Amaaan dubaraya gelmeyin,
Türkiye'de iki görüş var, AB'ciler ve AB'ci olmayanlar.
Bugün BTP'nin dışında kalanların tamamı AB'cidir.
Bugünlerde dillerden düşmeyen "AB uyum yasaları" adı üstünde AB'nin dayattığı, olmazsa olmaz emirleridir. AB ile dans etme kuralları da denebilir. Tabi kavalye AB olduğuna göre damı siz düşünün.
Bu "uyum yasaları" Kopenhag'da kararlaştırıldı, imzalandı, o gün söz verildi ve bugün hayata geçirildi.
Bu Kopenhag kararlarının altında üç liderin imzası var; Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli.
Dün AB'ye bu "uyum yasaları" konusunda söz verenlerin, bu yasaları TBMM'nden çıkaracaklarına ant içenlerin, bugün şov yapmalarına kanmayın.
Apo'nun dosyasını 3.5 yıldır Başbakanlıkta bekleten koalisyonun ikinci ortağının şimdi şimdilerde kükreyişine de asla aldanmayın.
Bir insan hem AB'ci, hem de AB uyum yasalarının karşısında olması, iki zıttın bir anda bir kişide bulunmasıdır. Yani bir insan aynı anda hem ayakta, hem oturur; hem uyur, hem uyanık; hem susar, hem konuşur olması gibi.
"AB ile uyum yasalarının biri de idamın kalkması değil miydi? Peki önce idamı kaldıracağına söz verip, sırasıyla, kalkması için gerekli her kolaylığı sağlayıp, Adalet komisyonunda engellemek imkanı varken engellemeyip daha sonra da kaldıranlar vatan hainidir demek ne mana?
Bu "AB uyum yasaları" hiçbir bağımsız devletin kabul edemeyeceği, baştan sonra esaret kokan yasalardır.
Dün Apo sayesinde %10 oranında oy toplayanların, bugün düştükleri %3-4'ten çıkmak için son çare gördükleri o eski %10'u tekrar elde etme hayalleri ham hayaldir.
Adalet Komisyonunda bulunan 6 MHP'li vekil eğer samimi olsalardı, idam konusunu, daha henüz TBMM'ne gelmeden engelleyebilirlerdi.
TBMM'nden geçeceğini bile bile idam konusunu Adalet komisyonundan geçirip TBMM'ye havale ettirenler, en ehven tabirle samimi değillerdir.
Bugün ülkenin 35 bin insanın katilinde kilitlenmesi de ayrı bir oyundur.
Bu oyun diğer "uyum yasalarını" halkın görmezden gelmesini temin içindir.
Ülke bütünlüğü açısından taşıdıkları tehlike sırasına göre bu "uyum yasaları" şu şekilde sıralanır kanısındayım.
Cemaatlerin toprak satın
alması,
Ana dilde yayın ve eğitim,
İdamın kalkması/Apo'nun asılmamsı.
Bu aziz vatan uğruna evlatlarını şehit veren ana-babalar, gönülden inanıyorum ki, vatan bütünlüğü için, ülkenin bölünmemesi için ikinci evlatlarını da seve seve kınalayıp uğurlamaya hazırdırlar, yeter ki vatan bölünmesin. Fidan gibi evlatlarının naşı henüz musalladayken, "bir oğlum daha var, vatan için onu da seve seve şehit vermeye hazırım" diyen babalar gözlerimizin önündedir.
Onların feryatları, şehit düşen evlatları için değil, onların ahu figanları bunca insanın şehit olmasına sebep bir katilin cezasız kalmasınadır.
AB ile uyum yasaları adı altında çıkarılan "cemaatlerin arazi satın almaları bu ülke için en büyük tehlikedir."
İlk zamanlar 5400 metre kare arazı üzerinde kurulmuş olan Fener Rum Patrikhanesi'nin bugün yüzölçümünü 10 bin metre kareye çıkarmış olması birilerini hiç mi düşündürmüyor?
Balat'ı Güzelleştirme adı altında yakın zamana kadar etrafındaki bir çok binanın daha satın alınmış olması hayra alamet değildir kanımca.
Kim bilir, belki de güzelleştirme adı altında satın alınan bu yerler "uyum yasalarını" bekliyordu, meşru zemine oturtmak
için.
"Dinler arası Diyalog" sürecinde mantar gibi türeyen kiliselerin de birer patrikhane olduğunu düşünürsek varın ülkenin halini siz düşünün.
Fazla düşünmeden biraz da Filistin'i düşünün, mukayese edin, yan gelip yatın.
"Allah büyük, Rizeli'nin kayığı ufak".
Araya sıkıştıralım, Rizeli İstanbul'da kayıkçılık yapıyor.
Gelen yolcu Allah büyük deyip atlıyor kayığa.
Bir, üç, beş derken kayık ha battı ha batacak.
Yine Allah büyük deyip kayığa atlamaya çalışan yolcunun bileğini tutan Rizeli, yolcuya şöyle der: "Tamam daaa, Allah beyuktuuu, amenaa, Ama kayik ufaktu daaaa".
Bu bir.
En az bunun kadar diğer madde de tehlikelidir.
Türkiye'de farklı dilleri konuşan hayli insan var.
Sadece Kürtçe konuşanlar
değil.
Bir ara Karadeniz'de Pontusça konuşan 300 aile var deyen ünlü yazar(!) Ömer Asan'ı hatırladınız mı?
Karadeniz'de son zamanlarda yoğunlaşan Pontus faaliyetleri.
Pontus TV.
İçlerinde köylüm de olan bir çok gencin yöreden Yunanistan'a götürülmesi...
Ve son zamanlarda bazı arabaların arkalarında yazılı tuhaf cümleler.
Bütün bunlar size neyi hatırlatıyor?
Peki, G.Doğu'da PKK'yı organize eden Yunanlı Albay Kalenderites'in, daha sonra faaliyet sahasını Karadeniz'e yönlendirdiğine dair haberleri de hatırlayın.
Ben de Rumca konuşarak büyüdüm. Sonra Arapça'yı öğrendim, az biraz İngilizce de biliyorum, bir yıl da Farsça okudum. Mesele dil değil, bu dil bahanesiyle bir şeyleri kaşımak mesele.
Bu sıralamada, yani ülkemiz açısından taşıdığı tehlike sıralamasında idam son sıradadır bana göre.
Diğer ilk iki maddeyi gizlemek için, örtmek için Apo öne
çıkartılıyor.
Apo etrafında oluşturulan hava, "kurt dumanlı havayı sever" özdeyişini akla getiriyor.
Tabi bana göre.
Ama 35 bin insanını katleden ve suçu bağımsız yargı tarafından sabit görülmüş bir insana laik olduğu cezayı veremeyen irade nasıl bir iradedir ve ileride nelere mal olacak, bütün bunları da düşünmek lazım, hem de günlerce, aylarca.
Türkiye'de iki görüş var, AB'ciler ve AB'ci olmayanlar.
Bugün BTP'nin dışında kalanların tamamı AB'cidir.
Bugünlerde dillerden düşmeyen "AB uyum yasaları" adı üstünde AB'nin dayattığı, olmazsa olmaz emirleridir. AB ile dans etme kuralları da denebilir. Tabi kavalye AB olduğuna göre damı siz düşünün.
Bu "uyum yasaları" Kopenhag'da kararlaştırıldı, imzalandı, o gün söz verildi ve bugün hayata geçirildi.
Bu Kopenhag kararlarının altında üç liderin imzası var; Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli.
Dün AB'ye bu "uyum yasaları" konusunda söz verenlerin, bu yasaları TBMM'nden çıkaracaklarına ant içenlerin, bugün şov yapmalarına kanmayın.
Apo'nun dosyasını 3.5 yıldır Başbakanlıkta bekleten koalisyonun ikinci ortağının şimdi şimdilerde kükreyişine de asla aldanmayın.
Bir insan hem AB'ci, hem de AB uyum yasalarının karşısında olması, iki zıttın bir anda bir kişide bulunmasıdır. Yani bir insan aynı anda hem ayakta, hem oturur; hem uyur, hem uyanık; hem susar, hem konuşur olması gibi.
"AB ile uyum yasalarının biri de idamın kalkması değil miydi? Peki önce idamı kaldıracağına söz verip, sırasıyla, kalkması için gerekli her kolaylığı sağlayıp, Adalet komisyonunda engellemek imkanı varken engellemeyip daha sonra da kaldıranlar vatan hainidir demek ne mana?
Bu "AB uyum yasaları" hiçbir bağımsız devletin kabul edemeyeceği, baştan sonra esaret kokan yasalardır.
Dün Apo sayesinde %10 oranında oy toplayanların, bugün düştükleri %3-4'ten çıkmak için son çare gördükleri o eski %10'u tekrar elde etme hayalleri ham hayaldir.
Adalet Komisyonunda bulunan 6 MHP'li vekil eğer samimi olsalardı, idam konusunu, daha henüz TBMM'ne gelmeden engelleyebilirlerdi.
TBMM'nden geçeceğini bile bile idam konusunu Adalet komisyonundan geçirip TBMM'ye havale ettirenler, en ehven tabirle samimi değillerdir.
Bugün ülkenin 35 bin insanın katilinde kilitlenmesi de ayrı bir oyundur.
Bu oyun diğer "uyum yasalarını" halkın görmezden gelmesini temin içindir.
Ülke bütünlüğü açısından taşıdıkları tehlike sırasına göre bu "uyum yasaları" şu şekilde sıralanır kanısındayım.
Cemaatlerin toprak satın
alması,
Ana dilde yayın ve eğitim,
İdamın kalkması/Apo'nun asılmamsı.
Bu aziz vatan uğruna evlatlarını şehit veren ana-babalar, gönülden inanıyorum ki, vatan bütünlüğü için, ülkenin bölünmemesi için ikinci evlatlarını da seve seve kınalayıp uğurlamaya hazırdırlar, yeter ki vatan bölünmesin. Fidan gibi evlatlarının naşı henüz musalladayken, "bir oğlum daha var, vatan için onu da seve seve şehit vermeye hazırım" diyen babalar gözlerimizin önündedir.
Onların feryatları, şehit düşen evlatları için değil, onların ahu figanları bunca insanın şehit olmasına sebep bir katilin cezasız kalmasınadır.
AB ile uyum yasaları adı altında çıkarılan "cemaatlerin arazi satın almaları bu ülke için en büyük tehlikedir."
İlk zamanlar 5400 metre kare arazı üzerinde kurulmuş olan Fener Rum Patrikhanesi'nin bugün yüzölçümünü 10 bin metre kareye çıkarmış olması birilerini hiç mi düşündürmüyor?
Balat'ı Güzelleştirme adı altında yakın zamana kadar etrafındaki bir çok binanın daha satın alınmış olması hayra alamet değildir kanımca.
Kim bilir, belki de güzelleştirme adı altında satın alınan bu yerler "uyum yasalarını" bekliyordu, meşru zemine oturtmak
için.
"Dinler arası Diyalog" sürecinde mantar gibi türeyen kiliselerin de birer patrikhane olduğunu düşünürsek varın ülkenin halini siz düşünün.
Fazla düşünmeden biraz da Filistin'i düşünün, mukayese edin, yan gelip yatın.
"Allah büyük, Rizeli'nin kayığı ufak".
Araya sıkıştıralım, Rizeli İstanbul'da kayıkçılık yapıyor.
Gelen yolcu Allah büyük deyip atlıyor kayığa.
Bir, üç, beş derken kayık ha battı ha batacak.
Yine Allah büyük deyip kayığa atlamaya çalışan yolcunun bileğini tutan Rizeli, yolcuya şöyle der: "Tamam daaa, Allah beyuktuuu, amenaa, Ama kayik ufaktu daaaa".
Bu bir.
En az bunun kadar diğer madde de tehlikelidir.
Türkiye'de farklı dilleri konuşan hayli insan var.
Sadece Kürtçe konuşanlar
değil.
Bir ara Karadeniz'de Pontusça konuşan 300 aile var deyen ünlü yazar(!) Ömer Asan'ı hatırladınız mı?
Karadeniz'de son zamanlarda yoğunlaşan Pontus faaliyetleri.
Pontus TV.
İçlerinde köylüm de olan bir çok gencin yöreden Yunanistan'a götürülmesi...
Ve son zamanlarda bazı arabaların arkalarında yazılı tuhaf cümleler.
Bütün bunlar size neyi hatırlatıyor?
Peki, G.Doğu'da PKK'yı organize eden Yunanlı Albay Kalenderites'in, daha sonra faaliyet sahasını Karadeniz'e yönlendirdiğine dair haberleri de hatırlayın.
Ben de Rumca konuşarak büyüdüm. Sonra Arapça'yı öğrendim, az biraz İngilizce de biliyorum, bir yıl da Farsça okudum. Mesele dil değil, bu dil bahanesiyle bir şeyleri kaşımak mesele.
Bu sıralamada, yani ülkemiz açısından taşıdığı tehlike sıralamasında idam son sıradadır bana göre.
Diğer ilk iki maddeyi gizlemek için, örtmek için Apo öne
çıkartılıyor.
Apo etrafında oluşturulan hava, "kurt dumanlı havayı sever" özdeyişini akla getiriyor.
Tabi bana göre.
Ama 35 bin insanını katleden ve suçu bağımsız yargı tarafından sabit görülmüş bir insana laik olduğu cezayı veremeyen irade nasıl bir iradedir ve ileride nelere mal olacak, bütün bunları da düşünmek lazım, hem de günlerce, aylarca.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024






























































