Allah, ancak Allah ile bilinir
İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah birdir ve birliği perçinlenmiştir. O'nun birliğini O'nun dışındaki şeyler ile ifade eden kimse, O'nun birliğini nasıl ifade etmiş sayılabilir? Allah'ı ancak Allah ile bilen, O'nu bilmiş olur. Allah'ı Allah ile bilmeyen kişi, O'nu bilmiş olmaz, O'nun dışında bir şey bilmiş olur”





Bihar'ul-Envar adlı eserde verilen bilgiye göre el-İrşad ve el-İhticac adlı eserde Şa'bi'ye dayanılarak Hz. Ali'nin (a.s) bir konuşmasında şöyle dediği nakledilir: "Yüce Allah, herhangi bir şeyden saklanmaktan veya herhangi bir şeyin kendisinden saklamasından yüce ve münezzehtir."
"Et-Tevhid" adlı eserde İmam Musa Kâzım'dan (a.s) şöyle rivayet edilir:
İmam (a.s.) bir konuşmasında şunları söyledi: "Allah ile yaratıkları arasında O'nun yaratıklarından başka bir perde yoktur. Eğer Allah perdelenmiş ise, bu görünür bir perde ile değildir. Eğer Allah örtülü ise bu, somut bir örtü ile değildir. O'ndan başka ilah yoktur. O büyük ve yücedir."
Yine et-Tevhid adlı eserde, Abdulala'dan rivayetle İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'ı bir perde veya bir kavram veya bir örnek aracılığı ile bildiğini iddia ediyorsa, o müşriktir. Çünkü perde, kavram ve örnek O'nun dışında şeylerdir, (O'nun kendisi değildirler). O birdir ve birliği perçinlenmiştir. O'nun birliğini O'nun dışındaki şeyler ile ifade eden kimse, O'nun birliğini nasıl ifade etmiş sayılabilir? Allah'ı ancak Allah ile bilen, O'nu bilmiş olur. Allah'ı Allah ile bilmeyen kişi, O'nu bilmiş olmaz, O'nun dışında bir şey bilmiş olur."
Ortaya çıktı ki, iç dünyanın ayetlerini irdelemek en değerli ve eşsiz bir çabadır. Gerçek marifet ancak bu yolla kazanılır. Hz. Ali'nin (a.s) bu yolu, iki yoldan daha faydalı olarak sayması, sadece onu kesin bir marifet yolu olarak ilan etmemesi, halk kitlelerinin bu marifet türüne ermekte yetersiz olmalarındandır.
Gerek Kur'an'ın ve sünnetin hükmü, gerek Peygamberin (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s.) tutumu, dış dünyadaki ayetleri irdeleyerek elde edilen imanın kabul edilmesi şeklindedir. Bu irdeleme yolu mü'minler arasında yaygındır. Dolayısıyla her iki yol da faydalıdır. Fakat insanın iç dünyasının ayetlerini irdelemesi yolu daha mükemmel ve daha verimlidir.
"Gurer'ul-Hikem ve Durer'ul-Kelim" adlı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Arif, nefsini bilip onu azat eden ve Allah'tan uzaklaştırıcı şeylerden arındıran kimsedir."
Yine aynı eserde nakledildiğine göre Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En büyük cahillik, insanın nefsini tanımamasıdır."
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En büyük hikmet, insanın nefsini tanımasıdır."
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsini en çok tanıyan kimseler, Rablerinden en çok korkanlar olurlar."
Çünkü nefsini en çok tanıyan kimseler, Rablerini en iyi tanıyan, kimselerdir. Nitekim yüce Allah, "Allah'tan ancak onun âlim kulları haşyet duyarlar" buyuruyor.
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "En üstün akıl, kişinin kendini tanımasıdır. Kendini tanıyan akıllı olur, kendini tanımayan sapıtır."
Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kaybettiği bir şeyi ona buna soran fakat kendini kaybettiği halde aramayan kimseye şaşarım."
Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kendini tanımayan kimseye şaşarım. Böyle biri Rabbini nasıl tanıyabilir?" (Muhammed Muhammedî Reyşehrî, Mizanu'l-Hikmet).















































































