logo
11 EYLÜL 2026

Asya'nın devleri Rusya'da buluştu

Çin'den Japonya ve Hindistan'a kadar Asya'nın dev ülkelerinden 4 bin kadar devlet ve iş insanını Rusya'nın Vladivostok kentinde düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu'nda ağırlayan Rusya lideri Putin, G7 benzeri yeni bir oluşumun sinyalini verdi. Putin, Türkiye’nin de G7 formatında olacak bu oluşumun içinde yer alması gerektiğini söyledi
 

05.09.2019 00:00:00
 
Asya'nın devleri Rusya'da buluştu
Asya'nın devleri Rusya'da buluştu

SELİM AYANOĞLU / İSTANBUL

Asya'da ekonominin ve dış politikanın nabzı, Rusya'nın Vladivostok kentinde 3 Eylül'de başlayan ve bugün sona erecek Doğu Ekonomik Forumu'nda atıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, forumda sadece Asya'nın dev ülkelerinin liderlerini ve temsilcilerini değil, Avrupa'dan gelen önemli iş insanlarını da ağırladı.
Çin'den Japonya ve Hindistan'a kadar 30 ülkeden 4 bin kadar konuk, yatırım ve ekonomik işbirliği imkanlarının ele alınacağı foruma katılıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in aldığı kararla Rusya'nın Uzak Doğu Bölgesi'nin ivedilikle geliştirilmesi ve Asya-Pasifik bölgesindeki uluslararası işbirliğinin arttırılması amacıyla bu yıl ilki düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu'nda yaklaşık 18.9 milyar dolar değerinde 80 anlaşma imzalandı.
Bu büyük tutarlarda anlaşmaların imzalanmasını aslında beklemediklerini ve ilginin kendilerini de şaşırttığını söyleyen Rusya Uzakdoğu Federal Bölgesi Tam Yetkili Temsilcisi Yuriy Trutnev, 2'nci Doğu Ekonomik Forumu için hazırlıkların Ekim ayında başlayacağını vurguladı.

Putin: Türkiye G7'de olmalı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Doğu Ekonomi Forumu'nda Türkiye'yi de ilgilendiren dikkat çekici açıklamalarda bulundu.  G7 ile Rusya arasındaki ilişkilere dair değerlendirmelerde bulunan Putin, G7'nin hala faydalı bir format olduğunu kaydederek, "Ancak, Çin ve Hindistan'ın olmadığı bir uluslararası bir organizasyonun verimli olabileceğini düşünmüyorum" diye konuştu.
Konuya ilişkin Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'la da görüştüğünü aktaran Putin, "Erdoğan, bana G7 etrafında dönen konularla ilgili Türkiye'nin bu formatta olmasını neden gündeme getirmediğimi sordu.
Türkiye S-400 aldıktan sonra hava savunmasını güçlendirdi. Çin ve Hindistan'ın yanı sıra Türkiye'nin de uluslararası ve bölgedeki rolü çerçevesinde böyle bir formatta bulunması uygun olacaktır" ifadelerini kullandı. Çok kutuplu bir dünyayı desteklediklerini vurgulayan Putin, Batı'nın liderliğinin sona erdiğini savundu.

Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi

Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi. Hükmün istinaf incelemesinde bozulmadan kesinleşmesi durumunda siyasi yasak da kesinleşmiş olacak

11.09.2026 13:46:00 / Güncelleme: 11.09.2026 14:00:32
Haber Merkezi
 
 Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi
 Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı'ya yönelik sözleri nedeniyle yargılandığı davanın bugünkü duruşması Silivri'deki Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'nde görüldü.
3 yıl önce eski Tuzla Belediye Başkanı Yazıcı'ya yönelik sözleri nedeniyle "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama", "Suç işlemeye tahrik", "Hakaret" ve "İftira" suçlarından suçlamaları yöneltilen İmamoğlu, Silivri Cezaevi yerleşkesinde savunma yaptı.
Mütalaanın ardından "suçun sabit olduğu" gerekçesiyle Ekrem İmamoğlu'na 2 yıl 1 ay hapis cezası ve siyasi yasak verildi.
İmamoğlu, hakkında açılan davada yargılanıp iki kez beraat etmişti, ancak istinafın "usulsüzlük" gerekçesiyle bozması üzerine yeniden hâkim karşısına çıkmıştı.
 
İMAMOĞLU: "NE BÖYLE MÜTALAA NE İDDİANAME OLUR"
İmamoğlu mütalaanın ardından, "Ne böyle bir mütalaa olur ne böyle bir iddianame olur. Bu mahkemenin bile burada kurulu olması skandaldır bu mütalaa da mesnetsizdir. Türk yargısı adına hakim konumundasınız yüze Türk milleti adına karar vereceksiniz dilerim ve umarım ki bu kararı verebilirsiniz" dedi.
 
SAVUNMASINDA NE DEDİ
İmamoğlu'nun savunması şöyle: 
"Katılmamın engellendiği bir duruşma sonrası buradayım ve buradan bu hususta kıymetli halkıma seslenerek ne yaşadığımı anlatmak istiyorum sizin de huzurunuzda. Tabii son iki yıldır yalnızca siyasi rakiplerimle değil, ardı ardına açılan davalarla, soruşturmalarla ve bitmek bilmeyen yargı süreçleriyle karşı karşıyayım. Türkiye'de, hatta dünyada siyasi iktidarın karşısında seçim kazanmış bir siyasetçinin, böylesine yoğun ve sistematik bir yargı sürecinin muhatabı haline getirildiği başka bir örnek bulmak kolay değildir. Bugün tam 13 ayrı davanın muhatabıyım. Bunların 12'si ceza davası, biri idari yargı davasıdır.
 
Peki, bunlar ne zaman yaşanıyor? İktidarın karşısında dört kez seçim kazanmışken, milletimizin teveccühüyle ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olmuşken ve Türkiye önündeki ilk seçimde iktidarın değişip değişmeyeceğini tartışırken, muteber tüm araştırmalarda seçimi kazanan, kazanacağı, kimin kazanacağı belliyken... İşte tam da böyle bir dönemde siyasetin doğal rekabet alanında yarışmak yerine, milletin iradesine başvurmak yerine, milli iradeyi yok sayarak, gasp ederek, benim hayatım adliye koridorları ile cezaevi arasına sıkıştırılmak ve orada bir şekilde psikolojik işkenceyle geçirilmek isteniyor.
 
Rakamlar, yaşananların boyutunu aslında tek başına anlatmaya yetiyor. Muhatabı olduğum 13 ayrı davada, tam 19 hâkim değişti. Hakkımda halen devam eden 12 ayrı ceza davası bulunuyor. İBB duruşmalarının başladığı 9 Mart'tan bugüne 82 kez duruşmalara katıldım. Bu hafta beş günde beş duruşma deneyimini, haftasını yaşamış oldum. Daha önce de yine Silivri'de aynı günde burada, bu yerleşkede üç farklı duruşma salonunda, üç farklı duruşmaya üç farklı mahkeme heyetinin karşısında katıldığım gibi... Aynı günde üç farklı duruşma salonunda, üç farklı mahkemede, üç farklı duruşmaya katıldığım gibi...
 
9 Mart'tan itibaren 76 kez İBB duruşmaları, 30 Mart'ta bilirkişi davası, 11-12-13 Mayıs, 6 Temmuz'da casusluk davası, 5 Haziran Tuzla davası vardı. Bir şekilde ne yazık ki bu yerleşkeden sorumlu Başsavcılığın hukuksuz bir biçimde, psikolojik işkenceyle, beni yolun yarısından, 60 km gittikten sonra geri döndürdüğü, tarihte olmamış bir biçimde kişisel işkenceye dönmüş bir dava günü, 6 Temmuz'da diploma davası, bugün yine 10 Eylül'de sizin huzurunuzda Tuzla davası... Toplam 83 duruşma oldu. Muhtemelen bu ayın sonunda 100 duruşmaya yaklaşan bir seyrin içerisinde olacağım.
 
Bu davada da hâkimin değişmiş olmasını, yaşadığımız bu tablo içerisinde ne yazık ki doğal karşılamak elbette kolay olmuyor. Evet, ben bugün çok sayıda siyasi davayla, insan haklarını hiçe sayan ve düşman hukukunu dahi aşan sayısız hukuk soruşturmasıyla karşı karşıyayım. Yargısız infazlarla, devletin kurumlarıyla, müşterek medya linciyle, usulsüz soruşturma, kovuşturma, sorgu süreçleriyle, savunma hakkımın engellenmesi ve hatta kitabımın daha baskıya bile başlanmadığı bir ortamda okuruyla buluşmadan yasaklanmasıyla karşı karşıyayım. Öyle bir süreçten geçiyoruz ki artık hakkımda yapılanları, uğradığım hukuksuzlukları kronolojik olarak sıralamak bile çok güçleşmiştir. Bir dava bitmeden diğeri başlıyor. Bir soruşturmanın hukuksuzluğunu anlatmadan yenisi geliyor. Bir hâkimin karşısından kalkıyoruz, başka bir hâkimin karşısına geliyoruz...
 
Ve ben siyasi tutukluyum, tutsağım. Ben, bu ülkenin 87 milyon yurttaşımız için verdiğim cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim. Ancak Yaradan'a şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan, caddelerde, meydanlarda dolaşamayan, toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değilim. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin...
 
Siyaseti tek bir kişinin etrafında şekillendiren, o kişiye kendisini ispat etmek uğruna sınır tanımayan bu anlayışın temsilcilerinden, eski Tuzla Belediye Başkanı, bana karşı sergilediği nezaketsizlik ve ardından 'Yavuz hırsız ev sahibini bastırır' misali hakkımda şikâyetçi olmasıyla tümüyle uydurma olan bu dava süreci başlamıştır. İşte bu nedenle tam da huzurunuzda bulunma sebebimizin esasa ilişkin bir suç şüphesi değil, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Dairesi'nin, tamamen usule ilişkin verdiği bir bozma kararı olduğunu hatırlatmak isterim...
 
Sayın hâkim, benim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak göreve başladıktan sonra ziyaret ettiğim ilk ilçe belediyelerinden biri Tuzla Belediyesi olmuştur. 30 Aralık 2019 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı'yı makamında ziyaret ettim. Aynı gün ilçede çeşitli temaslarda bulundum. Diyeceksiniz ki; 'Bir Büyükşehir Belediye Başkanı, ilçe belediye başkanını ziyaret eder. Bunu niye anlatıyorsunuz? Ne önemi var bunun?' Çok önemi var. Ben, beş yıl ilçe belediye başkanlığı yaptım. Beş yıl ilçe belediye başkanlığı yaptığımda o dönemin AK Parti Büyükşehir Belediye Başkanı ne kapımı çaldı ne ziyaret etti ne randevu taleplerime makul bir geri dönüş yaptı. Aslında işte bahsettiğim siyasi rejimin, siyasi nezaketsizliğe ve araya bariyerleri kurma sürecinin sonrasında 'Bana yapılanı ben bir başkasına yapmam ve yapmayacağım' diyerek, bu şekilde görevimi yerine getirdim. Göreve başladığım ilk günden itibaren siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak İstanbul'un bütün ilçeleriyle uyum içerisinde çalışmayı ilke edindim.
 
Yine 9 Haziran 2021 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı'nın annesi merhume Türkan Yazıcı'nın cenazesine de katılarak taziyelerimi ilettim. Kamu görevi yürüten kişiler arasındaki ilişkilerin, karşılıklı saygı ve nezaket temelinde sürdürülmesi gerektiğine her zaman inandım ve buna uygun davranmaya tarihteki belki en üst seviyede özen gösteren Büyükşehir Belediye Başkanı olmaya gayret ettim. Görev sürem boyunca Tuzla'da çok sayıda yatırım, hizmet ve proje hayata geçirildi, geçirilmeye de devam ediyor. Bu kapsamda Sayın Şadi Yazıcı'yı birçok kez programlarımıza, açılışlarımıza ve toplantılarımıza davet ettim...
 
Bu çerçevede dikkat çekici olan husus, yıllar boyunca gerçekleşen çok sayıdaki programa davet edilmesine rağmen hiç iştirak etmeyen şikâyetçinin, sadece dosyada konu olan 25 Ekim 2022 tarihli açılış programına katılmış olmasıdır. Benim kamu yönetimi anlayışım, az önce de ifade ettiğim gibi, siyasi farklılıkları değil, ortak hizmet sorumluluğunu esas almaktır. Bu nedenle bugüne kadar, yine ifade ettiğim gibi, hiçbir ilçe belediye başkanıyla kişisel bir gerilim içerisinde olmadım, olmamaya da özen gösterdim. Benim telefonuma dahi dönüş yapılmamasına rağmen ben her başkanın, her kişinin telefonuna dahi en hızlı şekilde dönmeyi en üst seviyede nezaket değil, sorumluluk olarak gördüm. İstanbul'un 39 ilçesinin tamamına eşit hizmet götürmek ve tüm yerel yöneticilerle yapıcı ilişkiler kurmak için çalıştım. Dosyaya konu olan olayın değerlendirilmesinde de bu yaklaşımımın ve taraflar arasındaki ilişkinin genel seyrinin dikkate alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
 
Sayın Yargıç, olay günü Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi açılışındaydık. Davetlim, şikâyetçi, kürsüye çıkıp tesise emeği geçenlerin ismini dahi anmaktan kısıtlı olarak kaçındığı, hitap ettiği kalabalığın tepki meyli göstereceğini bile bile ağır eleştirilerle dolu bir konuşma yaptı. Benden önce görev yapan insanların ta 20-25 yıl öncesine dönerek isimlerini andı. Benim için hiçbir mahsuru yok, ben de anmaktan keyif alırdım, onur duyardım. Ama benim ismimi dahi anmamıştır. Ben, bir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak onun konuşmasını bölenleri kendim, bizzat ayağa kalkarak kalabalığı susturmaya ve "Lütfen yapmayın" demeye gayret ettim ve sakinleştirdim. Kendisi söz hakkını sonuna kadar kullandı.
 
Esasen söz hakkı mı, bu da tartışılır. Çünkü bu tür açılışlarda ben, dediğim gibi, hiç davet edilmemişken, gittiğim ilçelerde davet ettiğim ilçe belediye başkanlarına, yine siyasi partisine bakmaksızın, mutlaka benden önceki son konuşmacı olarak onlara söz hakkı vererek duygu, düşüncelerini ifade etmelerine fırsat tanıdım. Bunu da yine bir nezaket değil, topluma karşı sorumluluk olarak yaptık. BBu nezaketsizliği yaşadım' diye de bundan kaçınmadım. Ondan sonra devam ettiğim birçok ilçede yaptığım her açılışta yine her ilçe belediye başkanına o söz hakkını vermeye devam ettim.
 
Ancak bu kişi söz hakkını sonuna kadar kullandı, milletin sabrını zorlayacak şekilde bir dil kullandı ve hatta ben kürsüye çıktığım an, yani sıra konuşma sırası bana geldiğinde ben kürsüye yürüyerek çıktığım an, kendisi beni dinleme nezaketini dahi göstermeden salonu terk etmeye kalkıştı. Yani provokasyonun son halkası da buydu. Anlattığım tüm bu hususlar görüntülerde zaten sabittir. Takdir edersiniz ki bir belediye başkanının ev sahibi olduğu bir törende, diğer belediye başkanını dinlemeden salonu terk etmesi gerçekten ağır bir nezaketsizliktir.
 
Nitekim bu kadar aleni biçimde yapılan saygısızlığa karşı alanda büyük bir tepki oluşmuş, ortam gerilmiştir. Ben, bu esnada şikayetçinin şahsına hakaret etmek için değil, tamamen galeyana gelen vatandaşları sakinleştirmek ve taşkınlığı önlemek amacıyla şu sözleri sarf ettim: 'Arkadaşlar, o arkadaş buraya germeye gelmiş. Siz bırakın. Sakin, sakin... Nezaketsizlik... Bakın arkadaşlar, müsaade edin lütfen. Bakın, provokasyona gelmeyin, ilgilenmeyin. Kötü söz sahibine aittir.' O esnada vatandaşa, konuşmama başlayamadan mikrofonda söylediğim sözler bunlardır.
 
Kaldı ki o esnada şikâyetçiyi kendi aracına bindirmek üzere onun etrafına kalkan olup -ki vatandaş olduğu yerden bağırıyordu, yani onun peşine koşan da çok fazla yoktu- aracına en sağlıklı şekilde binmesi için ona yine benim güvenlik görevlilerim eşlik ederek arabasına binmesine vesile olmuştur. İddianame bu sözleri, sanki konuşmamın sonraki bölümlerinde yer alan siyasi eleştirilerle birleşikmiş gibi, art niyetli bir virgülle bağlayarak kurgulamıştır. Kaldı ki bunlar görüntülerde çok açık ortadadır. Muhtemelen mahkeme bunları izlemiştir ve o yönde hakkımda beraat kararı vermiştir. Yani durum çok alenidir. Görüntülerde, seslenişte her şeyde sabittir. Yine şunu da ifade edeyim; mesela kullandığım 'nezaketsiz' lafı, diğer sözlerimden dakikalar önce kalabalığı yatıştırmaya çalışırken, bizzat şikayetçinin hiçbir şekilde dinlemeyi tercih etmeden, bu adaptan yoksun eylemine yönelik söylenmiş bir sözdür.
 
"Yapılan nezaketsizliği orada anlatacak kadar seviyesi düşük bir insan değilim"
Gelelim iddianamede bana atfedilen diğer haksız suçlamaya; yani 'Cebimizdeki paraları aldınız, yüzde 50'sini çaldınız' sözlerine. Sayın Yargıç, müştekinin konuşmasını bitirmesiyle benim bu sözleri sarf etmem arasında tam 10 dakikadan fazla bir süre, bambaşka bir bağlam vardır. Ben, o gün bana yapılan bu nezaketsizliği, yaptığım çok önemli açılışta milletimize hitap ederken zihnime koyup, onu orada anlatacak kadar seviyesi düşük bir insan değilim. Konu kapanmıştır ve gitmiştir. Konuşmamın sonraki bölümünde hedefim, açıkça isimlerini zikrederek seslendiğim hükümetin ekonomik politikaları ve Genel Başkan Yardımcılarıdır. Ve konuşmamda aslında bunların temelinde de zikrederek ifade ediyorum zaten. Müştekinin orada benim muhatabım olma şansı yok zaten. Yani konu da özne de farklıdır.
 
Ben, o kürsüde İstanbul halkının hakkını savundum. 'Üç ayı bizden çaldınız' derken 2019 yerel seçimlerinin haksız ve hukuksuz yere 86 milyon insanın şahitliğinde iptal edilmesiyle göreve başlamamızın üç ay geciktirilmesini, yani İstanbul halkının üç ayının gasp edilmesini kastettim. 'Cebimizdeki paraları da aldınız, yüzde 50'sini çaldınız' derken, bütçemizi yaptığımız dönemde ağır ekonomik krizin gereği yüzde 48 olan enflasyonun o konuşmayı yaptığım ay itibarıyla yüzde 85'lere fırlamasını, yani kötü ekonomi yönetimi yüzünden İBB bütçesinin, vatandaşın cebindeki paranın alım gücünün yarı yarıya erimesini, enflasyon yoluyla bu paranın adeta çalınmasını eleştirdim. Tümüyle ekonomik bir durumdan söz etmeme rağmen, iddianamede cümlelerim kesilerek, sanki müştekinin şahsından ve onun adi bir hırsızlık veya yolsuzluk yaptığından bahsediyormuşum gibi aktarılmıştır...
 
Sayın Yargıç, şunu da belirtmek isterim; olay günü benim açılıştaki konuşma sürem —burası önemli— tam 23 dakika 34 saniye. Konuşmamın içeriğini, insanları sakinleştirme çabamı yukarıda da anlattım. O haliyle, yani bir bölümünü burada harcamış olmama rağmen, konuşmamın süresi 23 dakika 34 saniye. Ancak bir açılış programında nezaket gereği söz hakkı verdiğim, daha önceki hiçbir uygulamada olmayan, kendi partisine bile söz hakkı verilmeyen Büyükşehir Belediyesi açılışlarının tam tersine, seçilmiş insanlara o nezaketi gösteren, o değeri veren —milletten dolayı, kimsenin şahsıyla ilgili değil— bu nezaketin ilavesini söylüyorum; ben bunu bir demokrasi aşığı olarak sorumluluk kabul ederek veren bir kişiyim. Buna rağmen, bu nezakete rağmen o kişinin, yani şikayetçinin konuşma süresi tam 19 dakika 17 saniye. Yani benim kadar konuştu. Çünkü amacı orada bir nezaket konuşması değildi. Kendisi 19 dakika boyunca konuşmuş, ancak hiçbir İBB emekçisinin, ben dahi açılışı yapan İSKİ'nin yöneticisinin ismini dahi anmamış; yapılan yatırıma dair değil, 19 dakika boyunca ağır eleştiriler eşliğinde kışkırtma yaratmıştır."

İBB'nin bina denetimleri, çürük binaları ortaya koydu. 40 bin binayı inceleyen ekipler, 20 bininin çok riskli olduğunu belirledi. En kötü durumdaki ilçeler belli oldu

İBB'nin bina denetimleri, çürük binaları ortaya koydu. 40 bin binayı inceleyen ekipler, 20 bininin çok riskli olduğunu belirledi. En kötü durumdaki ilçeler belli oldu

11.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
İBB'nin bina denetimleri, çürük binaları ortaya koydu. 40 bin binayı inceleyen ekipler, 20 bininin çok riskli olduğunu belirledi. En kötü durumdaki ilçeler belli oldu
İBB'nin bina denetimleri, çürük binaları ortaya koydu. 40 bin binayı inceleyen ekipler, 20 bininin çok riskli olduğunu belirledi. En kötü durumdaki ilçeler belli oldu
17 Ağustos depreminin 27'nci yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bina denetim raporları ortaya çıktı. Temmuz 2020 ile Temmuz 2026 arasında vatandaşların talebi üzerine ekipler 40 bin binada inceleme yaptı. Karar gazetesinden Selin Işık'ın haberine göre gerçekleştirilen testler sonucunda 20 bin binanın 'yüksek' veya 'çok yüksek' riskli durumda olduğu belirlendi.
İncelenen 40 bin binanın 20 bininin yüksek veya çok yüksek riskli olduğu belirlendi. En kötü durumdaki ilçeler ise Avcılar ve Zeytinburnu oldu.

EN KÖTÜ YERLER AVCILAR İLE ZEYTİNBURNU
İBB verileri riskli binaların çoğunun 1999'dan önce yapıldığını gösterdi. Avcılar'da incelenen binaların yüzde 19,07'si, Zeytinburnu'nda yüzde 14,59'u yüksek riskli durumda. Bu oran Bağcılar'da yüzde 8,34, Küçükçekmece'de 7,8, Fatih'te 5,65, Esenyurt'ta 5,03. Bu ilçeleri Bahçelievler yüzde 3,79, Silivri 3.40, Bakırköy 3.27 ve Esenler 3,27 ile takip etti. Başvuru talebi en çok Kadıköy'den, en az ise Sultanbeyli'den geldi. 6 Şubat Depremleri sırasında inceleme talepleri artsa da bir süre sonra düşüş yaşanması dikkat çekti.

İSTANBUL'DA KENTSEL DÖNÜŞÜM ACİLİYETİ
Türkiye genelinde 6 milyon bağımsız birim risk altındayken, kentsel dönüşüm aciliyetinin en yüksek olduğu şehir, ülke genelindeki 2 milyon acil dönüşüm ihtiyacının yaklaşık üçte birini (600 bin bağımsız birim) tek başına barındıran İstanbul oldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, kentsel dönüşüm çalışmalarının 2012'de resmi olarak başlamasıyla 1 milyon 7 bin bağımsız bölümün dönüşümünün tamamlandığını, 291 bin bağımsız bölümün dönüşümünün ise devam ederek toplam 1 milyon 298 bin bağımsız bölümün dönüştürüldüğünü açıkladı.

1999 ÖNCESİNE DİKKAT
Vatandaşların dijital ortamdaki ve yazılı başvuruları üzerine şimdiye kadar 142 bin bina ziyaret edildi. Çoğunluğu 6 Şubat depremlerinden sonra olmak üzere Hızlı Tarama yöntemi için toplam 173 bin 189 başvuru yapıldı. Hızlı Tarama Yöntemleri ile Bina İncelemesi Projesi, resmen 23 Temmuz 2020'de yapılan tanıtım toplantısıyla başlayarak, Avcılar ve Silivri pilot bölgeleriyle hayata geçti. Tam 6 yıl boyunca yapılan başvuru ve incelemelerin ardından Temmuz 2026 verileri de dahil olmak üzere İstanbul genelinde 40 bin binanın yarısının 'yüksek ve çok yüksek riskli' (D ve E sınıfı) kategorisinde yer aldığı görüldü. İBB'ye ait verilerde riskli yapıların çoğunun 1999'dan önce yapılmış olduğuna dikkat çekildi.

100 BİN KİŞİNİ TAHLİYESİ PLANLANIYOR
İBB'nin incelemelerindeki verilere göre öncelikli binalardan şimdiye kadar 2 bin 330 binanın (22 bin 527 bağımsız birimin) yıkımı gerçekleştirildi. Ayrıca 612 binada resmi işlem başlatıldığı belirtilirken bu binaların yıkılmasıyla da bağımsız birim sayısı 28 bin 263'e yükselecek. Bu dönüşüm kapsamında riskli binalardan tam 100 bin kişinin tahliye sürecinin gerçekleşmesi planlanıyor. Hızlı tarama yöntemine yapılan başvuruların yüzdeliklerin ilçe kapsamında dağılımına bakıldığında en çok başvuru Kadıköylülerden gelirken, en az talepte bulunan ilçe ise Sultanbeyli oldu.

EN RİSKSİZ BÖLGELER
Yine ilçelerin risk dağılım oranlarında Şile yüzde sıfır, Çekmeköy yüzde 0,6 ile en düşük riskli ilçeler arasında yer alırken şu ilçeler takip etti: yüzde 0,08 ile Beykoz, yüzde 0,27 ile Başakşehir ve Sarıyer, yüzde 0,30 ile Sancaktepe, yüzde 0,32 ile Adalar, yüzde 0,36 ile Çatalca ve Sultanbeyli, yüzde 0,37 ile Beşiktaş.

19 İLÇEDE RİSKLİ BİNA ORANI
Ümraniye: Yüzde 0,48
Ataşehir: Yüzde 0,52
Arnavutköy: Yüzde 0,57
Şişli: Yüzde 0,58
Eyüpsultan: Yüzde 0,64
Beylikdüzü: Yüzde 0,73
Tuzla: Yüzde 0,88
Kartal: Yüzde 0,89
Üsküdar: Yüzde 0,91
Kağıthane: Yüzde 0,94
Pendik: Yüzde 0,95
Kadıköy: Yüzde 0,10 (Yüzde 1,10)
Beyoğlu: Yüzde 1,17
Sultangazi: Yüzde 1,21
Maltepe: Yüzde 1,23
Gaziosmanpaşa: Yüzde 1,56
Bayrampaşa: Yüzde 2,09
Güngören: Yüzde 2,33
Büyükçekmece: Yüzde 2,58

İsmail Kartal'a su şişesi atan taraftarın ifadesi ortaya çıktı

Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe-Roma futbol müsabakasında Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal'ın kafasına su şişesi attığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve hakkında seyirden men tedbiri uygulanan Kaan A., ifadesinde olaydan dolayı pişman olduğunu belirterek İsmail Kartal'dan özür diledi. Kaan A., su şişesini İsmail Kartal'ı hedef gözeterek atmadığını savundu

11.09.2026 12:53:00 / Güncelleme: 11.09.2026 13:20:12
İHA
 
İsmail Kartal'a su şişesi atan taraftarın ifadesi ortaya çıktı
İsmail Kartal'a su şişesi atan taraftarın ifadesi ortaya çıktı
Fenerbahçe-Roma futbol müsabakasında Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal'ın kafasına su şişesi attığı gerekçesiyle gözaltına alınan Kaan A.'nın emniyette verdiği ifadesi ortaya çıktı.

Şüpheli hakkında 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında işlem yapılmış, seyirden men tedbiri ile 1 yıl imza atma yükümlülüğü uygulanmıştı.

"Anın heyecanıyla elimde bulunan pet su şişesini sahaya doğru fırlattım"

Fenerbahçe taraftarı olduğunu ve uzun yıllardır kombine sahibi olarak maçlara gittiğini belirten Kaan A., 5 yaşındaki oğlunu da karşılaşmalara götürdüğünü ifade etti. Bugüne kadar herhangi bir taşkınlık yapmadığını savunan Kaan A., olay anını, "Dün maç esnasında önce penaltı olduğunu düşündüğümüz bir pozisyonda anın heyecanıyla elimde bulunan pet su şişesini hedef gözetmeksizin sahaya doğru fırlattım" sözleriyle anlattı.

Kaan A., şişeyi İsmail Kartal'a yönelik attığı yönündeki iddiaları kabul etmeyerek, "Her ne kadar emniyet evrakında ve kamuoyunda Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal'a yönelik olarak fırlattığım söylenmiş ise de böyle bir şey kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır" ifadelerini kullandı.

"İsmail Kartal'dan özür diliyorum"

Oğluyla birlikte gittiği maçlarda iyi örnek olmaya çalıştığını belirten Kaan A., yaptığı hareketten pişman olduğunu ifade ederek, "Ne olursa olsun bu yaptığım hareket yanlıştır. Meydana gelen olay nedeniyle pişmanım. Öncelikle İsmail Kartal'dan ve kamuoyunu meşgul ettiğim için sizlerden özür diliyorum. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum" dedi.

Kaşif kozinoğlu'nun feth-i kabir işlemi iptal edildi

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunduğu sırada 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında bugün yapılması beklenen feth-i kabir işlemi iptal edildi

11.09.2026 10:25:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kaşif kozinoğlu'nun feth-i kabir işlemi iptal edildi
Kaşif kozinoğlu'nun feth-i kabir işlemi iptal edildi
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunduğu sırada 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında bugün yapılması beklenen feth-i kabir işlemi iptal edildi. İşlemin yarın gerçekleştirilmesinin beklendiği öğrenildi.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Kaşif Kozinoğlu'nun kesin ölüm sebebinin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesi bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla feth-i kabir kararı alınmıştı.

Bugün gerçekleştirilmesi planlanan feth-i kabir işlemi iptal edilirlen Kozinoğlu'nun mezarının yarın açılmasının beklendiği öğrenildi.

Mersin'de 10 günde 4 milyon 600 bin uyuşturucu hap ele geçirildi

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde emniyet ve jandarmanın son 10 gün içerisinde yaptığı çalışmalarda piyasaya sürülmeye çalışılan 4 milyon 600 bin adetten fazla sentetik ve uyuşturucu hap, yaklaşık 4 milyon hap üretimindeki kullanılması planlanan ham madde ele geçirildi

11.09.2026 10:03:00 / Güncelleme: 11.09.2026 10:07:38
İhlas Haber Ajansı
 
Mersin'de 10 günde 4 milyon 600 bin uyuşturucu hap ele geçirildi
Mersin'de 10 günde 4 milyon 600 bin uyuşturucu hap ele geçirildi
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde emniyet ve jandarmanın son 10 gün içerisinde yaptığı çalışmalarda piyasaya sürülmeye çalışılan 4 milyon 600 bin adetten fazla sentetik ve uyuşturucu hap, yaklaşık 4 milyon hap üretimindeki kullanılması planlanan ham madde ele geçirildi. Depoların tespit edildiği, 2 milyar liralık uyuşturucu piyasasının önüne geçildiği operasyonlarda aralarında satıcılarında olduğu 23 şüpheli yakalandı.

Türkiye'nin üretimden turizme kadar bir çok alanda ilk sıralarda yer alan Mersin'de gençlerin uyuşturucu madde ile zehirlenmesinin önüne geçilmesi için güvenlik güçleri Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde son 10 gün içerisinde önemli çalışmalar yaptı.



İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı'na bağlı Narkotik Şubesi ekipleri başta olmak üzere tüm güvenlik güçleri uyuşturucu ile mücadele de peş peşe operasyonlar gerçekleştirdi. Operasyonlarda depo olarak kullanılan asansörcüden, fırıncıya, turizm bölgelerinde piyasaya sürülmek için yazlıkta zulanan uyuşturucuya kadar bir çok adres belirlendi.

7'si büyük peş peşe yapılan operasyonlarda merkez ve ilçelerde adreslere baskınlar gerçekleştiren güvenlik güçleri 4 milyon 600 binden fazla uyuşturucu içerikli sentetik hap, yine 4 milyona yakın üretim yapılabilecek 1 ton 250 kilogram sentetik uyuşturucu ham maddesi, 6 milyon adet boş kapsül,19 kilo 225 gram esrar ile 65 bin adet ectacy ele geçirdi.

2 milyarlık uyuşturucu piyasası çökertildi

Polis ve jandarmanın çalışmasıyla yapılan 7 ayrı operasyonda yaklaşık 2 milyar liralık uyuşturucu piyasası çökertilirken, 10 gün içerisinde şuana kadar 23 şüphelinin yakalandığı öğrenildi. Yakalanan şüphelilerin bir kısmının yapılan işlemlerin ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandığı, bazı şüphelilerin işlemlerinin devam ettiği, soruşturmanın ise derinleştirilerek sürdüğü bildirildi.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde polis ve jandarma ekipleri tarafından yapılan çalışmalarla uyuşturucuyla mücadelenin kararlılıkla devam edileceği mesajı verildi.

Mehmet Akif Ersoy hakkında karar

"Çoklu cinsel birliktelik" ve uyuşturucu suçları kapsamında faaliyet gösterdiği iddia edilen, liderliğini gazeteci Mehmet Akif Ersoy'un yaptığı öne sürülen suç örgütüne ilişkin davada sanıkların savunmalarının ve tanık beyanlarının ardından mahkeme heyeti, Mehmet Akif Ersoy ve Mustafa Manaz'ın tutukluluk hallerinin devamına karar verdi

10.09.2026 21:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
Mehmet Akif Ersoy hakkında karar
Mehmet Akif Ersoy hakkında karar
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Mehmet Akif Ersoy hakkında "suç örgütü kurma ve yönetme", 11 kez "nitelikli cinsel saldırı", "uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama" ve "uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırma" suçlarından toplam 11 yıl 3 aydan 286 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilmişti. Dosya kapsamında görülen ilk duruşmada tutuklu sanıklardan Ufuk Tetik tahliye edildi.

Ersoy savunmasında uyuşturucu kullandığını kabul etti

Davanın ilk duruşmasında savunma yapan tutuklu sanık Mehmet Akif Ersoy, hakkındaki suçlamaların önemli bölümünü reddederken uyuşturucu kullandığını kabul etmişti. Ersoy, "8 senede 15 kez uyuşturucu içtim, hatamı kabul ediyorum" ifadelerini kullanarak, uyuşturucu maddeyi kendisinin temin etmediğini ve kimseyi kullanmaya zorlamadığını savunmuştu. Ersoy, ayrıca dosyada yer alan cinsel saldırı iddialarının kendisine savcılık aşamasında sorulmadığını belirterek "Suçlamaları kabul etmiyorum" ifadelerini kullandı.

Sanıklar suçlamaları reddetti

Duruşmaya SEGBİS aracılığıyla bağlanan sanık Ahmet Göçmez, kendisini uyuşturucu madde kullanımına başlattığını iddia eden Mustafa Manaz'a tepki göstererek, "Mustafa Manaz denilen şahsiyete, huzurunuzda ettiği küfürleri iade ediyorum" dedi.

Göçmez'in sözlerinin ardından Manaz'ın "Yalan mı" diye bağırması üzerine Göçmez savunmasına devam ederek, "Sanıklardan Mehmet Akif Ersoy ile ortak bir arkadaşımızın evinde tanıştık. Sonrasında maalesef arkadaş olduk, 2-3 yıl yakın arkadaşlığımız oldu. Yüzlerce defa görüştük. Birkaç tanesinde şeytana uyup yasaklı maddeyi kullandık, bir şeyler yaşandı vesaire ama bizim bütün ilişkimiz bunun üzerine kurulmuş gibi gösterildi ve suçlu ilan edildik. Akif'in çakarlı bir aracı vardı, kesinlikle aranamıyordu, o nedenle uyuşturucuyu Akif kendisi getirirdi. Israr, ticaret, para vesaire gibi şeyler söz konusu değil. Savcı bey bize yöneltilen diğer iddiaları sordu, reddettim. Böyle bir durum söz konusu değil. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum" ifadelerini kullandı.

"Herhangi bir suç örgütünün üyesi değilim"

Tutuksuz sanık Nurullah Mahmut Dündar ise savunmasında, "Ben herhangi bir suç örgütünün üyesi değilim. Mehmet Akif'i çok uzun süredir tanırım ve kendisi çok merhametli biridir. Savcılık makamı çok ağır bir suçlama yapıyor. Mehmet Akif Ersoy'la aramızda arkadaşlık ilişkisi dışında bir ilişkimiz yoktur. İddianame ilk ortaya çıktığında kendime gelemedim" dedi.

"Burcu Akyüz'le ilgili suçlamaları kabul etmiyorum"

Burcu Akyüz'le ilgili suçlamalara da değinen Dündar, "Burcu Akyüz'ün herhangi bir uyuşturucu temin ettiğim ya da cinsel saldırı gibi bir beyanı yok. Birbirimizin ofislerine ziyarete gittik, ilişkimiz arkadaşlık ötesine geçmemiştir. Benim uyuşturucu testim negatif çıkmıştı. Burcu Akyüz ile ilgili olarak ne uyuşturucu ne de cinsel saldırı suçlamalarını kabul etmiyorum" ifadelerini kullandı.

"Melis Asena bana husumet duymaya başladı"

Melis Asena Özkan'ın beyanlarına ilişkin ise Dündar, "Melis Asena bana husumet duymaya başladı, iş konusuyla ilgili. Mehmet Akif dosyası ortaya çıktıktan 40 gün sonra bu şekilde ifadelerde bulunmuştur. Suçlamaları kabul etmiyorum" dedi.

"Birkaç kere kullanmıştım"

Uyuşturucu testiyle ilgili de konuşan Dündar, "Uyuşturucu madde testim negatif çıktı. Birkaç kere kullanmıştım ama negatif çıktığı için ne kullandığımı bilmiyorum. Satın aldığım yerleri de savcılıkta belirttim" diye konuştu.

Tanıklar dinlendi

Tanık Umut Evirgen ise, "Ben dosyadaki kimseyi tanımıyorum. Mehmet Akif Ersoy isimli kişiyi de televizyondan duyduğum kadarıyla biliyorum. 'Kütüphane' adlı mekanla sanki mekan benimmiş gibi konuşuluyor ancak böyle bir durum yok. Ben öyle bir mekanın önünden bile geçmedim" dedi.

Ana dosyadan ayrılarak davası görülen ve 9 aylık tutukluluğunun ardından tahliye edilen tanık Veysi Ateş, "Mehmet Akif Ersoy dışında diğer sanıkları tanımıyorum. Ben Mehmet Akif'in uyuşturucu konusunda birini, bir kadını zorladığını veya taciz ettiğini asla görmedim, duymadım. Onu tanıyan hiç kimse böyle bir şeye inanmaz" ifadelerini kullandı.

Tanık Mahmut Göde ise, "Akif abiyle uzun yıllardır abi kardeşliğimiz vardı. Ben bu konuları medyadan öğrendim. Akif abinin evinde kalmışlığım da vardır, çocukları da olurdu. Akif hep çevresine faydalı, bir şey olduğunda aradığımız biriydi. Uyuşturucu madde kullandığını ben hiç görmedim" diye konuştu.

Tanık Serap Şaylan da, "Mehmet Akif Ersoy'u tanıyorum. Bahsi geçen doğum günü partisinde Mehmet Akif de vardı. Bahsi geçen kişilerin uyuşturucu madde kullandığına ilişkin herhangi bir şey duymadım, asla görmedim. Ben uyuşturucu madde kullanıyordum ancak bıraktım. Ahmet Göçmez benim arkadaşımdır. Mehmet Akif Ersoy ile Ahmet Göçmez, benim düzenlediğim partide tanıştı" şeklinde konuştu.

Tanık sıfatıyla beyanda bulunan gazeteci Emrullah Erdinç, "İddialara ilişkin benim gördüğüm hiçbir şey yok. Ben Mehmet Akif'in uyuşturucu kullandığını görmedim ya da diğer iddialarla ilgili bir şey duymadım görmedim" dedi.

Duruşma savcısı tutukluluğa ilişkin mütalaasını açıkladı

Dosya kapsamında henüz beyanı alınmayan mağdur ve gizli tanıkların dinlenmesi talep edildi. Mütalaada ayrıca tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına, adli kontrol tedbiri uygulanan sanıkların ise adli kontrol tedbirlerinin ayrı ayrı sürdürülmesine karar verilmesi istendi. Mütalaanın ardından tutuklu ve tutuksuz sanıkların beyanları ve sanık avukatları dinlendi.

Alınan beyanların ardından mahkeme heyeti, Mehmet Akif Ersoy ve Mustafa Manaz'ın tutukluluk halinin devamına karar verirken Ufuk Tetik ise tahliye edildi.

Maltepe'de kiracı dehşeti

Maltepe'de ev sahibi ile kiracı arasında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine kiracı Mehmet T., ev sahibi Osman A. (61) ile eşi Nursen A.'yı (61) öldürdü, olay yerindeki avukat Emir Ali S.'yi ise yaraladı. Polis ve sağlık ekiplerine de ateş açan şüpheli, özel harekât polislerinin müdahalesiyle sağ olarak yakalandı

10.09.2026 21:00:00
İHA
 
Maltepe'de kiracı dehşeti
Maltepe'de kiracı dehşeti
Ev sahibi ile kiracı arasında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine 2 kişi öldü.

Olay, saat 13.10 sıralarında İstanbul'un Maltepe ilçesi Gülsuyu Mahallesi Taşocağı Sokak'ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, ev sahibi Osman A. ile kiracısı Mehmet T. (63) arasında tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Mehmet T., silahla ev sahibi Osman A., ev sahibinin eşi Nursen A. ve olay yerinde bulunan avukat Emir Ali S.'ye ateş etti.

Silahlı saldırıda Osman A. ile eşi Nursen A. olay yerinde hayatını kaybederken, avukat Emir Ali S. yaralandı. Yaralı avukat, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.

Polis ve sağlık ekiplerine de ateş açtı

Saldırının ardından silahıyla bölgede bulunan Mehmet T., olay yerine sevk edilen polis ve 112 Acil Sağlık ekiplerine de ateş açmayı sürdürdü. Çevrede geniş güvenlik önlemi alınırken, bölgedeki hareketlilik dronla takip edildi.

Şüpheli Mehmet T., özel harekât polislerinin müdahalesiyle etkisiz hale getirilerek sağ olarak yakalandı. Gözaltına alınan Mehmet T.'nin tehdit ve hakaret suçlarından 3 kaydının bulunduğu öğrenildi.



"Abi beni kurtarın, diye bağırdı"

Görgü tanığı Akın Gümüşoğlu, "Annemle arabada sohbet ediyorduk, araba da çalışıyordu. Şu yukarıdan, sokaktan bağıra bağıra biri geldi. 'Abi beni kurtarın' diye. Arabaya atladı. "En yakın hastaneye götürdüm, Kartal Lütfi Kırdar'a. Adamı konuşturdum bayılmasın diye. Bana dedi ki; 'Benimle beraber toplam 3 kişi vardık. Ben kurtuldum, diğerlerini bilmiyorum' dedi. Sadece uyumasın diye, enerjisi bitmesin diye konuşturdum bayılmasın diye. Sonra kardeşleri geldi hastaneye. İfadesini falan aldılar orada" şeklinde konuştu.

"Ağza alınmayacak küfürler ve hakaretler etti"

Mahalle sakini Yıldız Çiçek ise, olaydan önce kiracı ile ev sahibi arasında hakaret ve küfürlerin havada uçuştuğunu iddia etti.

Olayın tanığı olan mahalle sakini, tahliye süreci ve kavga anında yaşananları anlattı.

Olayın iki gündür süren bir gerginliğin ardından yaşandığını belirten 14 yıllık mahalle sakini Yıldız Çiçek, "Dün icra memurlarıyla dükkanlar boşaltıldı. Boşaltılmadan önce ufak bir tartışma oldu ve Mehmet Ağabey'e saldırı gerçekleşti. Mehmet Ağabey hiç elini kaldırmadı ama ölen beyefendi ağza alınmayacak küfürler ve hakaretler etti. Bugün tekrar geldiler ve o kişi yine 'Terörist, hırsız, yerimi meşgul ediyorsun' diyerek bağırdı. Mehmet Ağabey 'Bak kanun var, işimizi halledelim, yapmayın' demesine rağmen çilingir çağırıp kepenkleri kaldırdılar" dedi.



"'Abi vurma' sesini duydum"

Tartışmanın büyümesi üzerine eve girdiğini ve kısa süre sonra silah sesleri duyduğunu aktaran Çiçek, "İçeri girmemden 5 dakika sonra 'Abi vurma' sesini duydum. Avukat olan kişinin bu tarafa kaçtığını gördüm. Sonra Mehmet Ağabey kadının arkasına doğru gitti, kadını da orada vurdu. Vururken görmedim ama sonradan gidip videosunu çektim, çok üzgünüm. Mahallece böyle bir şey yaşanmasını asla istemezdik ama Mehmet Ağabey'e çok fazla hakaret ve küfür edildi" diye konuştu.

TBMM Başkanlığı, Meclis İç Tüzüğü'nde yapılması gündeme gelebilecek değişikliklere yönelik farklı ülkelerdeki parlamento uygulamalarını mercek altına aldı

TBMM, olası İç Tüzük değişikliği kapsamında Fransa, İtalya, Almanya, ABD ve Güney Kore parlamentolarının çalışma usullerini inceledi. Hazırlanan çalışmada, muhalefete gündem belirleme, bakanlara doğrudan soru sorma ve komisyonların başkanlığını üstlenme gibi uygulamaların yer alması dikkat çekti

10.09.2026 17:00:00
Haber Merkezi
 
  TBMM Başkanlığı, Meclis İç Tüzüğü'nde yapılması gündeme gelebilecek değişikliklere yönelik farklı ülkelerdeki parlamento uygulamalarını mercek altına aldı
  TBMM Başkanlığı, Meclis İç Tüzüğü'nde yapılması gündeme gelebilecek değişikliklere yönelik farklı ülkelerdeki parlamento uygulamalarını mercek altına aldı
TBMM Başkanlığı, Meclis İç Tüzüğü'nde yapılması gündeme gelebilecek değişikliklere yönelik farklı ülkelerdeki parlamento uygulamalarını mercek altına aldı. ABD, Fransa, İtalya, Almanya ve Güney Kore parlamentolarının çalışma usullerine ilişkin hazırlanan incelemeler kitaplaştırıldı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, kitapların takdim bölümünde çalışmanın İç Tüzük ve anayasa tartışmalarına katkı sunacağını belirterek, "Bu çalışmaların parlamento usullerinin gelişmesine ve demokratik standartlarımızın ilerlemesine vesile olmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı.

Çalışmada Türkiye'deki muhalefetin Meclis gündemine ilişkin eleştirilerine karşılık Fransa'daki uygulamalara dikkat çekildi. Fransa'da muhalefet ve azınlık gruplarına ayda bir kez Meclis gündemini belirleme hakkı tanındığı belirtildi.

Türkiye'de ise muhalefetin sunduğu gündem önerilerinin sıklıkla reddedilmesi ve soru önergelerine ilişkin yaşanan sorunlar, İç Tüzük'te değişiklik yapılması gerektiği yönündeki tartışmaların başlıca başlıkları arasında yer alıyor.

Fransa'daki uygulamada ayrıca parlamento ile hükümet arasında düzenli soru-cevap oturumları gerçekleştiriliyor. Hükümetin, haftada en az bir birleşimde milletvekillerinin sorularını yanıtladığı belirtilirken, vekillere soru sormaları için 2 dakika, bakanlara ise yanıt vermeleri için 2 dakika süre tanınıyor.

Her oturumda yaklaşık 15 sorunun yanıtlandığı belirtilen çalışmada, ilk soru sorma hakkının muhalefete verildiği de aktarıldı.

Fransa'daki bir başka uygulama da komisyon başkanlıklarına ilişkin oldu. Meclis hesaplarının incelenmesi ve ibra edilmesi amacıyla oluşturulan geçici komisyonda siyasi parti gruplarının güçleri oranında temsil edildiği, komisyon başkanının ise muhalefetten seçildiği belirtildi.

Türkiye'de ise muhalefet partileri, Meclis'teki komisyon başkanlıklarının iktidar partilerinin elinde olmasını eleştiriyor.

Güney Kore Parlamentosu'nda da milletvekillerinin hükümete yazılı soru yöneltebildiği kaydedildi. Hükümetin, yöneltilen sorulara 10 gün içinde yanıt vermesi gerekiyor. Bu süre içinde yanıt verilememesi halinde ise hükümetin neden cevap veremediğini ve yanıtın ne zaman verilebileceğini Meclis'e bildirmesi şartı bulunuyor.

İTALYA'DA ACİL SORULAR CANLI YAYINLANIYOR
İtalya'daki parlamento uygulamaları da çalışmada ayrı bir başlık altında incelendi. Hükümet tarafından hazırlanan kanun hükmünde kararnamelerin incelenmesi için oluşturulan yasama işleri komitesinde 5 iktidar ve 5 muhalefet temsilcisinin yer aldığı belirtildi.

İtalya Temsilciler Meclisi'nde ise haftanın bir birleşiminin genellikle acil sorulara ayrıldığı aktarıldı. Televizyondan canlı yayınlanan bu oturumlarda milletvekilleri, kamuoyunu ilgilendiren veya aciliyet taşıyan konularda hükümet üyelerine doğrudan soru yöneltebiliyor.

Çalışmada, hükümet üyelerinin de bu sorulara oturum sırasında doğrudan yanıt verme fırsatına sahip olduğu ifade edildi.

Anne Gülhan Ünlü'den karara tepki: "Atlas'ın adaleti sağlanmadı"

İstanbul Güngören'de çıkan kavgada 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin davada 14 yaşındaki E.Ç.'ye verilen 18 yıl 10 ay 15 günlük hapis cezasına Atlas'ın annesi Gülhan Ünlü tepki gösterdi. Ünlü, karara istinaf mahkemesinde itiraz edeceklerini belirterek, "Atlas'ın adaleti sağlanmadı" dedi

10.09.2026 16:25:00
İHA
 
Anne Gülhan Ünlü'den karara tepki: "Atlas'ın adaleti sağlanmadı"
Anne Gülhan Ünlü'den karara tepki: "Atlas'ın adaleti sağlanmadı"
Güngören'de çıkan kavgada 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin adli süreçteki çocuk E.Ç.'nin (14) 18 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmıştı. Atlas'ın annesi Gülhan Ünlü Atlas'ın mezarı başında açıklamalarda bulundu.

Anne Gülhan Ünlü, sanık E.Ç.'ye verilen 18 yıl 10 ay 15 günlük cezaya isyan ederken, cezaya istinaf mahkemesinde itiraz edeceklerini ifade etti.

Anne Güllü, "18 yıllık cezanın bizde hiçbir şekilde kabulü yoktur. Bu cezaya zaten istinaf mahkemesinde itiraz edeceğiz. Hakim hanım bugün karar açıklaması yapmadan önce şöyle bir söylemi oldu her iki taraf için de hakkaniyetli bir karar verileceğini söylemişti. Ama maalesef ki bu hakkaniyetli karar Atlas tarafından olmadı. Mağduru korumadı. Ve ailecek bize verilmiş bir ceza oldu açıkçası. Biz 18 yıl cezanın yatarının 18 yıl olmadığını her defasında, yani 21 yılın da 21 yıl olmadığını her defasında zaten anlattık. 18 yıllık cezanın yatarı ilk önce çocuk yaşından dolayı, çocuk diye adlandırıldığı için üçte biri düşüyor. Geri kalan 12 yılında 1 günü 2 güne sayılarak yatarı oluyor. Bunun da 4 yılı kapalı cezaevinde, geri kalan 2 yılı da açıkta oluyor. Yani bu şimdi bir ceza olmuyor bizim için. Bu bizi cezalandırmak oluyor. Katile ödül gibi bir ceza açıkçası" ifadelerini kullandı.

"Bu kadar acımızın içerisinde bir de bize tehdit etmeye kalkıyorlar"

Anne Ünlü, mesaj yoluyla tehditler aldığını belirtirken, "Ama onun dışında asıl bir de şu tarz durumlar da yaşıyoruz. Duruşmadan sonra tehditler tekrar gelmeye başladı. Bu kadar acımızın içerisinde bir de bize tehdit etmeye kalkıyorlar. Mesaj yoluyla geliyor. Mahkeme öncesinde de arama olarak geliyordu. Şimdi de mesaj yoluyla gelmeye başladı. Savcılık bununla ilgili şu anda soruşturma yürütmeye başladı. Yani eninde sonunda yakalanıyorlar. Çok fazla tehdit aldık zaten biz bu 8 ay içerisinde. Tehdit edenlerin çoğu da cezalandırıldı zaten. Bir tanesinde yağma davamız vardı. Onda 6 yıl civarında bir 6-7 yıl civarında tam hatırlamıyorum şu anda ama bir cezaya çarptırıldı. Hangi cesaretle de bunu yapıyorlar ben anlamıyorum. İşte bu cezasızlık algısından kaynaklanıyor. Bu tehdit edenler de kendilerinin çete üyesi olduğunu söylüyorlar. Yani bu kadar acımızın içerisinde, bu üzüntümüzün içerisinde bir de bu insanların bizi tehdit etmeleriyle uğraşıyoruz. Savcılık bununla ilgileniyor zaten şu anda" açıklamasında bulundu.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in üç ayrı konuşmasına açılan davada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 800 bin Türk lirası tazminat ödemesine karar verildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 800 bin Türk lirası tazminat ödeyeceğini duyurdu

10.09.2026 14:11:00
Haber Merkezi
 
 YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in üç ayrı konuşmasına açılan davada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 800 bin Türk lirası tazminat ödemesine karar verildi
 YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in üç ayrı konuşmasına açılan davada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 800 bin Türk lirası tazminat ödemesine karar verildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 800 bin Türk lirası tazminat ödeyeceğini duyurdu.

Ankara 44. Asliye Mahkemesi'nde bugün görülen davada Özel'in üç ayrı açıklaması için 800 bin lira tazminat ödemesine karar verildi.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Aydın şu ifadeleri kullandı:

"Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef olan mesnetsiz iddiaları ve hakaretamiz sözleri nedeniyle aleyhine toplam 800 bin TL manevi tazminata hükmedilmiştir.

Ankara 44. Asliye Mahkemesi, bugünkü duruşmada, Özgür Özel'in Marmara Cezaevi çıkışında 13.08.2025 tarihinde yapmış olduğu konuşması nedeniyle 200.000 TL, 13.08.2025 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin düzenlemiş olduğu ve İstanbul Bayrampaşa'da gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi'nde yaptığı konuşma nedeniyle 300.000 TL ve 18.08.2025 tarihinde Aydın'da yapmış olduğu miting konuşması nedeniyle 300.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir."

ÖZGÜR ÖZEL NE DEMİŞTİ?
Özel 13 Ağustos 2025'te Silivri Cezaevi çıkışında yaptığı açıklamada Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'nun "Ya içeriye tıkıl ya AK Parti'ye katıl" tehdidiyle AKP'ye geçmeye zorlandığını ifade etmişti. Erdoğan'a seslenen Özel, "Bu vakitten sonra gerçekten insanın yastığa başını koyup da uyumadan önce bir iç huzuru olur ya... Bu vakitten sonra nasıl yastığa başını koyup da 'Namusluyum, insanım, ben uyumaya hazırım' falan diyebilirsin, 'İç huzurum var' diyebilirsin?" ifadelerini kullanmıştı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.