logo
09 AĞUSTOS 2026

2. El'de satışlar yüzde 15 geriledi

Quick Finans'ın SmartIQ iş birliğiyle gerçekleştirdiği 2'nci El Oto Raporu'nun nisan ayına ait verilerin yer aldığı güncel sayısı yayımlandı. Rapora göre ikinci el oto satışlarında yüzde 15 gerileme yaşandı

15.05.2026 18:30:00
İhlas Haber Ajansı
 
2. El'de satışlar yüzde 15 geriledi
2. El'de satışlar yüzde 15 geriledi
Quick Finans'ın SmartIQ iş birliğiyle yayımladığı 2'nci El Oto Raporu'nun nisan ayı verilerinin yer aldığı güncel sayısında sektöre dair en yeni trendler paylaşıldı. Türkiye sıfır kilometre otomobil ve hafif ticari araç satışları, 2026 yılı Nisan ayında geçen yıl nisan ayına göre yüzde 1 oranında düşerek 104 bin 298 adet olurken, geçen aya göre ise yüzde 2 oranında artış oldu. 2026 yılı ocak-nisan döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,13 oranında düşerek, 369 bin 696 adet olarak gerçekleşti. Geçen yıla göre devam eden daralmanın boyutu aylar bazında azalarak nisan ayında minimum seviyeye geldi. Diğer taraftan yılbaşından itibaren satış trendi aylara göre yükselerek sürüyor.

Pazardan alınan bilgilere göre satışlarda savaş etkilerini azaltmaya yönelik distribütörlerin agresif fiyat indirimi ve kampanyaların etkili olduğu belirtiliyor. 15 yaş ve 350 bin km sınırına kadar olan 2'nci el oto satışlarında ise geçen yılın aynı aylarına göre yılbaşından itibaren her ay görülen gerileme trendi nisan ayında yüzde 15'e ulaştı. İkinci el oto reel fiyat endeksinde 2025 yılından bu yana devam eden düşüş trendi ise sürüyor. Yılbaşından itibaren aylık bazlı gelişim trendi ise inişli çıkışlı dalgalı seyrine devam ediyor.

Mevcut veriler, 2'nci el oto sektörünün savaş ortamı ve dünya ve Türkiye'deki konjoktürel şartlardan sıfır km otoya göre çok daha fazla etkilendiğini gösteriyor. Rapordaki verilere göre ikinci el oto satışlarında nisan ayında sınırlı toparlanma görülse de pazar geçen yılın gerisinde kaldı. İkinci el oto pazarında yılın ilk çeyreğinde görülen dalgalı seyir, nisan ayında yerini sınırlı bir toparlanmaya bıraktı. Mart ayında 323 bin 570 adet seviyesinde gerçekleşen satışlar, nisan ayında 334 bin 154 adede yükselerek aylık bazda yaklaşık yüzde 3'lük artış kaydetti. Buna rağmen pazar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla hala belirgin şekilde geride seyrediyor. Nisan ayında gerçekleşen satışlar, 2025 yılının aynı ayındaki 392 bin 231 adetlik seviyenin yaklaşık yüzde 15 altında kaldı. Bu tablo, aylık bazda toparlanma sinyalleri görülse de ikinci el otomobil pazarında talebin geçen yılki seviyelerden gittikçe uzaklaştığını gösteriyor.



İkinci el pazarında stokta kalma süreleri nisan ayında sınırlı artış gösterdi

Nisan ayında ikinci el oto pazarında stokta kalma süreleri sınırlı artış gösterdi. Mart ayında 45 gün olan pazar ortalaması, nisan ayında 46 güne yükseldi. Binek araçlarda da süre 45 günden 46 güne çıktı. Ticari araçlarda ise stokta kalma süresi 44 gün seviyesinde sabit kaldı. Bu tablo, nisan ayında satış adetlerinde kısmi toparlanma yaşansa da araçların stoktan çıkış hızında belirgin bir iyileşme olmadığını gösteriyor. Genel görünüm, pazarda talebin mevcut şartlarda temkinli ilerlediğini, doğru fiyatlama ve rekabetçi stok yönetiminin önemini koruduğunu işaret ediyor.

İkinci el hafif ticari araç satışlarında nisan ayında sınırlı toparlanma görüldü

İkinci el hafif ticari pazarında nisan ayında sınırlı bir toparlanma yaşandı. Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 4 düşüşle 46 bin 125 adet olan satışlar, nisan ayında 47 bin 398 adede yükselerek, aylık bazda yaklaşık yüzde 3 artış gösterdi. Pazar, geçen yılın aynı dönemine göre zayıf görünümünü sürdürdü. Nisan 2025'te 62 bin 326 adet olan satışların nisan 2026'da 47 bin 398 adette kalması, yıllık bazda yaklaşık yüzde 24'lük düşüşe işaret ediyor. Veriler, nisan ayında aylık bazda toparlanma görülse de hafif ticari araç pazarında talebin geçen yılki seviyelerin altında seyrettiğini gösteriyor.

Nisan ayında 15 yaş üzeri araçlarda satış ve fiyat artışı sürdü

Nisan ayında hareketlilik 15 yaş üstü araç pazarında devam etti. Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,4 artış ile 126 bin 52 adet olan satışlar, nisan ayında 129 bin 451 adede yükselerek, yaklaşık yüzde 3'lük artış gösterdi. Aynı dönemde ortalama fiyatlar da 411 bin liradan 414 bin liraya seviyesine çıkarak, sınırlı bir yükseliş kaydetti. Stokta kalma süresi ise mart ayında olduğu gibi nisan ayında da 50 gün seviyesinde sabit kaldı. Tablo, ulaşılabilir fiyatlı araçlara olan ilginin sürdüğünü, satış adetleri ve fiyatlarda sınırlı artış yaşanırken, stok devir hızında bir değişim olmadığını gösteriyor.

Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor

Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor

09.08.2026 02:20:00
AA
 
Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor
Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor

Zeytinada Mahallesi'nde ormanlık ve makilik alanda henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ve Antalya Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri sevk edildi. Alevler, zeytin ve muz bahçesine de sıçradı.

Ekipler, yangını kontrol altına almak için alevlere müdahale ediyor.

Öte yandan, Antalya-Mersin kara yolu tedbir amaçlı trafiğe kapatıldı. Bölgede araç kuyruklarının oluştuğu gözlendi.

Ekiplerin müdahalesiyle kara yolunun yakınına ulaşan alevlerin yayılması durduruldu.

Antalya-Mersin kara yolunda ulaşım kontrollü olarak sağlanıyor.

Yangının tamamen kontrol altına alınması için çalışmalar sürüyor. 

Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, Esenyurt’ta kameralar karşısına geçerek "800 kilo uyuşturucu yakaladık, devlet burada" mesajı verdi

08.08.2026 23:00:00
Haber Merkezi
 
Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar
Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, Esenyurt'ta kameralar karşısına geçerek "800 kilo uyuşturucu yakaladık, devlet burada" mesajı verdi.

Ancak iktidarın gururla sunduğu bu rakamlar, aslında Türkiye'nin neden küresel uyuşturucu ticaretinin ana rotası haline geldiği sorusunu ve derin bir yönetim krizini gizlemeye yetmiyor.

Bugün Esenyurt'ta Adalet Bakanı Akın Gürlek ile birlikte basına açıklamalarda bulunan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Esenyurt'ta emniyet güçlerince 800 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildiğini duyurdu.



Bakan Çiftçi konuşmasında ayrıca bu yıl 7 bin 500 aranan şahsın yakalandığını ve sokak hayvanlarının %96,5'inin toplandığını iddia ederek bir başarı tablosu çizmeye çalıştı. Adalet Bakanı Akın Gürlek ise "Meydanı boş sanmayın, devlet tepenize binecek" diyerek sokak çetelerine ve uyuşturucu baronlarına gözdağı verdi.



Ancak her gün ülkenin dört bir yanından gelen tonluk uyuşturucu yakalama haberleri, kamuoyunda bir başarı hikayesi olarak değil; "Bu kadar uyuşturucu ülkeye nasıl giriyor ve Türkiye nasıl bir uyuşturucu lojistik üssü oldu?" sorusuyla, iktidarın güvenlik ve dış politika zafiyetinin bir kanıtı olarak okunuyor.

Türkiye Neden Uyuşturucu Üssü Haline Geldi? İşte İktidarın Yol Açtığı 4 Temel Neden:



Kara Para Aklama ve "Varlık Barışları"

Hükümetin bütçe açıklarını kapatabilmek amacıyla arka arkaya çıkardığı "Varlık Barışı" yasaları, yurt dışından getirilen paraların kaynağının sorgulanmasını tamamen engelledi. Kaynağı sorulmayan milyarlarca dolar, dünyadaki uluslararası uyuşturucu baronlarının ve organize suç örgütlerinin paralarını Türkiye'de rahatça aklamasına kapı araladı. Türkiye'nin uzun süre Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından "Gri Liste"de tutulması da bu denetimsizliğin küresel bir tesciliydi.

Coğrafi Rotaların Değişmesi ve Limanlardaki Denetim Zafiyeti

Geleneksel olarak "Balkan Rotası" üzerinde köprü görevi gören Türkiye, son yıllarda Latin Amerika'dan gelen kokain ve Asya'dan gelen sentetik uyuşturucular (metamfetamin) için doğrudan bir merkez ve varış noktası haline dönüştü. Büyük limanlara konteynerlerle giren uyuşturucuların zamanında engellenememesi, iç piyasada Esenyurt gibi metropol çeperlerinde tonlarca uyuşturucunun depolanmasına ve imal edilmesine zemin hazırladı.

Kurumsal Çürüme ve Yargı/Emniyet Üzerindeki Siyasi Baskılar

Liyakat ilkelerinin terk edilmesi, yargı ve emniyet teşkilatlarında yaşanan kadrolaşmalar, suç örgütleriyle mücadelede kurumsal sürekliliği ve istihbarat ağlarını zayıflattı. Birçok uluslararası suç örgütü liderinin ve uyuşturucu baronunun Türkiye'de lüks rezidanslarda ellerini kollarını sallayarak yaşadığı, hatta kolayca vatandaşlık alabildiği ortaya çıktı. Güvenlik bürokrasisinin ve siyasetin suç dünyasıyla anılan fotoğrafları hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Derinleşen Ekonomik Kriz ve Toplumsal Çöküş

İktidarın yanlış ekonomi politikaları sonucu halkın içine itildiği derin yoksulluk ve geleceksizlik hissi, gençleri uyuşturucu ağlarının en alt basamağı olan "torbacılık" sistemine itiyor. Ekonomik çöküş, uyuşturucuya hem talebi artırıyor hem de suç şebekelerine ucuz insani kaynak sağlıyor. Bugün Esenyurt gibi göçün ve yoksulluğun yoğun olduğu ilçelerin adeta birer suç laboratuvarına dönmesi tesadüf değildir.

Sonuç: "Tepelerine Binmek" İçin Önce Kapıları Kapatmak Gerekir

Bakan Gürlek'in "Suç örgütlerinin büyüklüğü bizi yolumuzdan çeviremez" sözleri kulağa hoş gelse de, bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle mücadele etme stratejisi Türkiye'yi bir narko-devlet tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Sınır güvenliğini sağlayamayan, limanları etkin denetlemeyen ve en önemlisi uyuşturucu parasının ülkeye girişine göz yuman bir siyasi iradenin, sokak aralarında yapılan operasyonlarla övünmesi sadece bir illüzyondan ibarettir. Kameralar önünde sergilenen 800 kiloluk paketler, devletin gücünü değil; ülkenin sınırlarının ne kadar geçirgen, suç ağlarının ise ne denli kurumsallaşmış olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor

Türkiye'nin dört bir yanından gelen er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin, "eşit özlük hakları" talebiyle Ankara Güvenpark'ta başlattığı oturma eylemi 25. gününü geride bırakırken açlık greviyle kritik bir aşamaya ulaştı

08.08.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor
Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor
Türkiye'nin dört bir yanından gelen er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin, "eşit özlük hakları" talebiyle Ankara Güvenpark'ta başlattığı oturma eylemi 25. gününü geride bırakırken açlık greviyle kritik bir aşamaya ulaştı.

13 Temmuz 2026'da başlayan süreçte seslerini siyasi iradeye duyuramayan gaziler ve şehit aileleri, 4 Ağustos 2026 itibarıyla talepleri karşılanana kadar yemek yemeyi reddetme kararı aldı.

"Mermi Rütbe Seçmedi, Bürokrasideki Ayrımcılık Son Bulsun"



Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği öncülüğünde toplanan eylemciler, rütbeli personel ile er/erbaş statüsü arasındaki derin uçuruma isyan ediyor. "Gaziliğin rütbesi olmaz" sloganı altında birleşen kitle; maaş, evde bakım desteği, sağlık hizmetleri ve protez/ortez tedarikindeki kısıtlamaların Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savunuyor.

Dernek Başkanı Erdem Çerçioğlu, Milli Savunma Bakanlığı'nın kendilerini cepheye gönderirken ayrım yapmadığını, ancak hak teslimine gelince yok sayıldıklarını belirterek, hükümet yetkililerine "Ya bizi öldüreceksiniz ya hakkımızı vereceksiniz" sözleriyle sert tepki gösterdi.

Meclis'te "Barikat" Gerginliği ve Yeni Yasa Tasarısı



Cumhur İttifakı ortakları AKP ve MHP'nin imzasıyla 3 Ağustos 2026'da TBMM'ye sunulan ve ardından Milli Savunma Komisyonu'nda kabul edilen 9 maddelik kanun teklifi, Güvenpark'taki gazileri tatmin etmedi. Şehit anne-babalarına asgari ücret güvencesi, faizsiz konut kredisi ve malul sayılmayanlara gazilik unvanı gibi düzenlemeler içeren paket, sahadaki gaziler tarafından "gerçek sorunları örtbas eden yetersiz bir adım" olarak nitelendirildi.

Öte yandan, 5 Ağustos 2026'da TBMM Milli Savunma Komisyonu önünde büyük bir gerilim yaşandı. Kendileriyle ilgili yasa görüşmelerine izleyici olarak katılmak isteyen gazilerin salona girişine ilk etapta izin verilmedi. Muhalefet milletvekillerinin araya girmesi ve yoğun tepkiler üzerine komisyona yalnızca bir temsilci kabul edildi.

Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor


 
 
Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında 'pıhtı oluşması' olarak bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor.

08.08.2026 15:04:00
Murat Çorbacı
 
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor

En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda pıhtı oluşumuyla seyreden derin ven trombozu, dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis edilen ciddi bir hastalık. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğer damarlarına ulaşması ve yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Ayrıca bacakta kalıcı şişlik, ağrı, ağırlık hissi, ciltte renk değişikliği, sertleşme ve iyileşmesi güç olan yaralarla seyreden kalıcı damar hasarına da yol açabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, erken dönemde başlanan tedavi sayesinde pulmoner embolinin ve kalıcı damar hasarının önüne geçilebildiğini belirterek, "Özellikle tek bacakta gelişen şişlik ve ağrı gibi belirtiler asla ihmal edilmemelidir. Bu şikayetler derin ven trombozunun en önemli uyarı işaretleri arasında yer alır ve zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektirir" dedi.

Yaz aylarında sıvı kaybı pıhtılaşma riskini artırıyor

Derin ven trombozu (DVT) genellikle bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısı oluşması sonucu gelişen ciddi bir damar hastalığı olarak tanımlanıyor. Güncel sağlık kılavuzlarına göre; hareketsizlikten obeziteye, geçirilmiş ameliyatlardan kansere, ileri yaştan hamileliğe kadar pek çok faktör pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Genetik yatkınlığın da tetikleyici olabildiği bu tabloda derin ven trombozu riskinin yaz aylarında artış gösterdiğini anlatan Dr. Ahmet Arif Ağlar, şu bilgileri verdi: "Bunun nedeni ise artan sıcaklık ve terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybının, yeterli sıvı tüketilmediğinde kanın koyulaşmasına ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına sebep olabilmesidir. Özellikle ileri yaşta olan, kronik hastalığı bulunan, diüretik kullanan ve uzun süre güneş altında çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca yaz tatillerinde uzun süre hareketsiz kalınan uçak, otobüs veya otomobil yolculukları da bacak toplardamarlarında kan akımını yavaşlatarak derin ven trombozu gelişme riskini artırabilmektedir."

Yeterli su tüketmek, bol hareket etmek şart!

Dr. Ahmet Arif Ağlar, derin ven trombozuna karşı yaz aylarında bazı önlemlerin mutlaka alınması gerektiğini vurgularken, "Yeterli sıvı tüketmek, uzun yolculuklarda düzenli aralıklarla hareket etmek, özellikle 4-6 saatten uzun yolculuklarda belirli aralıklarla ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek ve  yüksek risk grubundaki kişilerin hekimin önerdiği koruyucu önlemleri  uygulaması büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. 

Kardeniz'in en güzel kalesi


 
 
Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde sarp kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim doğa ve tarih tutkunlarının ilgisini çekiyor.

08.08.2026 14:32:00
Haber Merkezi
 
Kardeniz'in en güzel kalesi
Kardeniz'in en güzel kalesi

Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde 1. derece arkeolojik sit alanında sarp bir kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.


Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Adalet Komisyonu önünde gerginlik

Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" düzenlemesi olarak bilinen 12 maddelik kanun teklifinin görüşmeleri olaylı başladı. Toplantı salonunun kapısında İYİ Partili vekiller ile AK Partili üyeler arasında salonun küçüklüğü ve kapıların açılmaması nedeniyle sert tartışmalar yaşandı

07.08.2026 17:20:00
Haber Merkezi
 
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), tarihi adımlardan biri olarak nitelendirilen "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki çerçevesini belirleyecek yasa teklifi için kritik bir viraja girdi.

Resmi adı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" olan 12 maddelik düzenleme, bugün saat 15.30 itibarıyla TBMM Adalet Komisyonu'nda masaya yatırıldı. Ancak görüşmeler öncesinde komisyon salonunun girişinde tansiyon yükseldi.

Kapıda "salon" kavgası: İYİ Partili vekiller tepki gösterdi

Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanacak kurul öncesinde, salon kapısının geç açılması ve toplantının fiziki olarak yetersiz, küçük bir salonda yapılması muhalefetin tepkisini çekti.

TBMM Adalet Komisyonu salonu önünde bekleyen İYİ Parti milletvekilleri ile AK Parti milletvekilleri arasında sert sözlü tartışmalar yaşandı. İYİ Partili vekiller, böylesine kritik bir kanun teklifinin kamuoyundan ve milletvekillerinden kaçırılarak dar alanlarda müzakere edilmek istendiğini öne sürdü. Gerginliğin ardından komisyon, tartışmaların gölgesinde ilk oturumuna başladı.

Komisyon başkanı yüksel: "Bir af düzenlemesi değil"

Gergin başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel, düzenlemenin içeriğine dair net mesajlar verdi. Söz konusu teklifin kesinlikle bir genel af niteliği taşımadığını vurgulayan Yüksel, "Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın sürelik kanayan yarasını sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Tarihi bir sorumluluğu yerine getiriyoruz" ifadelerini kullandı.

12 maddelik teklif neleri içeriyor?

Meclis Başkanlığına sunulan ve önümüzdeki hafta Genel Kurul'dan geçmesi planlanan teklifin öne çıkan hukuki detayları şunlar:

MGK Şartı ve 6 Aylık Süre: Düzenlemenin hayata geçmesi için Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) terör örgütünün fiilen lağvedildiğini ve silah bıraktığını Resmi Gazete'de ilan etmesi gerekiyor. Bu ilanın ardından örgüt mensuplarına adli makamlara başvurmaları için 6 aylık süre tanınacak.

Ceza Ertelemeleri: Silah bırakma şartına uyanların; örgüt üyeliği, yardım ve propaganda gibi suçlardan aldıkları cezalar belirli sürelerle ertelenecek. 15 yıl altı hapis cezaları için 5 yıl, 15 yıl üzeri cezalar için 10 yıl infaz erteleme uygulanacak.

Hak Yoksunluğu Kontrolü: Cezası ertelenen kişilere erteleme süresine göre 2 ya da 3 yıl boyunca seçme ve seçilme gibi hak yoksunlukları uygulanacak. Süreç içinde yeni bir terör suçu işlenirse erteleme kararı düşecek ve infaz kaldığı yerden devam edecek.

Öcalan ve Yönetim Kadrosu Kapsam Dışı: Düzenlemede 1 Haziran 2005 öncesindeki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları ile kasten adam öldürme gibi ağır suçlar tamamen kapsam dışı bırakıldı. Böylece teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Kandil'deki tepe yöneticilerin yasadan yararlanmasının hukuken önüne geçildi.

Komisyondaki görüşmelerin hızla tamamlanarak kanun teklifinin önümüzdeki hafta Genel Kurul'a indirilmesi ve yasalaşması bekleniyor.

"Terörsüz Türkiye" sürecinde bugüne nasıl gelindi?

1 Ekim 2025 – İlk Sinyal: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşarak yeni bir sürecin kapısını araladı.

22 Ekim 2025 – Tarihi Çağrı: Devlet Bahçeli, parti grup toplantısında teröristbaşı Abdullah Öcalan'a hitaben, örgütü tasfiye ettiğini ve silah bıraktığını haykırması şartıyla "Umut Hakkı" kullanımı dahil yasal düzenlemelerin yapılabileceği tarihi çağrısını gerçekleştirdi.

Ekim - Aralık 2025 – Siyasi Trafik: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli'nin çağrısına tam destek verdiğini açıkladı. AK Parti, MHP ve DEM Parti hukukçuları arkada yasal zemin oluşturmak için teknik çalışmalara başladı.

Bahar 2026 – Bölgesel Görüşmeler: Sınır ötesindeki gelişmeler ve Türkiye'nin diplomatik adımları doğrultusunda terör örgütünün tasfiye sürecine yönelik uluslararası ve bölgesel istişareler yürütüldü.

5 Ağustos 2026 – Teklif Meclis'te: AK Parti, MHP ve DEM Parti gruplarından 360 milletvekilinin ortak imzasıyla hazırlanan 12 maddelik yasa teklifi resmi olarak TBMM Başkanlığına sunuldu.

7 Ağustos 2026 (Bugün) – Komisyonda İlk Oturum: Teklif, TBMM Adalet Komisyonu'nda muhalefet partilerinin fiziki alan yetersizliği protestoları ve sert tartışmalar eşliğinde ilk kez görüşülmeye başlandı.

Anlaşmanın detayları belli oldu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu

07.08.2026 16:20:00
AA
 
Anlaşmanın detayları belli oldu
Anlaşmanın detayları belli oldu
Konuyla ilgili yetkililerden alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan Mekke Anlaşması, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.

Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Mekke Anlaşması, artan bölgesel ve uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak mücadele zemini oluşturmak amacıyla bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların somut sonucu olarak görülüyor.

Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.

Herhangi bir ittifak veya anlaşmadan kopuş anlamına gelmeyen Mekke Anlaşması, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlayarak bölgesel güvenliği güçlendiriyor ve diğer bölge ülkelerinin katılımına açık bir işbirliği zemini oluşturuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarını pekiştiren, kendi savunmalarının yanı sıra bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sağlayacak bir anlaşma niteliği taşıyor.

Anlaşma, "bölgede barışın, huzurun ve güvenliğin destekleyici unsuru" olarak değerlendiriliyor.

"Türkiye'nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıklarının birbirinin alternatifi olmadığını, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılar" olduğunu belirten yetkililer, "Bu anlaşma saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" değerlendirmesinde bulundu.

"Mekke Anlaşması'nın, hiçbir ülkeyi hedeflemediğini, mevcut diyalog kanallarını kapatmadığını" vurgulayan yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi.

Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Türkiye açısından bakıldığında, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölge ve İslam dünyası için her anlamda tarihi nitelikte olduğu yorumunu yapan yetkililer, "bölgedeki güvenlik mimarisinin Mekke Anlaşması ile yeniden dizayn edildiği" değerlendirmesini yaptı.

Anlaşmayla Türkiye'nin başka çatışmalara sürüklenmediğini, bölgesel etkisini ve tecrübesini bölgenin güçlü aktörleriyle birleştirdiğini belirten yetkililer, "Türkiye değişen ve karmaşıklaşan uluslararası güvenlik ortamında işbirliği seçeneklerini çeşitlendiren bir düzenlemeye imza atmıştır. Türkiye'nin Mekke Anlaşması'na imza atması, küresel deniz ticaret yollarının güvenliğini güçlendirerek ihracata, enerji tedarikine ve ekonomik istikrara katkı sağlayacaktır. Anlaşmaya katılım, Türk askerinin her bölgesel krize gönderileceği anlamına gelmemektedir. Kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları anayasal düzen ile ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınacaktır." ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerine zarar vermediğini vurgulayan yetkililer, şunları kaydetti:

"Anadolu'dan Hicaz'a, İslamabad'dan Riyad'a uzanan kardeşlik hattı, ortak değerlerin ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran milletlerin iradesini temsil etmektedir. Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tarihi bir sorumluluğun günümüzdeki stratejik karşılığıdır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yalnızca devletler arası çıkarlara değil, ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına dayanmaktadır."

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.