logo
28 EYLÜL 2026

‘21 yıl yönetip hala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan’

İBB Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı Ekrem İmamoğlu, Müze Gazhane’de düzenlenen ‘Milletin İktidarında Türkiye Konuşmaları’ etkinliğinde gençlerle bir araya geldi

25.04.2023 15:19:00
 
‘21 yıl yönetip hala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan’
‘21 yıl yönetip hala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan’
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı Ekrem İmamoğlu, Kadıköy'deki Müze Gazhane'de düzenlenen "Milletin İktidarında Türkiye Konuşmaları" etkinliğinde gençlerle bir araya geldi. Millet İttifakı'nın mutabakat metninde ele alınan konular üzerinden düzenlenen ve zaman zaman yağmur altında gerçekleştirilen etkinlikte konuşan İmamoğlu, özetle şunları söyledi:

"15 MAYIS SABAHI NASIL BİR TÜRKİYE'YE UYANMALIYIZ"

"20 yılı aşkın sürede, bir iktidar döneminde Türkiye'nin yaşadığı birtakım süreçler söz konusu. Özellikle gençler, kendilerini çok köşeye sıkışmış hissediyorlar. Türkiye'nin farklı yerlerindeyim ve bu farklı yerlere gittikçe en çok gençlerin gözünde bir umut arayışı var. Umutsuzluk var. Tabiri caizse böyle limiti dolmuş durumda. O bakımdan bu tarafını halletmemiz lazım. Türkiye, 32-33 yaş ortalamasında bir topluluk. Gencecik bir nüfusa sahibiz. Tarihi bir zamandan geçiyoruz. 15 Mayıs sabahı nasıl bir Türkiye'ye uyanmalıyız ya da uyanmak istiyorsunuzu merak ediyorsunuz. O bakımdan bilgi sahibi olmalısınız. Merak ettiğiniz 15 Mayıs sabahını hep birlikte kavramlandırmalı, geliştirmeli ve hazır etmeliyiz. Millet İttifakı, bu noktada, bu seçimin sonunda nasıl bir Türkiye vaat ediyor? Nasıl bir devlet, nasıl bir demokrasi kurmak istiyor? Bütün bunlar önemli sorular. 4-5 toplantıda bu konuları tartışacağız. İçinde bazen teknoloji olacak, bazen yerel yönetimler olacak. İçinde bazen gençlik olacak, sanat olacak, eğitim olacak, birçok konu olacak."

"GETİRİLEN CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ,
DEVLETİMİZİ DE DEMOKRASİMİZİ DE DEJENERE ETTİ"

"Bugün Millet İttifakı'nın vizyonundaki devlet ve demokrasi kısmıyla başlamak istiyorum. Devletimizin bugün nasıl bir devlet olduğunu konuşarak başlamanın bize daha iyi bir fotoğrafı çekip yorumlama şansını sağlayacağını düşünüyorum. Bu yıl 100 yaşına giren bir Cumhuriyetimiz var. 2016'daki darbe girişimi ardından yapılan anayasa değişikliğiyle, istediğimizden bambaşka yere bizi taşıdığını götürdüğünü de söylemek mümkün. Getirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, devletimizi de demokrasimizi de ne yazık ki dejenere etti ve rayından çıkarttı. 100 sene önce kurup, özenle geliştirdiğimiz Cumhuriyetimiz, birkaç yıl içerisinde anlaşılamaz bir biçimde bir şahıs devletine dönüştü. Yani bir kişi ne istiyorsa ne diyorsa olduğu ve tersini düşünenlerin cezalandırıldığı bir sisteme dönüştürüldü. Artık devlet ve Cumhuriyet değil, her konuda bir partinin konuşulduğu, parti projesi, parti devleti, parti kurumu, parti kadrosu gibi hiç de arzu etmediğimiz, 21. yüzyılın ortasına doğru giderken çok enteresan bir sürece evrildi."

"DEVLET İŞLERİ TARİHİMİZDE HİÇ OLMADIĞI KADAR ŞAHSİLEŞTİ"

"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle geçen 5 senenin sonunda, devlet işleri tarihimizde hiç olmadığı kadar şahsileşti. Ve hatta keyfi uygulamalara dönüştü. Bir anda dün söylediğinin tam tersini yapabilen bir pozisyona evrildi. Devlet işlerinde şahsileşmenin ve keyfileşmenin en ağır bedelini de ne yazık ki bu ülkenin 86 milyon insanı ödüyor. Canla, başla, hep birlikte inşa ettiğimiz kurumlarımızın içi boşaltıldı, yıpratıldı ve hatta itibarı sarsıldı. Başta ekonomi yönetimi olmak üzere devletimizin kilit noktalarına işinin ehli olmayanların geldiği bir sistem ne yazık ki bize hükmeder oldu. Bürokrasimiz, Saray'dan ve Cumhurbaşkanı'ndan bağımsız iş yapamaz hale geldi. Tek bir kişinin iki dudağı arasına sıkışan bir memleket, bir ülke, bir devlet. Devletin işleyişinde ne sistem kaldı, ne kural. Yasama ve yargının, yürütmenin; yürütmenin ise tek bir kişinin, Cumhurbaşkanı'nın kontrolüne geçtiği bir mekanizmayla karşı karşıyayız. Mahkemeler -ki birebir yaşadıklarım son 5-6 ayda- siyasetin emrine girdi. Yani siyaset ne istiyorsa, mahkemeler o kararı verir durumda. Hatta yargıda çok önemli bir karar bekleniyorsa, herkes dönüp Saray'a bakıyor, nasıl bir talimat gelecek diye. Bunlar alenen sokakta konuşulur oldu. Sokakta, resmi dairelerin koridorlarında, hatta mahkemelerin koridorlarında konuşulur oldu. Yargı bağımsızlığının sona erdiğini hep beraber yaşıyoruz. 100 yıldır hukukun üstünlüğünü sağlayacağız diye mücadele ederken, üstünlerin hukuku ülkeye egemen oldu. Bu çok tehlikeli, çok tehditkar bir ortam. Gençlerin en çok sıkıntı duyduğu iş bu."

"DÜNYANIN TAM TERSİ BİR ŞEKİLDE,
OTORİTERLEŞEN BİR TOPLUMA DÖNDÜK"

"Etki-tepki kavramlarının bu kadar üst seviyede ve bu denli açık bir toplumun olduğu dünya ortamında, biz tam tersi bir şekilde otoriterleşen bir topluma döndük. Bu o çok ürkütücü bir kayıp. Daha da kötüsü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Kurtuluş Savaşı'nın en zor zamanında bile canla, başla savaşıp, memleketin kaderine hükmeden, yön veren yüce Meclis'i yok etti. Kapısında 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni tümünden yok etti. Memleketin kaderiyle ilgili bütün önemli kararlar, Meclis'te ve ortak akılla değil, Cumhurbaşkanlığı sarayında birkaç kişinin olduğu, hatta o birkaç kişinin olduğu da demeyelim, 2-3 kişiyseler de 2-3 kişinin gidip, tek kişinin kaldığı bir masada kararlar alınıyordu. Yetmedi; demokrasilerin olmazsa olmazı kabul edilen ifade özgürlüğü ortadan kaldırıldı ve bir korku iklimi, bir tehdit iklimi ortalığı sardı. Özellikle medyanın baskı altına alınmış olması, gazetecilerin sıklıkla hapse atıldığı bir ortamın varlığı, toplumun susturulması, iktidara muhalif bir vatandaş var ise düşüncelerini paylaşmaktan, dertlerini duyurmaktan korkar hale geldiği bir ortamı var etti."

"SONU GELMEYEN BİR KUTUPLAŞMAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ"

"Memleket bir başka tehditle de sonu gelmeyen bir kutuplaşmayla karşı karşıyayız. İnanılmaz kötü bir atmosfer var. Benim en çok canımı yakan şey; toplumda Allah'a şükür böyle çok insanla böyle karşılaşmıyorum ama siyaset çalışmamızda, yani Türkiye'nin bambaşka bir yöresinde bir insanın kinci bir gözle bana baktığını bazen hissediyorum. Ve diyorum ki; Allah aşkına, bana niçin böyle bakar bir insan? Neden bakıyor? Beni dinlediğinden değil, benim fikirlerimi bildiğinden değil, Benim hakkımda birilerinin anlattığı şeylere inandığından ötürü, burada bulunan her insanın değerlerimiz dediğimiz kavramlar üzerinden, yani inancımız üzerinden, vatan millet sevgisi üzerinden, doğa sevgisi üzerinden, adı neyse bu kavramlar üzerinden bilip bilmediği bir metotla yargılayarak, bir kutuplaşma iklimi ve bunu bilerek, yapan koca koca yöneticiler. Çok ayıp. Çok yazık."

"DEVLETİN NEREDEYSE BÜTÜN MAKAMLARI
İŞİNİN EHLİ OLMAYANLARA TESLİM EDİLDİ"

"Farklı inançlara, farklı kimliklere sahip kesimlerden oluşması, bu ülkenin geleceği için bir zenginlik değilmiş de sanki tehlike olduğunu bu insanlara hissettiren anlayışlar, bizlere bu yüzyıllık yolculukta çok büyük zarar verdi. Cumhur İttifakı, devletimizi modernleştirmek, demokrasimizi dünyanın en ileri demokrasileri seviyesine çıkarmak yerine, eline geçirmiş olduğu 21 yıllık iktidarı döneminde, özellikle son bölümünde tam tersini yaptı. Bu çok acı bir durum. Keşke öyle olmasaydı. Bugün keşke iki ittifak, demokratik düzen içerisinde daha iyiyi yakalama mücadelesi verebilseydi. Ama ne yazık ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle, devletin neredeyse bütün makamları işinin ehli olmayanlara teslim edildi. Devlette görev alabilmenin esas ölçütü, liyakat ve ehliyet değil, açıkçası Saray'a ve Sayın Cumhurbaşkanına sadakat oldu. Hatta bu dil o kadar kanıksandı ki. Yani İstanbul'da bir yangını söndüren, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi. Ben, 'Gidin yangını söndürün' talimatı verebilir miyim? Yangın varsa, zaten söndürülecek. O görevi yapan insanlar var. En yetkili ve etkili danışmanı, çıkıp kameralar karşısında, 'Sayın Cumhurbaşkanı'nın talimatlarıyla yangını söndürdük' dedi. İş, buraya kadar evrildi."

"MİLLET İTTİFAKI OLARAK, TÜM BU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN YOLA ÇIKTIK"

"Bürokrasimizin her kademesi, devleti ve vatandaşı değil, kişisel ikbalini düşünen kişilerle doldu taştı. Bu tabii aynı zamanda bir vasıfsızlık silsilesi oluşturdu. Bugün itibariyle Cumhur İttifakı, özgürlük ve demokrasi yerine; otoriterliği, tek renkli, tek sesli, gri bir devlet anlayışını temsil eder bir hal aldı. O nedenle akranlarınız her geçen gün ne yazık ki bu şehirde, bu ülkede görüyorum umudunu yitiriyor. Ve pek çoğunuz elinize fırsat geçtiğinde, sözlerinde, bu toprakları terk etmek istediğini söylüyor. Bu duruma hızla son vermek zorundayız. Millet İttifakı olarak, tüm bu sorunların çözümü için yola çıktık. Umudunuzu kaybetmemenizi istiyoruz. Ülkemizin farklı geleneklerinden, farklı siyasi anlayışlarından gelen partiler, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde ve birleştirici vizyonuyla yan yana geldi. Bu sayede Cumhuriyetimizin 100. yılına yakışır ve önemli adımların atıldığı bir yıl olması fırsatını hep beraber yaşıyoruz."

"14 MAYIS'TA TERCİHLERİMİZİ DOĞRU YAPMAK ZORUNDAYIZ"

"Bunun özgün bir halini, 2019 seçimlerinde, İstanbul'da yaşayan bir kişiyim ben. 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin, devletimizi ve demokrasimizi, Cumhuriyetimizin 100'üncü senesine yakışır bir biçimde yeniden inşa etmek için çok önemli bir fırsat olduğunu hepinize hatırlatmak istiyorum. Tabii ki 14 Mayıs'ta tercihlerimizi doğru yapmak zorundayız. Ülke ekonomimizi ancak bu şekilde canlandırabilir ve demokrasi sürecimizi dünyanın gelişmiş ülkeleriyle aynı seviyeye taşıyabiliriz. Buradan size söz veriyoruz. Bu söz hem Sayın Cumhurbaşkanı adayımız adına bir sözdür hem de ittifak adına. Devletimizi kısa zamanda toparlayacağız. Toparlamakla kalmayacağız. Devletimizi hızla güçlendireceğiz. Devletin vatandaşlarını bekleyen risk, tehdit ve fırsatlara karşı güçlü mekanizmalarını oluşturacağız. Vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamaktaysa, göreceksiniz çok etkin bir modeli insanlarımıza kazandıracağız. Devletimizin gücünü, şahıslardan değil; adaletten, kurumlardan ve kurallardan almasını sağlayacağız. Şahıslar gelip geçici, kurumlar ve kurallar kalıcı. Size esas emanet etmemiz gereken sistem bu. Onun için yapmamız gerekeni çok iyi biliyoruz."

"DEVLET YÖNETİMİNİN HER KADEMESİNİ HESAP VEREBİLİR HALE GETİRECEĞİZ"

"Devletimiz, köklü bir geleneğe sahiptir. Her şeye rağmen devletimiz. Bu devleti bir kesimin, bir şahsın ya da partinin devleti olmaktan hep birlikte çıkaracağız. Ülkeyi kararnamelerle yönetmeye son vereceğiz. Cumhurbaşkanlığına bağlı politikalar kurullarını derhal kapatacağız ve özellikle onun hükmüyle, onun iradesiyle akşamdan sabaha harekete geçen birtakım uygulamalar değil, bu kurullarca ifa edilen işleri, ilgili bakanlıklara ve memleketimizin o kadim kurumlarına teslim edeceğiz. Devletimizi, her köklü demokratik devlette olduğu gibi, hukuk kurallarıyla işler hale getireceğiz. Vatandaşların hepsinin kendisinin bir devleti olduğuna inandıran bir mekanizmayı hayata geçireceğiz. Devlet yönetiminin her kademesini hesap verebilir hale getireceğiz. Çünkü size ait bir sistemden bahsediyoruz. Nasıl ki belediyenin her karış toprağı, her lirası size aitse, devletimizin de her konusu, her geliri, her ortamı size aittir. Onun için hesap verebilirlik ilkesini en üst seviyeye taşıyacağız."

"DEVLETİ, BÜROKRASİYİ İŞİNİN EHLİ İNSANLARA BIRAKACAĞIZ"

"Bu iktidar, bir avuç insanın iktidarı değil, 86 milyon insanın iktidarı olacak. Devleti, bürokrasiyi, yeniden 86 milyon insanın evlatlarına, işinin ehli insanlara bırakacağız. Devlet yönetiminde şahsa sadakate değil, işe ve kanunlara sadakat; kişisel ikbal peşinde koşmanın yerini de vatandaşa hizmet alacak. Devleti adil kılmak için şeffaflık olmazsa olmaz kural haline gelecek. Devleti şeffaf kılacağız. Devleti, bir avuç insanın gizli odalarında ya da bir ailenin ya da bir kabilenin devleti olmaktan çıkaracağız. Bürokrasiyi yeniden Meclis'e hesap vermek zorunda olduğu hale getireceğiz. Meclisi görüyorsunuz. Devlete hizmet eden bakanlar, gelip Meclis'te hesap vereceği bir ortam olması gerekirken, onu izleyen Saray'daki şahsa yaranmak adına türlü şekillere giren, bağıran, çağıran, tiyatrolar yapan insanlara dönüştü o Meclis'te hesap vermesi gereken bakanlar ve onun gibi yöneticiler. O bakımdan her kuruluş, bu anlamda hesap verecek."

"HER AN KAPIMDA GEZEN ADALETSİZLİKLE MÜCADELE EDİYORUM"

"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin neden olduğu kişisel ve keyfi idareden en fazla zarar gören adalet sistemimiz ve yargı kurumumuz oldu. Bu sürecin zararını gören insanlar var. Tanıyorum. Ben de onlardan birisi olmaya namzet birisiyim. Her an kapımda gezen ne yazık ki adaletsizlikle mücadele ediyorum. 15 Mayıs'tan itibaren adalet sistemini de hızla toparlayacak, yargının yeniden bağımsız ve tarafsız olmasını sağlayacağız. Adaleti, devletin her işinde en temel esas haline getireceğiz. Adalet yoksa gerisi boş. Gençlerin en çok sevdiğim tarafını burada söylemek istiyorum: 'Hakkım neyse onu istiyorum Başkanım. Ben, hakkımdan fazlasını istemiyorum. Başkasının hakkını da yemek istemiyorum. Ama hakkımı da yedirmek istemiyorum.' İşte 'Hak yemem ama hakkımı da yedirmem' anlayışı; bunu tesis edeceğiz. İktidara geldiğimiz ilk gün, hakim ve savcıların, kanunlardan ve vicdanlardan başka hiçbir makama tabi olmamasını temin edeceğiz. Bir siyasi görüşün savcısı veya hakimi gibi davranan adalet mensuplarını asla hoş görmeyeceğiz."

"ÖZGÜR MEDYA OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ"

"Özgür medya olmadan da demokrasi olmaz. Özgür medya önemli. Yani köşeye sıkıştırılmış ve kişisel menfaat ve çıkarları üzerinden hareket eden bir medya değil, halkın haber özgürlüğünü sağladığı için, devlet işlerinin şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde yürütülmesi için şart olduğunu biliyoruz. Mesleğini öyle yapan medya mensuplarının bu atmosferini sağlamak da vazifemiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Meclis'in işlevini ortadan kaldırırken, iktidar da medyanın ne yazık ki büyük bir kısmının kontrolünü ele aldı. Üstelik de devlet bankalarından alınan, çoğu da ne yazık ki geri ödenmeyen kredilerle, bu ülkenin sağlıklı diye tarif edilen ve yıllar yılı yaşa sahip olan saygın medya kuruluşları, eşe, dosta bağlanır hale geldi. Eşi dostu da geçti, artık akrabaya kadar iş geçti. Medyanın kontrol edilemeyen kısmı ise, ekonomik olarak baskı altında ya da yargı eliyle terbiye edilmek istenen bir hale dönüştü. Yine ittifak adına ve Sayın Cumhurbaşkanımız, 13. Cumhurbaşkanımız adına size söz. 14 Mayıs'tan sonra, biz, medyayı da özgürleştireceğiz. Medyanın vatandaşlar adına, devleti izleme ve denetleme görevini yapabilmesi için uygun atmosferi sağlayacağız."

"YENİ BİR MERKEZ-YEREL DENGESİ KURMAKLA YÜKÜMLÜYÜZ"

"Medeni bir rekabetin olmadığı siyasi rejimler, kesinlikle çürümeye mahkum rejimlerdir. Bu sebeple, Türkiye siyasetinin gerçek manasıyla çoğulcu olmasını sağlamak için her tedbiri alacak, her reformu hızla yapacağız. Şiddete başvurmayan ve teşvik etmeyen, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yapmayan her fikir, örgüt ve partiyi meşru göreceğiz. Toplumsal ve siyasal muhalefetin fitne fesat olarak görülmesine, ihanetle suçlanmasına bu memlekette son vereceğiz. Bu, fikir özgürlüğü sağlar ve insanların daha özgün fikirlerle iş üretmesini sağlayan atmosferi gerçekleştirir. 14 Mayıs'tan sonra, üniter devlet anlayışından ayrılmadan, yerel yönetimleri çok daha etkin, çok daha güçlü ve çok daha demokratik kılacağız. Yeni bir merkez- yerel dengesi kurmakla yükümlüyüz. Vatandaşların yerel yönetimlerin kararlarına katılmasına ve alınan kararları denetlemesine imkan sağlamalıyız."

"BU SEÇİMDE, ÜLKEYİ KİMLERİN YÖNETECEĞİNE DEĞİL,
ÜLKENİN NASIL YÖNETİLECEĞİNE KARAR VERECEKSİNİZ"

"14 Mayıs 2023 tarihi, çok önemli bir tarih. Bu seçimde, bu ülkeyi kimlerin yöneteceğine değil, ülkenin nasıl yönetileceğine karar vereceksiniz. Bu başka bir seçim. O yüzden bu seçim, normal bir seçim değildir. Bu bir rejim seçimidir. Çok önemsemelisiniz. Beni burada dinleyen 20'li yaşlardaki genç arkadaşlarımın ömürlerinin kalan kısmını en etkin şekilde etkileyecek bir tercihin arifesindesiniz. Hepimizin bu seçimde çok büyük bir görevi ve sorumluluğu var. Her birimiz çok çalışmalıyız. Kimseyi ayırıp kayırmadan, tanıdığımız, tanımadığımız herkesi sandığa taşımalısınız. Sürece böyle bakmalıyız. Kişilerin gücü değil, toplumun gücünü yüceltmeliyiz. Çünkü, birkaç ay sonra Cumhuriyetimizi ilanının, o muhteşem başlangıcının yüzüncü yıl dönümünü gururla kutlamak zorundayız. Onun hazırlığını yapmalıyız. Yine özellikle Kurtuluş Savaşı'nın sürecine öncülük eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışının 103'üncü senesinde, kurucu öndere layık şekilde devletimizi, demokratik düzeyi yüksek bir devlet düzenine kavuşturmakla yükümlüyüz. Bunu yeniden inşa etmeliyiz. Bu kaotik dönemi sona erdirmeliyiz. Liyakatsiz kadroları hep birlikte emekli etmeliyiz. Ülkede huzur ve umut dönemini hep birlikte başlatmalıyız. Bu sürecin evrileceği dönemin en güzel tarifi, yine bir genç kardeşimin ağzından döküldüğü gibi; 'Her şey çok güzel olacak' deyip yolumuzda yürümeliyiz."

"21 YIL YÖNETİP VAATTE BULUNUYORSA, ONU SİLİN KAFANIZDAN"

İmamoğlu, konuşmasının ardından gençlerden gelen bazı soruları yanıtladı. O sorulardan bazıları ve İmamoğlu'nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle oldu:

- AK Parti, geçtiğimiz hafta bir seçim beyannamesi yayınladı ve burada sizin de İBB'nin de çok fazla yaptığı çalışmalar vaat olarak verildi. Mesela, deprem bölgesine ve afet bölgesine deniz hastanesi göndermek gibi. Siz, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

"21 yıl bu ülkeyi yöneten bir anlayış, seçime bir ay kala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğumda, birçok vaatle çıktım. En az on vadimizi, son ikinci seçime doğru, karşımdaki rakip aday vermek zorunda kaldık. Kreşleri küçümsediler; kreş vaadinde bulundular. 'Kimin parasını kime veriyorsun' dediler. Onlar da 0-4 yaş arası annelerin çocuklarıyla gezmesi için destekleyeceklerini söyledi. O bakımdan yöneten bir aklın -ben de ıslanayım ki ayrıcalık olmasın- hala vaat veriyor pozisyonda olduğunu gördüğünüz an onu unutun. Ben, hiçbir vaadini dinlemedim bile. Garip bir durum yaşıyoruz sevgili arkadaşlar. Yani işte uçak gemisi, işte ne bileyim tank veya şu, bu… Sanki bir mucize yaratıyoruz. Bu bizim savunma sanayimiz; olacak. Daha da iyisini yapabiliriz. Yapmalıyız da yapacağız da. Daha özgün davranacağız. Bir-iki kurum üzerinden de değil, belki 103 kurum üzerinden yapacağız. Ama bugün, hayata dönüştüren ve değiştiren gelişmeleri sağlayan, yenilikçi icatları görmek beni daha çok mutlu ederdi. Bu topraklarda doğmuş iki profesörün Kovid'e karşı bulduğu aşının dünyayı nasıl değiştirdiğini Almanya'da, yaşadık. Bizim insanımız. Dolayısıyla ben, bugünkü siyasi propagandanın gençlerimizi aldatmayacağını düşünüyorum. En çok güvendiğim gençler. Niye öyle söylüyorum? Yanlış anlamayın. Size yağ yakmıyorum. Şöyle bir fark var. Belli bir yaş grubu, siyasi kavramları zihninde katılaşmış, esnekliği olmayan bir pozisyona evrilmiş durumda. Ama siz gençler, daha özgün bakıyor, davranıyorsunuz. O bakımdan sakın hani şunu yapmayın ama: Oy kullanın. Oyunuzun bir protesto malzemesi olmasına asla fırsat vermeyin. Gidin oyunuzu kullanın. Bu rejimi değiştirin. O bakımdan size özellikle anlatıyorum bu meseleleri. 21 yıldır yöneten bir akıl, bugün oraya gemi yollayacağını vesairesini söylüyorsa; yazıklar olsun. Ne diyeyim. Canlara içim yanıyor."

17 YAŞINDAKİ ÖĞRENCİ: "BEN, ÜLKEMDE
KALIP GÜZEL ŞEYLER YAPMAK İSTİYORUM"

- Mustafa Kemal Atatürk ve askerlerimizin kan dökerek, savaşarak kazandığı bu toprakları, ben kendi geleceğimi, kendi tabiri caizse menfaatimi düşünerek terk etmek, istemeyerek terk etmek istemiyorum. Ben, ülkemde kalıp güzel şeyler yapmak istiyorum. Bu konu hakkında, daha on yedi yaşında olan bir insan olarak bu kadar kafa yoruyorum. Ne gibi bir önlem alabiliriz?

"Az önce söylediğim prensipler sağlandığında; yani adalet, demokrasi, özgürlükler, bütün bunlar sağladığında, iyi eğitim ve yargı sistemi sağlandığında, o arzu ettiğiniz gelecekle ilgili umutsuzluk, umuda dönüşecek kesinlikle. Benim zaten en çok üzüldüğüm şey, işte ben de sizin yaşlarınızda, 1980'lerde bu ülkedeydim. Evet, sıkıntılar vardı. O vardı, ama inanılmaz umut vardı bizde birçok soruna rağmen. Gerçekten farklı bir nesilsiniz. Bizden çok daha üretken, çok daha adalet yanlısı, eşitlikçilik yanlısı, insanı insan olduğu için seven ve kabul eden… Ön yargıları yok. Bu ön yargı kısmı önemli. Gençlerde bu yok. Bu kavramlarla varlığını, gücünü göstermek isteyen bu gençlerin, bu ülkede umutsuz olmasını ben kendime yediremiyorum. Çünkü bu ülke; nimetleriyle, varlıklarıyla dünyada en umutlu olunacak ülke. Ben dünyanın birçok ülkesini gördüm. Burası en umutlu olun ülke. O bakımdan bu sistemi değiştirdiğimiz andan itibaren, sizin umutsuzluğun yerini inanılmaz bir umut alacak. Çok net."

OKULU KAPATILAN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ:
"1150 ODALI SARAY'I AÇAMAZ MIYDI MESELA"

- Ben yurtta kalıyorum. Depremden sonra üniversiteleri kapattılar. Bu karar ilk alındığında dedim ki 'Herhalde vazgeçerler.' Çünkü çok yanlış bir karardı. 1150 odalı Saray'ı açamaz mıydı mesela diye sormak istiyorum?

"Üniversite kapatılması ve online sisteme geçilmesinin bilinçli olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki bu, kötü akıl ve kötü niyet. 'Allah aşkına, birisi bana mantıklı bir tarafını söylesin. Yani şu üniversiteler niçin kapatıldı? İnsanlar niçin online'a mahkum edildi? Birisi bana bir mantıklı tarafını söyledi. Ben bulamadım' dedim. Feryat figan haftada bir-iki kez bu işin çağrısını yaptım. 'Lütfen açın' lütfen açın.' Kısmen açıldı diye tarif yaptılar. O da ne olduğu belli değil. Eğitimi bu kadar baltalayan bir süreci, memleket yaşamadı. Adalet, eğitim, iklim; o kadar ana konularımız var ki çözüme kavuşması gereken. Çok işimiz var yani. Çok işimiz var. Üniversitelerin özgünleşmesi, özgürleştirilmesi ayrı meseleler. Üniversitedeki hocalar ağzını açamıyor. Ağzını açamayan akademik bir kadronun olduğu yerde üretim nasıl olacak? Orada icat, mucit nasıl ortaya çıkacak? Öyle değil mi? Ben hep söylüyorum: Lütfen çocuklarınızın sesini kısmayın. Bırakın avaz avaz bağırsınlar, konuşsunlar. Çocuklarının sesini kısan, kesen, milletin geleceği, sesi kesik, sesi kısık bir millete dönüşür. O bakımdan sizin üniversite gençlerinin de bu anlamdaki eğitim imkanlarını kısırlaştıran ya da kesikleştiren ya da bir sıkıntıya, kısıntıya uğratan bir akıl, memleketini düşünmeyen, devletinin geleceğini düşünmeyen bir akıl. Dönüştüreceğiz bu işi."

RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Osmaniye'de bir öğretmenin okul bahçesinde öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında yayın yasağı kararı alındığını açıkladı

28.09.2026 16:34:00
İhlas Haber Ajansı
 
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
Olaya ilişkin RTÜK'ten yapılan açıklamada, "Osmaniye 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 28/09/2026 tarihli ve 2026/5294 D. İş sayılı kararı ile Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2026/15733 sayılı soruşturma kapsamındaki olay hakkında yayın yasağı getirilmiştir.

Karar; toplum sağlığının ve ahlakın, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla verilmiştir. Kararda, soruşturma konusu olayla ilgili olarak her türlü haber, röportaj, eleştiri vb. yayınların, görsel ve sosyal medya ile internet ortamında yapılmasının 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca yasaklandığı belirtilmektedir.

Bu kapsamda, tüm medya hizmet sağlayıcılarının söz konusu kararın gereklerine titizlikle uyması önem arz etmektedir. Yayın yasağına aykırı yayın yapılması hâlinde, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca gerekli işlemler yapılacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadelerine yer verildi.

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.