönünce, Halife tarafından cürmü sabit görülmeyerek kendisi sorumlu tutulmamış, hatta içki cezası da tatbik edilmemişti; aksine onun sözüyle Abdullah b. Mes'ud dövülmüş, yere çarptırılmış, iki kaburga kemiği kırılmıştı. Velid, Hz. Ali'ye karşı olanlardandır. Sıffin savaşında Muaviye'nin tarafındaydı.















































































