logo
10 MAYIS 2026

Bahçeli'nin gündemi bebek katilinin statüsü

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için terör örgüt PKK'nın lideri Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin yok sayılmaması gerektiğini belirtti 

05.05.2026 13:05:00
Haber Merkezi
Bahçeli'nin gündemi bebek katilinin statüsü
Bahçeli'nin gündemi bebek katilinin statüsü
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis'te düzenlediği grup toplantısında konuştu. Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecinin dış gelişmelerden ve tehditlerden bağımsız düşünülmemesi gerektiğini belirtti. Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin Bahçeli, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin önündeki dönemi yalnız güvenlik tedbirleriyle, diplomatik temaslarla veya ekonomik programlarla karşılaması yeterli değildir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey, bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı millî seferberlik anlayışıdır. Geciktiremeyeceğimiz sefer bellidir: ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberlik. Ekonomik seferberlik; üretimin büyütülmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının genişletilmesi, tarımda verimliliğin artırılması, sanayide katma değerin yükseltilmesi, enerji güvenliğinin tahkim edilmesi ve müteşebbisin dünyaya açılmasıdır.

"MHP Türkiye'nin sigortasıdır"

MHP de bu büyük fikriyatın Türk siyasetindeki köklü ve kutlu karargahıdır. MHP; Türk milliyetçiliğinin siyasi taşıyıcısı, milli vicdanın gür sesi, milli beka mücadelesinin öncü kuvvetidir. MHP, Türk milliyetçilerinin fırtınalı havalarda savrulmalarına, siyasetin kırılgan zeminlerinde sarsılmalarına, kaygan yollarda sürüklenmelerine, sözde seçenekler etrafında sahipsiz kalmalarına karşı serdengeçti siperidir. MHP; dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin sigortasıdır. Bu sigorta; kriz zamanlarında gözlerin çevrildiği istikamet, hizip ortamlarında devreye giren hakikat, fitne dönemlerinde suları berraklaştıran erdemdir. Ayrılığı kollayanlara, yorgunluğu kulaklara fısıldayanlara, yılgınlığı gözlerinden okunanlara, mevkisiz kaldığında mevziyi terk edenlere, sadakati makamla ölçülenlere, davasını şahsi istikbaline bağlayanlara inat dimdik ayaktadır. MHP olarak diyoruz ki Türk milliyetçiliğinin bir gereği de istikbalimizin önündeki düğümleri çözmek, ufukta görünen sırat köprülerini tez elden geçmektir.

Türk milliyetçileri olarak milletimizin bağrına saplanan hançerleri sökmek; devletimizin kesesine geçirilen prangalardan azat etmek, vatanın her karışında kardeşliği hâkim kılmak arzusundayız. Yaraları deşmek yerine sarmayı, ayrılıkları derinleştirmek yerine birlik olmayı, inceldiği yerden koparmak yerine onarmayı mazimize karşı bir sorumluluk telakki ederiz. Bu sorumluluğun bugünkü aşaması, terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir. MHP, bu tarihi sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak; şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden, gazilerimizin emanetini gölgelemeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu yürüyüşün adı, Terörsüz Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye; teslimiyet değildir. Terörsüz Türkiye; taviz değildir. Terörsüz Türkiye; terör örgütüyle pazarlık değildir. Terörsüz Türkiye; devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir.

"Hiç kimse MHP'nin adını terörle yan yana getiremez"

Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa; MHP'yi vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa; Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmiştlerdir. Hiç kimse MHP'nin adını terörle yan yana getiremez. Hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, taş medreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez. Bilinmelidir ki Terörsüz Türkiye; Türk milletinin kanlı bir musibetten kurtulmasıdır. Devletimizin güvenliğimize harcadığı enerjisini kalkınma iradesine dönüştürmesidir. Kardeşliğimizin yeniden ve daha sağlam biçimde, Anadolu'nun her karışında kavileşmesidir. Gündemimizi işgal eden ABD-İsrail-İran gerilimi, yalnızca üç ülke arasında geçen bir askeri veya diplomatik çekişme değildir. Bu gerilim; Türkiye'nin sınır güvenliğinden enerji maliyetlerine, tarımsal üretimden sanayi girdilerine, lojistik hatlardan dış ticaret dengelerine kadar geniş bir alanı etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşımaktadır.

"Dağlardaki korku, sofralarımıza çöreklenmemelidir"

Terörsüz Türkiye; annenin evladını okula huzurla göndermesidir. Terörsüz Türkiye; esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu'nun her köşesine güvenle erişmesidir. Terörsüz Türkiye, iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi, kol kola, el ele ve tek vücut halinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir. Yıllar boyunca terörle mücadeleye ayrılmak zorunda kalınan devasa kaynakları artık çocuklarımıza okul; yaşlılarımıza hastane ve bakım hizmeti; çiftçimize sulama kanalı, tarımsal destek, kırsal kalkınma; gençlerimize teknoloji merkezi, üniversite yatırımı, gençlik projesi; kadınlarımıza istihdam ve sosyal refah; esnafımıza kredi, sanayicimize yatırım; şehirlerimize altyapı, köylerimize yol; meralarımıza ıslah, tarlalarımıza bereket olarak döndürmeliyiz. Dağlardaki korku, sofralarımıza çöreklenmemelidir. Sınır boylarında kazılan hendekler kalkınma hamlelerimizi gölgelememelidir. Ekonomimiz terörün getirdiği güvenlik maliyetleriyle sınanırken çocuklarımızın rızkı savunma harcamalarına ayrılmamalıdır. Terörü milletimizin gündeminden geri dönülmemek üzere çıkarmak, güvenlik mecburiyetiyle tüketilen imkanları kalkınma seferberliğine dönüştürmek Terörsüz Türkiye ile vücut bulacaktır.

"Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar"

Terörsüz Türkiye; güvenlikten kalkınmaya, acıdan umuda, korkudan huzura, kayıptan üretime geçişin adı olacaktır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu yalnızca İçişleri Bakanlığımızın özel ilgi alanı, Millî Savunma Bakanlığımızın uzmanlık sahası, Milli İstihbarat Teşkilatımızın güvenlik raporlarının konusu olmamalıdır. Terörsüz Türkiye ile tarımın, hayvancılığın, yenilenebilir enerjinin, sınır ticaretinin, lojistik koridorların, kültür turizminin, girişimciliğin, sanayinin ve teknoloji yatırımlarının merkezleri haline gelmelidir. Sulama barajlarıyla, göletlerle, modern sulama sistemleriyle, tarımsal desteklerle, hayvancılık kredileriyle, organize sanayi bölgeleriyle donatılmış Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu düşlüyoruz. Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar.

Terörsüz Türkiye ile Diyarbakır denildiğinde evlat nöbeti tutan annelerin feryatları değil; kültür turizminin, gastronominin merkezi akla gelecektir. Şırnak, şehit haberleriyle değil; sınır ticaretiyle ve lojistik kapasitesiyle anılacaktır. Van, Türk dünyasına açılan ticaret kapısı ve turizm merkezi olarak öne çıkacaktır. Hakkâri, gözyaşlarının değil; hayvancılığın merkezi olarak zihinlerde yeniden yer bulacaktır. Batman'dan Bingöl'e, Tunceli'den Iğdır'a, Ağrı'dan Bitlis'e kadar terörün bütün izleri silinecektir. Ticaret damarlarımızın açıldığı, kırsal üretimin canlandığı, sanayileşmenin hızlandığı bir gelecek için Terörsüz Türkiye diyoruz. Doğduğu şehirde okuyan, okuduğu şehirde yaşayan, yaşadığı şehirde iş bulup yuva kuran; göçe meyletmeyen ve istikbalini doğduğu yerde arayacak bir Türk gençliği için Terörsüz Türkiye diyoruz. Bütün şehirlerimizde hayatın ve emeğin eşit ölçüde karşılık bulduğu, demografik dokumuzun dengeli bir zemine kavuştuğu yarınlar için Terörsüz Türkiye diyoruz.

"Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemeli"

Bu sürecin en önemli yönlerinden biri de meselenin Gazi Meclisimizin çatısı altında ele alınmış olmasıdır. Milli iradenin tecelligâhı, Kurtuluş Savaşı'mızın karargâhı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tecessümü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Terörsüz Türkiye hedefinin komisyon çalışmalarıyla, farklı siyasi partilerin katkılarıyla, raporlarla, müzakerelerle ve nihayet yasal düzenleme hazırlıklarıyla ilerlemesi, son derece anlamlıdır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu açıdan tarihi bir vazife üstlenmiştir. Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecek, her partiden madde önerileri alınacak, kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır. Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihi yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaştırma gafletine düşülmemelidir. Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemeli, kimse gazilerimizin fedakarlıklarına gölge düşürmemeli, kimse anaların gözyaşı üzerinden siyaset devşirmemeli, kimse kardeşliğimizi, birliğimizi, dirliğimizi zehirleyecek sözlerin, söylemlerin, sözde siyasetlerin peşine takılmamalıdır. Terörsüz Türkiye, Türkiye'nin ortak mesajı olmalıdır. Terörsüz Türkiye; sınır ötesinde kabaran kriz dalgalarına, bölgemizi saran istikrarsızlık kuşağına, küresel güç mücadelelerine karşı hazır bulunduğumuzun ilanı olmalıdır. Bugün bize düşen de budur: Ayrılığa kapılarımızı kapatmak, kardeşliğe omuz vermek, gönül köprüleri inşa etmek milletimize borcumuzdur."

Bahçeli, 20 Mart 2025'te yaptığı açıklamada, "Terörsüz Türkiye" hedefi bakımından Hıdırellez'in arifesine işaret ettiğini, 4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş'un Malazgirt ilçesinde terör örgütü PKK'nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koymasını ve bu işi bitirmesini teklif ettiğini hatırlattı. Bahçeli şöyle devam etti:

"Teklifimiz, tesadüfün veya talihin oyunu değildi. Teklifimiz, ecdadımızın imzasını taşıyan ve tarihimizin şanlı sayfalarını terörün bitişiyle taçlandırmak üzere yaptığımız bir atıftı. Teklifimiz, Terörsüz Türkiye hedefinin taşıdığı stratejik manaya yaslanan bilinçli ve milli bir çağrıydı. Çünkü Malazgirt, Anadolu'nun kapısını açan iradenin adıdır. Çünkü Malazgirt, Türk milletinin bu topraklarda kıyamete kadar var olacağının ilanıdır. Baharın, arınmanın, yeni başlangıçların habercisi olan Hıdırellez'in şafağında Terörsüz Türkiye sürecinin kader tayin eden bir merhaleye ulaşmasını dilemiştik. Malazgirt'in fetih ruhuyla Hıdırellez'in bereket iklimi aynı noktada buluşsun; silahların karanlığı baharın aydınlığına yenilsin, terörün kanlı sayfası Anadolu'nun kardeşlik ufkunda kapanıp gitsin istemiştik. Nitekim 11 Temmuz 2025'te terör örgütü PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakması, bu tarihi çağrının ve Terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olmuştur. Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç titizlikle, güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan'ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi, bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak, çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak, örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir.

"Öcalan için statü ele alınmalıdır"

Türkiye'nin güvenliği ve geleceği söz konusuysa ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yaygaralara, temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz. Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun, özü açık olmalıdır: Bu mekanizma; toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının 'Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilir. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası; terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır.

Kimsenin en ufak kuşkusu olmasın; şehitlerimiz bizim baş tacımızdır. Gazilerimiz bizim yüz akımızdır. Terörle mücadele kahramanlarımız, bu milletin ebedî şeref levhasına adlarını yazdırmışlardır. Terörsüz Türkiye hedefi, şehitlerimizin ve gazilerimizin adanmışlıklarını zafere ulaştırma, mücadelelerini nihayete erdirme iradesidir. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Dağda, ovada, sınır hattında, karakolda, üs bölgesinde, şehir merkezinde, kırsalda, ayazda, pusuda, mayınlı arazide, hain saldırıların hedefinde görev yapan askerimizi, polisimizi, jandarmamızı, güvenlik korucularımızı, istihbarat mensuplarımızı hürmetle selamlıyorum. Onların kudreti olmasaydı bugün bu hedefleri konuşamazdık. Cenab-ı Allah aziz milletimizi terörden, tefrikadan, fitneden, savaştan, ihanetten ve esaretten muhafaza buyursun. Terörsüz Türkiye hedefimiz kutlu olsun. Türk ve Türkiye Yüzyılı daim olsun.

"Millî meseleler, kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz"

Çok iyi idrak edilmelidir ki Cumhur İttifakı, yalnız seçim dönemlerinde kurulan sandık birlikteliği değildir. Türkiye'nin terörle mücadelesinde, millî iradenin korunmasında, savunma sanayii hamlesinde, dış politika kararlılığında, devlet-millet sürekliliğinde ve kriz zamanlarında istikrarın muhafazasında önemli bir siyasi hat oluşturmuştur. Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihî sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye'nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir. İç siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye'nin iç siyaseti ve Terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz. Türkiye'yi yönetmek ciddiyet ister. Türkiye'yi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister. Millî meseleler, kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafiflikle taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanın uykusu kaçmalı, saçları ağarmalı, kalbi acımalı, zihni yorulmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü devleti yönetmeye talip olanın zihnindeki ve kalbindeki yük, onun ayaklarının yerden kesilmesine izin vermez; onu sürekli yere, millete ve hakikate bağlar. Bu yük büyük, bu yük çetin, bu yük mukaddestir. Aklımız rehberimiz, imanımız kalkanımız, sabrımız siperimiz oldukça Allah'ın izniyle hiçbir engel önümüzü kesemeyecek, yürüyüşümüzü durduramayacaktır.

"Milletin ortak huzurunu siyasi hesapların üzerinde tutmak demektir"

Şu hususun da altını çizerek ifade ediyorum; Elbette siyaset rekabet alanıdır. Farklı partiler olacaktır, eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye'nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, millî meselelerde ortak aklı zehirlemek başkadır. 'Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben' anlayışı, devlet ve siyaset ahlakının özüdür. Millî meselelerde sorumluluk almak, Türkiye'nin bekasını parti menfaatinin üstünde görmek, şehitlerimizin aziz hatırasını, gazilerimizin fedakârlığını, annelerin duasını, çocukların geleceğini ve milletin ortak huzurunu siyasi hesapların üzerinde tutmak demektir. Muhalefet yaparken düşülen temel zafiyet de burada ortaya çıkmaktadır.

"Terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetin gürültüsüne kurban etmeyeceğiz"

Mesele yalnız sert söz söylenmesi veya iktidarın eleştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Asıl sorun, Türkiye'nin içinde bulunduğu tarihî dönemeçin doğru okunamaması, her meselenin günlük polemik, şahıs tartışması ve dar parti çıkarı üzerinden okunmasıdır ve bu ciddi bir ufuk eksikliğidir. Türkiye'ye muhalefet edilmez; iktidara muhalefet edilir. Hükümete eleştiri yöneltilir. Politikalara alternatif teklif edilir. Ancak Türkiye'nin imkânlarını küçümseyen, milletin moralini bozan, dışarıdaki baskılara içeride söylem desteği veren, her stratejik adımı itibarsızlaştırmaya çalışan çizginin adı siyasal sığlıktır. Bu noktada Terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetin gürültüsüne kurban etmeyeceğimizin altını çizmek gerekir. Devletin güvenlik anlayışını da milletin huzur arayışını da bölgemizdeki istikrar ihtiyacını da gündelik polemiklerin oyuncağı haline getirmeyiz. Kim bu süreci sığ hesaplara indirgerse, Türkiye'nin önündeki stratejik fırsatı okuyamamış olur. Kim bu hedefi karalamaya kalkarsa; anaların gözyaşını, gençlerin beklediği umudu, şehirlerin beklediği yatırımı, yarının şafağında bizi bekleyen büyük ve güçlü Türkiye'yi görmezden gelmiş olur. Terörsüz Türkiye meselesinde kaybedilecek her gün, Türkiye'nin geleceğinden eksilmiş bir gündür."

Devlet Bahçeli, konuşmasının sonunda başta gazi ve şehitlerin eşleri olmak üzere tüm annelerin gününü kutladı.

Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor


 
 
Kalp krizi çoğu zaman göğüs ağrısı ile ilişkilendirilse de bazı durumlarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. “Sessiz kalp krizi” olarak tanımlanan bu tablo, kişinin kriz geçirdiğini fark etmeden günlük yaşamına devam etmesine neden olabiliyor. Bu durum özellikle risk grubundaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. 

09.05.2026 14:30:00
MURAT ÇORBACI
 Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor
 Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor

Kalp krizi çoğu zaman göğüs ağrısı ile ilişkilendirilse de bazı durumlarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. "Sessiz kalp krizi" olarak tanımlanan bu tablo, kişinin kriz geçirdiğini fark etmeden günlük yaşamına devam etmesine neden olabiliyor. Bu durum özellikle risk grubundaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.


Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Şenay Solakoğlu, sessiz kalp krizinin sinsi bir şekilde ilerlediğini belirterek, "Hastalar çoğu zaman ciddi bir sorun yaşadıklarının farkına varmıyor. Hafif yorgunluk, mide rahatsızlığı ya da kısa süreli nefes darlığı gibi belirtiler göz ardı edilebiliyor" dedi.

Sessiz kalp krizinin en tehlikeli yönü, kalp kasında hasar oluşturmasına rağmen kişinin bunu fark etmemesi oluyor. Bu durum ilerleyen süreçte kalp yetmezliği gibi ciddi tablolara zemin hazırlayabiliyor. Sessiz kalp krizi bazı gruplarda daha sık görülüyor. Uzm. Dr. Solakoğlu'na göre risk grubunda yer alan kişiler şöyle sıralanıyor: Diyabet hastaları, kadınlar, ileri yaş bireyler, yüksek tansiyon hastaları, kolesterol düzeyi yüksek olan kişiler... Sessiz kalp krizinde görülen belirtiler çoğu zaman günlük yorgunlukla karıştırılabiliyor. Bu durum erken müdahale şansını azaltıyor.

Uzm. Dr. Solakoğlu, dikkat edilmesi gereken belirtileri şöyle sıraladı: Nedensiz yorgunluk, hafif göğüs sıkışması, nefes darlığı, mide bulantısı veya hazımsızlık hissi, soğuk terleme... Sessiz kalp krizlerinin tanısında bazı testler kritik rol oynuyor. Bu testler şunlar: EKG (Elektrokardiyografi), kan testleri (troponin düzeyi), efor testi, BT, kalp, kalsiyum kkorlama, BT anjiyografi, koroner arter, 3 boyutlu görüntüleme, koroner anjiyografi...
"Daha önce fark edilmemiş bir kalp krizi, rutin kontroller sırasında ortaya çıkabiliyor" diyen Uzm. Dr. Şenay Solakoğlu, düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çekti.

Sessiz kalp krizi riskini azaltmak ve erken fark etmek için şu adımlar öne çıkıyor:
1. Düzenli kalp kontrollerini ihmal etmemek
2. Tansiyon ve kolesterol seviyelerini takip etmek
3. Diyabet kontrolünü sağlamak
4. Ani ve açıklanamayan şikayetlerde doktora başvurmak
5. Sağlıklı beslenme ve aktif yaşam tarzını benimsemek.

Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?


 
Yaşla ilgili yorgunluk, tıptaki en az tartışılan durumlardan biri olabilir. Evde buna kötü tavır denir. Doktorlar için ise sadece yaşlılık! Ve bunu yaşayan insanlar için ise tam bir yenilgi. Ama kimse bunun vücudun içinde nasıl gerçekleştiğini sormayı aklından bile geçirmez.

09.05.2026 11:48:00
MURAT ÇORBACI
Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?
Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?

Mitokondri meselesi

Hücrelerin içinde enerji üretmekten sorumlu küçük organlar olan mitokondrilerin 60 yaşından sonra sayıları azalır ve verimlilikleri düşer. Gençliğinizde üstesinden rahat egldiğiniz yürüyüş, aniden çok daha küçük bir kaynaktan çok daha fazla enerji çekmeye başlar. Bu yorgunluk hissi, hayal gücünün değil, fizyolojinin doğrudan bir fonksiyonudur. Vücudunuzda işleyen temel hücresel aritmetiktir yani!







Kas atrofisi durumu daha da kötüleştirir

30 yaşından sonra, düzenli kuvvet antrenmanı yapılmadığı takdirde, vücudumuz her on yılda bir yüzde 3 ila yüzde 5 arasında kas kütlesi kaybeder. Kas dokusu yüksek metabolik potansiyele sahiptir, yani enerjiyi verimli bir şekilde yakar ve hareketi etkili bir şekilde üretir. Kas dokusu azaldıkça, normal aktiviteler genel enerji kapasitenizin daha büyük bir bölümünü gerektirmeye başlar. 75 yaşında, 35 yaşına kıyasla yüzde 40 daha az kas kütlesiyle merdiven çıkmak, biyomekanik olarak 35 yaşında sırt çantasıyla merdiven çıkmaya eşdeğerdir. Ve evet, yorgunluk hissi gerçekten daha güçlüdür. Hayal ürünü değil. Ve bir zayıflık belirtisi de değil.







Uyku kalitesi 60 yaşından sonra önemli ölçüde değişir.

Hücre yenilenmesinin gerçekleştiği derin, dinlendirici uyku 60 yaşından sonra çok daha nadir hale gelir. Yatakta sekiz saat geçirmek ama sadece altı saat etkili uyku almak, kaç saat uyuduğunuzdan bağımsız olarak vücudunuzun yetersiz bir iyileşme ile çalıştığı anlamına gelir. Sekiz saatlik uykudan sonra yorgunluk bir gizem değil. Sadece yanlış ölçüm. Saatler harcandı. İyileşme olmadı.







Hipotiroidizm, yaşlı yetişkinler arasında en sık gözden kaçan tanıdır

Metabolik hormonların yetersiz üretimi sonucu ortaya çıkan ve genellikle normal yaşlılık belirtileriyle karıştırılan, önemli yorgunluk, ısı intoleransı ve bilişsel bozukluklar, aslında basit kan testleri kullanılarak tiroid hormonu replasman tedavisiyle kolayca tedavi edilebilir. Bununla birlikte, dünya genelinde yaşlı nüfusta en sık yanlış teşhis edilen durumdur.
Düşük seviyeli kronik enflamasyon (günümüzde enflamasyonla yaşlanma olarak adlandırılan durum) sürekli arka plan seviyesinde enflamasyon cevabını sürdürmek için büyük enerji harcamasına neden olur, yorgunluk ve genel olarak bitkinlik hissi dışında hiçbir belirti göstermez. Hemen hemen her dejeneratif yaşa bağlı duruma katkıda bulunur ve beslenmeden büyük ölçüde etkilenir.







Peki yorgunluğu azaltmak için ne yapılabilir?

1. Akdeniz tipi beslenme
2. Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkları tedavi ettirmek
3. Elbette egzersiz... Kuvvet antrenmanı, mobilite, tempolu yürüyüş ve koşu gibi aerobik egzersizler elzem...

TESK Başkanı Palandöken'den Anneler Günü mesajı

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Başkanı Bendevi Palandöken Anneler Günü vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Palandöken mesajında, annelerin kıymetinin bilinmesi gerektiğini belirtti

09.05.2026 09:32:00
İHA
TESK Başkanı Palandöken'den Anneler Günü mesajı
TESK Başkanı Palandöken'den Anneler Günü mesajı
TESK Başkanı Palandöken, Anneler Günü vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Mesajında annelerin önemine vurgu yapan Palandöken, annelere yapılan iyiliğin onlar için en büyük hediye olduğunu belirtti. Annelere en güzel ve özel hediyeler alınmasının bir önemi olmadığını, sadece bir kır çiçeğinin bile onları mutlu edeceğini ifade eden Palandöken, tüm annelerin kutsal olduğunu sözlerine ekledi.


"Annenize yapmış olduğunuz sevgi ve saygı onlar için en büyük hediye"



Annelerin kıymetinin bilinmesinin gerektiğini ve bu konuda daha özenli yaklaşılması gerektiğini belirten Palandöken, "Anneler Günü'nün hem toplumsal hem de ekonomik açıdan büyük bir anlam taşıdığını belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Anneler günü kutlu olsun. Annenize, aile büyüklerinize yapmış olduğunuz sevgi ve saygı onlar için en büyük hediye. Hele annenize 'Anneciğim' deyip boynuna sarılmanız yeterli. Ancak imkanlarınız doğrultusunda bir kır çiçeği bile onları mutlu eder. Ama evin büyüğü anneniz gerçekten de sizi hem eğitiminizle hem bugüne getirmesiyle hem de topluma hayırlı evlat kazandırmasıyla hep sizinle övünür. Onun için annelerinizin, aile büyüklerinizin, babalarınızın kıymetini çok iyi bilmeniz lazım" diye konuştu.


"Dünyanın dört bir yanında bu kutlanıyor ama ülkemizde çok farklı bir şekilde kutlanıyor"



Bu yıl Anneler Günü'nün ekonomiye yaklaşık 100 milyar liralık katkı sağlamasının öngördüklerini dile getiren Palandöken, "Esnaf açısından da çok önemli. Özel günler anneler günü, babalar günü, sevgililer günü aynı şekilde bilindiği üzere yine iki tane dini bayramımız. Dolayısıyla esnaf bugünlerde bütün sektörleri birden canlandırır. Tabii buradaki önemli olan onlara alacağınız hediyeler. Taksiciden çiçekçisine, takıcısından konfeksiyoncusuna, pastacısından çikolatacısına, herkesin nasibini aldığı bir gün. Anneler günü tabii, burada hem ulvi görevi hem de analarımızın o hayır duasını almak için önemli de bir fırsat. Olur ya, başka şehirlerde otursanız bile, annenizi, aile büyüğünüzü ziyaretiniz o gün için çok önemli. Dini bayramlar kadar tabii yapmış olduğunuz işte eve gelip o sofrada oturmanız, onların sizi, sizin de küçük aile bireylerinizle onların yanında olmanız gerçekten onlar için en büyük sevgi yumağı. Aman dikkat edelim ve toplumun bu hassas anneler günü sevincini toplumsal olarak da paylaşalım. Dünyanın dört bir yanında bu kutlanıyor ama ülkemizde çok farklı bir şekilde kutlanıyor" şeklinde konuştu.


"Ana, aile sevgisi toplumdaki olumsuzlukları bir anda silip atıyor"



Anneliğin toplumun temel direği olduğunun altını çizen Palandöken, "Ana, aile sevgisi toplumdaki olumsuzlukları bir anda silip atıyor. Onun için bugünde sağlıklı bir şekilde idrak edebilmeniz, aynı şekilde çevrenizdeki esnaftan alışveriş yaparak onları da mutlu etmeniz tabii ki esnaf açısından önemli. Biz hep bu günleri özellikle böyle iple çektiğimiz günler var ya tabiri caizse yine önemli bir hasılat beklentisinde oluyor. Bu arada dışarıda yemek yiyenler aynı şekilde başka etkinlikleri ayrıca yapmanın, o güzelliği birlikte paylaşmanın hem de ekonomik olarak esnaf açısından da olmazsa olmazı. Yine aynı şekilde bu güzel ve mutlu gününüzü ben de şimdiden tebrik ediyorum. İnşallah ki bu yılda hemen akabinde gelen Kurban Bayramı da bu sevinçleri daha da pekiştirir diyorum" ifadelerini kullandı.

Vatandaş adım adım beyaz ekmekle vedalaşıyor


 
İstanbul Planlama Ajansı, İstanbulluların ekmek tüketim alışkanlıklarındaki değişimi araştırdı. Araştırmaya göre sağlıklı beslenme bilinciyle beyaz ekmek tüketimi azalırken, tam buğday ekmeği daha çok tercih edilmeye başlandı. Beyaz ekmek tüketimi yüzde 67’den yüzde 49’a gerilerken, tam buğday ekmek tüketimi yüzde 19’dan yüzde 34’e yükseldi. 

09.05.2026 01:31:00
Haber Merkezi
Vatandaş adım adım beyaz ekmekle vedalaşıyor
Vatandaş adım adım beyaz ekmekle vedalaşıyor

İstanbul Planlama Ajansı, İstanbulluların ekmek tüketim alışkanlıklarındaki değişimi araştırdı. Araştırmaya göre sağlıklı beslenme bilinciyle beyaz ekmek tüketimi azalırken, tam buğday ekmeği daha çok tercih edilmeye başlandı. Beyaz ekmek tüketimi yüzde 67'den yüzde 49'a gerilerken, tam buğday ekmek tüketimi yüzde 19'dan yüzde 34'e yükseldi.

Tam buğday, kepekli, çavdar ve glütensiz gibi sağlıklı ekmek türlerini tercih edenlerin oranı yüzde 37.1 iken, bu ürünleri tercih etmeyenlerin oranı da yüzde 36.9 oldu. Sağlıklı ekmek türlerini tercih etmemenin başlıca nedeni sorulduğunda katılımcıların yüzde 36.8'i alışkın olmadığını söyledi.

Araştırmaya göre İstanbulluların ekmek tüketiminin en yüksek olduğu öğün yüzde 45.4 ile kahvaltı oldu. Kahvaltıyı yüzde 37.4 ile akşam yemeği takip etti. Öğle yemeğinde ekmek tüketme oranı ise sadece yüzde 4.6 oldu.

Oytun Erbaş’tan Hantavirüs’e karşı ilginç öneri

Prof. Oytun Erbaş’tan çarpıcı uyarı geldi. Erbaş, "Hantavirüs’e karşı dünyanın en güvenli yeri İstanbul. Kedilere mama vermeyi kesin, fare avlasınlar. Sokak kedileri doğal kalkanımız, avcı içgüdüsünü geri kazandırırsak virüs tehdidini durdururuz” dedi

08.05.2026 19:20:00
Haber Merkezi
Oytun Erbaş’tan Hantavirüs’e karşı ilginç öneri
Oytun Erbaş’tan Hantavirüs’e karşı ilginç öneri
Prof. Dr. Oytun Erbaş, son günlerde dünya gündemine oturan Hantavirüs vakalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye ve özellikle İstanbul'un bu konuda dünyanın en güvenli yerlerinden biri olabileceğini belirterek dikkat çeken bir öneride bulundu.

Erbaş, "Hantavirüs konusunda dünyanın en güvenli yeri Türkiye ve İstanbul. Kedilere mama vermeyi kesiyoruz, bundan sonra fare avlayacaklar" dedi.

Hantavirüs nedir, nasıl bulaşır?

Hantavirüs, kemirgenler (fare, sıçan gibi) aracılığıyla bulaşan bir virüs ailesidir. Virüs, enfekte hayvanların idrarı, dışkısı ve tükürüğü yoluyla çevreye yayılır. İnsanlar genellikle bu maddelerin toz haline gelip solunması veya doğrudan temasla enfekte olur. Belirtiler grip benzeri başlar: ateş, kas ağrısı, yorgunluk, baş ağrısı. İlerleyen aşamalarda solunum yetmezliği ve böbrek sorunları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Ölüm oranı bazı varyantlarda yüzde 40'lara kadar çıkabilmektedir.

Dünyada son dönemde İsrail, İsviçre gibi ülkelerde vakalar rapor edilirken, Türkiye'de şu ana kadar doğrulanmış vaka bulunmuyor. Ancak uzmanlar, kemirgen popülasyonunun artması halinde riskin yükseleceği uyarısında bulunuyor.

Erbaş'ın tezi: Kediler doğal fare kontrolü

Oytun Erbaş, İstanbul'un "kedi şehri" kimliğinin bu virüse karşı en büyük avantaj olduğunu vurguluyor. Şehrin binlerce sokak kedisi, fare ve sıçan popülasyonunu doğal yollardan kontrol altında tutuyor. Mama ve yemle beslenen kediler ise av içgüdüsünü kaybederek fare avlamayı bırakıyor. Erbaş'a göre çözüm basit: Dışarıda mama ve yem vermeyi azaltmak veya kesmek. Böylece kediler doğal avcı rollerine dönecek ve kemirgenleri azaltacak.

Erbaş, sokak hayvanları konusunda daha geniş eleştirilerde de bulunuyor. Başıboş kedi ve köpek sayısının 25 milyona ulaştığını, dışarıda bırakılan mamaların bakteri (salmonella, E. coli) üremesine yol açtığını ve hijyen sorunları yarattığını belirtiyor. "Dışarıda yem vermeyin, evde besleyin veya sahiplenin" çağrısı yapıyor.

Diğer uzmanlar ne diyor?

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Şevket Özkaya da benzer görüşleri paylaşıyor. Kemirgen temasının riskini vurgularken, sokak hayvanlarının (özellikle kedilerin) kemirgen popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını belirtiyor. Kapalı alanlarda fare dışkısı temizlerken maske kullanılmasını ve havalandırma yapılmasını öneriyor.

Tarihi örnekler de kedilerin önemini destekliyor. Orta Çağ'da veba salgını sırasında kedileri öldüren toplumlarda fareler artmış ve salgın şiddetlenmişti. Benzer şekilde, İstanbul'un kedileri yüzyıllardır şehrin "doğal muhafızları" olarak görülüyor.

Ne Yapılmalı?

- Kemirgen görülen yerlerde maske takın, temizlik yaparken ıslak bez kullanın, ellerinizi sık yıkayın.

- Sokak kedilerine mama yerine doğal av ortamı sağlayın. Aşırı mama bırakmak hem kedilerin avcılığını köreltiyor hem de hijyen sorunları yaratıyor.

- Kemirgen kontrol programları güçlendirilmeli, sokak hayvanı popülasyonu dengeli yönetilmeli.

Oytun Erbaş'ın açıklaması, hem Hantavirüs korkusunu hem de Türkiye'ye özgü "kedi çözümü" tartışmasını alevlendirdi. Bazıları "Kediler kurtarıcı" derken, diğerleri mama kesmenin pratik olmadığını savunuyor. Ancak uzmanlar ortak noktada birleşiyor: Fare ve sıçan kontrolü, Hantavirüs'e karşı en etkili önlem.

İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor

İspanya, F-35’e alternatif arayışında Türkiye’nin 5. nesil milli muharip uçağı KAAN’a yöneldi. Hükümetler arası ön görüşmeler başladı, teknoloji transferi ve ortak üretim masada

08.05.2026 17:50:00
Haber Merkezi
İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor
İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor
İspanya, 5. nesil savaş uçağı ihtiyacında ABD yapımı F-35 Lightning II'ye mesafe koyarken, Türkiye'nin milli muharip uçağı KAAN'a (TF-X) ciddi ilgi gösteriyor. İspanyol savunma medyasının duyurduğu haberlere göre, Ankara ile Madrid arasında KAAN'ın olası satışı ve teknoloji transferi için hükümetten hükümete (G2G) ön görüşmeler başladı.

Konu, İstanbul'da düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma ve Havacılık Fuarı'nda Turkish Aerospace Industries (TAI) CEO'su Mehmet Demiroğlu'nun İspanyol savunma sitesi Infodefensa'ya yaptığı açıklamalarla teyit edildi. Demiroğlu, "İspanya Hava ve Uzay Kuvvetleri'nden 5. nesil üst düzey bir savaş uçağı için resmi bir talep aldık. Görüşmeler hükümetler arası düzeyde ve çok erken aşamada. Teknik ve siyasi düzeyde oturup konuşacağız" dedi. Demiroğlu, konunun Türkiye Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından koordine edildiğini ve "Hürjet'ten sonra sıranın KAAN'da olduğunu" vurguladı.

İspanyol medyası konuyu ele aldı

İspanya'nın önde gelen savunma yayınlarından Infodefensa ve El Espanol, gelişmeyi manşetlerine taşıdı. El Espanol'a göre, İspanya Hava ve Uzay Kuvvetleri'nin "5. nesil savaş uçağı ve bağlantılı insansız hava araçları edinme stratejik niyeti" var. Görüşmeler, KAAN programının olgunlaşmasıyla birlikte derinleşecek; teknoloji transferi ve İspanyol sanayiinin (Airbus España, Indra, ITP Aero gibi firmalar) projeye katılımı masada. Bu model, daha önce imzalanan ve 2028-2029'da teslimatı planlanan Hürjet (İspanya'da SAETA II) anlaşmasındaki gibi "aşama aşama" ilerleyecek.

İspanya, F-35 alımını bütçeden ayırdığı 6,25 milyar euroluk fonla uzun süredir gündemde tutuyordu ancak proje siyasi ve operasyonel nedenlerle belirsizliğini koruyor. ABD'nin yazılım, lojistik ve veri kontrolündeki hakimiyeti nedeniyle "stratejik bağımsızlık" arayışındaki Madrid, Avrupa'nın ortak FCAS (Future Combat Air System) programındaki gecikmelerden de rahatsız. Eski Hornet ve Harrier filolarının emekliliğine hazırlanan İspanya için KAAN, F-35'e kıyasla daha fazla ulusal sanayi entegrasyonu ve bağımsız operasyon imkanı sunuyor. KAAN'ın Mach 1.8 hızı, sensör füzyonu, süper seyir kabiliyeti ve insansız araçlarla takım çalışması (Manned-Unmanned Teaming) gibi 6. nesil unsurları da dikkat çekiyor.

KAAN'ın uluslararası yükselişi 

Türkiye'nin 5. nesil muharip uçağı KAAN, ilk uçuşunu 21 Şubat 2024'te gerçekleştirdi ve 2028-2029'da Türk Hava Kuvvetleri'ne teslimatı hedefleniyor. Endonezya ile 48 adetlik bir anlaşma imzalandığı belirtilirken, Suudi Arabistan, Pakistan ve BAE gibi ülkelerin de ilgisi biliniyor. TAI, KAAN'da yüzde 99 yerli üretim ve motor geliştirme (TF3500) gibi adımlarla F-35 programından 2019'da çıkarıldıktan sonra edindiği tecrübeyi uluslararası ortaklıklara açıyor.

İspanyol tarafı henüz resmi bir açıklama yapmadı, görüşmeler ön aşamada olduğu için detaylar sınırlı. Ancak savunma analistleri, Hürjet işbirliğinin KAAN için bir "köprü" oluşturduğunu ve iki ülke arasındaki savunma ilişkilerini güçlendirdiğini belirtiyor.

Gelişme, NATO içinde 5. nesil uçak tedarik stratejilerinde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin KAAN'ı, F-35'in politik ve teknik kısıtlamalarına alternatif arayan ülkeler için cazip bir seçenek haline geliyor.

Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları sürüyor

Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) en önemli planlı faaliyetlerinden biri olan Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları hız kesmeden sürüyor. TCG Ç-154 ve TCG Ç-158 Çıkarma ve Hucum Harekatı kapsamında zırhlı araçların gemilere yüklenmesi ve amfibi komandoların katılımıyla çeşitli ön eğitim faaliyetleri gerçekleştirildi

08.05.2026 16:53:00
İhlas Haber Ajansı
Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları sürüyor
Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları sürüyor
Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) en önemli planlı faaliyetlerinden biri olan Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları hız kesmeden sürüyor. TCG Ç-154 ve TCG Ç-158 Çıkarma ve Hucum Harekatı kapsamında zırhlı araçların gemilere yüklenmesi ve amfibi komandoların katılımıyla çeşitli ön eğitim faaliyetleri gerçekleştirildi.
EFES-2026 Birleşik, Müşterek Fiilî Atışlı Arazi Tatbikatı'nın asıl safhası 19, 20 ve 21 Mayıs tarihlerinde icra edilecek. Bu tatbikatın hazırlıkları kapsamında Demircili mevkiinde TCG Ç-154 ve TCG Ç-158 Çıkarma ve Hucum Harekatı için zırhlı personel taşıyıcı ve zırhlı muhabere araçları sahilden TCG-Ç-154 ile TCG-Ç-158 gemilerine yüklendi. Gündüz yükleme ve bindirme faaliyetlerinde amfibi komandoların da gemilere binmesinin ardından birlikler deniz üzerinden Doğanbey bölgesine geçti. Gece faaliyetleri kapsamında ise TCG-Ç-158 gemisinden gece şartlarında sahile darbe atışı yapıldığı, ardından karaya kapak atılarak çıkarma operasyonu düzenlendiği ve zorlu eğitimlerin birliklerin planlı geri çekilmesiyle başarıyla tamamlandığı bildirildi.İHA

Türk bayrağına saldıranların birden fazla suçtan dosyası çıktı

ODTÜ bahar şenliklerindeki İlkay Akkaya konserinde Türk bayrağı açan öğrencilere saldıran gruptakilerin birden fazla suçtan dosyası olduğu ortaya çıktı

08.05.2026 15:46:00 / Güncelleme: 08.05.2026 17:40:04
İhlas Haber Ajansı
Türk bayrağına saldıranların birden fazla suçtan dosyası çıktı
Türk bayrağına saldıranların birden fazla suçtan dosyası çıktı
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) düzenlenen bahar şenlikleri kapsamında 6 Mayıs'ta sahne alan İlkay Akkaya konseri sırasında Türk bayrağı açan öğrencilere saldıran gruptakilerin birden fazla suçtan dosyası olduğu ortaya çıktı. Konser sırasında meydana gelen olaylarla ilgili 'Devletin Egemenlik Alametlerini Aşağılama', 'Nitelikli Kasten Yaralama', 'Tehdit' ve 'Hakaret' suçlarından resen soruşturma başlatılmıştı. Gözaltına alınan 6 şüpheliden 4'ünün birden fazla suç kaydı olduğu öğrenildi.

İlhan Kaya'nın 16 suç kaydı var

İlhan Kaya'nın 2 adet Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, 3 adet Terör örgütü Propagandası Yapma, 1 adet Yasa Dışı Örgüte Yardım Etme, 1 adet Kasten Yaralama, 2 adet Görev Yaptırmamak İçin Direnme, 7 adet Kanuna Aykırı Toplantı/Yürüyüş olmak üzere toplam 16 adet suç kaydı bulunduğu öğrenildi.

Celal Elmacı'nın 27 suç kaydı var

Celal Elmacı'nın 3 adet Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, 3 adet Örgüt Propagandası Yapma, 1 adet Yasa Dışı Örgüt Üyesi Olma, 19 adet Kanuna Aykırı Toplantı/Yürüyüş ve 1 adet Başkasına Ait Kimlik Bilgilerini Kullanma olmak üzere toplam 27 Adet Suç Kaydı bulunuyor.

Mehmet Ferit Güneş ve Anıl Baran Dolu'nun 4 suç kaydı var

Muhammed Enis Yıldız ve Oktay Akpınar'ın suç kaydı olmadığı tespit edilirken Anıl Baran Dolu'nun 2 adet Kasten Yaralama ve 2 adet Kanuna Aykırı Toplantı/Yürüyüş olmak üzere toplam 4 adet suç kaydı, Mehmet Ferit Güneş'in ise 1 adet Devletin Kurumlarını Aşağılamak, 3 adet Kanuna Aykırı Toplantı/Yürüyüş olmak üzere 4 adet suç kaydı mevcut.

İsmi geçen 6 şahsın yakalaması Ankara Başsavcılığı'nın emriyle yapıldı. Diğer şahısların yakalanması hususunda gerekli çalışmalar devam ediyor.

Kırmızı bülten ve ulusal arama listesindeki 48 kişi Türkiye'ye getirildi!

İçişleri Bakanlığı, kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan 27 kişi ile ulusal seviyede aranan 21 kişinin Türkiye'ye iade edildiğini açıkladı. Firarilerin Gürcistan, Almanya, Yunanistan, ABD, Hollanda, Karadağ, Polonya, Irak, Rusya, Sırbistan ve Ürdün'de yakalandığı bildirildi

08.05.2026 12:10:00
Haber Merkezi
Kırmızı bülten ve ulusal arama listesindeki 48 kişi Türkiye'ye getirildi!
Kırmızı bülten ve ulusal arama listesindeki 48 kişi Türkiye'ye getirildi!
İçişleri Bakanlığı, yurt dışına kaçan ve haklarında arama kararı bulunan 48 kişinin Türkiye'ye getirildiğini duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol Daire Başkanlığı, Adalet Bakanlığı görevlileri, KOM, İstihbarat, Narkotik Suçlarla Mücadele, Siber, Asayiş ve TEM birimlerinin koordineli çalışmaları sonucu operasyonlar gerçekleştirildi.

27 kişi kırmızı bültenle aranıyordu
Açıklamada, ilgili ülkelerin kolluk birimleriyle yürütülen iş birliği sonucunda kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan 27 kişi ile ulusal seviyede aranan 21 kişi olmak üzere toplam 48 kişinin Türkiye'ye iadesinin sağlandığı belirtildi.

Şüphelilerin Gürcistan'da 31, Almanya'da 7, Yunanistan'da 2 kişi olmak üzere ABD, Hollanda, Karadağ, Polonya, Irak, Rusya, Sırbistan ve Ürdün'de yakalandığı açıklandı.

Çok sayıda suçtan aranıyorlardı
Bakanlığın açıklamasında, Türkiye'ye getirilen kişilerin, "kasten öldürme", "tasarlayarak öldürme", "kasten yaralama", "kasten öldürmeye teşebbüs", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "uyuşturucu madde kullanma ve ticareti", "dolandırıcılık", "hırsızlık", "yağma", "silahla tehdit", "silahlı terör örgütüne üye olma", "çocuğun cinsel istismarı", "resmî belgede sahtecilik", "vergi usul kanununa muhalefet", "kaçakçılık" ve "hükümlü veya tutuklunun kaçması" suçlarından arandığı bildirildi.

CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor

CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor. Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın eleştirilerde bulunduğu ve Yılmaz Özdil'in istifa ettiği süreç, bugün yayımlanan manşetle yeni bir evreye girdi. Gazete, Özgür Özel ile yapılacak olan özel röportajı duyurdu

08.05.2026 11:33:00
Haber Merkezi
CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor
CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor
CHP yönetimi ile Sözcü Medya Grubu arasında bir süredir devam eden gerilim, yerini barışma adımlarına bırakıyor. 1 Nisan tarihinde CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, dönemin Sözcü Medya Grubu Başkanı Yılmaz Özdil'e yönelik sert eleştirilerde bulunmuş, kanalın yayın çizgisini eleştirerek, "A Haber kafasıyla devam edebilirsiniz. Ama herhalde izleyici ve dinleyici bunların notunu veriyordur" ifadelerini kullanmıştı.

Bu çıkışın ardından 6 Nisan'da Yılmaz Özdil, hem gruptaki görevinden hem de köşe yazarlığından istifa ettiğini duyurmuştu. Ayrılığın ardından gazetenin manşetlerinde Özgür Özel'in İsrail açıklamaları yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik ifadelerine yer verilmesi, dikkatlerden de kaçmamıştı.

Sözcü gazetesi-Özgür Özel gerginliği sürüyorSözcü gazetesi-Özgür Özel gerginliği sürüyor

CHP ile yaşadığı gerilim nedeniyle son dönemde izleyici ve okuyucu kaybı yaşadığına dair yorumlarla gündeme gelen Sözcü grubu, bugün dikkat çeken bir hamle yaptı. Gazete, bugünkü manşetinden "Siyasetin gündemi Sözcü TV'de belirlenecek" başlığıyla Özgür Özel'in canlı yayın konuğu olacağı özel röportajı duyurdu.

"Özgür Özel ile özel röportaj bu akşam saat 20.00'de kaçırmayın" notuyla paylaşılan bu gelişme, parti-televizyon arasındaki buzların eridiğine dair bir işaret olarak yorumlandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.