logo
28 EYLÜL 2026

Bahçeli'den Avrupa Birliği'ne tepki

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, önlerinde şimdi bir başka cephe daha bulunduğunu dile getirerek, "Bu cephe, kimi zaman görünürdür, kimi zaman örtülüdür. Avrupa'nın Türkiye'ye bakarken içine düştüğü zihni ve siyasi yanlışlık, yapılan açıklamalarda gün yüzüne çıkmaktadır" dedi

28.04.2026 14:22:00
AA
 
Bahçeli'den Avrupa Birliği'ne tepki
Bahçeli'den Avrupa Birliği'ne tepki
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP TBMM Grup Toplantısı'nda, dünyanın sıkıntılı bir imtihandan geçtiğini, küresel sistemin sütunlarında çatlakların belirginleştiğini söyledi.

Jeopolitik zeminin kaydığını ve ekonomik gerilimlerin siyasal fay hatlarını daha da sertleştirdiğini belirten Bahçeli, devletlerin irade, milletlerin metanet, toplumların ise sabır testine zorlandığını bildirdi.

Haritalar yerinde dursa bile anlamların yer değiştirdiğine, sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyetinin değiştiğine dikkati çeken Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Böylesi zamanlarda millet olmanın manası daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız, istikbali de konuşmak zorundayız. Yalnız hadiseleri sıralamakla yetinemeyiz. O hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini, hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da izah etmek mecburiyetindeyiz."

Devlet Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü'nü, "Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki" olarak nitelendirerek, "Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs'ın çilesinde, 3 Mayıs'ın iradesinde, 3 Mayıs'ın mertliğinde açıkça görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler, aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar." ifadelerini kullandı.

Milletin yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, "Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş, beşeri ve siyasi bir terkiptir. Millet, aynı göğe bakan, aynı toprağa emek veren, aynı bayrak altında vakar bulan, cenazede omuz omuza yürüyen, düğünde aynı sevinçle ayağa kalkan, tasada ve kıvançta birbirlerine yönelen büyük bir kader ortaklığıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Millet denilen hakikatin sadece acıyla tahkim olunmayacağını, sevinci paylaşma ahlakıyla da olgunlaşacağını ifade eden Bahçeli, "Millet yasla yoğrulur, neşe ile tamamlanır, hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak, beraber yaşama arzusunun ötesinde beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümenin üstünde ise beraberce tarih yapma kudretidir." diye konuştu.

"Kimi dava arkadaşlarımızın farklı mecralara savrulmuş olması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu göstermekte"

MHP lideri Bahçeli, 3 Mayıs'ta Ankara Adliyesi'ni dolduran Türk gençliğinin, "Türk kimliğini sosyalizme ezdirmemek, İslam'ı komünizme çiğnetmemek için tek yürek olduğunu" aktararak, "3 Mayıs 1944'te ayağa kalkan milli ruh, zaman içinde siyasi bir mecraya kavuşmuş, çok çetin yollardan geçmiş, çok çileler çekmiş, nice ülkücü genç acıyı bal eylemiş, nice Türk milliyetçisi sıratı yol eylemiştir. O gün mahkeme salonlarında direnenler sadece bir fikri savunmadılar. Tabutluklara sığdırılmak istenen bir düşünceyi bir milletin vicdanına emanet ettiler. Susmak mümkündü, geri çekilmek mümkündü fakat onlar, Türk milliyetçiliğini bir tercih değil, bir mecburiyet olarak gördüler." ifadelerini kullandı.

MHP'yi, "Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesi", "devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcu, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağı" olarak nitelendiren Bahçeli, partisinin, Türklük gurur ve şuurunu İslam ahlak ve faziletiyle ruhunda buluşturan dava arkadaşlarının "tek yuvası" olduğunu belirtti.

Bahçeli, "Bugün aynı ülküye gönül vermiş kimi dava arkadaşlarımızın farklı mecralara savrulmuş olması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Büyük davalar sadece dışarıdan gelen saldırılarla sınanmaz, içeride büyüyen tereddütlerle de sınanır. Ancak bilinmelidir ki milliyetçilik, aynı ülküye, aynı istikamete, aynı kader duygusuna tutunarak güç kazanır." dedi.

Milliyetçiliğin, bir milletin hafızasını, haysiyetini ve kendi kaderini tayin hakkını aynı çizgide buluşturan yüksek bir farkındalık hali olduğunu vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:

"3 Mayıs, bir anma günü içinde sınırlandırılamaz. 3 Mayıs bir aynadır ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir: 'Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir, yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir?' Unutmayalım ki bu dava hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih de göstermektedir ki bu yürüyüş yorulanlarla sürmez, yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hala bizimle atan, gözü hala bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in ifadesiyle 'Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin.' Biz de diyoruz ki bayrağı yere düşürmeyen, ocağına sırt çevirmeyen, ülküsünü menfaatin önüne koyan her dava arkadaşımızın yeri bellidir. Çünkü bu ocak, sadakati unutmayanların, vefasını kaybetmeyenlerin, yönünü bu ülküden ayırmayanların ocağıdır. Ve bilinmelidir ki Türk milliyetçiliği dün nasıl dimdik ayaktaysa bugün de aynı azimle ayaktadır, devletini ve milletini sahipsiz bırakmayacaktır."

Gökte güneş kararmadıkça, ay yere düşmedikçe, sular toprakları kaplamadıkça MHP'nin Türk milletine adanmış çizgisinin değişmeyeceğini vurgulayan Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü'nü kutladı.

"Kerkük, ecdadın hüzünle yoğrulmuş emaneti"

Bahçeli, MHP TBMM Grup Toplantısı'nda, nerede bir Türk yaşıyorsa, nerede bir Türk çocuğu doğuyorsa, nerede Türkçe konuşuluyorsa oranın da kendi hafıza coğrafyalarının, gönül haritalarının ve tarih şuurlarının bir parçası olduğunu dile getirdi.

Kerkük'ün, ecdadın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının "kadim bir parçası" olduğunu söyleyen Bahçeli, "Türkmenlerin yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Çektikleri ıstırabı kalbimizde hissediyor, feryatlarına kulak veriyoruz. Kerkük'teki yangının ateşini Ankara'dan görüyoruz. Türkmen'in ağıtını Ankara'dan duyuyoruz. Bunu da Türk olmanın, Müslüman olmanın, Selçuklu olmanın, Osmanlı olmanın, insan olmanın bir gereği olarak idrak ediyoruz." diye konuştu.

Irak Türkmen Cephesi Başkanı Mehmet Seman Ağa'nın Kerkük Valisi olarak seçilmesinin önemine değinen Bahçeli, "Bu gelişme, Kerkük'te Türkmen varlığının ötelenemeyeceğini, görmezden gelinemeyeceğini ve silinemeyeceğini yeniden ilan etmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

Bahçeli, Kerkük'te yükselen kardeşlik vurgusunun Türkmen'i yok saymayan, Arap'ı dışlamayan, Kürt'ü ötekileştirmeyen, Süryani'yi silmeyen, herkesin hukukunu tanıyan, fakat Türkmen varlığını da asli ve kurucu bir hakikat olarak teslim eden bir dengenin müjdesi olduğunu söyledi.

"Nasıl ki Türkiye Yüzyılı'nın kutlu hedefi terörden arınmış, huzurun hüküm sürdüğü 'Terörsüz Türkiye' ise, gönül coğrafyamızdaki arzumuz da aynı istikamettedir" diyen Bahçeli, Türkiye "terör belasından kurtuldukça Kerkük'te kurulan yeni düzenin bölgeye nefes aldıracağının" altını çizdi. Bahçeli, "Bizim muradımız, tefrikadan, tahakkümden ve terörden arınmış bir Türkiye ile huzurun ve kardeşliğin kök saldığı bir bölge iklimidir." ifadesini kullandı.

"Kerkük bir daha pazarlık masalarına konu olmayacaktır"

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Kerkük'ün "kendilerine bir miras", Türkmen soydaşlarının "sahipsiz bırakılmayacak bir emanet", Türk milletinin de "ne denli el-emin bir millet" olduğunu bir kez daha cümle aleme gösterdiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kerkük bir daha pazarlık masalarına konu olmayacaktır. Soydaşlarımız canıyla, malıyla, diliyle ve duasıyla yurdundan koparılamayacaktır. Huzurumuz hiçbir karanlık denklemin, hiçbir kalleş müzakerenin malzemesi haline getirilemeyecektir. Türkçenin sesi kısılamayacak, hiçbir Türkmen ocağının ışığı söndürülemeyecektir. Devran dönmüştür. Asır Türk asrıdır, Türkiye asrıdır. Kerkük yaşayacak, Türkmeneli doğrulacak, Allah'ın izniyle de ebediyen yaşayacaktır. Biz ne Kerkük'ü unuturuz ne Musul'u zihnimizden çıkarırız ne de soydaşlarımızı sahipsiz bırakırız. Kerkük'ten Doğu Türkistan'a, Karabağ'dan Kıbrıs'a kadar ahde vefanın adı olan bütün kardeşlerimizin yanındayız. Çizgimizden sapmayız, yolumuzdan şaşmayız, hedefi şaşırmayız. Çünkü milliyetçi hareket zamana göre renk değiştirmez, konuma göre biçim değiştirmez, rüzgara göre yön değiştirmez, menfaate göre söz değiştirmez. Milliyetçi ülkücü hareket, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, tasallut karşısında çözülmeyenlerin, taarruz karşısında kaçmayanların, tahakküm karşısında korkmayanların, nerede bir Türk varsa kardeşi bilip kucaklayanların, soydaşının hukukunu sonuna kadar savunanların kutlu ve köklü duruşudur. Kerkük işte bu duruşun turnusolü olmuştur."

Irak'ın sıradan bir komşu ülke olmadığını ifade eden Bahçeli, Kerkük'ten Musul'a, Bağdat'tan Basra'ya, Erbil'den Necef'e uzanan coğrafyanın, ortak tarihin, ticaret yollarının, kültürel bağların ve güvenlik hassasiyetlerinin canlı zemini olduğunu hatırlattı.

Devlet Bahçeli, şöyle devam etti:

"Irak'ta huzur güçlendikçe Türkiye'nin güney hattı rahatlar, Irak'ın birliği korundukça bölgesel denge sağlamlaşır. Bu nedenle Türkiye'nin Irak siyaseti yalnız kriz ve güvenlik başlıklarına sıkıştırılamaz. Terörle mücadele hayati ve öncelikli olmakla birlikte, ilişkilerin ufku, enerji, ulaştırma, su yönetimi, sınır ticareti, altyapı, eğitim, kültür ve karşılıklı yatırımlarla genişletilmelidir. Kerkük ise bu büyük resmin en hassas başlığıdır. Türkiye için Kerkük, etnik veya mezhebi gerilim alanı olmaktan önce ortak hafızanın ve birlikte yaşama iradesinin sembolüdür. Arzumuz, Kerkük'ün Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdüyle, Süryanisiyle Irak'ın egemenliği altında güvenli, adil ve müreffeh bir şehir olarak güçlenmesidir. Irak'la dostluğumuz iyi niyet beyanlarında kalmamalı, Kerkük'ün eski günlerine yeniden dönmesini sağlayacak adımlar atılmalı ve ticaret yolları, enerji hatları, güvenlik istişareleri, yatırımlar ve somut kalkınma projeleriyle kökleşmelidir. Türkiye ile Irak birlikte hareket ettikçe sınır bir ayrışma çizgisi olmaktan çıkar, refah ve emniyet kapısına dönüşür."

"Mesele Ankara'nın istikameti değil, Brüksel'in ikiyüzlü siyasetidir"

MHP Genel Başkanı Bahçeli, önlerinde şimdi bir başka cephe daha bulunduğunu dile getirerek, "Bu cephe, kimi zaman görünürdür, kimi zaman örtülüdür. Kimi zaman diplomatik nezaketin arkasına saklanır, kimi zaman kibirli sözlerin arkasından kendini açık eder. Avrupa'nın Türkiye'ye bakarken içine düştüğü zihni ve siyasi yanlışlık, yapılan açıklamalarda gün yüzüne çıkmaktadır." dedi.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin" sözlerine işaret eden Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu söz, sıradan bir cümle gibi geçiştirilemez. Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu ifade, bir yorumcunun, bir köşe yazarının ya da tarihi bir aktörün beyanı sayılamaz. Avrupa Komisyonu Başkanı'nın ağzından dökülen bu söz, dilin kazası olarak görülemez, zihnin derinliğinde duran tasnifin, kibrin ve çifte standardın dışavurumudur. Nitekim bu küstah dilin 'jeopolitik bakımdan sorunlu', 'gerçeklikten kopuk' ve 'çifte standartlı bulunduğu' bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir. Hatta aynı çevreler, 'Türkiye'nin Avrupa güvenliği bakımından temel bir müttefik, enerji hatları ve kaynakları bakımından hayati bir damar, göç yönetimi bakımından kilit bir ortak ve bölgesel denge bakımından vazgeçilmez bir güç olduğunu' hatırlatmak zorunda kalmıştır.

Bahsettiğimiz husus, gündelik bir basın polemiği seviyesinde görülemez. Burada karşımızda duran şey, Avrupa'nın Türkiye'yi anlamakta yaşadığı derin zihni arızadır. Avrupa Birliği, Türkiye'yi yıllardır üyelik bahsinde dışarıda, güvenlikte içeride, değerler söyleminde ötede, yük paylaşımında beride tutmaya çalışmıştır. Bir yandan ölçüt, ilke, norm ve uyum diyerek parmak sallamış, öbür yandan kendi jeopolitik ihtiyacı belirir belirmez Türkiye'yi enerji koridoru, ulaştırma kapısı, dijital bağlantı zemini ve güvenlik paydaşı ve yeri geldiğinde adeta bir tampon işleviyle yeniden devreye çağırmıştır. Fakat eşitlik bahsi açıldığı anda eski kibir cümlelerine rücu etmekten geri durmamıştır. Bu tutum, siyasal ahlak bakımından sakattır, stratejik akıl bakımından ise tutarsızdır. Bu tavır, ortaklık dili üretemez, samimiyet doğuramaz, güven iklimi inşa edemez."

Bahçeli, Türkiye'nin jeopolitik düğümlerin tam ortasında bulunduğunu, kilit noktası ve cümle kapısı olduğunu vurgulayarak, "'Neydim' demeyen mahfillerin 'ne oldumcu' tavrıyla mücadele etmek zorunda kaldığımız bu basiretsiz uluslararası sahada mesele, Türkiye'nin nerede durduğu değil, Avrupa Birliği'nin nereye savrulduğudur. Mesele Ankara'nın istikameti değil, Brüksel'in ikiyüzlü siyasetidir. Mesele Türkiye'nin duruşu değil, Türkiye'yi gerektiğinde dışlayıp gerektiğinde kullanmak isteyen çarpık, çıkarcı, ikiyüzlü Avrupa zihniyetidir." diye konuştu.

Bu tablonun yeni olmadığını, Avrupa'nın bugün kendi siyasi körlüğüyle yüz yüze olduğunu belirten Bahçeli, "Şayet Avrupa, Türkiye'ye karşı kullandığı dili adalet, hakkaniyet ve rasyonalite zeminine çekmezse, şayet kendisini hala eski hiyerarşi duygusunun konforu içinde zannederse, şayet Türkiye'yi 'ihtiyaç anında çağrılacak, rahatladığı anda ötede tutulacak bir unsur' gibi görmeyi sürdürürse, kendi tarlasını nadasa mahkum eden siyasi bir kuraklıkla karşı karşıya kalacaktır. Tarih, kibrini aklının önüne geçiren merkezlerin nasıl çözüldüğüne defalarca şahittir." görüşünü paylaştı.

"Avrupa Türkiye'siz yapamaz"

"Ursula Hanım'ın şahsında tüm Avrupa efkarına buradan sesleniyorum" ifadesini kullanan Bahçeli, şunları kaydetti:

"Biz, kökleri Asya'nın derinliklerine inen, dalları Avrupa ufkuna uzanan, gölgesi Afrika'ya düşen büyük bir medeniyetin tecessüm etmiş devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'yiz. Bize dar bir yer göstermeye çalışanlar, büyük milletlerin harita cetvelleriyle anlaşılamayacağını hala idrak edememiş olanlardır. Türkiye, 'gel' denildiğinde gelen, 'git' denildiğinde giden bir unsur gibi görülemez. Türkiye dosttur, fakat dostluğu tahkire açık bir mahiyette değildir. Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes, önce bu milletin onurunu, bu devletin vakarını ve bu tarihin ağırlığını hesaba katmak zorundadır ve herkes şunu çok iyi bilmelidir: Türkiye yalnız rahat günlerin devleti değildir. Bu milletin acı eşiği yüksektir. Bu devletin kriz hafızası derindir. Türkiye, sarsıntı anlarında savrulmayan, yüksek basınç anlarında paniğe kapılmayan, tahrik karşısında öfkesini akla, gerilimi stratejiye, tehdidi iradeye tahvil eden köklü bir devlet geleneğinin bugünkü adıdır. Tansiyon yükseldiğinde yönünü şaşıran nice devletler görülmüştür. Türkiye ise en çetin zamanlarda dahi istikamet duygusunu muhafaza eden, soğukkanlılığı kuvvetle mezceden, sabrı kudretle tamamlayan bir devlettir."

MHP Genel Başkanı Bahçeli, sükunetlerinin "zaaf" olarak okunamayacağını, sabırlarının ise "geri çekilme işareti" olarak yorumlanamayacağını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

"Bizim serinkanlılığımız tereddüt perdesi sanılamaz. Bunların her biri, asırların süzdüğü devlet aklının, acıyı taşıma kudretinin ve tansiyonu yönetme kabiliyetinin tezahürüdür. Türkiye'yi hafife alanlar, çoğu zaman onun sessizliğini yanlış okumuş, vakarını edilgenlik sanmış, sabrını sınamaya kalkışmış, ardından da tarih karşısında mahcup olmuştur. Çünkü Türkiye'nin sessizliği boşluk sessizliği değildir, bu sessizlik birikmiş hafızanın, hesaplanmış zamanlamanın, kontrollü gücün sessizliğidir. Türkiye'nin sükuneti tereddüt sükuneti değildir. Bu sükunet devlet aklının sükunetidir. Türkiye'nin gecikmiş görünen adımı tereddüt adımı değildir, bu adım çoğu zaman zemini yoklayan, zamanı olgunlaştıran, sonucu tahkim eden tarih tecrübesinin adımıdır. Bizim yönümüz asırlardır Batı'yla temas eden, Batı'yı tanıyan, gerektiğinde onunla mücadele eden, gerektiğinde onunla müzakere eden büyük tarih çizgisi içinde şekillenmiştir. Ne Brüksel bize geldiğimiz yeri gösterebilir ne Avrupa bürokrasisi Türkiye'ye yürüyeceği yolu tarif edebilir. Türkiye'nin Rusya ile, Çin ile, Türk dünyasıyla, İslam coğrafyasıyla, Avrupa ile ve dünyanın sair merkezleriyle hangi ölçüde, hangi çerçevede ve hangi derinlikte ilişki kuracağına, blok taassubu karar veremez. Buna ancak milli menfaatin hükmünde işleyen devlet aklı karar verir. Buradan açıkça ifade ediyorum: Avrupa Türkiye'siz yapamaz. Güvenlikte, enerjide, göç yönetiminde, ulaştırmada yapamaz, bölgesel dengeyi kurarken yapamaz."

"Avrupa, zihin altına sinmiş bu hadsizliklerle yüzleşsin"

Bahçeli, Türkiye'nin, "Avrupa'nın tasniflerine mahkum bir ülke" hüviyetinde görülemeyeceğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye, Avrupasız da tarihtir, devlettir, hafızadır, coğrafyadır, merkezdir, hakikattir. Temennimiz şudur: Avrupa, zihin altına sinmiş bu hadsizliklerle yüzleşsin. Muhasebesini sloganla değil gerçeklikle yapsın. Türkiye'ye karşı kurduğu dili, çıkar hesabıyla değil, rasyonaliteyle yenilesin. Çünkü bu çağ, birbirini küçük gören merkezlerin çağı değildir, bu çağ, hakikati okuyabilen devletlerin çağıdır. Çünkü bu çağ, alışkanlıkların değil, aklın çağıdır. Çünkü bu çağ, ezberlerin değil, yeni denge arayışlarının çağıdır. Bir kez daha haykırarak ifade ediyorum ki Türkiye Cumhuriyeti, başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayacaktır. Kefesini başkalarının koyduğu terazide tartılmayacaktır. Başkalarının buyurduğu yollarda yürümeyecektir. Bize yer göstermeye kalkışanlara yerini hatırlatacak kudretimiz vardır. Bize sınır çizmeye yeltenenlere ufuk gösterecek hafızamız vardır. Bize had bildirmeye kalkışanlara tarih, coğrafya ve devlet aklı üzerinden cevap verecek irademiz ziyadesiyle mevcuttur."

Öte yandan MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin, etrafına Hoca Ahmet Yesevi'nin "Türklük kaderdir" sözünün yerleştirildiği, yanlarında Selçuklu kartalı ve Türk tamgalarının gravür tekniğiyle işlendiği yüzük ve onunla aynı konseptte hazırlanan rozet taktığı görüldü.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

İstanbul'da gök gürültülü sağanak hayatı olumsuz etkiledi, birçok ilçede su baskınları yaşandı

28.09.2026 06:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kısa süreli etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.

Avrupa Yakası'nda Beşiktaş, Fatih, Şişli, Bakırköy, Sultangazi, Eyüpsultan, Esenler, Küçükçekmece ve Kağıthane ilçelerinde gök gürültülü sağanak etkisini gösterdi.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki su basan alt geçitte ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Araç trafiğine kapatılan alt geçidin su tahliyesinin sabah saatlerine kadar süreceği öğrenildi.

Fatih'teki Zeyrek Mahallesi Eski Mutaflar Caddesi'nde bir otomobil ile kamyonet çökme sonucu meydana gelen çukura girdi. Çevredeki vatandaşlar araçları iterek, bulundukları yerden çıkardı. Yola şerit çekilerek trafiğe kapatıldı.

Eyüpsultan Merkez Mahallesi Sayfiye Sokak'ta ise binaların arasında kalan arsada yağışın etkisiyle toprak kayması yaşandı. İhbar üzerine bölgeye gelen itfaiye ve AFAD ekiplerince çevredeki binalarda yaşayan 25 kişi tahliye edildi. Bölge, şerit çekilerek emniyete alındı.

Esenler'de Mehmet Akif İnan Caddesi'nde seyir halindeki motosiklet, yağış nedeniyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Kazada sürücü ve motosiklet savrulurken, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Çalıkuşu Sokak'ta ise bir binanın bodrum katındaki otoparkı su bastı. Vatandaşlar otoparktaki araçlarını kendi imkanlarıyla dışarı çıkardı.

Yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor. 

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

28.09.2026 06:00:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Başsavcılığın ilgili kurumlara yazdığı müzekkerede kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasının talep edildiği bildirildi.

Yazıda, ilgili kurumlar nezdinde mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir uygulanan firmalar ve fonlarla alakalı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve ilgili kurullar tarafından yeni değerlendirme ve bildirimlerin yapıldığı belirtildi.

Bu doğrultuda, söz konusu tedbirlerin ve mal varlığının dondurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği kaydedildi.

Soruşturmada tedbir kararı kaldırılan 45 firma ile 19 fonun bulunduğu, gerçek kişiler üzerindeki tedbirin ise devam ettiği öğrenildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temini talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüpheli tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla salıverilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 zanlı daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51'e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener'le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı. 

İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle su basan Zincirlikuyu'daki alt geçit, araç trafiğine kapatıldı

28.09.2026 00:10:00
AA
 
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezinin (AKOM) uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde sağanak etkisini gösterdi.

Yağış nedeniyle caddelerde su birikintileri oluştu, sürücüler ve yayalar zor anlar yaşadı.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı. Alt geçidin araç trafiğine kapatılması nedeniyle bazı otobüsler seferlerini yapamadı.

Kağıthane'de de Güzeldere Caddesi'nde su birikintisi oluştu. Caddede ilerleyen araçlar güçlük çekti.

Beylikdüzü, Esenyurt ve Sultangazi'de de yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor.

 

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

27.09.2026 19:06:00 / Güncelleme: 27.09.2026 19:08:31
Haber Merkezi
 
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin olarak başlatılan soruşturmada daha önce gözaltına alınıp 4 gün önce serbest bırakılan cezaevi doktoru Turgay Tamer, Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu. Tamer'in kesin ölüm nedeni, otopsinin ardından belirlenecek.

Kozinoğlu'nun 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde ölümüne ilişkin olarak yeniden başlatılan soruşturmada cezaevi ve sağlık kayıtlarında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıkmış, Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısının ardından cezaevi görevlilerinin koğuş kapısını yaklaşık 10 dakika sonra açtığı, 112'ye ise olaydan yaklaşık 17 dakika sonra haber verildiği tespit edilmişti. Ayrıca Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısından sağlık ekibinin kendisine ulaşmasına kadar 29 dakika 36 saniye geçtiği belirlenirken, kampüste bulunması gereken ambulans ekibinin yemek için Silivri merkeze gittiği, nöbetçi doktorun ise olaydan haberdar edilmediğini söylediği belirtilmişti.

Başsavcılık tarafından yapılan bilgilendirmede, Tamer'in Kozinoğluna herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını belirtildi.

Serbest bırakıldı, 4 gün sonra öldü
Soruşturmada ikinci dalga operasyon düzenlenmiş, operasyonda cezaevi doktoru Tamer de gözaltına alınmıştı. Tamer, serbest bırakılmasından 4 gün sonra Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.

Tamer'in hâlihazırda el ayak iltihabı rahatsızlığının bulunduğu ve iltihap şişliklerinden dolayı yürümekte dahi zorlandığı; bu sebeple bir süredir doktorluk mesleğini de yapamadığı belirtildi.

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

27.09.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, belediye meclisinde belediye başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanması sonrası yapılacak başkanvekilliği seçimi öncesinde gözaltına alınarak 5 Eylül'de tutuklanmış, daha sonra ev hapsi şartıyla tahliye edilmişti.

Çelik, yaşadığı sürecin ardından CHP üyeliğinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu.

"BEKLENTİMİN KARŞILANMADIĞINI GÖSTERDİ"
Amine Cansu Çelik'in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeler yer aldı:

"2024 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden gelen teklifi, siyasi aidiyet tartışmalarının ötesinde, Üsküdar'a ve Üsküdarlılara hizmet etme imkânı bulabileceğim düşüncesiyle kabul ettim. Benim için temel ölçü, hangi makamda bulunduğumdan ziyade Üsküdarlılara ne ölçüde hizmet edebildiğimdi. Ancak zaman içerisinde karşılaştığım yönetim anlayışı, bu beklentimin karşılığını bulmadığını açık biçimde gösterdi.

"MARUZ KALDIĞIM SİSTEMATİK DIŞLANMA"
Görev sürem boyunca liyakat konusunda ciddi tereddütler yaşamama neden olan görevlendirmelere ve kurumsal yetki ve sorumlulukların dışında şekillendiğini düşündüğüm yönetim süreçlerine şahit oldum. Belediye Başkan Yardımcısı olarak yetki ve çalışma alanımın dönem dönem sınırlandırılması, görevimi sağlıklı biçimde yerine getirmemi güçleştiren uygulamalar ve maruz kaldığımı düşündüğüm sistematik dışlanma, zaman içerisinde benim açımdan kabul edilemez bir duruma ulaştı.

Bunun yanında; siyasi geçmişimin, duruşumun ve toplumdaki karşılığımın, şahsıma gerçek bir yönetim alanı açılmaksızın kamuoyuna yönelik bir görüntünün parçası hâline getirildiğini ve zaman zaman suistimal edildiğini gördüm.

"İSTİFA BASKISIYLA KARŞI KARŞIYA BIRAKILDIM"
Bugün yürütülmekte olan hukuki süreç ise bütün bu yaşananları benim açımdan çok daha ağır bir boyuta taşımıştır. Gözaltında bulunduğum süre içerisinde, Belediye Başkan Vekilliği seçimi öncesinde, belediye meclis üyeliğinden istifa etmem yönünde CHP ve Yeni Parti ilçe ve il örgütünden hem şahsıma hem de eşime baskı yapıldığına üzülerek şahit oldum.

İçinde bulunduğum şartlara ve ailemin yaşadığı ağır sürece rağmen böyle bir talep ve baskıyla karşı karşıya bırakılmam yerine öncelikle siyasi öngörü ve süreç yönetiminin başarısızlıklarından sorumlu olan kişilerin göz ardı edilmesi yaşadığım hayal kırıklığını daha da derinleştirmiştir.

"ÜSKÜDAR DIŞINDAN GELEN KADROLAR..."
Üsküdar'a hizmet edebilmek düşüncesiyle içerisinde yer aldığım bu yönetim yapısında, zaman içerisinde Üsküdar dışından gelen kadrolar belediyenin kurumsal işleyişinde etkin hale gelmiştir. Dönem dönem uyarılarda bulunduğum ve itiraz ettiğim benim iradem ve sorumluluğum dışında gerçekleşen birtakım yönetim, iş ve ilişkilerin sonuçları şahsıma ve aileme kadar ulaştı. Bu süreçte özgürlüğümden mahrum kaldım ve her şeyden önemlisi, dört yaşındaki evladımdan ayrı düştüm.

Yaşadığım bu ağır süreç, uzun süredir taşıdığım tereddütleri benim açımdan artık geri dönülemez bir noktaya taşımıştır.

Siyaseti; kurumsal iradenin dışında, kişisel hesapların veya makam mücadelelerinin değil, millete hizmet etmenin vasıtası olarak gördüm. Bugün de aynı anlayışı muhafaza ediyorum.

"CHP ÜYELİĞİMDEN İSTİFA EDİYORUM"
Bu sebeplerle, siyasi ve vicdani sorumluluğumun gereği olarak Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ettiğimi kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Bundan sonraki süreçte de bugüne kadar olduğu gibi Üsküdar'ın, Üsküdarlının ve milletimizin menfaatini her türlü siyasi hesabın üzerinde tutmaya devam edeceğim.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Amine Cansu Çelik"
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.