Dün Ayasofyalar konusuna kısaca giriş yapmış ve biraz tarihi bilgi vermiştik.
Tarihi gönül gözüyle okumasını bilenler; İstanbul ve Trabzon Ayasofyalar için kolayca "talihsiz", Lefkoşa ve Magosa Ayasofyalar için ise "talihli" yakıştırmasını yapabilirler.
Kıbrıs 1571'de fethedilmiş, 1877'de İngiliz'e "satılmıştır". Yâni 1877'den, müşterek Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1960 yılına kadar Kıbrıs kesintisiz 83 yıl İngiliz işgali altında kalmıştır. Kıbrıs İngiliz işgali altında kalmıştır ama Lefkoşa ve Magosa Ayasofyalar, buna rağmen "cami" olma vasıflarını kaybetmemişlerdir. İngiliz bu Ayasofyaları "ortodoks ibadetine iade" veya "müzeye tahvil" cüretini gösterememişti.Yâni kıymetli okuyucu Kıbrıs'taki Ayasofyalar 1571 fethinden veri yaklaşık 450 yıldır camidir. Ama İstanbul ve Trabzon Ayasofyalar "işgal" olmadığı halde halen cami değildir. Mütareke döneminde bile ne işgal kuvvetleri, ne de işbirlikçi hükümet buna cesaret edememişti.
İçinde bulunulan bu durumda, o günlerle ilgili bazı anıları gözden geçirmenin tam sırasıdır.
Eski Petersburg Büyükelçimiz, mütareke döneminin "muhtelit komisyon reisi" Galip Kemalî Söylemezoğlu anlatıyor; (Cemal Kutay. "Türkiye Hürriyet ve İstiklal Mücadeleleri Tarihi" Cilt 18 Sayfa 10691)
"Şimdiki Lale sinemasının karşısındaki köşelerin birinde bulunan Yunan Konsoloshanesinin penceresinden yerlere kadar uzanan sekiz on metre ebadındaki bayrağın etrafında her zaman nümayişler yapan palikaryalar gizli bir baskınla Ayasofyayı ele geçirmeye karar vermişlerdi.Hayret ve dehşetle bu haberi aldığım günlerin birinde Mister Krayn ziyaretime geldi. Bu adam en meşhur birkaç Amerikan gazetesinin muhabiri idi ve benim vasıtamla Hünkâra takdim edilmişti. Bana teşekküre geliyordu. İlk sözü şu oldu: -Zâtı şahanenin beyanatı çok mühimdir. Fakat, ah ne olurdu, Ayasofya'yı Rumlara bağışlayacağını söylemiş olsa did, Amerika efkârı umumiyesi üzerinde ne büyük bir tesir yaratmış oldurdu.
-Aman Mister Krayn dedim. Siz böyle bir şeyi nasıl hatırınızdan geçirebiliyorsunuz? 20'inci asırda bir Haçlılar Harbi mi çıkartmak istiyorsunuz? Ayasofya kıyamete kadar Türkün ve 350 milyon Müslümanın malı olarak kalacaktır. Zinhar böyle bir fikri ortaya atmayınız.
Bu mutaassıp ve doldurulmuş gazetecinin sözleriyle aldığım haber beni harekete getirdi. İngiliz, Fransız ve İtalyan komiserleriyle yaptığımız ilk toplantıda meseleyi açtım; böyle delice bir harekete kalkışacak olunursa son derece tehlikeli hâdisler çıkabileceğini söyledim. Hayretle sordular: -nasıl bir hareket çıkabilir? Derhal cevap verdim: -Bu tarihi mabed derhal havaya uçurulur. Bu sefer onlar endişeye düştüler, ben devam ettim: -Şu kadarını söyleyeyim ki bütün tertibat alınmıştır. Sizin yapacağınız iş Ayasofya etrafında muhafız asker bulundurmak ve zinhar Rumları yaklaştırmamak olmalıdır. Yoksa Ayasofya uçurulacak ve bundan siz mesul olacaksınız."
Azmi Nihad Erman yazıyor; (Yıllarboyu Tarih Dergisi. Cilt.6 Sayı 1 Ocak 1981 Sf. 20)
"MM Grubu her umudun yitirilmesi halinde Ayasofyayı Rumlara bırakmamak kararı almıştı. Ayasofya havaya uçurulacaktı. Bu kesindi. Osmanlı mimarlarının el yazması notlarından yararlanan MM Grubu en kritik anda ateşlenmek üzere dinamit lokumlarını büyük kubbeyi tutan dört ayakla istinat duvarları temellerine, bir de İmparatorların taç giydikleri Omphalos denen özel yere yerleştirdiler. Cami çevresinde de MM Grubundan ekipler geceli gündüzlü nöbet tutmaya başladılar".
Bütün işgal süresince kıymetli okuyucu Ayasofyanın bahçesinde Avcı taburları çadırlı ordugâh kurdu ve nöbet tuttu. İstanbul'a giren işgal kuvvetleri Ayasofyaya giremedi.
Şimdi çok şükür işgal filan yoktur ama Ayasofya'ya Türkler girememektedir. Müze olarak gezmek istiyorsanız gezebilirsiniz. İşgal İstanbulu'nda bile Ayasofya'da kılınan namaz şimdi kılınamamaktadır.
Mütarekede Ayasofya'ya yerleştirilen dinamit lokumları milli gururumuzu korumuştu.
Şimdi yerleştirilemeyen, daha doğrusu Avrupa Birliği eliyle şuurumuza yerleştirilen dinamit lokumları gururumuzu ayaklar altına almaktadır.
İşgal altındaki İstanbul'da işgal komiserlerini tehdit eden devlet adamı vardır ama aynı komiserlere şimdiki hür ve müstakil Türk Devletinde haddini bildiren adam yoktur.
Kaht-ı rical vardır kıymetli okuyucu, kaht-ı rical vardır.
Tarihi gönül gözüyle okumasını bilenler; İstanbul ve Trabzon Ayasofyalar için kolayca "talihsiz", Lefkoşa ve Magosa Ayasofyalar için ise "talihli" yakıştırmasını yapabilirler.
Kıbrıs 1571'de fethedilmiş, 1877'de İngiliz'e "satılmıştır". Yâni 1877'den, müşterek Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1960 yılına kadar Kıbrıs kesintisiz 83 yıl İngiliz işgali altında kalmıştır. Kıbrıs İngiliz işgali altında kalmıştır ama Lefkoşa ve Magosa Ayasofyalar, buna rağmen "cami" olma vasıflarını kaybetmemişlerdir. İngiliz bu Ayasofyaları "ortodoks ibadetine iade" veya "müzeye tahvil" cüretini gösterememişti.Yâni kıymetli okuyucu Kıbrıs'taki Ayasofyalar 1571 fethinden veri yaklaşık 450 yıldır camidir. Ama İstanbul ve Trabzon Ayasofyalar "işgal" olmadığı halde halen cami değildir. Mütareke döneminde bile ne işgal kuvvetleri, ne de işbirlikçi hükümet buna cesaret edememişti.
İçinde bulunulan bu durumda, o günlerle ilgili bazı anıları gözden geçirmenin tam sırasıdır.
Eski Petersburg Büyükelçimiz, mütareke döneminin "muhtelit komisyon reisi" Galip Kemalî Söylemezoğlu anlatıyor; (Cemal Kutay. "Türkiye Hürriyet ve İstiklal Mücadeleleri Tarihi" Cilt 18 Sayfa 10691)
"Şimdiki Lale sinemasının karşısındaki köşelerin birinde bulunan Yunan Konsoloshanesinin penceresinden yerlere kadar uzanan sekiz on metre ebadındaki bayrağın etrafında her zaman nümayişler yapan palikaryalar gizli bir baskınla Ayasofyayı ele geçirmeye karar vermişlerdi.Hayret ve dehşetle bu haberi aldığım günlerin birinde Mister Krayn ziyaretime geldi. Bu adam en meşhur birkaç Amerikan gazetesinin muhabiri idi ve benim vasıtamla Hünkâra takdim edilmişti. Bana teşekküre geliyordu. İlk sözü şu oldu: -Zâtı şahanenin beyanatı çok mühimdir. Fakat, ah ne olurdu, Ayasofya'yı Rumlara bağışlayacağını söylemiş olsa did, Amerika efkârı umumiyesi üzerinde ne büyük bir tesir yaratmış oldurdu.
-Aman Mister Krayn dedim. Siz böyle bir şeyi nasıl hatırınızdan geçirebiliyorsunuz? 20'inci asırda bir Haçlılar Harbi mi çıkartmak istiyorsunuz? Ayasofya kıyamete kadar Türkün ve 350 milyon Müslümanın malı olarak kalacaktır. Zinhar böyle bir fikri ortaya atmayınız.
Bu mutaassıp ve doldurulmuş gazetecinin sözleriyle aldığım haber beni harekete getirdi. İngiliz, Fransız ve İtalyan komiserleriyle yaptığımız ilk toplantıda meseleyi açtım; böyle delice bir harekete kalkışacak olunursa son derece tehlikeli hâdisler çıkabileceğini söyledim. Hayretle sordular: -nasıl bir hareket çıkabilir? Derhal cevap verdim: -Bu tarihi mabed derhal havaya uçurulur. Bu sefer onlar endişeye düştüler, ben devam ettim: -Şu kadarını söyleyeyim ki bütün tertibat alınmıştır. Sizin yapacağınız iş Ayasofya etrafında muhafız asker bulundurmak ve zinhar Rumları yaklaştırmamak olmalıdır. Yoksa Ayasofya uçurulacak ve bundan siz mesul olacaksınız."
Azmi Nihad Erman yazıyor; (Yıllarboyu Tarih Dergisi. Cilt.6 Sayı 1 Ocak 1981 Sf. 20)
"MM Grubu her umudun yitirilmesi halinde Ayasofyayı Rumlara bırakmamak kararı almıştı. Ayasofya havaya uçurulacaktı. Bu kesindi. Osmanlı mimarlarının el yazması notlarından yararlanan MM Grubu en kritik anda ateşlenmek üzere dinamit lokumlarını büyük kubbeyi tutan dört ayakla istinat duvarları temellerine, bir de İmparatorların taç giydikleri Omphalos denen özel yere yerleştirdiler. Cami çevresinde de MM Grubundan ekipler geceli gündüzlü nöbet tutmaya başladılar".
Bütün işgal süresince kıymetli okuyucu Ayasofyanın bahçesinde Avcı taburları çadırlı ordugâh kurdu ve nöbet tuttu. İstanbul'a giren işgal kuvvetleri Ayasofyaya giremedi.
Şimdi çok şükür işgal filan yoktur ama Ayasofya'ya Türkler girememektedir. Müze olarak gezmek istiyorsanız gezebilirsiniz. İşgal İstanbulu'nda bile Ayasofya'da kılınan namaz şimdi kılınamamaktadır.
Mütarekede Ayasofya'ya yerleştirilen dinamit lokumları milli gururumuzu korumuştu.
Şimdi yerleştirilemeyen, daha doğrusu Avrupa Birliği eliyle şuurumuza yerleştirilen dinamit lokumları gururumuzu ayaklar altına almaktadır.
İşgal altındaki İstanbul'da işgal komiserlerini tehdit eden devlet adamı vardır ama aynı komiserlere şimdiki hür ve müstakil Türk Devletinde haddini bildiren adam yoktur.
Kaht-ı rical vardır kıymetli okuyucu, kaht-ı rical vardır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002