Ecevit ve beraberindeki ekip ümitli bir şekilde ABD'ye gitti. Ekipte Kemal Derviş de vardı. Kemal beyin beyanları oldukça düşündürücü oldu. Kemal bey, dövizin düşüşünü beğenmediğini, dövizin daha yukarlarda kalması gerektiğini ifade etti. Yabancı sermayenin ülkeye çekilmesinden bahsetti.
Yıllardan beri hep aynı nakaratı dinlemekten usandık. Efendim, döviz serbest bırakılmalı, döviz fayatları ucuzlamamalı ki, ihracadt artsın ve ithalat azalsın. Ayrıca yabancı sermaye Türkiye'de yatırım yapsın.
Bu anlayışa göre müsabakaya mağlup başlayacak olduğunuz halde, sizin paranız hep aşağılarda olacak. Yabancı para değerini fazlasıyla koruyacak. Sonuçta ihracat kazanacak, ithalat cazibesini yitirecek. Yabancılar az parayla çok iş yapmak için Türkiye'yi seçecekler.
Halbuki Gümrük Birliği anlaşmasıyla, Türkiye'nin eli-kolu bağlandı. Bu anlaşmanın zorunlu sonucu olarak ithalat çoğaldı. iharcatın önü kesildi. Özellikle uygulanan kota kıskacı meseleyi daha da ağırlaştırdı.
Gelelim yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi başlığına. Görülen o ki yabancı sermaye Türkiye'yi sevmemektedir. O kadar ki peşkeş çekilen alanlar bile yeterince alaka görmemiştir. Bütün bunlara rağmen hayal üzerine fikir bina etmek makul değildir.
Özellikle "nereden buldun" anlayışı değil, yabancı sermayeyi çekmek, yerli sermayeyi bile yurt dışına kaçırmıştır.
Her söz başında, reel sektörün desteklenmesi istenildiği halde, İsviçre bankalarında bulunduğu söylenen 46 milyar dolarlık Türk mevduadı nasıl izah edilecektir. Dile kolay 46 milyar dolar. Öyleyse yapılacak ilk iş, yurt dışına kaçırılan bu paraların yatırıma kaydırılmasını sağlamaktır.
Bir de Alman bankalarında olan Türk işçilerin paraları var. Bunu iyice sorgulamak gerekir. İşçimiz mevduatını neden yabancı bankalarda tutuyor. Türkiye, vatandaşları ile niçin bütünleşememiştir?
Globalizm adına hangi yorum yapılırsa yapılsın, hiç bir haklı tarafı yoktur.
Dövizin serbest bırakılmaması gerekir. Hele serbest bir ortamda döviz düşüyorsa buna, Kemal Derviş gibi üzülmemeli bilakis sevinmeliyiz. Yani esas olan döviz değil, Türk lirası olmalıdır.
"Nereden buldun, mali milat" gibi anlayışlar ülkeye fayda getirmemiş, bilakis insanımızı kendisi ile, kendi ülkesi ile yabancılaştırmıştır. Bu anlayışlar bir daha tekrar edilmemeli, gündemden düşürülmelidir. O zaman 46 milyar dolarlık Türk mevduatı yabancı bankalara almayacaktır.
Yapılacak olan önemli işlerden biri de, yurt dışına çıkan ve giren paraları kontrol edilmesidir.
Ekonomi için uzak görülse de, milli birlik esas olmalıdır. Global ekonomi anlayışı bizim bünyemize uygun değildir. İnsanımız kendisi ile, kendi değerleri ile, kendi yurttaşları ile ve kendi vatanı ile barıştırılmalıdır. ABD vatandaşlığı, Alman vatandaşlığı, Avusturalya vatandaşlığı gibi oyunlara gelmemelidir.
Milli doku en küçük ayrıntıdan, en büyük noktaya kadar güçlendirilmeli, siyaset ve ekonomi, hamasetle güçlendirilmelidir.
İşte o zaman Türkiye kendine yetecek Türk sermayesi kafi gelecektir. Gelişmiş batı ülkelerinin gölgesinde hayat aramak doğru bir yol değildir.
Yıllardan beri hep aynı nakaratı dinlemekten usandık. Efendim, döviz serbest bırakılmalı, döviz fayatları ucuzlamamalı ki, ihracadt artsın ve ithalat azalsın. Ayrıca yabancı sermaye Türkiye'de yatırım yapsın.
Bu anlayışa göre müsabakaya mağlup başlayacak olduğunuz halde, sizin paranız hep aşağılarda olacak. Yabancı para değerini fazlasıyla koruyacak. Sonuçta ihracat kazanacak, ithalat cazibesini yitirecek. Yabancılar az parayla çok iş yapmak için Türkiye'yi seçecekler.
Halbuki Gümrük Birliği anlaşmasıyla, Türkiye'nin eli-kolu bağlandı. Bu anlaşmanın zorunlu sonucu olarak ithalat çoğaldı. iharcatın önü kesildi. Özellikle uygulanan kota kıskacı meseleyi daha da ağırlaştırdı.
Gelelim yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi başlığına. Görülen o ki yabancı sermaye Türkiye'yi sevmemektedir. O kadar ki peşkeş çekilen alanlar bile yeterince alaka görmemiştir. Bütün bunlara rağmen hayal üzerine fikir bina etmek makul değildir.
Özellikle "nereden buldun" anlayışı değil, yabancı sermayeyi çekmek, yerli sermayeyi bile yurt dışına kaçırmıştır.
Her söz başında, reel sektörün desteklenmesi istenildiği halde, İsviçre bankalarında bulunduğu söylenen 46 milyar dolarlık Türk mevduadı nasıl izah edilecektir. Dile kolay 46 milyar dolar. Öyleyse yapılacak ilk iş, yurt dışına kaçırılan bu paraların yatırıma kaydırılmasını sağlamaktır.
Bir de Alman bankalarında olan Türk işçilerin paraları var. Bunu iyice sorgulamak gerekir. İşçimiz mevduatını neden yabancı bankalarda tutuyor. Türkiye, vatandaşları ile niçin bütünleşememiştir?
Globalizm adına hangi yorum yapılırsa yapılsın, hiç bir haklı tarafı yoktur.
Dövizin serbest bırakılmaması gerekir. Hele serbest bir ortamda döviz düşüyorsa buna, Kemal Derviş gibi üzülmemeli bilakis sevinmeliyiz. Yani esas olan döviz değil, Türk lirası olmalıdır.
"Nereden buldun, mali milat" gibi anlayışlar ülkeye fayda getirmemiş, bilakis insanımızı kendisi ile, kendi ülkesi ile yabancılaştırmıştır. Bu anlayışlar bir daha tekrar edilmemeli, gündemden düşürülmelidir. O zaman 46 milyar dolarlık Türk mevduatı yabancı bankalara almayacaktır.
Yapılacak olan önemli işlerden biri de, yurt dışına çıkan ve giren paraları kontrol edilmesidir.
Ekonomi için uzak görülse de, milli birlik esas olmalıdır. Global ekonomi anlayışı bizim bünyemize uygun değildir. İnsanımız kendisi ile, kendi değerleri ile, kendi yurttaşları ile ve kendi vatanı ile barıştırılmalıdır. ABD vatandaşlığı, Alman vatandaşlığı, Avusturalya vatandaşlığı gibi oyunlara gelmemelidir.
Milli doku en küçük ayrıntıdan, en büyük noktaya kadar güçlendirilmeli, siyaset ve ekonomi, hamasetle güçlendirilmelidir.
İşte o zaman Türkiye kendine yetecek Türk sermayesi kafi gelecektir. Gelişmiş batı ülkelerinin gölgesinde hayat aramak doğru bir yol değildir.
Baki Bektaş / diğer yazıları
- Gerçek hayat ahiret hayatıdır / 09.09.2003
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002

























































