İttifakla kabul edilen gerçek "ülkemizin ekonomik olarak iflasın eşiğine geldiği" şeklinde. Hangi açıdan bakarsanız bakın, bu gerçek değişmeyecektir. Diğer ülkelerle mukayese yapın, Arjantin'le arasındaki benzerlikleri alt alta sıralayın; durum yine değişmeyecektir.
Her ülke zor durumda olabilir. Meselenin asıl can alıcı yanı, içinde bulunulan tablonun iyi okunmamasıdır. Teşhis doğru konamaz ve çözüm net olarak bulunamazsa, işte asıl felaket o zaman kapıyı çalıyor demektir.
Ülkemiz tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar iç ve dış borçla karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Üstelik alınan borçlar bir silkinişi bir kurtuluş manevrasını beraberinde getirmiyor. Her manevra, biraz daha batağa gömülme ve karanlık sona bir adım daha yaklaşma sonucuna yol açıyor. Ülkemizin kalkınmışlık göstergeleri her geçen gün daha da kötüleşiyor.
İş bununla da kalmıyor. Alınan borçla beraber, sürekli sosyal tavizler de veriliyor. Gücümüzün azalmasına paralel olarak, dış politikada ki ağırlığımız da azalıyor. Kendi bölgemizdeki muhtemel sıcak gelişmeler konusunda kendi projelerimizi üretmek ve uygulamakta bile aciz duruma geliniyor.
Son günlerde kamuoyunu meşgul eden IMF İcra Direktörleri Kurulu'nun serbest bıraktığı 9 milyar doların sanki bir başarı gibi ilan edilişini hatırlayın. Aslında paranın verilmesi bir nevi borç tazeleme. Yani batılı devletlerin kendi işlerini garantiye alışlarından başka bir hadise değil. IMF Avrupa Direktörü Michael Deppler bile "9 milyar doların 6 milyar dolarının, bu yıl borç ödemesi için kullanılacağını ve aslında Türkiye'ye bugün net olarak serbest bırakılan rakamın 3 milyar dolar olduğunu" kaydediyor. Deppler ''Bu yıl için Türkiye'ye sağlanan taze kaynak, doğrudan 11 Eylül'ün etkilerinden dolayı geldi..." derken aslında bir gerçeğin altını çiziyor. -Borç ver yönet- taktiği ile ABD, Ortadoğu'da planladığı askeri çıkartması için altyapı çalışmaları yapmaktadır.
Bütün gelişmeleri, "ulusal bütünlük" penceresinden izlemek ve gereken tedbirleri almak şarttır. Bu tavrı ortaya koymak için "milli duruş" un esas olduğunu belirmeğe gerek var mı?
Her ülke zor durumda olabilir. Meselenin asıl can alıcı yanı, içinde bulunulan tablonun iyi okunmamasıdır. Teşhis doğru konamaz ve çözüm net olarak bulunamazsa, işte asıl felaket o zaman kapıyı çalıyor demektir.
Ülkemiz tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar iç ve dış borçla karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Üstelik alınan borçlar bir silkinişi bir kurtuluş manevrasını beraberinde getirmiyor. Her manevra, biraz daha batağa gömülme ve karanlık sona bir adım daha yaklaşma sonucuna yol açıyor. Ülkemizin kalkınmışlık göstergeleri her geçen gün daha da kötüleşiyor.
İş bununla da kalmıyor. Alınan borçla beraber, sürekli sosyal tavizler de veriliyor. Gücümüzün azalmasına paralel olarak, dış politikada ki ağırlığımız da azalıyor. Kendi bölgemizdeki muhtemel sıcak gelişmeler konusunda kendi projelerimizi üretmek ve uygulamakta bile aciz duruma geliniyor.
Son günlerde kamuoyunu meşgul eden IMF İcra Direktörleri Kurulu'nun serbest bıraktığı 9 milyar doların sanki bir başarı gibi ilan edilişini hatırlayın. Aslında paranın verilmesi bir nevi borç tazeleme. Yani batılı devletlerin kendi işlerini garantiye alışlarından başka bir hadise değil. IMF Avrupa Direktörü Michael Deppler bile "9 milyar doların 6 milyar dolarının, bu yıl borç ödemesi için kullanılacağını ve aslında Türkiye'ye bugün net olarak serbest bırakılan rakamın 3 milyar dolar olduğunu" kaydediyor. Deppler ''Bu yıl için Türkiye'ye sağlanan taze kaynak, doğrudan 11 Eylül'ün etkilerinden dolayı geldi..." derken aslında bir gerçeğin altını çiziyor. -Borç ver yönet- taktiği ile ABD, Ortadoğu'da planladığı askeri çıkartması için altyapı çalışmaları yapmaktadır.
Bütün gelişmeleri, "ulusal bütünlük" penceresinden izlemek ve gereken tedbirleri almak şarttır. Bu tavrı ortaya koymak için "milli duruş" un esas olduğunu belirmeğe gerek var mı?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025






















































































