logo
10 AĞUSTOS 2026

Başkent'te kadınlara ve müzisyenlere destek

Çankaya Belediyesi, kurduğu ücretsiz stantlarla kadınlara el emeği ürünlerini satma imkanı sunarken, mini konserlerle müzisyenlere de maddi destek sağladı.

19.06.2021 09:10:00
 
Başkent'te kadınlara ve müzisyenlere destek
Başkent'te kadınlara ve müzisyenlere destek
Çankaya Belediyesi, kurduğu ücretsiz stantlarla kadınlara el emeği ürünlerini satma imkanı sunarken, mini konserlerle müzisyenlere de maddi destek sağladı.

Çankaya Belediyesinin düzenlediği 'Kadın El Emeği Şenliği' bu yıl dördüncü kez Ankaralılarla buluştu. Şenlik kapsamında yaklaşık 150 kadın, Çankaya Belediyesinin kurduğu ücretsiz stantlarda, ahşap eşyalardan çantaya takılardan örgü bebeklere kadar kendi üretimlerini festivale katılanların beğenisine sundu. Öte yandan şenlik kapsamında müzisyenlere destek amaçlı konserler de düzenlendi ve 15 farklı sanatçı ve grup şenlik boyunca Çankayalılarla buluşacak.

Şenliğe katılım gösteren ve emekli olduğunu belirten Hatice Çağlar, pandemi döneminde ördükleri, el emeği ürünleri sergilediklerini aktararak 'Çankaya Belediyesine teşekkür ediyoruz. Güzel bir şenlik oldu. Alper Taşdelen'e de bize katkı sunduğu için teşekkür ediyoruz. İnşallah bu emeğin karşılığını, geri dönüşünü alırız' dedi.

Bir diğer katılımcı olan Meral Kanlı, normal hayatında rehberlik yaptığını, pandemi döneminde işsiz kaldığı için el sanatlarına öncelik verdiğini aktararak, Çankaya Belediyesinin böyle bir etkinlik yaptığını duyunca el emeklerimi birçok insana duyurmuş oldum' şeklinde konuştu.

Kadın emeğinin görünür kılınması ve ürünlerin pazardaki yerini alabilmesi amaçlarını taşıyan şenlik, 18 Haziran-19 Haziran tarihlerinde Uğur Mumcu Parkı'nda, 25-26 Haziran'da Zafer Park'ında ve 2-3 Temmuz tarihleri arasında ise Muharrem Dalkılıç parkında devam edecek.İHA

Dervişoğlu: 'Kürt ile PKK'yı yan yana getirdiniz'

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin, "Biz, 'hayır' diyeceğiz. Tarihin doğru yerinde duracağız" dedi

 

10.08.2026 15:30:00
Anadolu Ajansı
 
Dervişoğlu: 'Kürt ile PKK'yı yan yana getirdiniz'
Dervişoğlu: 'Kürt ile PKK'yı yan yana getirdiniz'

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde yaptığı konuşmada, söz konusu kanun teklifinin Türk milletinden gizlendiğini, teklifi imzalayanların da ilk aşamada teklifin içeriğinden habersiz olduğunu savundu. Dervişoğlu, "Bu kanun teklifini TBMM mi hazırlamıştır ki onun onayına sunulmaktadır' Meclis, sürecin başındaki gibi, sadece bir tescil makamına indirgenmiştir. Türk milletinin hüküm mührü, onun bilgisi ve rızası dışında, cebren kullanılmıştır." diye konuştu.

Dünyadaki silahlı örgütlerin sona erdirilmesi süreçlerini anlatan Dervişoğlu, önce silahın, doğrulanabilir biçimde toplanıp imha edilmesi, yönetici kademesinin fiilen çözülmesi ve ancak bunlardan sonra hukuki adımların atılması gerektiğini belirtti.

Kolombiya, Kuzey İrlanda, İspanya, Endonezya ve Güney Afrika'yı hatırlatan, bunların hiçbirinde yasal düzenleme ve ceza indirimlerinin silahsızlanmanın nesnel biçimde doğrulanmasından önce yapılmadığını dile getiren Dervişoğlu, "Silahsızlanma, dağılma, entegrasyon sıralaması bu yasal düzenlemede fiilen tersine çevrilmiştir. Önce hukuki kazanım verilmekte, belirsiz bir gelecekte de silahsızlanma, vaat haline gelmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Bir terör örgütünün silahsızlandırılmasına ve tasfiyesine itiraz etmediklerini belirten Dervişoğlu, ancak teklifle yapılanın bu olmadığını savundu. Terörsüz Türkiye sürecine yönelik eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, "Milletimiz o eşsiz ferasetiyle bu oyuna gelmemişken, Kürt ile PKK'nın bir arada anılmasına asla müsaade etmemişken, çalakalem hazırladığınız bu metinle, Kürt'ü ve PKK'yı yan yana getirmeye yeltendiğiniz için bu bir kalkışmadır. Terörsüz Türkiye diye yola çıkıp, İmralı'daki müebbetlik hükümlüyü, Kürtlere kayyım atamaya çalıştığınız için kalkışmadır." dedi.

Terör örgütü PKK/KCK'nın silah bırakması ve bunların teyit edilmesi konusuna yönelik değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, örgütün Suriye kolunun kendini feshetmediğini, "sivil toplum kisvesi" altında yaygınlaştığını söyledi.

Örgütün İran kolu PJAK'ın da silah bırakmadığını belirten Dervişoğlu, "Bu işe 'evet' diyen hiçbir Allah'ın kulu sormuyor mu kendine, oralarda neden silah bırakılmıyor diye' Gerçek şu, PKK silah bırakmıyor, yöntem değiştiriyor. İktidar ortakları da üç beş oy uğruna, anayasa değişikliği uğruna, ömür boyu başkanlık uğruna bu kirli oyunu milletimize 'Terörsüz Türkiye' diye pazarlamaya çalışıyor. Milletimizin huzurunda, tarihe not düşüyorum, terör bitmiyor. Bir yerde yine silahlanıyor, bir yerde devletleşiyor, bir yerde de silahla yapamadığını, siyasetle yapmak üzere meşrulaştırılıyor." ifadelerini kullandı.

Teklif kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin oluşturulacak bir kurul tarafından yapılacağını anımsatan Dervişoğlu, teklifle yetkinin, üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir kurula bırakıldığını belirterek, bu durumu eleştirdi.

Teklifle bir başka kurulun daha oluşturulacağını bildiren Dervişoğlu, "Bir kurul daha oluşturulacakmış. O da kanun yürürlüğe girdikten sonra, terör faaliyetlerinden dolayı yapılacak soruşturma ve kovuşturmalara izin verecekmiş. Yani, burada da savcılar yetkisiz kılınmaktadır. Bir suç işlenirse, soruşturma için kurulun izni gerekecek. Tıpkı kamu görevlilerinin yargılanması hakkındaki kanunun kopyası gibi." diye konuştu.

Teklifin 10. maddesiyle kanun teklifi kapsamında görev yapan herkese "mutlak bir sorumsuzluk zırhı"nın giydirildiğini kaydeden Dervişoğlu, bunu "beyhude" olarak nitelendirdi.

Dervişoğlu, "12 Eylül darbecileri Anayasa'ya geçici bir madde koyup, kendilerine koruma kalkanı yaptılar. Sonuç ne oldu' Devran değişti ve yargılanıp, 40 yıl sonra da olsa ceza aldılar. Bunu yapan iktidar, bu gerçeği görmüyor olamaz. Bugün, kendiniz için yazdığınız koruma hükümlerinin, yarın, sizi hukukun önünde hesap vermekten kurtaracağını mı zannediyorsunuz' İktidarlar değişir, kanunlar değişir, hesap değişmez." dedi.

"Bu metin fail odaklıdır"

Kanun teklifi metninin fail odaklı olduğunu savunan Dervişoğlu, teklifte mağdurun görmezden gelindiğini, zararın tazminiyle ilgilenilmediğini söyledi. Dervişoğlu, şöyle konuştu:

"Yıllarca evladının, eşinin, kardeşinin failinin cezalandırılmasını bekleyen aileler yok sayılarak, dosyalar idari bir kurulun kararıyla, bir gecede kapanabilecektir. Milli birlik, hukukun bir örgüte göre esnetilmesiyle değil, devletin meşru düzeninin tavizsiz korunmasıyla ayakta kalır. Devlet, bir grubun, bir zümrenin, bir iktidarın mülkü değildir. Devlet, büyük Türk milletinindir. Bu Gazi Meclis, milletin helal oylarıyla kurulmuş, milli egemenliğin tecelligahıdır. Kapalı kapılar ardında şekillenen bir mutabakat, Meclis'in iradesiymiş gibi önümüze getirilemez."

Meclis'in açılışında milletvekillerinin yemin ederek görevlerine başladığını hatırlatan Dervişoğlu, söz konusu teklife "hayır" oyu vereceklerini vurguladı. Dervişoğlu, "Biz, 'hayır' diyeceğiz. Tarihin doğru yerinde duracağız. Milletimizin huzurunda, namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yeminimize sadık kalacağız." dedi.

10 Ağustos 1920'de "Sevr denilen teslimiyet belgesinin imzalandığını" bildiren Dervişoğlu, dönemin İstanbul Hükümetinin ve mütareke basınının söz konusu metni "artık kan dursun" diyerek alkışladığını söyledi. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

"O gün Anadolu'da, Milli Mücadele'yi ve Misakımilli'yi savunanlar, 'Marjinal' ve 'kanun tanımaz' ilan edilmişti. Ama bu Cumhuriyeti kuran, o gün alkışlanan iktidar sahipleri değil, o gün horlanan, o bir avuç kahramandı. 106 yıl sonra bugün de bu Genel Kurulda, aynı sınavdan geçiyoruz. Tarih, çoğunluğun o gün yaptığı alkışları değil, hakikatin yanında duranların sesini yansıtmıştır. Emin olun, bundan sonra da tarih, neye mal olacağını bilmeden veya umursamadan, emirle el kaldıranları değil, doğru zamanda, doğru kararı verenleri yüceltip tarihe kaydedecektir."

Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri tarafından Osmanlı İmparatorluğu’na dikte edilen ve Türk milletini tarihten silmeyi amaçlayan Sevr Antlaşması, imzalanışının yıl dönümünde tarih meraklıları tarafından inceleniyor. Peki, Türk tarihinin en ağır dayatmalarından biri olan bu belge nasıl imzalandı, hangi ağır maddeleri içeriyordu ve Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Ankara hükûmeti tarafından nasıl geçersiz kılındı? İşte tarihin akışını değiştiren o sürecin tüm detayları

10.08.2026 15:10:00
Eyüp Kabil
 
Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?
Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?
Birinci Dünya Savaşı'nı kaybettiği sayılan Osmanlı İmparatorluğu için İtilaf Devletleri, diğer yenik devletlerden çok daha sonra bir paylaşım planı hazırladı. İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmakta zorlandıkları için planı ancak Nisan 1920'de, İtalya'nın San Remo kentinde düzenledikleri konferansta olgunlaştırabildi.

Burada hazırlanan ağır taslak, Mayıs 1920'de Paris'e davet edilen Osmanlı heyetine sunuldu. Dönemin Sadrazamı Damat Ferit Paşa ve Osmanlı delegeleri, şartların ağırlığı karşısında şoke olsalar da İtilaf Devletleri'nin Anadolu'daki işgalleri artırma baskısı ve Yunan ordusunun Bursa ile Edirne'yi ele geçirmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldılar.


Saltanat Şurası ve Bağdat Caddesi'nde atılan imzalar


İstanbul'da somut bir baskı hisseden Padişah Vahdettin, antlaşmayı değerlendirmek üzere Yıldız Sarayı'nda "Saltanat Şurası"nı topladı. Şurada bulunanların büyük çoğunluğu, devletin tamamen yok olmasını engellemek adına antlaşmanın imzalanması yönünde görüş bildirdi. Yalnızca Topçu Feriki Rıza Paşa bu karara karşı çıktı.

Takvimler 10 Ağustos 1920 tarihini gösterdiğinde, Fransa'nın başkenti Paris yakınlarındaki Sèvres (Sevr) kasabasında bulunan bir porselen fabrikasında imza töreni düzenlendi. Osmanlı adına antlaşmayı şu isimler imzaladı:

• Rıza Tevfik (Bölükbaşı)

• Reşat Halis

• Hadi Paşa


Sevr Antlaşması'nın ağır içeriği: Türk milletine yaşam hakkı tanınmadı


Toplamda 433 maddeden oluşan bu ağır belge, Osmanlı İmparatorluğu'nu fiilen ortadan kaldırıyor ve Türk milletini Orta Anadolu'da küçük bir toprak parçasına hapsediyordu. Antlaşmanın öne çıkan en kritik maddeleri şunlardı:

• Toprak Paylaşımı: İstanbul ve çevresi Osmanlı'da kalacak, ancak azınlıkların hakları gözetilmezse bu topraklar da elinden alınacaktı. İzmir ve çevresi ile Batı Trakya Yunanistan'a verilecekti. Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri Fransa, İngiltere ve İtalya arasında paylaştırılacaktı. Doğu Anadolu'da bağımsız Ermeni ve özerk Kürt devletleri kurulacaktı.

• Askeri Kısıtlamalar: Osmanlı ordusu tamamen tasfiye edilecek, ağır silahları ve uçakları bulunmayan, sadece iç güvenliği sağlayacak 50 bin 700 kişilik sembolik bir kuvvet bulundurulabilecekti. Zorunlu askerlik kaldırılacaktı.

• Mali ve Ekonomik Boyunduruk: Osmanlı maliyesi, tamamen İtilaf Devletleri'nin temsilcilerinden oluşan bir komisyonun denetimine girecekti. Kapitülasyonlar en ağır şekilde yeniden yürürlüğe konacak ve tüm devletler bu haklardan yararlanacaktı.

• Boğazlar Yönetimi: İstanbul ve Çanakkale Boğazları, içinde Türk üye bulunmayan, kendine ait bayrağı ve bütçesi olan uluslararası bir boğazlar komisyonu tarafından yönetilecekti.


Ankara'nın tepkisi: "Hain ilan edildiler"


Antlaşmanın imzalanması, Ankara'da kurulan Büyük Millet Meclisi (BMB) tarafından çok sert bir tepkiyle karşılandı. Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki meclis, Türk milletinin bağımsızlığını tamamen yok eden bu belgeyi kesinlikle tanımadığını ilan etti.

19 Ağustos 1920'de toplanan meclis, Sevr Antlaşması'nı imzalayanları ve Saltanat Şurası'nda bu antlaşmaya onay verenleri "vatan haini" ilan etti. Ankara hükûmeti, bu antlaşmanın Türk milletinin iradesini yansıtmadığını tüm dünyaya duyurdu.


Hukuken ölü doğan, fiilen yıkılan belge


Sevr Antlaşması, tarihi bir ironi olarak hiçbir zaman hukuken yürürlüğe giremedi. Osmanlı Kanun-ı Esasisi'ne (Anayasası) göre bir antlaşmanın geçerli olabilmesi için Meclis-i Mebusan tarafından onaylanması gerekiyordu. Ancak İstanbul'un işgali sebebiyle meclis zaten kapatılmıştı. Bu nedenle antlaşma padişah tarafından onaylansa bile "ölü doğmuş bir antlaşma" olarak kaldı.

Asıl darbe ise askeri alanda vuruldu. Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı ve Türk milletinin topyekûm katıldığı Millî Mücadele (Kurtuluş Savaşı), Sevr'in sahada uygulanmasını engelledi. Doğu, Güney ve Batı cephelerinde kazanılan büyük askeri zaferler, Sevr Antlaşması'nı tamamen tarihin çöplüğüne gömdü.

Türk milletinin kanıyla ve canıyla yazdığı bu başarı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile taçlandırıldı. Lozan, Sevr'in yırtılıp atıldığının ve yeni, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğunun tüm dünyaya resmen ilan edildiği belge oldu.

İstanbul'da hava kirliliği temmuzda geçen yıla göre yüzde 7 azaldı

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde yapılan çalışmada kentteki hava kirliliğinin temmuz ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7 azaldığı tespit edildi

10.08.2026 14:00:00
AA
 
İstanbul'da hava kirliliği temmuzda geçen yıla göre yüzde 7 azaldı
İstanbul'da hava kirliliği temmuzda geçen yıla göre yüzde 7 azaldı
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Toros tarafından İstanbul'da 2025 ve 2026'nın temmuz aylarında hava kirliliği oranına ilişkin çalışma yapıldı.

Bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) hava kalitesi ölçüm istasyonları tarafından kaydedilen havadaki partikül madde (PM10) oranı incelendi.

Buna göre, İstanbul'da temmuz ayındaki partikül madde konsantrasyonu ortalaması 26 istasyonda metreküp başına 29,77 mikrogram, geçen yılın aynı ayında ise 32,04 mikrogram olarak belirlendi.

Partiküler madde kaynaklı hava kirliliği geçen yıla göre yüzde 7 azaldı.

Temmuz ayında kentte partikül madde hava kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyon metreküp başına 56,66 mikrogramla "Sultangazi 3" oldu. Bunu sırasıyla metreküp başına 55,31 mikrogramla "Kağıthane 1" ve 51,41 mikrogramla "Sultangazi 2" istasyonları takip etti.

Aynı dönemde hava kirliliğinin en düşük ölçüldüğü istasyon, metreküp başına 14,14 mikrogramla "Kandilli 1" istasyonu oldu. Partikül madde kirliliği "Üsküdar 1" istasyonunda 15,75 mikrogram, "Ümraniye 1" istasyonunda ise 16,15 mikrogram ölçüldü.

Bu kapsamda, kentteki partikül madde hava kirliliği oranının 17 istasyonda azaldığı, 9 istasyonda ise arttığı tespit edildi.

Hava kirliliği oranının temmuz ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre en fazla arttığı istasyon yüzde 76,37 ile "Sarıyer", yüzde 64,51 ile "Kumköy" olarak belirlendi.

Aynı dönemde partikül madde hava kirliliği oranının en fazla azaldığı istasyon yüzde 46,76 ile "Ümraniye 1" oldu. Bunu sırasıyla yüzde 40,95'le "Üsküdar 1", yüzde 40,21 ile "Yenibosna" istasyonları takip etti.

Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti

Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti

10.08.2026 12:41:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti
 Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturmada tutuklanan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek CHP'den istifa etti.

CHP Genel Merkezi'ne sunduğu istifa dilekçesinde Çiçek, tutuklama gerekçesinde "gerçekliği kanıtlanmamış ve aynı gün içerisinde üretildiği anlaşılan sahte WhatsApp mesajlarının" delil olarak gösterildiğini savundu.

Partisinin Menderes Belediyesi'ne dönük soruşturmadan sonra kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesine de tepki gösteren Çiçek, hakkındaki suçlamalara dair savunmasının alınmadığını belirtti.

Çiçek, "Kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan, ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildim. Bana savunma hakkı tanınmadan, bu kez de emek verdiğim partim tarafından lekelendim" ifadelerini kullandı.

Çiçek, kendisiyle birlikte bazı Menderes Belediye Meclis üyelerinin de "gözden çıkarıldığını" savundu.

Çiçek'in istifa dilekçesinin tamamı şöyle:

"04.08.2026 günü sabaha karşı düzenlenen bir şafak operasyonuyla gözaltına alındım. Dosya üzerindeki gizlilik kararı nedeniyle, ifadem alınıncaya kadar gözaltına alınma gerekçemi dahi öğrenemedim. 07.08.2026 tarihinde ise "örgüt kurma" ve "irtikap" suçlamalarıyla tutuklandım.

Tutuklama gerekçesi olarak, gerçekliği kanıtlanmamış ve aynı gün içerisinde üretildiği anlaşılan sahte WhatsApp mesajları gösterilmiştir. Tarafıma bu mesajlar ile şantaj yapıldığı gün, 19.06.2026 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğim dilekçe ile açılan soruşturma dosyası yok sayılmıştır. BTK'ya telefon İMEİ tespiti taleplerim, sahte mesajların çözümlenmesi ve bilirkişi taleplerim dikkate alınmamış ama tutuklama dosyasında delil sayılmıştır. Daha da vahimi, bu sahte mesajlar kamuoyuna servis edilerek toplumda peşin bir suçluluk algısı yaratılmış; lekelenmeme hakkım ve masumiyet karinem hiçe sayılmıştır.

Anayasal güvence altındaki haklarımın bu şekilde göz ardı edildiği bir süreçte, yıllarımı verdiğim, her kademesinde siyasi mücadele yürüttüğüm Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi tarafından da; hakkımdaki suçlamalara ilişkin savunmam dahi alınmadan ve kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan, ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildim. Bana savunma hakkı tanınmadan, bu kez de emek verdiğim partim tarafından lekelendim.

Partim bana savunma hakkını dahi tanımazken, kendi çocuklarını yiyerek aklanmaya çalışıyor. Beni ve benimle birlikte gözden çıkardığınız meclis üyelerimizi hesaba katarak kurduğunuz Menderes Belediye Meclisi aritmetiği, umarım Menderes halkının iradesini hiçe sayacak kadar sizi iktidara yakınlaşma hırsına sürüklememiştir.

Şunu bilesiniz ki, kalbimdeki Cumhuriyet Halk Partisini yok edemeyeceksiniz. Bugün yıkılan çatının yarın yine emek verenlerin elleriyle, bu topraklar üzerinde yeniden inşa edileceğine olan umudum ve inancımla Cumhuriyet Halk Partisi'nden İSTİFA ediyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim."

Ebru öğretmenin katiline ağırlaştırılmış müebbet onandı

Konya'da boşanma aşamasındaki öğretmen eşi Ebru Küçüktaşdemir'i 22 bıçak darbesiyle öldüren kocasına hiçbir indirim uygulanmadan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Konya Bölge Adliye Mahkemesi tarafından onandı

10.08.2026 12:15:00 / Güncelleme: 10.08.2026 12:17:48
İHA
 
Ebru öğretmenin katiline ağırlaştırılmış müebbet onandı
Ebru öğretmenin katiline ağırlaştırılmış müebbet onandı
Olay, 25 Ekim 2024 günü saat 18.30 sıralarında merkez Meram ilçesi Havzan Mahallesi Ebussuud Efendi Caddesi üzerinde bulunan bir sitede meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 47 yaşındaki Abdullah Küçüktaşdemir, boşanma aşamasındaki eşi, özel bir eğitim kurumunda öğretmen olarak görev yapan 45 yaşındaki Ebru Küçüktaşdemir'i özel ders vereceği sitenin önüne kadar takip etti. Burada ikili arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Abdullah Küçüktaşdemir, yanında bulunan bıçakla eşi Ebru Küçüktaşdemir'e saldırdı.

Vücudunun çeşitli yerlerinden 22 bıçak darbesiyle ağır yaralanan kadın, kaldırıldığı Meram Devlet Hastanesi'nde yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Olayın ardından katil zanlısı Abdullah Küçüktaşdemir, tutuklanarak cezaevine gönderildi.



"Aklın varsa Konya'yı terk et" mesajı ortaya çıktı

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın tamamlanmasının ardından Abdullah Küçüktaşdemir hakkında "kadına karşı tasarlayarak öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle dava açıldı. Hazırlanan iddianamede, sanığın eğitim fakültesindeki eğitimini yarıda bırakmasına rağmen yıllardır özel bir dershanede Türkçe öğretmenliği yaptığı belirtildi. Sanığın cep telefonunda yapılan incelemelerde ise olay günü Ebru Küçüktaşdemir'e tehdit içerikli mesajlar gönderdiği tespit edildi. İddianamede, Küçüktaşdemir'in eşine, "Cezaevinden başka yer mi var, bugün bu iş bitecek. Ben de her şey bitti. Aklın varsa Konya'yı terk et" şeklinde mesaj attığı bilgisine yer verildi. Ayrıca sanığın olaydan yaklaşık 6 saat önce internet üzerinden "Av bıçağı Konya" şeklinde aramalar yaptığı da iddianamede belirtildi.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı

Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda Abdullah Küçüktaşdemir'e hiçbir indirim uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Karara yapılan itiraz üzerine dosya Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderildi. Dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bularak Abdullah Küçüktaşdemir hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi

TBMM Genel Kurulunda, şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Genel Kurulda kabul edilerek yasalaştı

10.08.2026 07:00:00
AA
 
Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi
Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi

Kanunla, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nda değişiklik yapıldı. Buna göre, kapsama ilişkin sınırlamalar kaldırılarak kategorik bir ayrıma gitmeksizin tüm vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin ana ve babalarına bağlanacak toplam aylık tutarının bir aylık asgari ücretin net tutarından az olmaması yasal güvenceye alınacak.

Kanundaki bir diğer düzenlemeyle, bakıma muhtaç gazi ve malullere net asgari ücretin 2 katı olarak yapılan ödeme, net asgari ücretin 2,5 katına çıkarılacak.

Vazife malulü erbaş ve erler ile güvenlik korucuları, öğrenciler ve sivillerin aylıklarında artış yapılması amacıyla Terörle Mücadele Kanunu'nda da değişikliğe gidildi.

Buna göre, ilgili kanun hükümleri kapsamında bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla en az 4 yıllık yükseköğrenim mezunu olanlar sekizinci derecenin birinci kademesindeki, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesinde bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığı tutarından düşük olamayacak ve bunlar için Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ilgili fıkrasına göre yapılacak yükseltmelerde aynı derece başlangıç olarak esas alınarak artırılacak. Derece yükselmelerinde yükseköğrenim mezunu gibi işlem yapılacak ve dördüncü dereceye yükselenler için 2 bin 100, üçüncü dereceye yükselenler için 2 bin 200, ikinci dereceye yükselenler için 3 bin, birinci dereceye yükselenler için ise 3 bin 600 ek gösterge rakamı esas alınacak.

Bu hüküm kapsamındakilere bağlanacak aylığın toplam tutarı, 35 bin 398 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan, hak sahiplerinin aylık tutarı ise bulunacak tutarın hisseleri oranı esas alınarak tespit edilecek tutardan az olamayacak. Hüküm uyarınca ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı Sosyal Güvenlik Kurumunca Hazineden tahsil edilecek.

Terörle Mücadele Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, terör eylemleri nedeniyle yaralanmış olmakla birlikte ilgili mevzuata göre malul sayılmayan ancak Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılan kişilerin gösterge tablosu güncellenerek bağlanan aylık miktarları artırılacak.

Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminde ve ayrıca terörle mücadele kapsamında yaralanıp malul sayılmamakla birlikte derece tespiti yapılanların aylıklarına esas gösterge rakamları yükseltilecek. Muharip gazilere tanınan ücretsiz seyahat, elektrik ve su kullanımına yönelik ücretlerde de indirim gibi diğer haklar tanınacak.

Bu düzenlemeler yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecek.

Mevcut mevzuata göre malul sayılmayan personele yönelik düzenleme

Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen geçici madde ile terörle mücadele görevlerinin ifası sırasında yaralanan ancak mevcut mevzuata göre malul sayılmayan personele 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanması esası getirilecek.

Düzenleme ile Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dahil askeri personeli, Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları, Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli, askeri öğrenciler ve güvenlik korucuları kapsama alınacak. Terör eylemleri sonucu ateşli silah mermi çekirdeği, şarapnel veya patlayıcı mühimmatın (EYP, mayın, havan, roket, el bombası vb.) vücutta penetran yaralanmaya neden olması, bunların blast (patlama basıncı) ve termal etkileriyle yaralanması ya da terör örgütü mensuplarının kesici, delici, ezici yakın muharebe saldırıları sonucu meydana gelen yaralanmalar da kapsama dahil edilecek.

Olay tarihindeki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmaması ve olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğunun en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespitiyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak. Yapılan ödemeler fatura karşılığı Hazinece SGK'ye aktarılacak ve bu kişiler aylık hükümleri hariç 1005 sayılı Kanun kapsamındaki gazilere sağlanan diğer sosyal ve özlük haklarından yararlanabilecek.

Düzenleme, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar bakımından bir defaya mahsus uygulanacak. Başvuruların kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde olay tarihindeki kurumlara yapılması gerekiyor. İlgililerin sonradan malul olduklarının tespiti halinde ise vazife malullüğü hükümleri uygulanarak bu maddeye göre bağlanan aylıkları kesilecek.

Bu düzenlemeler 1 Eylül 2026'dan itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

Er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş haddine yönelik düzenleme

Düzenlemeyle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda yapılan değişiklikle, er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş haddi, 55 yaşını doldurdukları tarih esas alınarak düzenleniyor.

FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe teşebbüsü ve terör eylemi ile bu eylemlerin devamı niteliğindeki eylemlerin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı oldukları sırada yaralanan kamu görevlileri ve sivillerden malul sayılmayan veya Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayanlara bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak.

Bu aylıklar hakkında uygulanacak kanun da belirlendi. Bu düzenleme kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen aylıklar, fatura karşılığında iki ay içerisinde Hazineden tahsil edilebilecek.

Bu düzenleme yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecek.

Düzenlemenin Genel Kurulda kullanılan 382 oyun tamamını alarak yasalaşmasının ardından gündemdeki diğer kanun tekliflerinin isimlerini okutan TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, komisyonun yerini almaması üzerine birleşimi, saat 11.00'de toplanmak üzere kapattı. 

Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü vize serbestisi uygulamasında kalan 6 kriter için çalışma başlatıldı

Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü vize serbestisi uygulamasında kalan 6 kriter için çalışma başlatıldı

09.08.2026 22:00:00
Haber Merkezi
 
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü vize serbestisi uygulamasında kalan 6 kriter için çalışma başlatıldı
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü vize serbestisi uygulamasında kalan 6 kriter için çalışma başlatıldı
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile yürüttüğü vize serbestisi uygulamasında kalan 6 kriter için çalışma başlatıldığını duyurdu.
Türkiye son 10 yıldan fazla süredir AB ile yürüttüğü görüşmelerde 6 kritere takılmış durumda.
Yılmaz, konuyla ilgili yeni açıklamasında Avrupa'dan da siyasi irade görmek istediklerini belirtti. "Kişisel verilerin korunması en önemli maddelerden. Geri kabul ve terör tanımı ile ilgili bir mesele de var. KVKK konusunda Adalet Bakanlığımıza teşekkür ediyorum. Akın Bakanımız, bir bilim kurulu oluşturdu, çalışma yürüttü ben de koordine ediyorum," diyen Yılmaz, şöyle devam etti: "Dışişleri, Adalet, İçişleri bütün bakanlıklarımızı bir araya getirdik, toplantılar yaptık. O kurulda bu kanun tartışıldı. Bu biraz mutfak çalışmasıydı. Burada yeni bir yaklaşım geliştirildi. Kurumlarımız tarafından şimdi Dışişleri Bakanlığımız üzerinden Avrupa kurumları ile istişareler yapılacak."

Söz konusu 6 kriter şu şekilde sıralanıyor:

Terörle mücadele yasasında değişiklik
AB Polis Örgütü (Europol) ile operasyonel işbirliği anlaşması imzalanması
Avrupa Konseyi bünyesindeki Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu'nun (GRECO) yolsuzlukla mücadele alanındaki önerilerinin uygulanması
Kişisel verilere yönelik yasal düzenlemelerin Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi
Suç bağlantılı konularda tüm AB üyeleriyle işbirliğine gidilmesi
Türkiye üzerinden kural dışı şekilde AB ülkelerine geçiş yapan kişilerin geri alınmasına ilişkin Geri Kabul Anlaşması'nın (GKA) tüm unsurlarıyla uygulanması

Yılmaz, "Dışişleri, Adalet, İçişleri bütün bakanlıklarımızı bir araya getirdik, toplantılar yaptık. O kurulda bu kanun tartışıldı. Bu biraz mutfak çalışmasıydı. Burada yeni bir yaklaşım geliştirildi. Kurumlarımız tarafından şimdi Dışişleri Bakanlığımız üzerinden Avrupa kurumları ile istişareler yapılacak. Bu konuda bizim Avrupa'daki siyasi iradeyi görmemiz lazım, onların da atması gereken adımlar var" diye de ekledi.

Gaziantep'te 4,5 büyüklüğünde deprem

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Gaziantep'in Nurdağı ilçesinde meydana gelen ve çevre illerden hissedilen 4,5 büyüklüğündeki deprem sonrası olumsuz bir durumun bulunmadığını bildirdi

09.08.2026 05:51:00
AA
 
Gaziantep'te 4,5 büyüklüğünde deprem
Gaziantep'te 4,5 büyüklüğünde deprem

AFAD'ın NSosyal hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Gaziantep ilimizin Nurdağı ilçesinde saat 03.42'de meydana gelen ve Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Hatay illerimizde hissedilen 4,5 büyüklüğündeki deprem sonrası an itibarıyla olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız." 

Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, Esenyurt’ta kameralar karşısına geçerek "800 kilo uyuşturucu yakaladık, devlet burada" mesajı verdi

08.08.2026 23:00:00
Haber Merkezi
 
Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar
Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, Esenyurt'ta kameralar karşısına geçerek "800 kilo uyuşturucu yakaladık, devlet burada" mesajı verdi.

Ancak iktidarın gururla sunduğu bu rakamlar, aslında Türkiye'nin neden küresel uyuşturucu ticaretinin ana rotası haline geldiği sorusunu ve derin bir yönetim krizini gizlemeye yetmiyor.

Bugün Esenyurt'ta Adalet Bakanı Akın Gürlek ile birlikte basına açıklamalarda bulunan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Esenyurt'ta emniyet güçlerince 800 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildiğini duyurdu.



Bakan Çiftçi konuşmasında ayrıca bu yıl 7 bin 500 aranan şahsın yakalandığını ve sokak hayvanlarının %96,5'inin toplandığını iddia ederek bir başarı tablosu çizmeye çalıştı. Adalet Bakanı Akın Gürlek ise "Meydanı boş sanmayın, devlet tepenize binecek" diyerek sokak çetelerine ve uyuşturucu baronlarına gözdağı verdi.



Ancak her gün ülkenin dört bir yanından gelen tonluk uyuşturucu yakalama haberleri, kamuoyunda bir başarı hikayesi olarak değil; "Bu kadar uyuşturucu ülkeye nasıl giriyor ve Türkiye nasıl bir uyuşturucu lojistik üssü oldu?" sorusuyla, iktidarın güvenlik ve dış politika zafiyetinin bir kanıtı olarak okunuyor.

Türkiye Neden Uyuşturucu Üssü Haline Geldi? İşte İktidarın Yol Açtığı 4 Temel Neden:



Kara Para Aklama ve "Varlık Barışları"

Hükümetin bütçe açıklarını kapatabilmek amacıyla arka arkaya çıkardığı "Varlık Barışı" yasaları, yurt dışından getirilen paraların kaynağının sorgulanmasını tamamen engelledi. Kaynağı sorulmayan milyarlarca dolar, dünyadaki uluslararası uyuşturucu baronlarının ve organize suç örgütlerinin paralarını Türkiye'de rahatça aklamasına kapı araladı. Türkiye'nin uzun süre Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından "Gri Liste"de tutulması da bu denetimsizliğin küresel bir tesciliydi.

Coğrafi Rotaların Değişmesi ve Limanlardaki Denetim Zafiyeti

Geleneksel olarak "Balkan Rotası" üzerinde köprü görevi gören Türkiye, son yıllarda Latin Amerika'dan gelen kokain ve Asya'dan gelen sentetik uyuşturucular (metamfetamin) için doğrudan bir merkez ve varış noktası haline dönüştü. Büyük limanlara konteynerlerle giren uyuşturucuların zamanında engellenememesi, iç piyasada Esenyurt gibi metropol çeperlerinde tonlarca uyuşturucunun depolanmasına ve imal edilmesine zemin hazırladı.

Kurumsal Çürüme ve Yargı/Emniyet Üzerindeki Siyasi Baskılar

Liyakat ilkelerinin terk edilmesi, yargı ve emniyet teşkilatlarında yaşanan kadrolaşmalar, suç örgütleriyle mücadelede kurumsal sürekliliği ve istihbarat ağlarını zayıflattı. Birçok uluslararası suç örgütü liderinin ve uyuşturucu baronunun Türkiye'de lüks rezidanslarda ellerini kollarını sallayarak yaşadığı, hatta kolayca vatandaşlık alabildiği ortaya çıktı. Güvenlik bürokrasisinin ve siyasetin suç dünyasıyla anılan fotoğrafları hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Derinleşen Ekonomik Kriz ve Toplumsal Çöküş

İktidarın yanlış ekonomi politikaları sonucu halkın içine itildiği derin yoksulluk ve geleceksizlik hissi, gençleri uyuşturucu ağlarının en alt basamağı olan "torbacılık" sistemine itiyor. Ekonomik çöküş, uyuşturucuya hem talebi artırıyor hem de suç şebekelerine ucuz insani kaynak sağlıyor. Bugün Esenyurt gibi göçün ve yoksulluğun yoğun olduğu ilçelerin adeta birer suç laboratuvarına dönmesi tesadüf değildir.

Sonuç: "Tepelerine Binmek" İçin Önce Kapıları Kapatmak Gerekir

Bakan Gürlek'in "Suç örgütlerinin büyüklüğü bizi yolumuzdan çeviremez" sözleri kulağa hoş gelse de, bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle mücadele etme stratejisi Türkiye'yi bir narko-devlet tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Sınır güvenliğini sağlayamayan, limanları etkin denetlemeyen ve en önemlisi uyuşturucu parasının ülkeye girişine göz yuman bir siyasi iradenin, sokak aralarında yapılan operasyonlarla övünmesi sadece bir illüzyondan ibarettir. Kameralar önünde sergilenen 800 kiloluk paketler, devletin gücünü değil; ülkenin sınırlarının ne kadar geçirgen, suç ağlarının ise ne denli kurumsallaşmış olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor

Türkiye'nin dört bir yanından gelen er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin, "eşit özlük hakları" talebiyle Ankara Güvenpark'ta başlattığı oturma eylemi 25. gününü geride bırakırken açlık greviyle kritik bir aşamaya ulaştı

08.08.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor
Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor
Türkiye'nin dört bir yanından gelen er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin, "eşit özlük hakları" talebiyle Ankara Güvenpark'ta başlattığı oturma eylemi 25. gününü geride bırakırken açlık greviyle kritik bir aşamaya ulaştı.

13 Temmuz 2026'da başlayan süreçte seslerini siyasi iradeye duyuramayan gaziler ve şehit aileleri, 4 Ağustos 2026 itibarıyla talepleri karşılanana kadar yemek yemeyi reddetme kararı aldı.

"Mermi Rütbe Seçmedi, Bürokrasideki Ayrımcılık Son Bulsun"



Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği öncülüğünde toplanan eylemciler, rütbeli personel ile er/erbaş statüsü arasındaki derin uçuruma isyan ediyor. "Gaziliğin rütbesi olmaz" sloganı altında birleşen kitle; maaş, evde bakım desteği, sağlık hizmetleri ve protez/ortez tedarikindeki kısıtlamaların Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savunuyor.

Dernek Başkanı Erdem Çerçioğlu, Milli Savunma Bakanlığı'nın kendilerini cepheye gönderirken ayrım yapmadığını, ancak hak teslimine gelince yok sayıldıklarını belirterek, hükümet yetkililerine "Ya bizi öldüreceksiniz ya hakkımızı vereceksiniz" sözleriyle sert tepki gösterdi.

Meclis'te "Barikat" Gerginliği ve Yeni Yasa Tasarısı



Cumhur İttifakı ortakları AKP ve MHP'nin imzasıyla 3 Ağustos 2026'da TBMM'ye sunulan ve ardından Milli Savunma Komisyonu'nda kabul edilen 9 maddelik kanun teklifi, Güvenpark'taki gazileri tatmin etmedi. Şehit anne-babalarına asgari ücret güvencesi, faizsiz konut kredisi ve malul sayılmayanlara gazilik unvanı gibi düzenlemeler içeren paket, sahadaki gaziler tarafından "gerçek sorunları örtbas eden yetersiz bir adım" olarak nitelendirildi.

Öte yandan, 5 Ağustos 2026'da TBMM Milli Savunma Komisyonu önünde büyük bir gerilim yaşandı. Kendileriyle ilgili yasa görüşmelerine izleyici olarak katılmak isteyen gazilerin salona girişine ilk etapta izin verilmedi. Muhalefet milletvekillerinin araya girmesi ve yoğun tepkiler üzerine komisyona yalnızca bir temsilci kabul edildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.