Gerek Hac, gerek umre, büyük bir iman organizasyonu.
Dünya nüfusunun 25'de birini oluşturan Müslümanların oluşturduğu bu büyük
buluşmayı diğer inanç sahiplerinin oluşturması mümkün değildir.
Bu bile, tek başına İslam'ın ve Müslümanların en büyük farkıdır.
Hac kadar umre ibadetinin de, farz olmamakla beraber, bu denli büyük bir oluşuma sebep olması, ayrıca üzerinde düşünülmesi gerekir.
Bunun manası; top yekûn Müslümanların Allah'a ve O'nun sevgili resulüne olan sarsılmaz iman ve bağlılıklarıdır.
Fark görmüyorlar; Allah'ın ve O'nun Resulünün emirleri arasında.
"Vema ataküm resül fehuzûhû/Resul size neyi verdiyse (önerdiyse) onu hemen alın."
Hemen de nereden çıktı?
Bilen bilir; "Fa-i takibiye" bu manaya gelir.
"Fehuzûhû/hemen alın."
Yoruma kalkışmadan,
Felsefe çukuruna düşmeden,
Fazla pişmeden ve şişmeden alın.
Dünya nüfusunun geri kalanı böyle bir organizeyi ortaya koyamıyor.
Bu güzellikte,
Bu ihtişamda.
Hiçbir ilmî ve mantıkî izahı olmayan Ganj Nehri olayını sakın örnek vermeye
kalkışmayın.
Her yönüyle kirlilik arz eden bir nehirde insanların günahlarından kurtulmak için yıkanmaları inancı.
Bu anlayış hiç eleştirilmez.
Eleştirilmesin.
Çünkü bir millet böyle inanıyor.
Ama 15 asırdır top yekûn İslam aleminin yaşaya geldiği bir inanç, yapa geldiği bir pratik, iş bu rivayet yeni çıktı misali, kimi dünya güzeli teologlarca eleştirilmeye kalkışılması ne büyük nasipsizlik.
Gerek umrede ve gerekse hac da bütün İslam alemini bir vitrin gibi gözler önüne seriliyor.
İlk akla gelen şu;
İslam alemi hazine üzerinde oturan dilenciler gibi.
Allah'ın bu insanlara özel ikramıdır ki, yaşadıkları coğrafya tam bir hazine.
Hemen hemen bütün yer altı zenginlikleri, petrol, altın, doğalgaz ve diğer zengin ve dünyanın önemli maden yatakları Müslüman coğrafyada.
Fakat gelin görün ki, dünyanın en sefil, en fakir milleti Müslüman kesim.
Üstü başı yırtık pırtık.
Mescidin avlusunda yatan, bir bardak çay bir lavaşla karnını doyurmaya
çalışanlar onlar.
Allah'a şükür en iyi durumda olanlar, bütün olumsuzluklara rağmen yine Türk
insanı.
Becerikli(!) bir iktidar sayesinde fakirleşen insanımız pek fazla değildi bayram günü Kabe çıvarında.
İki gün içinde gördüğüm Türk insanı iki elin parmakları kadardı.
Benim görmediklerimin büyük bir yekun oluşturacağını sanmam.
İslam aleminin bu içler açısı hali, ya açıktan ya da gizliden içinde bulunduğu sömürge hali.
Bütün İslam alemi bu sömürgeden nasibini alıyor.
Ya bizim gibi adına İMF denen resmi sömürü kurumu tarafından,
Ya da petrol gelirinin %90'ını Saddam'dan korunma uğruna ABD'ye veren Suud-i Arabistan gibi.
Gözlerini yummanın bedeli elinde İncil altında zembille bakakalan Afrika'yı
anlatmaya ne gerek var.
Bu listeye başka isimler eklemek mümkün, ama onları da siz ekleyin.
Şunu çok iyi bilelim; top yekûn İslam alemi, siz buna bütün insanlık deyin, bizi, yani Osmanlı'nın tek varisi Türk milletini bekliyor.
Bu ne sihirdir, ne kehanet.
Bu sadece vakıa ve tek istikamet.
Bizzat benim konuştuğum, biri Mısırlı, diğeri Hindistanlı, bir diğer Sudanlı ve elindeki meşrubatı kapma şakasıyla tanıştığım bir Lübnanlı, evet bütün kardeşlerimin, Türk olduğumu söyleyince bana söyledikleri şu cümle çok manidardı:
"Osmanlı gittikten sonra insanlığın yüzü gülmedi. Siz onların torunlarısınız, bütün İslam alemi, hatta bütün insanlık sizi bekliyor."
Ne fazla, ne eksik cümle aynen bu.
Bütün dillerde ve gönüllerde.
Biz vardıktan önceki cumada hatip efendinin şöyle bir hadis okuduğunu
söyledi arkadaşlar.
Şöyle buyurdu Hz. Peygamber (as):
"Ahır zamanda harameynin -Mekke ve Medine- yönetimini bir millet ele alacak.
Onlar hiçbir zorlama olmadan, savaşmadan İslam'ı kabul eden bir ulustur."
Ve eklemiş hatip efendi:
"Tarihte silah zoru olmadan bu dini kabul eden tek bir millet var, o da Türklerdir."
Hadis konusunda çok cimri davranan Suudî arkadaşların böyle bir hadisi, hem de hutbede okumaları çok manidar.
İşte bu gerçeği, bu tarihi gerçeği çok iyi bilenler, başımızdan dertleri eksik etmiyor.
Bu milletin kendine gelmesini önlemek için her yolu deniyor.
Bu toprakların üstündekiler bundan gafil olsa da, altındakiler gafil değil.
Uzun siyasi yaşamlarında, Türk milletinin sembolü mehteri yanlarından hiç eksik etmeyip, ağızlarından, içinde "Türk milleti" geçen on cümle
çıkmayanların bunu anlaması ve bu uğurda bir şeyler yapmasını beklemek
boşuna.
Yapmadılar da.
Olaylara Kral'ın, temeli ne üzerinde kurulduğu belli sarayından bakanların böyle bir dertlerinin olduğunu sanmıyorum.
Evet bütün İslam alemi bizim, Osmanlı'nın tek varisi olarak bizim kendimize gelmemizi bekliyor.
Bu bir tarihi hakikattir, bir gün mutlaka gerçekleşecektir.
Görürüz ya da görmeyiz.
Bu tarihi hakikati birçok ağızdan dinlemek için bile her sene hac ve umre
yapılır.
Dünya nüfusunun 25'de birini oluşturan Müslümanların oluşturduğu bu büyük
buluşmayı diğer inanç sahiplerinin oluşturması mümkün değildir.
Bu bile, tek başına İslam'ın ve Müslümanların en büyük farkıdır.
Hac kadar umre ibadetinin de, farz olmamakla beraber, bu denli büyük bir oluşuma sebep olması, ayrıca üzerinde düşünülmesi gerekir.
Bunun manası; top yekûn Müslümanların Allah'a ve O'nun sevgili resulüne olan sarsılmaz iman ve bağlılıklarıdır.
Fark görmüyorlar; Allah'ın ve O'nun Resulünün emirleri arasında.
"Vema ataküm resül fehuzûhû/Resul size neyi verdiyse (önerdiyse) onu hemen alın."
Hemen de nereden çıktı?
Bilen bilir; "Fa-i takibiye" bu manaya gelir.
"Fehuzûhû/hemen alın."
Yoruma kalkışmadan,
Felsefe çukuruna düşmeden,
Fazla pişmeden ve şişmeden alın.
Dünya nüfusunun geri kalanı böyle bir organizeyi ortaya koyamıyor.
Bu güzellikte,
Bu ihtişamda.
Hiçbir ilmî ve mantıkî izahı olmayan Ganj Nehri olayını sakın örnek vermeye
kalkışmayın.
Her yönüyle kirlilik arz eden bir nehirde insanların günahlarından kurtulmak için yıkanmaları inancı.
Bu anlayış hiç eleştirilmez.
Eleştirilmesin.
Çünkü bir millet böyle inanıyor.
Ama 15 asırdır top yekûn İslam aleminin yaşaya geldiği bir inanç, yapa geldiği bir pratik, iş bu rivayet yeni çıktı misali, kimi dünya güzeli teologlarca eleştirilmeye kalkışılması ne büyük nasipsizlik.
Gerek umrede ve gerekse hac da bütün İslam alemini bir vitrin gibi gözler önüne seriliyor.
İlk akla gelen şu;
İslam alemi hazine üzerinde oturan dilenciler gibi.
Allah'ın bu insanlara özel ikramıdır ki, yaşadıkları coğrafya tam bir hazine.
Hemen hemen bütün yer altı zenginlikleri, petrol, altın, doğalgaz ve diğer zengin ve dünyanın önemli maden yatakları Müslüman coğrafyada.
Fakat gelin görün ki, dünyanın en sefil, en fakir milleti Müslüman kesim.
Üstü başı yırtık pırtık.
Mescidin avlusunda yatan, bir bardak çay bir lavaşla karnını doyurmaya
çalışanlar onlar.
Allah'a şükür en iyi durumda olanlar, bütün olumsuzluklara rağmen yine Türk
insanı.
Becerikli(!) bir iktidar sayesinde fakirleşen insanımız pek fazla değildi bayram günü Kabe çıvarında.
İki gün içinde gördüğüm Türk insanı iki elin parmakları kadardı.
Benim görmediklerimin büyük bir yekun oluşturacağını sanmam.
İslam aleminin bu içler açısı hali, ya açıktan ya da gizliden içinde bulunduğu sömürge hali.
Bütün İslam alemi bu sömürgeden nasibini alıyor.
Ya bizim gibi adına İMF denen resmi sömürü kurumu tarafından,
Ya da petrol gelirinin %90'ını Saddam'dan korunma uğruna ABD'ye veren Suud-i Arabistan gibi.
Gözlerini yummanın bedeli elinde İncil altında zembille bakakalan Afrika'yı
anlatmaya ne gerek var.
Bu listeye başka isimler eklemek mümkün, ama onları da siz ekleyin.
Şunu çok iyi bilelim; top yekûn İslam alemi, siz buna bütün insanlık deyin, bizi, yani Osmanlı'nın tek varisi Türk milletini bekliyor.
Bu ne sihirdir, ne kehanet.
Bu sadece vakıa ve tek istikamet.
Bizzat benim konuştuğum, biri Mısırlı, diğeri Hindistanlı, bir diğer Sudanlı ve elindeki meşrubatı kapma şakasıyla tanıştığım bir Lübnanlı, evet bütün kardeşlerimin, Türk olduğumu söyleyince bana söyledikleri şu cümle çok manidardı:
"Osmanlı gittikten sonra insanlığın yüzü gülmedi. Siz onların torunlarısınız, bütün İslam alemi, hatta bütün insanlık sizi bekliyor."
Ne fazla, ne eksik cümle aynen bu.
Bütün dillerde ve gönüllerde.
Biz vardıktan önceki cumada hatip efendinin şöyle bir hadis okuduğunu
söyledi arkadaşlar.
Şöyle buyurdu Hz. Peygamber (as):
"Ahır zamanda harameynin -Mekke ve Medine- yönetimini bir millet ele alacak.
Onlar hiçbir zorlama olmadan, savaşmadan İslam'ı kabul eden bir ulustur."
Ve eklemiş hatip efendi:
"Tarihte silah zoru olmadan bu dini kabul eden tek bir millet var, o da Türklerdir."
Hadis konusunda çok cimri davranan Suudî arkadaşların böyle bir hadisi, hem de hutbede okumaları çok manidar.
İşte bu gerçeği, bu tarihi gerçeği çok iyi bilenler, başımızdan dertleri eksik etmiyor.
Bu milletin kendine gelmesini önlemek için her yolu deniyor.
Bu toprakların üstündekiler bundan gafil olsa da, altındakiler gafil değil.
Uzun siyasi yaşamlarında, Türk milletinin sembolü mehteri yanlarından hiç eksik etmeyip, ağızlarından, içinde "Türk milleti" geçen on cümle
çıkmayanların bunu anlaması ve bu uğurda bir şeyler yapmasını beklemek
boşuna.
Yapmadılar da.
Olaylara Kral'ın, temeli ne üzerinde kurulduğu belli sarayından bakanların böyle bir dertlerinin olduğunu sanmıyorum.
Evet bütün İslam alemi bizim, Osmanlı'nın tek varisi olarak bizim kendimize gelmemizi bekliyor.
Bu bir tarihi hakikattir, bir gün mutlaka gerçekleşecektir.
Görürüz ya da görmeyiz.
Bu tarihi hakikati birçok ağızdan dinlemek için bile her sene hac ve umre
yapılır.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024


























































