logo
05 MAYIS 2026

Zeytin ağacından insana uzanan devlet terörü

03.05.2026 00:00:00 / Güncelleme: 03.05.2026 00:08:40

Dünya tarihi, pek çok işgale, savaşa ve yıkıma tanıklık etmiştir; ancak özellikle 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de ve Orta Doğu bölgesi genelinde yaşananlar, bir çatışmanın ötesine geçerek bir coğrafyanın ruhunu, ekosistemini ve geleceğini yok etmeye yönelik sistemli bir projeye dönüşmüştür. 

İsrail'in bugün uyguladığı politikalar, aslında yeni bir strateji değil; temelleri devletin kuruluşundan, hatta kuruluş öncesindeki zihniyetten gelen derin bir doktrinin yansımasıdır. 

Bu doktrin sadece insanı değil; toprağı, suyu, ağacı ve havayı da düşman ilan eden, "kendinden olmayana ait hiçbir iz bırakmama" üzerine kurulu bir yıkım sanatıdır(!)

Toprak ve tarım terörü: Köksüzleştirme stratejisi

İsrail'in saldırganlığı yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmamış, doğrudan yaşamın kaynağı olan toprağa yönelmiştir. 

Batı Şeria'dan Lübnan'ın güneyine, Suriye'den Gazze'ye kadar bölge çiftçilerinin feryatları bu "toprak terörü"nün en somut kanıtıdır. 

Özellikle Filistin kimliğinin sembolü olan zeytin ağaçlarına yönelik saldırılar, bu zihniyetin en çarpıcı dışavurumudur. 

Bir zeytin ağacını yerinden sökmek, sadece ekonomik bir kayıp değil, bir halkın o topraklardaki bin yıllık geçmişini ve hafızasını söküp atmaktır.

Lübnan ve Suriye sınırındaki tarım arazilerine havadan püskürtülen kimyasallar, çiftçilerin üretim yapmasını engellemekle kalmıyor, toprağı uzun yıllar boyunca verimsiz hale getirerek bir "ekolojik soykırım" (ekokırım) suçu işliyor. 

İşgal edilen yerleşim birimlerini genişletmek amacıyla Şam yakınlarına kadar uzanan bu zehirleme faaliyetleri, İsrail'in sadece güvenlik kaygısıyla hareket etmediğini, aksine çevresindeki tüm yaşam alanlarını çoraklaştırarak bölge halklarını açlık ve sefaletle teslim almayı hedeflediğini gösteriyor.

Yasaklı silahlar ve insanlık suçu

7 Ekim'den bu yana tüm dünyanın gözleri önünde sergilenen dehşet, modern savaş hukukunun tüm kurallarının hiçe sayıldığı bir noktaya evrilmiştir. 

Gazze şeridinde kullanılan fosfor bombaları, bu vahşetin en utanç verici sayfalarından biridir. İnsan vücuduna temas ettiği anda kemiğine kadar yanmaya neden olan, iç organları eriten ve söndürülmesi imkansız olan bu kimyasal silahlar, bir "savunma" aracı değil, bir "işkence" metodudur. 

Uluslararası hukukta kullanımı sınırlandırılmış veya yasaklanmış olan Napalm ve misket bombaları, İsrail'in cephaneliğinde sıradan araçlar haline gelmiştir.

Misket bombalarının yarattığı tehlike, saldırı anıyla da sınırlı değildir. Patlamayan küçük parçacıklar toprağa karışarak yıllar sonrasının çocuklarını, tarlasını süren köylüleri bekleyen birer sinsi katile dönüşmektedir. 

Üç yıl, beş yıl hatta on yıl sonra patlayan bu bombalar, İsrail'in ölüm saçma arzusunun zamana yayıldığının bir göstergesidir. Bu, sadece bugünü değil, bölgenin geleceğini de esir alan bir "gelecek terörü"dür.

Profesyonel bir yıkım kültürü: 'Sana ait hiçbir şey kalmayacak'

İsrail'in eylemlerine bakıldığında, karşımızda sadece kontrolsüz bir öfke değil, "özenle" kurgulanmış bir yok etme sanatı durmaktadır. Bir katilin kurbanını öldürürken sergilediği soğukkanlılık ve yöntem ustalığı gibi, İsrail de bir bölgeyi yaşanmaz kılmanın tüm yollarını profesyonelleştirmiştir. 

İnsanları öldürmek yetmemekte; onların tavuklarını, kuzularını katletmek, topraklarını, su kaynaklarını zehirlemek ve havasını solunamaz hale getirmek bu stratejinin ayrılmaz parçalarıdır.

Bu zihniyetin temelinde yatan fikir şudur: "Filistinliye, Lübnanlıya, Suriyeliye yani bu toprağın asıl sahiplerine ait hiçbir şey kalmasın." 

Evler yıkılmakta, hastaneler hedef alınmakta, kültürel miras yerle bir edilmektedir. Bu, bir devleti değil, bir kimliği haritadan silme girişimidir. 

Bugün dünya, bir devletin kendi emelleri ve çıkarları uğruna tüm ahlaki ve hukuki sınırları nasıl paspas ettiğini izlemektedir. 

Eğer bugün bir "terör devleti" tanımı yapılacaksa, bu tanım; toprağı zehirleyen, ağacı söküp atan ve insanı kimyasallarla eriten bu sistemli yıkım makinesini tam olarak karşılamaktadır. 

Artık mesele bir iddia olmaktan çıkmış, tarihin en karanlık kayıtlarına geçmiş acı bir hakikat haline gelmiştir.

 
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.