Allah (c.c) kulunu severse
Oğlum! Kalbinle Allah’a dön. Allah’ı tövbe etmiş olan O’na dönendir. Allah’ın “Rabb’inize dönünüz” buyruğu, her şeyi O’na teslim edin demektir. Nefislerinizi O’na teslim ediniz
Haber Merkezi





Ve onu Allah'ın kaza ve kaderinin, emir ve yasaklarının, evirip çevirmesinin önüne bırakınız; kalplerinizi de elsiz, ayaksız gözsüz nasıl ve niye demeden ve karşı çıkmadan, tartışmadan uyum göstererek ve doğrulayarak O'nun huzuruna bırakınız…
Hakk'ın zatından gayri şeylerle olduğun sürece, dertten ve kederden salim olamazsın. Şirkten ve ağır yükten kurtulman olmaz.
Halkı kalbinden at, Hak'la bir ol. Göreceksin ki, hiç kimsenin hatırlamadığı, hiç kimsenin görmediği ve hiçbir kulağın ismini duymadığı şeyler sana verilmiştir.
Herhangi bir kimse sevilmiş ve seçilmiş olursa ona, yakınlık derecesi olan bir konuk muamelesi yapılır. Onun varlığı Hak varlığına karışır ve kendisine şöyle denir:
"İstek duy, arzu ettiğini söyle. Hürsün istediğini yaparsın. Seven tutulur. Sevilmiş olan hür olur. Seven için mahrumiyet olabilir, sevilmiş için asla…
Naz devri başlar. Refah gelir, sükûn hâsıl olur. Rızık bollaşır. Kullar hizmetine koşar. Bunların hepsi, sevgi halindeki devamlılığından dolayı verilir…
Allah-u Teâlâ'nın sevdiği kulları arasında birinci gelenin öyle geniş kalbi vardır ki, sema ve zemini bütünüyle oraya konsa, yine boşluk kalır.

O kimsenin kalbi, tıpkı Musa Peygamberin asasına benzer. Musa Peygamberin asası ilk zamanda bir hikmet eseri idi. Sonra kudret eseri oldu. Musa yükünü taşıyamadığı zaman ona yüklerdi, yorulduğu zaman yine o asaya binerdi. Bir meyve dilerse hemen ondan alır yerdi. Güneşte uyuduğu zaman ona gölgelik ederdi.
Allah-u Teâlâ kudretini ona asada gösterdi. Ve o vasıta ile Musa'ya ünsiyet ve ülfet halini bahşetti.
Gece gündüz yol kat eder. Sebebi bir şahın sevgisidir. Yolda bin bir türlü korkulu dakikalar geçirir, yemeye ve içmeye önem vermez, ta o şahın kapısına varıncaya kadar böyle devam eder.
Şahın bu gelişten haberi olunca hizmetçilerini ona ağırlatır. Özel bineklere bindirirler. Sonra hamama götürür, temizler, güzel elbise giydirir, koku sürerler. Daha sonra şahın huzuruna çıkarırlar.
Şah da onu karşısına alır, halini, hatırını sorar. Mülkünde olan en güzel nimetleri ona verir. Ve onun mahbubu olur. O seven kişi, bu güzel hali bulup, şahın sevgilisi olduktan sonra yorgunluk, korku duyar ve geldiği yere dönmek diler mi?
Nasıl dilesin, dilemez. Çünkü orada yerli oldu. Hayatı emniyet altına alındı. İş bu misal bir kalbedir. Kalp, Hakk'a vasıl olduktan sonra Hak yakınlığından bir yer alır, Hakk'a münacat eder. O'nun yanında emin olur. O'nu bırakıp başkasının yanına gitmeyi istemez.
Kalbin bu makama çıkması için farzları eda etmesi gerek. Haram ve şehevi şeyleri yapmaması icap eder. Mubah ve helal olan kısmı ise, varlıkla, şehvetle, heva ile almaması gerekir.
Bir sultan halk içinden seçeceği kimseyi bir beldeye tayin eder. Ona her türlü yetkiyi verir; bir vali için lazım olan her çeşit nişanları takar. Borazan, bando, asker vs. bu hal bir müddet devam eder.
Aradan zaman geçer; o vali kendini beğenmeye başlar. Padişahın nimetini unutur. Sanki o yer, kendisine bakidir. Kendisini beğenir. İlk halini unutur. Eksiğini hatırlamaz. Eski fakirliği aklına gelmez. Halbuki, bir zamanlar bir köşede unutulmuştu.
Bir kibir o zavallıyı sarar. Kendini çok beğenir; firavunlaşır. Bu hali çok iyi bilen şah onu azleder. Öyle bir hal alır ki, ilk devrini arar ama eline geçmez. Padişah, ondan yaptıklarının hesabını sorar.
Bütün hatalarının cezasını çektirir. Emirlerin yapılmayışı, yasaklara tecavüz etmek o zavallıya pahalıya mal olur. Çok feci bir şekilde hapsolur. En dar yere tıkılır. Büyük sıkıntıya düşer. Devamlı bir ihtiyaç içinde kıvranır.
Bu kıvranma onun için iyi olur. Böbürlenmesi ölür, kibri gider. Haddini bilir. Nefsi körlenir. Şahsi arzusu söner. Benliğini eritir. Bunlar, padişahın gözünden kaçmaz; o şahsın bilgisi bunları kaybetmez.

Bu durumda padişahın merhamet nazarı ona dokunur, rahmet ve merhamet nazarına mazhar olur. Dolayısıyla zindandan çıkarılma emrini verir. Bu arada bütün in'am ve ihsanını ona yağdırır. Eski devletini verir.
Ayrıca o miktarın iki misli de mükâfat verir. Artık bu iş, böyle devam eder. Bundan sonra kötülüğe girmez. Kibri, gururu unutur. Saf ve temiz olarak vazifeye devam eder.
İşte bu misal iman sahibinin halidir. Bir kimse Allah'a yaklaştıkça, Allah onu sever ve seçer. Kalp gözü açılır, nimet, in'am ve ihsan kapıları ona açık olur.
Zaman olur, o kalb gözüyle kimsenin görmediğini görür, işitmediğini işitir. Akla hayale gelmeyen garip işler seyreder. Yerin göğün hikmetini anlar, onlardaki esrarı çözmeye başlar. En güzel vaadi alır; vaad olunduğu şey kendisine bol bol verilir.
Hakk'a yaklaşır, onun güzel sözlerini duyar; bu duygu yalnız sâfiyetten ve manevi yükselmeden gelir. Bu hâle, fenâya ermiş kişi kavuşur. O, sözün hikmetini söyler. Çünkü kalbi temizdir, sâfiyete ermiştir. O temizliği nuru kalbden dile gelir. O nurlu hal, o büyük insanın her halinde sezilir…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)





















































































