“Arap baharı” kavramı her türlü yol kullanılarak, toplumlara kabul ettirilen koca bir yalandır. Bu tanımlama sıradan bir tanımlama değildir. Toplum mühendisleri tarafından en ince ayrıntısına varıncaya kadar hesaplanmış, boyalanmış, cilalanmış, süslenmiş, insanlara yutturulmuştur. Bu terim özellikle de BOP kapsamında olan, hak ve özgürlükleri çiğnenen, açlık ve yoklukla bir hayat süren toplumlarda gündem edilmiş; sözde hak ve özgürlükler bahane edilmiş, dolayısıyla halk ayaklanmalarına, kardeş kavgalarına zemin hazırlanmıştır.
Özellikle de İslam ülkelerinde taban bulan halk hareketlerini tetiklemek amacıyla kullanılan “Arap baharı” tanımlamasının büyük bir yalan olduğunu anlamak için sahte bahar rüzgârlarının neticelerine bakınca, bahar değil bir cehennem olduğu kolayca anlaşılır. Biz makalemize onun için “Arap cehennemi” başlığını kullanmayı uygun gördük.
Bir işin neticesi o işin maksadını, mahiyetini de ortaya koyar. Bu değişmez bir kaidedir. Bu nedenle sahte bahar estirilen ülkelere bakınca, oralara asla huzur ve barışın gelmediğini ve bundan sonra da huzur ve barışın gelmeyeceğini anlarız. Çünkü bahar diye estirilen yalan rüzgârlarıyla o milletlerin adeta cehennem hayatını yaşadıklarını görmekteyiz.
Halkları aldatmak maksadıyla “bahar” kelimesi özellikle kullanılmıştır. “Bahar”, her zaman insanlara; başarıları, mutluluk ve güzellikleri hatırlatır. İnsanlar psikolojik olarak bahara erişmek için kışlara, karlara, soğuklara, zorluklara katlanmayı göze alırlar. Eğer neticenin “bahar” değil de cehennem olacağını, gidilen yolun sonunun olmadığını görseler, ya da anlasalar, asla o yola girmezlerdi. Mesela “bahar” yerine cehennem kelimesi kullanılsaydı bu halk ayaklanmaları asla taraftar bulamazdı. Demek ki “bahar” tanımlaması psikolojik savaş unsuru olarak bilinçli bir şekilde seçilmiştir.
Toplumsal olayları tetikleyen toplum mühendisleri her gün yeni bir oyunla yeni bir yalanla halkları ayaklandırmaktadırlar. Bildiğiniz gibi toplumsal hareketlerde, çoğu zaman şuur gözlenmez, genelde kargaşa hâkimdir. Bu olayları tezgâhlayan haçlı batılı güçler, kargaşadan medet umdukları için zaten planlı bir hareket de istemezler. Onların amaçları toplumda kargaşa olması ve kardeşkanı dökülerek Müslümanların sayılarının ve güçlerinin azalmasını sağlamaktır. “Bahar” diye başlattıkları toplumsal ayaklanmaların gerçekleştiği toplumlardaki kargaşa, kan, gözyaşı ve toplu katliamlar bunun göstergesidir. Yoksa ABD nin ve diğer batılı şer güçlerin “bahar” estirdikleri toplumların refahını istemek gibi bir niyetleri olamaz. Onların temel amaçları her toplumu kendi çıkarları için kullanmak, bir şekilde oralara yerleşmek ve kendilerine köle etmektir.
“Bahar” kelimesinin büyülü atmosferinde maalesef önce o ülkelerin halkları, sonra da civar ülkelerin halkları etkilenmektedir. Hâlbuki sade bir akılla ve gözle olaylara bakılması, bu baharın arkasındaki kışı, bir diğer ifadeyle cehennemi görmeye yeterlidir.
Yaşanan her olay bize ahir zaman ve Deccal fitnesini hatırlatıyor. Ahir zamanda Deccalın bariz özelliğinin “sureti haktan görünüp insanları aldatacağı” hakkındaki bilginin doğruluğu meydana çıkıyor. Allah cümlemizi Deccalın fitnesinden muhafaza eylesin. Âmin
Özellikle de İslam ülkelerinde taban bulan halk hareketlerini tetiklemek amacıyla kullanılan “Arap baharı” tanımlamasının büyük bir yalan olduğunu anlamak için sahte bahar rüzgârlarının neticelerine bakınca, bahar değil bir cehennem olduğu kolayca anlaşılır. Biz makalemize onun için “Arap cehennemi” başlığını kullanmayı uygun gördük.
Bir işin neticesi o işin maksadını, mahiyetini de ortaya koyar. Bu değişmez bir kaidedir. Bu nedenle sahte bahar estirilen ülkelere bakınca, oralara asla huzur ve barışın gelmediğini ve bundan sonra da huzur ve barışın gelmeyeceğini anlarız. Çünkü bahar diye estirilen yalan rüzgârlarıyla o milletlerin adeta cehennem hayatını yaşadıklarını görmekteyiz.
Halkları aldatmak maksadıyla “bahar” kelimesi özellikle kullanılmıştır. “Bahar”, her zaman insanlara; başarıları, mutluluk ve güzellikleri hatırlatır. İnsanlar psikolojik olarak bahara erişmek için kışlara, karlara, soğuklara, zorluklara katlanmayı göze alırlar. Eğer neticenin “bahar” değil de cehennem olacağını, gidilen yolun sonunun olmadığını görseler, ya da anlasalar, asla o yola girmezlerdi. Mesela “bahar” yerine cehennem kelimesi kullanılsaydı bu halk ayaklanmaları asla taraftar bulamazdı. Demek ki “bahar” tanımlaması psikolojik savaş unsuru olarak bilinçli bir şekilde seçilmiştir.
Toplumsal olayları tetikleyen toplum mühendisleri her gün yeni bir oyunla yeni bir yalanla halkları ayaklandırmaktadırlar. Bildiğiniz gibi toplumsal hareketlerde, çoğu zaman şuur gözlenmez, genelde kargaşa hâkimdir. Bu olayları tezgâhlayan haçlı batılı güçler, kargaşadan medet umdukları için zaten planlı bir hareket de istemezler. Onların amaçları toplumda kargaşa olması ve kardeşkanı dökülerek Müslümanların sayılarının ve güçlerinin azalmasını sağlamaktır. “Bahar” diye başlattıkları toplumsal ayaklanmaların gerçekleştiği toplumlardaki kargaşa, kan, gözyaşı ve toplu katliamlar bunun göstergesidir. Yoksa ABD nin ve diğer batılı şer güçlerin “bahar” estirdikleri toplumların refahını istemek gibi bir niyetleri olamaz. Onların temel amaçları her toplumu kendi çıkarları için kullanmak, bir şekilde oralara yerleşmek ve kendilerine köle etmektir.
“Bahar” kelimesinin büyülü atmosferinde maalesef önce o ülkelerin halkları, sonra da civar ülkelerin halkları etkilenmektedir. Hâlbuki sade bir akılla ve gözle olaylara bakılması, bu baharın arkasındaki kışı, bir diğer ifadeyle cehennemi görmeye yeterlidir.
Yaşanan her olay bize ahir zaman ve Deccal fitnesini hatırlatıyor. Ahir zamanda Deccalın bariz özelliğinin “sureti haktan görünüp insanları aldatacağı” hakkındaki bilginin doğruluğu meydana çıkıyor. Allah cümlemizi Deccalın fitnesinden muhafaza eylesin. Âmin
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Hüseyin Baş, ABD-İran anlaşmazlığının perde arkasını aralıyor -2- / 12.05.2026
- Hüseyin Baş, ABD-İran anlaşmazlığının perde arkasını aralıyor -1- / 11.05.2026
- Eski siyaset çöktü: Türkiye’nin yeni şansı Hüseyin Baş / 10.05.2026
- MEM merkezli değişim artık mecburiyettir / 09.05.2026
- Türkiye için yol ayrımı: Devam mı değişim mi? / 08.05.2026
- Enflasyonun gerçek kaynağı ve görmezden gelinen yapısal sorun / 07.05.2026
- “Sansürlü enflasyon” gerçeği gizleyebilir mi? / 06.05.2026
- BTP’nin ‘birleşik muhalefet’ çağrısı toplumsal mutabakat çağrısıdır / 05.05.2026
- Dünya kaosa sürüklenirken: Sessizlik daha ne kadar sürecek? / 04.05.2026
- Kınama değil, caydırıcılık gerek / 03.05.2026
- Hüseyin Baş, ABD-İran anlaşmazlığının perde arkasını aralıyor -1- / 11.05.2026
- Eski siyaset çöktü: Türkiye’nin yeni şansı Hüseyin Baş / 10.05.2026
- MEM merkezli değişim artık mecburiyettir / 09.05.2026
- Türkiye için yol ayrımı: Devam mı değişim mi? / 08.05.2026
- Enflasyonun gerçek kaynağı ve görmezden gelinen yapısal sorun / 07.05.2026
- “Sansürlü enflasyon” gerçeği gizleyebilir mi? / 06.05.2026
- BTP’nin ‘birleşik muhalefet’ çağrısı toplumsal mutabakat çağrısıdır / 05.05.2026
- Dünya kaosa sürüklenirken: Sessizlik daha ne kadar sürecek? / 04.05.2026
- Kınama değil, caydırıcılık gerek / 03.05.2026

























































