HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 26 HAZİRAN 2022, PAZAR

Bir çınarın öyküsü

06.06.2021 00:00:00
'Bir çınarın öyküsü' seslendirme dosyası:
Nazım, (şiir) şeklinde yazılan hikâyelere manzum hikâye denilmektedir. Bu tür hikâyelerin diğerlerinden tek farkı, şiir biçiminde yazılmış olmalarıdır. Manzum hikayeler her ne kadar şiir olarak kabul görmeseler de ölçü, uyak ve redif gibi ahenk unsurlarından yararlanması yönüyle şiire ait müzikaliteden esintiler taşır. Öte yandan hikâyede bulunan bütün özellikler (olay, yer, zaman, kişiler) manzum hikâyede de bulunur.
 
Eski edebiyatımızda uzun hikâyeler mesnevi türü ile yazılırdı. Tanzimat'tan sonra ortaya çıkan manzum hikâye ''manzume'' türü; kafiyeli, redifli, şiir biçiminde hikâye yazmak amacını gütmekteydi. Bu tür için ilk adımları Recaizade Mahmut Ekrem atmış, önemli manzum hikâyeler yazmıştır. Ardından pek çok manzume örneği verilmiştir. Manzum hikayeler, özellikle Serveti Fünun Döneminde yaygınlaşmaya başlamış ve en etkili örnekler Tevfik Fikret tarafından ortaya konmuştur (Balıkçılar, Hasta Çocuk)
 
Balıkçılar
 
-Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,
Bugün açız yine; lâkin yarın, ümit ederim,
Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader!
 
- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta...
 
- Olur;
Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;
Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz...
Çocuk düşündü şikâyetli bir nazarla:
- Ya biz,
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?

 
Serveti Fünun Döneminde eser vermesine rağmen bağımsız çizgide eserler veren, dönemin diğer önemli manzum hikâye şairi Mehmet Akif Ersoy'dur. (Bülbül, Seyfi Baba)
 
Seyfi Baba
 
Geçen akşam eve geldim. Dediler:
 
                                                  - Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.
                                     - Nesi varmış acaba?
 
- Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
- Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah!
 
Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol!
Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol

Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,
Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim.
 
Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;
Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!
 
O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:
Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsa idi!
 
 
 
Bunların yanı sıra Beş Hececiler de bu türe önemli katkılarda bulunmuşlardır. Sanatsal manzum hikâyelere örnek olarak ise Yahya Kemal Beyatlı'nın "Nazar" isimli eseri örnek verilebilir.
 
Nazar
 
Koptu evden acı bir vaveyla,
Odalar inledi: "Leyla! Leyla!"
Geldi koy kızları, el bağladılar...
Diz çöküp ağladılar, ağladılar!
 
Nice günler bu şeametli ölüm,
Oldu çok kimseye bir gizli düğüm;
Nice günler bakarak dalgalar,
Dediler: "Uğradı Leyla nazara!"
 
Manzum hikâyelerde didaktik, öğretici, şiir özelliği görülür. Şair eserini bir konuda hitap kitlesine tavsiyelerde bulunmak, kendi bakış açısına göre dünyanın gidişatına dair değerlendirmeler yapmak ya da yaşanmış olan elim bir olayın neden olduğu travmayı vurgulamak için manzum şiirler yazmış olabilir.
 
Şiir olarak ister kabul edilsin, istenirse şiir değil nazım nesir arası bir türdür kaydı düşülsün, manzum hikâyeler edebi metinlerdir. Konu ve özellik bakımından hikâye ile aynı özellikleri gösterirler. Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle başlar, ardından o çevrede bulunan kişiler ve olaylar anlatılır. Son bölümde ise okuyucuya ders vermeyi veya onu düşündürmeyi amaçlayan cümlelere yer verilir.
 
Manzum hikâyede her konu işlenebilir. Sıradan olaylar, sosyal olaylar, yoksulluk, hasret, gurbet, zamandan şikâyet… Manzum hikayeler dörtlüklerle, beyitlerle veya bent şeklinde yazılabilir.
 
Manzum hikâyenin mensur hikâyeden, hikâyenin unsurları açısından hiçbir farkı yoktur. Kişiler, zaman, mekân, olay bu hikayelerde de vardır. Tek farkı dil ve anlatım yönüyle oluşan bir farklılık yani şiirselliktir. Dizelerle, kafiye ve rediflerle yazılmasıdır.
 
Bu haftaki yazımızda manzum hikâye türünü tanıtıcı bilgiler vermeye ve edebiyatımızda öne çıkan manzum hikâye örneklerinden bazı dizelerle sizleri tanıştırmayı amaçladık yazımızın devamındaysa şair Ahmet Öztürk'e ait bir manzum hikâye örneğiyle baş başa bırakıyorum.
 
Bir Çınarın Öyküsü:
 
Dede bana masal anlatır mısın? Ne olur!
Tabi oğlum, ne demek gel yanıma otur.
Gel yiğidim, gel de neler olmuş diyeyim.
Bir garip bülbül gibi ah edip inleyeyim.
Bir varmış da bir yokmuş, bunları bırakalım.
Zamanı geldi artık gerçeği anlatalım.
Masallarla avunmak artık yakışmaz sana.
Her şeyinle varis olmalısın atana.
 
Bundan yüzyıl önce ulu bir çınar vardı.
Dibinde huzur akan billur bir pınar vardı.
Geçmişten geleceğe akıyorken zamanlar.
Oturup gölgesinde dinlenirdi insanlar.
O çınar ki dünyaya Allah'tan armağandı.
Saldırıdan koruyan bizzat yüce Rahman'dı.
Çocuklar dallarında oynamayı severdi.
Huzurla ve neşeyle günler gelip geçerdi.
 
Bir gün bazı sırtlanlar onu sahipsiz sandı.
Gözlerini bürüye pis irindi hep kandı.
Yüzünden vahşet akan bu uğursuz insanlar,
Çınarı yıkmak için türlü plan kurdular.
Baltalar kazmalarla üstüne yürüdüler.
Ters tepti planları leşlerini sürüdüler.
Yürüdüler bir daha tekrar toparlandılar.
Ama sonuç hezimet yine parçalandılar.
 
Anladılar ki çınar bu şekilde devrilmez.
Devrilmek mi ne mümkün tek yaprağı çevrilmez.
Düşündüler sonunda yeni taktik buldular.
Dost gibi görünerek yaprakları yoldular.
Gönderip bölük bölük barbar böceklerini,
Kuruttular çınarın tohum çiçeklerini.
Ve sonra kışkırttılar kalan tek tük yaprağı.
Böylece içerden de sapladılar mızrağı.
Sonra da bir vuruşta devirdiler çınarı.
Ağlattılar yıllarca dibindeki pınarı.
 
Durmaksızın gözyaşı aktı billur pınardan.
Bir nüveyi besledi o görkemli çınardan.
Ve bir filiz serpildi o çınardan bir filiz.
Bir filiz ki üzerine titremekte Akdeniz.
Ve sonra Karadeniz Balkanlar ve Cezayir.
Çeçenistan, Hindistan, Filistin, Bosna, Keşmir.
Afganistan, Suriye, Arabistan ve Irak,
Hep çınarın parçası geri dön maziye bak.
 
Ey serpilen genç filiz çabuk büyü çınar ol!
Dikil zulmün önüne atan ulu çınar ol.
Onun gibi dünyaya tekrar adalet dağıt.
Sen dikilmezsen inan bitmeyecek bu ağıt.
Yıllar var ki mazlumlar yolunu beklemekte.
Nerdesin ulu çınar dalların inlemekte?
Çınar Osmanlı evlat, pınar yüce dinimiz.
Filiz ise evladım o da işte sizsiniz…
 
 
                              
 
 
 
 

 
Taha Furkan Dağıstanlı / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

06.06.2020, 06.06.2019, 06.06.2018, 06.06.2017, 06.06.2016, 06.06.2015, 06.06.2014, 06.06.2013, 06.06.2012, 06.06.2011, 06.06.2010, 06.06.2009, 06.06.2008, 06.06.2007, 06.06.2006, 06.06.2005, 06.06.2004, 06.06.2003, 06.06.2002


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2022

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.