logo
15 MART 2026


Annan Planı kabul edilirse; "Kıbrıs Türk'ü perişan olur"

15.01.2003 00:00:00
Annan Planında, "derhal imzala" diyenlerin, Türklerin lenine beğendikleri ne varsa kendisinin müzakere taktiği sayesinde gündeme geldiğini belirten KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu haliyle dahi kabul edilmesi halinde Annan Planının Kıbrıs Türkünü perişan edecek sonuçlar doğuracağını söyledi.Annan Planı konusunda "Zemin olarak kabul edin" diye bir dayatmaya maruz kaldıklarını söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Zemin olarak bunu kabul eder, imzalarsak, o zaman bunun çerçevesini değiştirmek mümkün değildir. Onun için biz bu planı zemin olarak kabul etmedik" dedi.Amerikalılar, Sovyetler, İngilizler, BM Güvenlik Konseyi, terörist aktivitelerine rağmen Rumları meşru hükümet olarak tanıdı. O an Makarios'un davası bitmiştir. Makarios döndü ve liderlere, "Ben, anlaşmaları bozup bir Rum idaresini dünyaya meşru hükümet olarak tanıtmak suretiyle Kıbrıs'ı Enosis'e, yani Yunanistan'a bağlanmaya en yakın noktaya getirdim. Bundan geri gitmek yoktur. Bu ünvanı koruyacaksınız" dedi. Rum liderliği Makarios'un vasiyetini yerine getiriyor.Ben, Klerides'le 8 yıl, Kipriyanu ile 11 yıl, Vasiliu ile 5 yıl konuştum. Şimdi Klerides'le 7 yıldır konuşuyorum. Görüşmeler kesiliyor, başlıyor, amma netice alamıyoruz. Niçin? Çünkü ben Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti olduklarını tanımıyorum. Ve Kıbrıs Türklerinin, egemen ve eşit bir ortak olduklarında ısrar ediyorum. Türkiye'nin garantörlüğünde ısrar ediyorum.Kıbrıs Türkleri ile Türkiye'nin arasını açmak için yıllardır süren bir mücadele vardır. Her şeyden istifade ediyorlar. "Bak işte Kıbrıs Türkü, Türkiye için böyle dedi", "Bak, Türkiye, Kıbrıs'ı artık stratejik açıdan önemli addetmiyor. AB'ye girmek için feda edecek" diye her iki tarafı tahrip edici büyük bir psikolojik savaş verilmektedir. Biz bunlara aldırmıyoruz. Biz, Türk devletinin askerî ve sivil bütün makamları ile işbirliği halinde bu milli davayı yürütüyoruz

Yazarımız Muharrem Bayraktar'ın yaptığı ve Pazartesi günü yayınladığımız röportajda, gerçekleri bire bir yaşayan bir ismin, KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun ağzından, entel barlarda ahkâm kesenlerin kaleminden kaçırılmaması gereken fırsat olarak takdim edilen 11 Kasım 2002 tarihli Annan Planı'nın bir çözüm değil, çözülmüş bir sorunu tekrar sorun haline getirecek, Türkiye ve Türklerin Kıbrıs'tan tasfiyesini beraberinde getirecek bir plan olduğunu gözler önüne serdik. Planın, Kıbrıs'ı Enosis'e kurban veren bir özellik taşıdığına dikkat çektik. Hatta işin Kıbrıs'la bitmeyeceğini, Ege ve Patrikhane gibi Helen ideallerine sıranın geleceğini aktardık. Dahası, Türkiye'nin böyle haklı bir davada zemin kaybetmesi durumunda başka hiç bir davasında zemin tutturamayacağını, Kıbrıs'ta boyun bükmenin bel bükmelere yol açacağını belirttik. Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadığı hiç bir siyasi ve ekonomik topluluğa Kıbrıs'ın alınamayacağını öngören uluslararası anlaşmalara rağmen AB'nin yaptığının Kıbrıs'ı işgalden başka bir anlam taşımadığı gibi yeni ve ufuk açıcı bir tespiti gündeme armağan ettik. Kıbrıs davasının, özellikle Türkiye'deki yeni hükümetle gündeme gelen "Kıbrıs konusunda mevcut statükonun dilinden konuşmayacağız" türünden açıklamaları bile "asıl statüko Rumları tüm Kıbrıs'ın hükümeti görmektir" şeklinde şerh etmesini bilecek kadar davasına vakıf bir kadronun elinde bulunduğunu ortaya koyarak yüreklere su serptik.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu'nun da içinde bulunduğu bu kadronun sembol ismi ise hiç şüphesiz Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tır. Uluslararası statükonun Kıbrıs'ın tümünün hükümeti kabul etme hukuksuzluğunu resmiyete dökme tuzağı Annan Planını müzakere masasında göğüsleyecek isimdir Denktaş. Kıbrıs Türkünün boynuna geçirilen yeni bir ilmek olmaktan öte Türkiye'deki Türklerin de Anadolu'ya hapsedilmesinin tamamlanmasını beraberinde getirecek bu planın arka planını, satırlarda uzatılan havuçların satır aralarındaki tuzaklara nasıl kamuflaj görevi gördüğünü en iyi bilecek isimdir Denktaş. Denktaş, Kıbrıs Türkünün de Türkiye'nin de çıkarlarını savunmasını bilen ve ender yetişen liderlerden biridir. Gerçek bu olmasına rağmen, hem Türkiye'de hem de KKTC'de sahneye konulan 5. Kol faaliyetleri ile arkadan hançerlenmek istenmekte olan... Annan Planı sanki çözümmüş gibi çözümün önünde engel görülerek "Denktaş istifa" kabilinden hakkında ayağı yere basmayan köksüz sözler sarfedilen... Belki de 1974 öncesinden daha kritik bir dönemece giren Kıbrıs davasını, bu dönemeçten kazasız geçirecek, azgın Enosis dalgaları arasında Kıbrıs Türkünün içinde bulunduğu gemiyi hayat sahiline salimen ulaştıracak "usta kaptan"la, destek olunacak yerde köstek olarak elinin zayıflatılmak istendiği bir ortamda arkadaşımız Nevzat Yıldırım, bizzat KKTC'ye giderek görüştü. Annan Planı hakkındaki görüşlerini aldı. Arkadaşımız Kamil Bayraktar da bu görüşleri yayına hazırladı.

p Sayın Cumhurbaşkanım, yıllardır mücadelesini verdiğiniz Kıbrıs meselesi yeni bir olgu ile karşı karşıya. BM Genel Sekreteri Kofi Annan bir plan ortaya koydu. Bu, plana, bazı çevrelerce Kıbrıs meselesini çözeceği gözüyle bakılırken sizin Annan planına karşı çıktığınız ve genellikle tek taraflı bir anlaşmazlık olduğu, anlaşmaz tarafın da siz olduğunuz belirtiliyor. Bu konuda nelere söylersiniz?

Denktaş- Annan Planı, uzlaşmaya zemin olarak ortaya konmuştur. "Zemin olarak kabul edin" diye bir dayatma olmuştur. Zemin olarak bunu kabul eder, imzalarsak, o zaman bunun çerçevesini değiştirmek mümkün değildir. Onun için biz bu planı zemin olarak kabul etmedik. Öyle bir hava oluşturuldu ki, sanki Klerides kabul etmiş de kabul etmeyen taraf benmişim gibi bir hava oluşturuldu. Klerides de kabul etmedi. İtirazlarını yazdı. Biz de yazdık. Yine zemin olarak kabul etmemiz istendi. Klerides yine kabul etmedi. Onun bağlı olduğu milli meclis kabul etmedi. "Ama müzakere ederiz" dediler. Biz de "müzakere ederiz" dedik. Niçin müzakere ederiz? Biliyoruz ki bu planın lehimize değiştirilmesi gereken çok yeri var. Aleyhimize değiştirilebilecek yerleri de var. Biz, hem lehimize değiştirilmesi gereken yerlerini değiştirme, aleyhimize değiştirilebilecek yerleri de değiştirtmeme uğraşı için müzakere ederiz.

Kıbrıs Türkünü perişan edecek plan

Peki bunu imzayı atar da kabul edersek ne olur? 50-60 bin insanımız yerinden olur. İçimize, zaman içerisinde 50-60 bin Rum gelir, yerleşir. Bütün Rumlara,Kuzey'de bıraktıkları malları talep etme hakkı tanınmıştır. Güneyde bırakılan Türk malları ne olacak? Bunların aynı BM'nin daha evvelki planında takas yoluyla halledilmesi vardı. Şimdi ne olacak? Belli değil. Toprak konusunda bize % 28-27 toprak öngörülüyor. Bizim ekilen topraktaki hakkımız % 33. Ama şimdi bize "genelde % 27-28 alınız" diyorlar. Bunun yarısı Beşparmak Dağlarıdır. Etrafı ekilmeyen-dikilmeyen topraklardır. Yani bize ne kalıyor? Bize geriye % 14 filan kalıyor. Bunun içerisine Rumlar döndüğünde aşağı-yukarı % 9-10'unu alıp götürüyor. Bize ne kaldı? % 4-5 kaldı. Bu % 4-5'in içerisinde de yerleşmiş Rumlar var. Peki biz bu 50-60 bin nüfusu nereye nakledeceğiz? Apartmanlar yapıp, bunlar apartmanlarda oturmak suretiyle hayatlarını idame ettiremezler ki. Dolayısıyla sırf bu açıdan planı büyük ölçüde yeniden tartışmak lazımdır. Aksi takdirde halkımız perişan olur.

Annan Planı'nı AB takvimine bağlama oyunu

Planda idari açıdan bizim eşitliğimiz, egemenliğimiz kaale alınmış, kabul edilmiş değil. Planda konu edilen anayasa çerçevesinde "parça devlet" dedikleri, bir nevi eyalet olacak olan Türk toprağına hem yüzde şu kadar Rum yerleşecek, zaman içerisinde bizim vatandaşımız addedilecek, onlara seçme-seçilme hakkı tanınacak. Dolayısıyla müşterek devlette senatoda vs 24=24 görünen eşitlik Rumların da oylarıyla şu kadar Rum seçilmesiyle bozulacak vs. Bütün bunlara bakmak lazım. "Hayır! Bakma! Kabul et! İmzayı at, olsun bitsin!" Niçin? "Halk böyle istiyor?" diyorlar. Peki 30 bin kişinin böyle istediğini göstermek için toplantı yaptınız. Sendikalar tarafından okullar tatil edildi. Öğrenciler getirildi. Zararı yok. Bir gösteri yaptılar. Kanunlar müsaitse ne âlâ, müsait değilse hükümetin çare bulması lazım. Diğer taraftan daha önce başka bir 30 bin kişi başka bir toplantı yaptı. Onlar da "Barışa evet, bu belgeye hayır! Annan belgesine hayır" dediler. Biz de uzlaşma istiyoruz. Uzlaşma için gerekeni yapıyoruz. Annan belgesinde, "derhal imzala" diyenlerin, Türklerin lehine beğendikleri, savundukları ne varsa, benim müzakere taktiğim sayesinde ortaya çıkmış, gündeme gelmiştir. Ama dahası lazımdır. Bu verilenlerin altının oyulmaması lazım, somut olması lazım, bunlara dikkat edilmesi lazımdır. Biz diyoruz ki, "müzakere edelim, müzakere etmek için de zaman lazımdır." "Hayır!" diyorlar. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyeti AB ile bağlantılı olmamakla birlikte AB'nin programına bizi bağladılar. Ve "bu kadar günde, bu kadar saatte bu işi halledin" dediler. Halledebilirsek edelim. Bu işleri yapabilirsek yapalım. Yapamazsak ne olacak? Arkadaşlar, "Yapamazsan dahi imzala" diyorlar. Böyle müzakere olmaz. Böyle pazarlık olmaz. Bu halk buna layık değildir.

Rumlar Makarios'un vasiyeti üzere hareket ediyor

p Sayın Cumhurbaşkanım, 40 yıldır barış isteniyor ama Rumlar emellerinden kesinlikle taviz vermiyorlar. Taviz veren taraf hep Türk tarafı oluyor.

Denktaş- Niye versin? 1963'te, ortaklık cumhuriyetimiz hangi maksatla gitti? Kıbrıs Cumhuriyetini ele geçirsin ve Kıbrıs'a sahip olsun diye gitti. Yani darbe yaptı ve sadece ismi kalabildi. Maalesef Amerikalılar, Sovyetler, İngilizler, BM Güvenlik Konseyi, o zaman, genelde, bütün bunların o terörist aktivitelerine rağmen Rumları meşru hükümet olarak tanıdı. O an Makarios'un davası bitmiştir. Nasıl ki döndü ve liderlere, "Ben, yaptığımı yapmak suretiyle, yani anlaşmaları bozup bir Rum idaresini dünyaya meşru hükümet olarak tanıtmak suretiyle Kıbrıs'ı Enosis'e, yani Yunanistan'a bağlanmaya en yakın noktaya getirdim. Bundan geri gitmek yoktur. Bu ünvanı koruyacaksınız" dedi. Sadece Enosis için bundan vazgeçmiyorlar. Rum liderliği Makarios'un vasiyetini yerine getiriyor.

Ben, Klerides'le 8 yıl konuştum. Ondan sonra Kipriyanu ile 11 yıl konuştum. Vasiliu ile 5 yıl konuştum. Şimdi Klerides'le 7 yıldır konuşuyorum. Görüşmeler kesiliyor, başlıyor, amma netice alamıyoruz. Niçin? Çünkü ben Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti olduklarını tanımıyorum. Ve Kıbrıs Türklerinin, egemen ve eşit bir ortak olduklarında ısrar ediyorum. Türkiye'nin garantörlüğünde ısrar ediyorum. Garantörlük de bu belgede sulandırılmıştır. Türkiye'nin hakları oldukça yıpratılmıştır. Biz dedik ki, "Bunu Türkiye ile Yunanistan konuşsun." Türkiye neyi kabul eder, ben bilemem. Ama biz, sağlam bir Türk garantisi istiyoruz.

Beyin yıkama operasyonu devrede

p Sayın Cumhurbaşkanım, biz Kıbrıs'ı baştan aşağı dolaştık. Gördük ki Kıbrıs halkı üzerinde çok ciddi bir psikolojik baskı var. Bunun sonu sizce nereye varır?

Denktaş- Üç ay ben burada yoktum. Benim hastalığım nedeniyle bu üç ay zarfında karşı taraf muazzam bir faaliyet gösterdi. Her yere gidildi. Her köye gidildi. Beyin yıkama operasyonu yapıldı. "Bu güzel bir anlaşmadır. AB'ye gireceğiz. Zengin olacağız vs" dendi. Sıkıntı içerisinde yaşayan bir halka bu takdimler yapıldıktan sonra bir hareketlilik başladı. Ama maalesef hükümetimiz ise bir aktivite gösteremedi. Diğer partiler gereken faaliyeti gösterdi; bunun cevabını vermedi. Meydan boş kaldı. Ben gelince partileri çağırdım, bir araya getirdim. Onlarla Annan belgesini inceledim. Ve nelerin değişmesi gerektiği konusunda baktım ki her partinin talepleri var. "Peki bu talepleri ben isteyeceğim" dedim. Benim de taleplerim var. Bunları bir araya getirdik. Bir fikir birliğine vardık. "Peki, tadilat için madem ki istekleriniz var; niye bu halka bu plan gayet güzeldir, derhal imzalanabilir" diyerek onun fikirlerini karıştırdınız, beyinlerini yıkadınız? Niye bu insanlara, "şu şu yerler değiştirilirse bu iyi olur" demiyorsunuz? Daha önceden, okumadan, böyle "plan mükemmeldir, kabul edilmelidir, AB'ye gireceğiz" diye tutturup da halkı yanıltacağınıza niçin bizimle fikir birliğine varmaya çalışmadınız? Bu soruların cevabını gün gelip halka vermeleri gerekecektir. Şimdi partilerden bir tanesi yine bu görüşmeleri bıraktı ve yine "Denktaş istifa, Denktaş istifa" diye bağırıyor. Gösteriler yapıyorlar. Dahasını da yapacaklarmış. Bu mesele sokakta halledilmez. Bu mesele akıl yoluyla halledilir. Halkın iradesi ne ise o şekilde yürütülür.

Barış ve AB tuzağı

Gazetelerde kamuoyu yoklamaları var. Birbirleriyle çatışıyor bu yoklamalar. Ben bunları ilmi bir şekilde inceletiyorum. Bakalım, kim, kime ne sordu? Ne cevap aldı? Netice nedir? Ne olmalıdır? Diye inceletiyorum. Türkiye'de, bizden habersiz, özel bir şirkete yaptırılan kamuoyu yoklaması var. Ciddi şirketler tarafından yapılmış. Bana iki gün evvel getirdiler. Bu kamuoyu yoklamasında halkın % 71'inin bizim siyasetimizi desteklediği görülüyor. Benim de inancım budur. Yani halk barış istiyor. Ben de barış istiyorum. Uzlaşma istiyorum. Ama adını söylüyorum. "Şu, şu, şu eksikleri olmamalı! Şu, şu, şu temelleri olmalı" diyorum. Diğer taraf, "Barış ve AB, Barış ve AB" diyerek yine barış isteyen halkı yanıltıcı bir şekilde bir yere çekmeye çalışıyor. Onun için şimdi biz, bu Annan belgesinin içeriğini iyice halka anlatmak mecburiyetindeyiz. Biz onu yapacağız.

Kıbrıs Türkleri ile Türkiye'nin arası açılmak isteniyor

t Türkiye'nin Kıbrıs konusunda uyguladığı dış politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Denktaş- Dış politika, bu Kıbrıs davasında, Ege meselesinde vs. Milli Güvenlik Kurulu'nun murakabesindedir. Hükümet Güvenlik Kuruluna gider. Güvenlik Kurulunda konu karara bağlanır. O milli bir politika olur. Bu milli politika belirlenmiştir. Bunun değiştiği hakkında bize bir bilgi gelmemiştir. Aksine milli politikanın ana hatlarının devam ettiği ve bu ana hatlar çerçevesinde müzakerelerin devam edeceği halen söylenmektedir. Biliyorum; çeşitli beyanatlar yapılmıştır. Çeşitli şekilde temsil edilmiştir. Kıbrıs Türkleri ile Türkiye'nin arasını açmak için yıllardır süren bir mücadele vardır. Her şeyden istifade ediyorlar. Her sözü istedikleri şekle sokup, "Bak işte Kıbrıs Türkü, Türkiye için böyle dedi", "Bak, Türkiye, Kıbrıs'ı artık stratejik açıdan önemli addetmiyor. Yani AB'ye girmek için feda edecek" diye her iki tarafı tahrip edici büyük bir savaş verilmektedir, psikolojik savaş verilmektedir. Biz bunlara aldırmıyoruz. Biz, bütün Türk hükümetleri ile, Türk devletinin temsilcileri ile, askerî ve sivil bütün makamları ile işbirliği halinde bu milli davayı yürütüyoruz. Bu konuda bir endişemiz yok.

Sayın Cumhurbaşkanımız, rahatsızlığına rağmen bize vakit ayırdığınız için teşekkürler ederiz.

BTP lideri Hüseyin Baş, "İran'ın Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini" değerlendirdi

İran'ın, Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini sosyal medya hesabından değerlendiren BTP lideri Hüseyin Baş, "4 Mart'ta Trabzon'da yaptığım konuşmada Amerika'nın bu sebepten savaşa girdiğini anlatmıştım. İran doğru yerden gidiyor" ifadelerini kullandı

14.03.2026 15:08:00 / Güncelleme: 14.03.2026 18:06:35
Haber Merkezi
BTP lideri Hüseyin Baş, "İran'ın Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini" değerlendirdi
BTP lideri Hüseyin Baş, "İran'ın Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini" değerlendirdi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda İran'ın, Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini değerlendirdi.

BTP lideri, 4 Mart'ta Trabzon'da yaptığı konuşmada ABD'nin bu sebepten dolayı savaşa girdiğini anlattığını hatırlattı. Hüseyin Baş, paylaşımında şunları ifade etti:

"İran, Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine izin vermeyi değerlendiriyor. 4 Mart'ta Trabzon'da yaptığım konuşmada Amerika'nın bu sebepten savaşa girdiğini anlatmıştım. İran doğru yerden gidiyor."

BTP liderinin 4 Mart'taki o tarihi konuşması

BTP lideri Baş, 4 Mart'ta Trabzon'da yaptığı konuşmada şu tespitlerde bulunmuştu:

"Şimdi olayın mihenk taşı noktasına geliyorum; Amerika hem Venezuela'ya, hem Çin'e, hem İran'a, 'Siz aranızda ticaret yaparken kendi milli paralarınızı kullanmayacaksınız, Amerikan doları kullanacaksınız' diyor. IMF'nin para sepetinde doların yüzde 78-79 olan kullanım ağırlığının son yıllarda yüzde 40'lara kadar düşmesiyle Amerika'nın saldırganlaşması aynı döneme denk geliyor.

Yani neymiş Amerika'nın derdi? Dünyada kullanılan rezerv paranın Amerikan doları olarak kalması! Çünkü adam matbaasında parayı, kağıdı yeşile boyuyor, üzerine rakamları yazıyor ve her şeyi dünyadan satın alıyor.

Şimdi dünya uyandı ve 'Biz petrol alıp satıyoruz, altın alıp satıyoruz, alüminyum alıp satıyoruz, bırak onu eve pirinç alıyoruz, baklagil alıyoruz, ekmek alıyoruz. Bu ticaretlerin tamamından Amerika para kazanıyor, oturduğu yerden. Buna ihtiyaç yok. Biz kendi paralarımızı kullanalım ticaretlerimizde. Böylelikle daha karlı oluruz' dedi.

Bunun üzerine ABD düğmeye bastı. Bütün dünyayı olağanüstü derecede kaosa sürüklüyor...

Dünya değişiyor. Dünyanın her kıtasını etkileyen Asya'yı, Ortadoğu'yu, Avrupa'yı, Amerika kıtasını etkileyen bir para savaşından bahsediyoruz. Benim paramı kullandın, kullanmadın, kendi paranı rezerv para yaptın, yapmadın. Kavga bu.

Şimdi gelelim olayın en önemli noktasına. Bütün bu kavga nereden çıktı? Trabzon'un evladı Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2005 yılında Milli Ekonomi Modeli'nde yazdığı, 10 farklı uluslararası kongreyle 200'den fazla akademisyene  teyit ettirdiği Milli Ekonomi Modeli'ndeki milli paralarla ticaret dediğimiz olay bugün dünyanın seyrini değiştiren olay oldu...

Bu bahsettiğimiz Milli Ekonomi Modeli bizim parti programımız. Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olunca Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirecek. Bağımsız Türkiye Partisi'nin programı dünyada hiçbir siyasi partide bu yok."

Tatil göçü erken başladı


 
Eğitimdeki ara tatil ile Ramazan Bayramı tatilinin birleşmesi dolayısıyla memleketlerine, tatil bölgelerine ve yurt dışına gitmek isteyenler, İstanbul'daki havalimanlarında yoğunluk oluşturdu.

14.03.2026 01:26:00
AA
Tatil göçü erken başladı
Tatil göçü erken başladı

Tatil için İstanbul'dan ayrılmak üzere öğleden sonra kentteki havalimanlarına gelmeye başlayan vatandaşlar yoğunluğa neden oldu. İstanbul Havalimanı'nda giriş nizamiyesi ve terminalin önündeki caddede zaman zaman trafik oluştu. Polis ve İstanbul Havalimanı işletmecisi İGA ekipleri, gerekli uyarıları yaparak trafik yoğunluğunu azaltmaya çalıştı.

İGA ekiplerince, havalimanına girişte kuyruk oluşmasını engellemek için terminal binası girişindeki x-ray kontrol noktaları ile kapılar açık tutularak, yolcuların havalimanına girişi hızlandırıldı.
Güvenlik kontrolünün ardından terminale giren yolcular, iç ve dış hat kontuvarlarında bilet ve valiz işlemleri için sıraya girdi. Özellikle iç hat kontuvarları ve uçağa geçişteki ikinci kontrol noktasında uzun kuyruklar oluştu. Çocuklu aileler, vakit kaybetmemeleri için ailelere ayrılan özel bölümden geçirildi. Dış Hatlar Giden Yolcu Terminali'ndeki pasaport bankolarını açık tutan polisler, yoğunluğu azaltmak için bazı vatandaşları e-pasaport bankolarına yönlendirdi.

Sabiha Gökçen Havalimanı'nda da yoğunluk yaşanıyor

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nda da tatil yoğunluğu başladı. Yolcular, x-ray kontrol noktalarında, bilet ve valiz işlemleri için kontuvarların önünde kısa süreli yoğunluk oluşturdu. Tatilini Roma'da geçirmek üzere havalimanına gelen Hilal Karayağız, yoğunluk olmasın diye çocuklarını okuldan biraz erken aldıklarını ve yola koyulduklarını belirterek, "Roma'ya gideceğiz. Tatil planlarını eşim yaptı, bana da sürpriz olacak" ifadesini kullandı.

Minik yolculardan Güneş Taştekin, tatil için Antalya'ya gideceğini söyledi. İyi bir ders dönemi geçirdiklerini belirten Taştekin, "Tatilde arkadaşlarımı, kuzenlerimi, dayımı göreceğim" dedi.

Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti


 
Bu yıl hac farizasını yerine getirmek üzere kutsal topraklara gidecek hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri erişime açıldı.

14.03.2026 01:23:00
HABER MERKEZİ/AA
Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti
Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti

Diyanet İşleri Başkanlığının internet sayfasında yer alan bilgiye göre, "2026 Yılı Hac Organizasyonu" kapsamında hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri belli oldu. Hacı adayları, kafile ve uçuş bilgilerini "www.hac.gov.tr" adresinden öğrenebilecek.

İlk kafilenin Nisan ayı sonu gibi Mekke'ye uçması bekleniyor. 

Yavaş yiyen kazançlı çıkar


 
Modern yaşam temposu, birçok kişinin yemeklerini hızlı ve aceleyle tüketmesine neden oluyor. Yoğun iş temposu, ekran karşısında geçirilen uzun saatler ve düzensiz öğün alışkanlıkları, yemek yeme süresini giderek kısaltıyor. Ancak uzmanlara göre hızlı yemek yemek yalnızca bir alışkanlık değil; sindirim sistemi sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli bir risk faktörü olarak görülüyor. 

14.03.2026 00:47:00
MURAT ÇORBACI
Yavaş yiyen kazançlı çıkar
Yavaş yiyen kazançlı çıkar

Modern yaşam temposu, birçok kişinin yemeklerini hızlı ve aceleyle tüketmesine neden oluyor. Yoğun iş temposu, ekran karşısında geçirilen uzun saatler ve düzensiz öğün alışkanlıkları, yemek yeme süresini giderek kısaltıyor. Ancak uzmanlara göre hızlı yemek yemek yalnızca bir alışkanlık değil; sindirim sistemi sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli bir risk faktörü olarak görülüyor.

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Halil Genç, yemeklerin kısa sürede ve yeterince çiğnenmeden tüketilmesinin sindirim sistemini zorlayabileceğini belirterek, bu alışkanlığın zaman içinde çeşitli mide ve bağırsak şikayetlerine zemin hazırlayabileceğine de dikkat çekiyor. Doç. Dr. Halil Genç, "Besinlerin iyi çiğnenmeden hızlı şekilde yutulması, mideye büyük parçalar halinde ulaşmasına neden olur. Bu durum mide asidinin ve sindirim enzimlerinin daha fazla çalışmasına yol açarak hazımsızlık, şişkinlik ve mide şikayetlerinin görülme riskini artırabilir. Yemek yeme hızının artması, vücudun tokluk mekanizmasını da etkileyebilir. Beynin doygunluk sinyalini algılaması belirli bir süre alır. Araştırmalar, yemek başladıktan sonra beynin tokluk sinyalini göndermesinin yaklaşık 20 dakika sürebileceğini göstermektedir.

Bu nedenle çok hızlı yemek yiyen kişiler, vücudun doygunluk sinyalini almadan daha fazla besin tüketebilir. Yemeklerin çok kısa sürede tüketilmesi, kişinin farkında olmadan daha fazla yemek yemesine neden oluyor. Bu durum uzun vadede kilo artışı ve metabolik sorunların gelişmesine zemin hazırlayabilir" dedi.

İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'

İlber Ortaylı'nın vefatı sonrası açıklama yapan eşi Ayşe Özdolay, "Sağlık sorunları ile boğuşuyordu, giderek de artan sorunlarla ama hayatı aktif yaşamayı seven biri olduğu için mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı. Bunu bize ve kimseye hissettirmemeye çalıştı" dedi

13.03.2026 18:19:00
İHA
İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'
İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'
Sağlık sorunları sebebiyle bir süredir yoğun bakımda tedavi gören 78 yaşındaki Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın vefatına ilişkin eşi Ayşe Özdolay ile kızı Tuna Ortaylı Kazıcı hastane önünde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Ortaylı'nın hastalığını kimseye yansıtmadığına değinen Ayşe Özdolay, "Sağlık sorunları ile boğuşuyordu, giderek de artan sorunlarla ama hayatı aktif yaşamayı seven biri olduğu için mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı. Bunu bize ve kimseye hissettirmemeye çalıştı. Bütün bu süreçte Koç Üniversitesi hastanesinde çalışan herkes, bütün bölümler, hemşiresi, doktoru, bütün çalışanlardan çok büyük bir destek aldık. Hem o, hem biz aile olarak. Çok teşekkür ediyoruz. Olabilecek en iyi bakımı aldı. Hem tıbbi, hem insani olarak. Onlara da çok şükran borçluyuz. Arayan, soran, destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.

Kızı Tuna Ortaylı Kazıcı ise, "Babam, çok severek ve dolu dolu yaşadı. Umarım, bu hayatında birilerine dokunmuşluğu ve bu şekilde faydası olmuştur" dedi.

İran: 'İran'dan Türkiye'ye doğru hiçbir mühimmat fırlatılmamıştır'

İran'ın Ankara Büyükelçiliğinden Türk hava sahasında etkisiz hale getirilen balistik mühimmata ilişkin yapılan açıklamada, İran'dan Türkiye'ye doğru hiçbir mühimmat fırlatılmadığı bildirildi

13.03.2026 18:16:00
İHA
İran: 'İran'dan Türkiye'ye doğru hiçbir mühimmat fırlatılmamıştır'
İran: 'İran'dan Türkiye'ye doğru hiçbir mühimmat fırlatılmamıştır'
İran İslam Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, "Türkiye'nin hava sahasına giren mühimmatların tespit edildiğine dair haberlerin yayımlanmasının ardından şu hususu vurgulmak isteriz; İran'dan Türkiye'ye doğru hiçbir mühimmat fırlatılmamıştır.

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı arasında gerçekleşen son görüşme ve iki ülkenin dışişleri bakanları arasındaki temaslar dikkate alındığında, İran İslam Cumhuriyeti, herhangi bir belirsizliği gidermek amacıyla bu konunun ayrıntılı bir şekilde incelenmesi için ortak bir teknik ekip oluşturulmasına hazır olduğunu bildirmiştir.

Daha önce de belirtildiği üzere, İran İslam Cumhuriyeti dost ve komşu ülke olan Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymaktadır" denildi.

Prof. Dr. İlber Ortaylı hayatını kaybetti

Prof. Dr. İlber Ortaylı, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. İlber Ortaylı 78 yaşındaydı. 

 

13.03.2026 16:18:00 / Güncelleme: 13.03.2026 16:35:02
Anadolu Ajansı
Prof. Dr. İlber Ortaylı hayatını kaybetti
Prof. Dr. İlber Ortaylı hayatını kaybetti

Tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Sağlık sorunları sebebiyle Koç Üniversitesi Hastanesi'nde bir süredir yoğun bakımda tedavi gören ve entübe edilen 78 yaşındaki Ortaylı'nın sağlık durumu kötüleşti.

Prof. Dr. Ortaylı, tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

Ankara'da 4.1 büyüklüğünde deprem

Ankara'nın Haymana ilçesinde 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi

12.03.2026 22:34:00
İhlas Haber Ajansı
Ankara'da 4.1 büyüklüğünde deprem
Ankara'da 4.1 büyüklüğünde deprem
Ankara'nın Haymana ilçesinde 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından (AFAD) alınan bilgilere göre, saat 17.49'da merkez üssü Ankara'nın Haymana ilçesi olan 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Depremin derinliği ise 7.74 kilometre olarak kaydedildi.

İstanbul'da barajlarda doluluk oranı yüzde 45.95 oldu

İstanbul'da etkili olan yağışların ardından barajlarda doluluk oranı, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre yüzde 45,95 oldu. Mağlova Kemeri'nin bulunduğu Alibeyköy Barajı'ndaki su seviyesi yükselirken, tarihi kemerin ayaklarının bir bölümü sular altında kaldı

12.03.2026 12:47:00 / Güncelleme: 12.03.2026 12:50:04
İHA
İstanbul'da barajlarda doluluk oranı yüzde 45.95 oldu
İstanbul'da barajlarda doluluk oranı yüzde 45.95 oldu
İSKİ'nin paylaştığı güncel verilere göre, İstanbul'a su sağlayan barajlarda doluluk oranı son haftalardaki yağışların ardından yüzde 45,96 oldu. Özellikle Alibeyköy Barajı'nda su kotunun bir miktar yükselmesiyle birlikte, 16. yüzyılda inşa edilen ve Mimar Sinan'ın önemli eserlerinden biri olan Mağlova Kemeri'nin alt kısımlarının suyla kaplandığı görüldü.



Dronla görüntülenen kemerin çevresinde su seviyesinin kıyı şeridine kadar ulaştığı dikkat çekti. Uzmanlar, kış ve ilkbahar aylarında alınan yağışların su rezervlerine olumlu yansıdığını belirterek, tasarruf bilincinin ise sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekti.



Tarihi kemer yeniden suyla buluştu

Yaklaşık 4 asırlık geçmişi bulunan Mağlova Kemeri, baraj seviyesinin yükselmesiyle birlikte yeniden suyla çevrelendi. Özellikle kemerin ayak kısımlarının su altında kalması, hem barajlardaki doluluk oranını hem de yağışların etkisini az da olsa gözler önüne serdi. Tarihi yapının suyla bütünleşen görüntüsü güzel manzaralar oluşturdu.



Barajlardaki doluluk oranları ise şöyle:

"Ömerli Barajı: yüzde 65,87
Darlık Barajı: yüzde 61,98
Elmalı Barajı: yüzde 86,87
Terkos Barajı: yüzde 29,27
Alibey Barajı: yüzde 35,94
Büyükçekmece Barajı: yüzde 34,88
Sazlıdere Barajı: yüzde 29,38
Istrancalar Barajı: yüzde 36,09
Kazandere Barajı: yüzde 56,49
Pabuçdere Barajı: yüzde 30,42"

Yaşlı nüfus 5 yılda yüzde 20 arttı

Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi iken son beş yılda yüzde 20,5 artarak 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişi oldu

12.03.2026 11:43:00
İhlas Haber Ajansı
Yaşlı nüfus 5 yılda yüzde 20 arttı
Yaşlı nüfus 5 yılda yüzde 20 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı İstatistiklerle Yaşlılar verisi paylaştı. Buna göre, yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi iken son beş yılda yüzde 20,5 artarak 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2020 yılında yüzde 9,5 iken, 2025 yılında yüzde 11,1'e yükseldi. Yaşlı nüfusun 2025 yılında yüzde 44,7'sini erkek nüfus, yüzde 55,3'ünü kadın nüfus oluşturdu.

Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5, 2040 yılında yüzde 17,9, 2060 yılında yüzde 27,0, 2080 yılında yüzde 33,4 ve 2100 yılında yüzde 33,6 olacağı öngörüldü.

Doğurganlık göstergelerindeki hızlı düşüş eğiliminin devam edeceğini varsayan düşük senaryoya göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5, 2040 yılında yüzde 18,2, 2060 yılında yüzde 28,8, 2080 yılında yüzde 38,5 ve 2100 yılında yüzde 42,8 olacağı öngörüldü.

Doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olacağını varsayan yüksek senaryoya göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,4, 2040 yılında yüzde 17,5, 2060 yılında yüzde 25,5, 2080 yılında yüzde 29,8 ve 2100 yılında yüzde 28,2 olacağı öngörüldü.

Yaşlı nüfusun yüzde 62,9'unun 65-74 yaş grubunda yer aldığı görüldü

Yaşlı nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2020 yılında yaşlı nüfusun yüzde 63,8'inin 65-74 yaş grubunda, yüzde 27,9'unun 75-84 yaş grubunda ve yüzde 8,4'ünün 85 ve daha yukarı yaş grubunda yer aldığı görüldü. Yaşlı nüfusun 2025 yılında yüzde 62,9'unun 65-74 yaş grubunda, yüzde 29,3'ünün 75-84 yaş grubunda ve yüzde 7,8'inin 85 ve daha yukarı yaş grubunda yer aldığı görüldü.

Yaşlı nüfusun yüzde 0,1'ini oluşturan 100 yaş ve üzerindeki yaşlı kişi sayısı, 2025 yılında 8 bin 290 oldu.

Türkiye nüfusunun yaş yapısı değişti

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüzde 10,0'ını geçmesi nüfusun yaşlanmasının bir göstergesidir. Türkiye'de yaşlı nüfus, diğer yaş gruplarındaki nüfusa göre daha yüksek bir hız ile artış gösterdi.

Küresel yaşlanma süreci olarak adlandırılan "demografik dönüşüm" sürecinde olan Türkiye'de, doğurganlık ve ölümlülük hızlarındaki azalma ile birlikte sağlık alanında kaydedilen gelişmeler, yaşam standardının, refah düzeyinin ve doğuşta beklenen yaşam süresinin artması ile nüfusun yaş yapısı şekil değiştirdi. Çocuk ve gençlerin toplam nüfus içindeki oranı azalırken yaşlıların toplam nüfus içindeki oranı artış gösterdi. Türkiye, oransal olarak yaşlı nüfus yapısına sahip ülkelere göre hala genç bir nüfus yapısına sahip olsa da, yaşlı nüfus sayısal olarak oldukça fazladır.

Türkiye nüfusunun ortanca yaşı yükseldi

Ortanca yaş, yeni doğan bebekten en yaşlıya kadar nüfusu oluşturan kişilerin yaşları küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan kişinin yaşıdır. Nüfusun yaşlanması ile ilgili bilgi veren göstergelerden biri olan ortanca yaş, 2020 yılında 32,7 iken 2025 yılında 34,9 oldu. Ortanca yaş 2025 yılında erkeklerde 34,2, kadınlarda 35,7 olarak gerçekleşti.

Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre ortanca yaşın 2030 yılında 37,1, 2040 yılında 41,4, 2060 yılında 48,0, 2080 yılında 51,5 ve 2100 yılında 52,2 olacağı öngörüldü.

Yaşlı bağımlılık oranı 2025 yılında yüzde 16,2 oldu

Çalışma çağındaki yüz kişiye düşen yaşlı sayısını ifade eden yaşlı bağımlılık oranı, 2020 yılında yüzde 14,1 iken bu oran 2025 yılında yüzde 16,2'ye yükseldi.

Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre yaşlı bağımlılık oranının 2030 yılında yüzde 19,5, 2040 yılında yüzde 26,5, 2060 yılında yüzde 45,5, 2080 yılında yüzde 61,9 ve 2100 yılında yüzde 61,6 olacağı öngörüldü.

Türkiye, yaşlı nüfus oranına göre sıralamada 194 ülke arasında 75'inci sırada yer aldı

Birleşmiş Milletler dünya nüfus tahminlerine göre 2025 yılı için dünya nüfusunun 8 milyar 231 milyon 613 bin 70 kişi, yaşlı nüfusun ise 856 milyon 880 bin 405 kişi olduğu tahmin edildi. Bu tahminlere göre dünya nüfusunun yüzde 10,4'ünü yaşlı nüfus oluşturdu. En yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülke sırasıyla yüzde 36,0 ile Monako, yüzde 30,0 ile Japonya ve yüzde 25,1 ile İtalya oldu. Türkiye, 194 ülke arasında 75. sırada yer aldı.

Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il Sinop oldu

Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 21,7 ile Sinop oldu. Bu ili yüzde 21,1 ile Kastamonu, yüzde 20,0 ile Giresun izledi. Yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu il ise yüzde 3,8 ile Şırnak oldu. Bu ili yüzde 4,5 ile Şanlıurfa, yüzde 4,7 ile Hakkari izledi.

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüzde 10,0 ve üzerinde olduğu il sayısı 2025 yılında 62 oldu.

Bir birey 65 yaşına ulaştığında yaşaması beklenen ortalama ömür 18,0 yıl oldu

Hayat Tabloları, 2022-2024 sonuçlarına göre doğuşta beklenen yaşam süresi Türkiye geneli için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl ve kadınlar için 80,7 yıl oldu. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta olup, doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,2 yıl oldu.

Türkiye'de 65 yaşına ulaşan bir kişinin beklenen yaşam süresi ortalama 18,0 yıl oldu. Erkekler için bu sürenin 16,3 yıl, kadınlar için 19,6 yıl olduğu gözlendi. Diğer bir ifade ile 65 yaşına ulaşan kadınların erkeklerden ortalama 3,3 yıl daha fazla yaşayacağı tahmin edildi. Beklenen yaşam süresi 75 yaşında 11,0 yıl iken 85 yaşında 5,8 yıl oldu.

Yaklaşık her 4 haneden birinde en az bir yaşlı fert bulunduğu görüldü

Türkiye'de 2025 yılında toplam 26 milyon 977 bin 795 haneden 7 milyon 46 bin 560'ında en az bir yaşlı fert bulunduğu görüldü. En az bir yaşlı fert bulunan hanelerin oranı yüzde 26,1 oldu.

Türkiye'de 1 milyon 836 bin 496 yaşlının tek başına yaşadığı görüldü

En az bir yaşlı fert bulunan 7 milyon 46 bin 560 hanenin 1 milyon 836 bin 496'sını tek başına yaşayan yaşlı fertler oluşturdu. Bu hanelerin yüzde 73,5'ini yaşlı kadınlar, yüzde 26,5'ini ise yaşlı erkekler oluşturdu.

Tek kişilik yaşlı hanehalkı oranının en yüksek olduğu il Balıkesir oldu

En az bir yaşlı fert bulunan haneler içinde tek kişilik yaşlı hanehalkı oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 34,3 ile Balıkesir oldu. Bu ili yüzde 34,1 ile Çanakkale, yüzde 33,7 ile Burdur izledi. Bu oranın en düşük olduğu il ise yüzde 8,3 ile Hakkari oldu. Bu ili yüzde 13,8 ile Batman, yüzde 15,0 ile Van izledi.

Yaşlı fertlerin yüzde 37,9'unun en az bir çocuğu ile aynı adreste ikamet ettiği görüldü

Yaşlı fertlerin 15 ve daha yukarı yaştaki yaşayan çocukları ile ikamet ettikleri yerlere göre yakınlıkları incelendiğinde ve birden fazla çocuğu olan yaşlı fertlerin en yakın mesafede ikamet eden çocuğunun ikamet yeri dikkate alındığında, 2025 yılında yaşlı fertlerin yüzde 37,9'unun en az bir çocuğu ile aynı adreste, yüzde 5,9'unun çocuğu ile aynı binada, yüzde 6,8'inin aynı cadde veya sokakta, yüzde 8,3'ünün çocuğu ile aynı köyde veya mahallede, yüzde 15,0'ının çocuğu ile aynı ilçede ve yüzde 9,3'ünün çocuğu ile aynı ildeki farklı bir ilçede ikamet ettiği görüldü. Yaşlı fertlerin yüzde 9,9'unun aynı ilde ikamet eden çocuğunun olmadığı, yüzde 1,7'sinin Türkiye'de ikamet eden çocuğunun olmadığı görüldü.

Yaşlı fertler yaş grubuna göre incelendiğinde, 75 ve daha yukarı yaştaki fertlerin yüzde 36,4'ünün, 85 ve daha yukarı yaştaki fertlerin yüzde 39,9'unun, 90 ve daha yukarı yaştaki fertlerin yüzde 43,0'ının en az bir çocuğu ile aynı adreste ikamet ettiği görüldü.

Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin yüzde 14,3'ünün aynı ilde yaşayan çocuğunun olmadığı görüldü

Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin 2025 yılında yüzde 10,1'inin en az bir çocuğu ile aynı binada, yüzde 12,8'inin aynı cadde veya sokakta, yüzde 13,3'ünün çocuğu ile aynı köyde veya mahallede, yüzde 22,8'inin çocuğu ile aynı ilçede ve yüzde 14,2'sinin çocuğu ile aynı ildeki farklı bir ilçede ikamet ettiği görüldü. Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin yüzde 14,3'ünün aynı ilde ikamet eden çocuğunun olmadığı, yüzde 2,7'sinin Türkiye'de ikamet eden çocuğunun olmadığı görüldü.

Tek başına yaşayan ve aynı ilde ikamet eden çocuğu olmayan yaşlı fertlerin oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 40,9 ile Çankırı oldu. Bu ili yüzde 39,8 ile Kastamonu, yüzde 39,3 ile Sinop izledi. Tek başına yaşayan ve aynı ilde ikamet eden çocuğu olmayan yaşlı fertlerin oranının en düşük olduğu il ise yüzde 4,1 ile İstanbul oldu. Bu ili yüzde 4,8 ile Gaziantep, yüzde 5,2 ile Şırnak ve Şanlıurfa izledi.

Okuma yazma bilen yaşlı nüfus oranı 2024 yılında yüzde 88,4 oldu

Yaşlı nüfus içinde okuma yazma bilenlerin oranı 2024 yılında yüzde 88,4 iken okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 11,6 oldu. Yaşlı nüfus eğitim durumuna göre incelendiğinde, 2024 yılında yaşlı nüfusun yüzde 46,7'sinin ilkokul mezunu, yüzde 10,4'ünün ortaokul veya dengi okul/ilköğretim mezunu, yüzde 10,4'ünün lise veya dengi okul mezunu, yüzde 9,0'ının yükseköğretim mezunu olduğu görüldü.

Okuma yazma bilen yaşlı erkeklerin oranı yüzde 97,0 iken yaşlı kadınların oranı yüzde 81,5 oldu. Bitirilen tüm eğitim düzeylerinde yaşlı erkek nüfus oranının yaşlı kadın nüfus oranından daha yüksek olduğu görüldü.

Eşi ölmüş yaşlı kadınların oranı, eşi ölmüş yaşlı erkeklerin oranının 4,2 katı oldu

Yaşlı nüfus yasal medeni duruma göre incelendiğinde, cinsiyetler arasında önemli farklılıklar olduğu görüldü. Yaşlı erkek nüfusun 2025 yılında yüzde 1,5'inin hiç evlenmemiş, yüzde 83,8'inin resmi nikahla evli, yüzde 4,2'sinin boşanmış, yüzde 10,6'sının eşi ölmüş olduğu görülürken yaşlı kadın nüfusun yüzde 2,9'unun hiç evlenmemiş, yüzde 47,5'inin resmi nikahla evli, yüzde 4,7'sinin boşanmış, yüzde 44,9'unun ise eşi ölmüş olduğu görüldü.

Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan yaşlıların oranı yüzde 22,8 oldu

Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre 2025 yılında toplam nüfusun yüzde 27,9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken yaşlı nüfus için bu oranın yüzde 22,8 olduğu görüldü.

Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan yaşlı nüfus cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın yaşlı erkeklerde yüzde 21,8, yaşlı kadınlarda ise yüzde 23,6 olduğu görüldü.

Yaşlı nüfusun işgücüne katılma oranı 2024 yılında yüzde 13,1 oldu

İşgücü İstatistiklerine göre, işgücüne katılma oranı 2020 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus için yüzde 49,3 iken 2024 yılında yüzde 54,2 oldu. Bu oran yaşlı nüfus için 2020 yılında yüzde 10,0 iken 2024 yılında yüzde 13,1 oldu. İşgücüne katılma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran yaşlı erkek nüfusta 2024 yılında yüzde 21,4 iken yaşlı kadın nüfusta yüzde 6,5 oldu. Yaşlı nüfustaki işsizlik oranının 2020 yılında yüzde 2,7 iken 2024 yılında yüzde 2,9 olduğu görüldü.

Çalışan yaşlı nüfusun 2024 yılında yüzde 56,9'u tarım sektöründe yer aldı

İşgücü istatistiklerine göre, istihdam edilen yaşlı nüfusun sektörel dağılımı incelendiğinde, 2024 yılında yaşlı nüfusun yüzde 56,9'unun tarım, yüzde 32,0'ının hizmetler, yüzde 7,7'sinin sanayi, yüzde 3,4'ünün ise inşaat sektöründe yer aldığı görüldü.

Yaşlılar 2024 yılında en fazla dolaşım sistemi hastalıklarından hayatını kaybetti

Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre, 2024 yılında ölen yaşlıların yüzde 39,9'u dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu hastalığı ikinci sırada yüzde 17,2 ile solunum sistemi hastalıkları, üçüncü sırada yüzde 14,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler takip etti.

Ölüm nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde, cinsiyetler arası en büyük farkın iyi huylu ve kötü huylu tümörlerde olduğu görüldü. İyi huylu ve kötü huylu tümörler nedeniyle hayatını kaybeden yaşlı erkeklerin oranı yüzde 18,1 iken yaşlı kadınların oranı yüzde 10,1 oldu.

Alzheimer hastalığından ölen yaşlıların oranı 2024 yılında yüzde 3,0 oldu

Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre, Alzheimer hastalığından hayatını kaybeden yaşlıların sayısı, 2020 yılında 13 bin 714 iken 2024 yılında 10 bin 742 oldu. Alzheimer hastalığından ölen yaşlıların oranı 2020 yılında yüzde 3,7 iken bu oran 2024 yılında yüzde 3,0 oldu.

Alzheimer hastalığından ölen yaşlıların oranı cinsiyete göre incelendiğinde, 2024 yılında Alzheimer hastalığından ölen yaşlı erkeklerin oranı yüzde 2,2 iken yaşlı kadınların oranı yüzde 3,8 oldu.

İnternet kullanan yaşlı bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 53,2 oldu

Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre, İnternet kullanan 65-74 yaş grubundaki bireylerin oranı 2020 yılında yüzde 27,1 iken bu oran 2025 yılında yüzde 53,2'ye yükseldi. İnternet kullanan yaşlı bireyler cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerin kadınlardan daha fazla İnternet kullandığı görüldü. İnternet kullanan yaşlı erkeklerin oranı 2025 yılında yüzde 61,3 iken yaşlı kadınların oranı yüzde 46,1 oldu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.