HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 18 HAZİRAN 2021, CUMA

Bayram değil, seyran değil

28.08.2001 00:00:00
Bir süre önce Amerika "Her ferdinizin cebine 300 dolar koyduk, hesabını tabii soracağız" diyordu. Şimdi de duyuyoruz ki Dünya Bankası okullar açılırken bir milyon ilkokul çocuğuna defter-kalem parası olarak 50'şer milyon verecekmiş.

Hiç böyle uluorta rezil olmuş muyduk ey milletim?

"50 milyon ne ki?" demeyin... Tantan'ın Arnavutköy'de Rum Vakfı'ndan depozitosuz kiraladığı yalı dairesinin üçte biri. Neden bana Rumlar 150 milyona (dolar değil Türk lirası) denize sıfır yalı kiralamıyor da Tantan'a kiralıyor? Yoksa Belediye Başkanı iken Dünya Bankası ve Koç'un sponsorluğundan Zeyrek'teki Pankrator Kilisesini restore, çağdaş yaşama kazandırma gayret ve hezimetlerinin mi "ödülü" bu yalı dairesi?

Acaba bu kiralama işleminde Dünya Bankası veya Koç'un Rum Vakfı nezdinde tavassutları oldu mu?

Nereden bakarsanız bakın Amerika son günlerde ikili ilişkilerde hayli "yüksek profil" göstermeye başladı.

Adamlarda boşuna suç aramayın. Derviş'in tâyini sürecinde ABD'nin Ankara Büyükelçisinin Başbakan ve Yardımcılarına yönelik son derece yakışıksız "durum tesbiti, siyasi destek talebi ve talimat" ziyaretlerine gerekli tepkiyi gösteremezseniz şimdi seslerinin daha yüksek çıkmasına elbette engel olamazsınız. O zaman yaptıkları testin sonuçlarına göre hareket ediyorlar.

Büyükelçi Pearson "yeni" Devlet Bakanı Arseven'e de "hayırlı olsun" ziyaretinde bulunmuş. "Türkiye'nin insan hakları konusundaki çalışmalarını ilgi ile takib ettiğini ve Eylül'de yapılacak Anayasa değişikliklerinden umutlu olduğunu" söylemiş.

Pearson acaba yine yeni bakanlar Oktay Vural, R. Kâzım Yücelen, Mustafa Taşar ve Zeki Çakan'ı ziyaret etti mi?

Bir büyükelçinin doğrudan bakanlarla ilişki kurması olağan mıdır? Âdetten midir, var mıdır dünyada böyle bir uygulama?

Yoksa bu uygulama, küreselleşmecilerin yeni müstemlekelerine reva gördüğü bir muamele mi?

Amerika'nın Türkiye üzerinden politika yapma merakı sadece Ankara'daki Büyükelçisinin çıkışları ile sınırlı kalmıyor.

1. Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Polonya, Macaristan ve Avusturya kendi Hava Kuvvetlerini yenilemek istiyor ve F-16 uçakları için ihale açıyorlar. Türkiye'nin de elinde 10 yıllık ekonomik ömrünü tamamlamış kendi üretimi "ilk nesil" F-16 uçakları var. İhaleye Amerika da giriyor ve tanesine 500 milyon dolar istiyor. Türkiye ise elden çıkarmak istediği F-16'lar için 345 milyon dolar fiyat veriyor. Amerikalı üretici firma TAİ'de müşterek üretimi yapılan uçakların üçüncü ülkelere satışına sözleşme icabı Amerikan Savunma Bakanlığından izin alınması gereğini öne sürüyor, o da Türkiye'nin satışına karşı çıkıyor çünkü Amerikan firması ihaleyi kaybedecek. Türkiye "leasing=kiralama" yöntemini gündeme getiriyor, Amerika buna da karşı çıkıyor.

2. İkinci anlaşmazlık 145 adet saldırı helikopteri alımına yönelik projede yaşanıyor. Türkiye helikopterin en önemli parçası olan görev bilgisayarını yerli imkanlarla geliştirmeye karar veriyor. Amerikan hükümeti buna karşı çıkarak, görev bilgisayarının Amerikan Litton firmasından alınmaması durumunda helikopterlere satış lisansı verilmeyeceğini bildirince ihale çıkmaza giriyor.

3. Türkiye envanterindeki 160 adet M-60 tankını da yenilemek istiyor. İhaleye Amerikalı üreticinin İsrailli ortağı giriyor. Pazarlığı 170 adet M-60 tankı için 1 milyar dolarla açan İsrail'in IMI firması, fiyatı 795 milyon dolara kadar düşürüyor. Ancak Türkiye, fiyatın daha aşağıya çekilmesini istiyor. İsrail (Amerikan) hükümeti bir türlü olur diyemiyor.

4. Türkiye Habur'daki yığılmaları azaltmak maksadıyla K. Irak'a, Habur'un sekiz kilometre yakınında ikinci bir kapı daha açmayı istiyor. Bu kapı, Habur'u kontrol eden ve bütün gelirlerini buradan edinen KDP'nin de tekelinin bir anlamda kırılması anlamına geliyor ki Amerika buna taraftar değil. Dolayısıyla Amerika bu ikinci kapının açılmasına karşı çıkıyor. Türk milli menfaatleri ikinci kapıyı istiyor, Amerikan milli menfaatleri istemiyor ve bastırıyor.

5. Suriyeli Bakan Taha Al-Atrash, Suriyelilerin GAP'ın deneyimlerinden yararlanması için temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye geliyor. Fakat daha o gelmeden önce bir niyet göstergesi olarak Türkiye Haziran ayına kadar Suriye'ye vermekte olduğu saniyede 300 metreküp suyu 900 metreküpe çıkarıyor.

Türkiye son yirmi yılın en büyük kuraklığını yaşıyor ama Suriye'ye tam üç misli su veriyor. Yetmiyor "GAP deneyimlerinden" yararlandırmak istiyor Suriye'yi. "GAP teknikleri" denilen şey İsrail'in bölgede çalışan teknik personeli aracılığı ile İsrail'den edinilen teknikler.

Yâni Türkiye bir anlamda İsrail ve Suriye arasında irtibat kurulmasına vesile oluyor. Amerika aracılığı ile Suriye ve İsrail Türkiye'nin sırtından hovardalık ediyorlar. Bu hovardalık bu kuraklıkta Türkiye'ye saniyede tam 900 metreküp suya mal oluyor.

Bunlar "müttefikliğe" sığar mı?

Yoksa aba altından sopa gösterilerek bir şeyler vermemizi, geri adım atmamızı mı istiyorlar?

Enişte bizi ciddi bir şekilde öpmek istiyor, dikkat edelim.
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.