Türkiye'de emekliler, yıllarca verdikleri emeğin ve ödedikleri alın teri primlerinin karşılığında onurlu bir dinlenme dönemi hayal ederken, ağır bir sosyo-ekonomik hayatta kalma mücadelesinin tam ortasına itilmiş durumdadır.
Uygulanan ekonomi politikaları ve "reform" adı altında hayata geçirilen mevzuat değişiklikleri, milyonlarca yurttaşı açlık ve yoksulluk sınırının altında bir yaşama mahkûm etmiştir.
Son olarak Ankara'da Anayasa Mahkemesi önünde "Geçinemiyorum" diyerek yaşamına son veren emekli polis Ali Şekeroğlu'nun acı kaybı, bu sefalet düzeninin insani boyutunu ve ulaştığı yakıcı noktayı bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da ifade ettiği gibi, bu acı tablo bir kader değil; uygulanan yanlış iktisat politikalarının kaçınılmaz bir sonucudur.
Mantık dışı aylık bağlama sistemi ve derinleşen yoksulluk
Emekli aylıklarındaki erimenin ve toplumsal öfkenin temelinde, sosyal güvenlik sisteminin yapısında gerçekleştirilen radikal tahribatlar yatmaktadır.
Sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerle aylık bağlama oranları dönemsel olarak kademeli şekilde düşürülmüştür.
2000 öncesi, 2000-2008 arası ve 2008 sonrası olmak üzere üç farklı döneme bölünen hesaplama sistemi nedeniyle, yurttaşlar çalıştıkça ve sistemde kaldıkça gelecekte alacağı emekli aylığı gerileyen tuhaf bir yapıyla karşı karşıya kalmıştır.
Bugün gelinen noktada, Temmuz ayı itibarıyla en düşük kamu emeklisi aylığı 31 bin 527 lira, en düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 lira seviyesinde uygulanmaktadır.
Ortalama emekli aylığı ise 27 bin lira bandında kalmaktadır.
Veriler, durumun vahametini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Türk-İş'in Ağustos ayı verilerine göre 37 bin 388 lira olan açlık sınırına oranla, en düşük emekli aylığı bu rakamın yalnızca yüzde 63'ünü karşılayabilmektedir. 121 bin 786 liralık yoksulluk sınırının ise sadece yüzde 19,3'ünü karşılamaya yetmektedir.
2026 yılının başında 4,7 milyon olan en düşük aylığı alan emekli sayısı, Temmuz ayında 5,5 milyona yükselmiştir. Bu durum, toplumun geniş kesimlerinin dipte ve sefalette eşitlendiğini göstermektedir.
DİSK-AR verilerine göre, 2002 yılında ortalama bir emekli aylığının kişi başına düşen Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranı yüzde 46,4 iken, 2025'te yüzde 29'a gerilemiştir.
Türkiye'de emekli ödemelerinin GSYH'ye oranı yüzde 3,7 seviyesindeyken, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 9,8'dir.
Geçim baskısı, çalışma zorunluluğu ve mutfaktaki yangın
Yetersiz aylıklar, ileri yaşlardaki yurttaşları yeniden iş aramaya ve en güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlamaktadır.
2002 yılında emekli olduktan sonra çalışan veya iş arayanların oranı yüzde 36,6 seviyesindeyken, 2024 sonu itibarıyla bu oran yüzde 65,7'ye fırlamış ve kayıtlı çalışan/iş arayan emekli sayısı 8 milyona ulaşmıştır.
TÜİK'in 2026 ikinci çeyrek verilerine göre istihdamda yer alan 60 ve üzeri yaştaki 2 milyon 627 bin kişinin yüzde 63,9'u kayıtdışı çalışmaktadır.
Güvencesiz ve ağır çalışma koşulları ileri yaş iş cinayetlerini de beraberinde getirmekte; İSİG Meclisi verilerine göre yalnızca Ağustos ayında 65 yaş ve üzeri en az 21 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.
Forum Enstitüsü'nün araştırmaları da sosyal krizin boyutunu belgelemektedir:
* Emeklilerin yüzde 76,2'si kışın evini ısıtmakta zorlandığını,
* Yüzde 79'u kıdem tazminatı veya ikramiyenin artık konut alımında hiçbir etkisinin kalmadığını,
* Yüzde 66,2'si borçlu olduğunu ve yüzde 57,5'i acil bir masrafı karşılayacak gücü bulunmadığını belirtmektedir.
Bunun yanı sıra gıda enflasyonu başta emekliler olmak üzere dar gelirlinin alım gücünü tamamen eritmektedir.
Birleşik Kamu-İş (KAMUAR) Eylül 2026 raporuna göre, gıda fiyatları 76 aydır aralıksız artmaktadır.
Son 9 ayda asgari ücret yüzde 27 artarken gıda fiyatları yüzde 41,5 yükselmiştir.
Eylül 2021'den Eylül 2026'ya kadar olan 5 yıllık dönemde gıda fiyatlarındaki toplam artış yüzde 2 bin 243 olarak gerçekleşmiştir.
Son bir yılda ise sebze fiyatlarındaki artış yüzde 137,6 gibi rekor bir seviyeye ulaşmıştır.
Maaşların sabit kaldığı dönemlerde kamu çalışanları ve emeklilerin alım gücü gıda karşısında reel olarak yüzde 40,6 oranında erimiştir.
Günü kurtarma politikalarından Millî Ekonomi Modeli'yle çıkış
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, yaşanan bu ekonomik çöküşün ve emeklilerin sürüklendiği sefaletin ana sebebinin devletin üretimden çekilmesi ve kamu gelirlerinin tamamen vergi ile cezalara bağımlı hale getirilmesi olduğunu vurgulamaktadır.
Cumhuriyet'in kuruluşundaki devletçilik ilkesinin ve kamusal yatırımların zamanla terk edildiğini belirten Hüseyin Baş, 1980'lerden itibaren hız kazanan ve mevcut iktidarla en üst seviyeye çıkan özelleştirme politikalarının devletin doğrudan gelir elde etme ve istihdam yaratma imkânlarını yok ettiğini dile getirmektedir.
Gelir kapıları kapandıkça bütçenin tüm yükü vergilere ve cezalara binmekte, günü kurtarmak adına köprüler ve kritik kamu kurumları özelleştirilerek süreç ertelemelerle yürütülmeye çalışılmaktadır.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da belirttiği gibi, Türkiye'nin çözülemeyecek hiçbir meselesi yoktur; asıl sorun, bu meseleleri çözme iradesine ve doğru iktisadi bakış açısına sahip olmayan yönetim anlayışıdır.
Ülkenin öz kaynaklarına güvenen, bağımsızlığı ve üretimi merkeze alan bir vizyonla bu karamsar tablodan hızla çıkmak mümkündür.
Tek çözüm Millî Ekonomi Modeli, tek adres Bağımsız Türkiye Partisi'dir.
Türkiye'nin kaynakları ve potansiyeli doğru yönetildiği takdirde, emeklilerin insan onuruna yaraşır bir yaşama kavuşması ve ülkenin yeniden ayağa kalkması kaçınılmazdır.
- Orta Doğu girdabı / 27.09.2026
- 25 yıllık tam bağımsızlık yürüyüşü: Çözümün adı BTP / 26.09.2026
- BM 81. Genel Kurulu'nda diplomasi maskeleri ve küresel güç dengeleri / 25.09.2026
- Dev vurgun, 10 aylık sessizlik ve 455 bin yatırımcının mağduriyeti / 24.09.2026
- Avrupa'nın jeopolitik sıkışmışlığı ve çok kutuplu dünya arayışı / 23.09.2026
- Refah, adalet ve gelecek kaygısının gölgesinde Türkiye’nin mutsuzluk tablosu / 22.09.2026
- ABD'nin savaş suçları, İran'ın masadaki şartları ve Hürmüz kilidi / 21.09.2026
- Trump’tan söylemde ‘barış’, eylemde ‘savaş’ adımları / 20.09.2026
- Mekke semalarında kirli oyun ve sahte bayrak operasyonları / 19.09.2026























































