HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 20 HAZİRAN 2021, PAZAR

Süveyda Yahut Lude şiirleri

16.05.2021 00:00:00
' Süveyda Yahut Lude şiirleri' seslendirme dosyası:
Türk Dil Kurumu, "Süveyda" kelimesinin anlamını kalpte olan siyah nokta ve kalpteki belirgin siyah benek olarak tanımlamaktadır. Daha çok tasavvuf erbabınca kullanılan bu kelime kalp kirliliği ve kalbin mertebeleri olarak da tanımlanmaktadır.

Bu kelime "Kubbealtı Sözlük"te ise (Ar. sevād "siyahlık, karartı"dan suveydā') türeyen bir kelime
olarak belirtilmiş, daha sonra bu kelimeye,
1. Kendisiyle, mümin kalbine tecellî eden Cenâbı Hakk'ın müşâhede edildiği ve kalbin tam ortasında bulunduğu kabul edilen siyah nokta, insan varlığında ilâhî tecellînin odak noktası,
2.. Tohumun içindeki embriyonu çevreleyen ve gelişinceye kadar beslenmesini sağlayan kısmı, besi dokusu, anlamları verilmiştir.
Yine aynı sözlükte: Süveydâ-i kalb – Süveydâü'l-kalb: tamlaması:
1. Kalbin ortasındaki bütün damarların birleştiği kara nokta,
2.Kalpte rûhun ve hayâtın merkezi olduğu kabul edilen nokta olarak tanımlanmaktadır.
Bu tanımların birleştiği noktaya göre  "Süveyda" insanın özüdür. Süveyda, basiret ve olgunluk merkezidir. Süveyda yürekte bulunan öyle bir noktadır ki insanın tüm varlığının özü oradadır. Bu öyle bir özdür ki maddi ve manevi alemlerin tümünü kuşatır. Nasıl ki bir meyvenin çekirdeğinde ağacın bütün şifreleri mevcutsa aynı şekilde süveydada bütün evren öz olarak mevcuttur.
Süveyda, gönlün merkezidir.

Gönül ise ilahi tecellilerin mekanıdır. Bu meyanda Profesör Doktor Haydar Baş: "Madde, insanın şekil verdiği malzemedir, insan, gönüldür gönül!" demektedir. İlahi sırların taşıyıcısı gönüldür. Kim gönlüne hakim olursa kim gönlünü bilirse kendini de bilir ve kim kendini bilirse Rabbini de bilir. Rabbini bilen kişi su ve toprak yani çamur hapishanesinden kurtulmuş, gönül muhabbetini bulmuş olur.
Kişi aşık olunca kalbindeki süveyda sıvısı, fokur fokur kaynamaya başlar. Öyle kaynar ki kabına sığmaz olur. Kabından taşar. Kalp bu sıvıyla kaplanır. Kalpteki siyah pıhtı, nihayet kana karışır, bu surette tüm vücudu zehir gibi dolaşır. Sonra bütün hücreleri ele geçirir. Aşığın kanını katran, hayatını zindan eder.

Aşık olan kalp ağırlaşır. Neredeyse yere göğe sığamayacak hale gelir. Bu hal tasavvuf erbabınca " kabz hali" olarak tanımlanır. Halk arasında kullanılan "göğsüne öküz oturmak" deyiminin tam tanımı kabz halidir.

Daim bir kederle kalp üzülür. O kadar çok üzülür ki ya yataklara düşüp komadaymış gibi kendinden geçer ya da şehirlere sığmaz kendini dağlara, çöllere atar. Yaralanmış ceylan gibidir aşık, şehirden ve insanlardan kaçtıkça kalbine saplanan oktan kurtulacağını zanneder ama bu mümkün değildir. Nereye giderse bu ok da onunla birlikte gelecektir. Ve ölene kadar onu terk etmeyecektir.

Halk arasında buna " kara sevda" denir. Tek çözüm yar ile vuslattır yoksa aşık mum gibi günden güne eriyip yok olacaktır.
Erime anı işte tam bu nokta, beşeri aşktan ilahi aşka geçiş noktasıdır. Aşık her nesnede hatta kendi bedeninde sevdiğini seyretmeye başlar. Yani kendi bedeni sevdiğine dönüşmüş, ulaşamadığı sevdiğini kendi gönlünde fark etmiştir. Titremeleri artan baygın haldeki Mecnun'a Leyla'yı getirirler. Bak, derler: "Aşkından kendinden geçtiğin, çöllere düştüğün Leyla burada." Mecnun: "Eğer o Leyla ise benim gönlümdeki Leyla kim ola?" der.

Profesör Doktor Haydar Baş'ın "Hakk' a Götüren Sevda" isimli makalesinde yine bir Mecnun misali verilir. "Leyla, madem beni bu kadar seviyor Mecnun, ispat etsin, bir kolunu kessin bana göndersin," der. Mecnun bıçağı alıp tam kolunu kesecekken birden durur: "Söyleyin Leyla'ya bende kesecek kol yok." der. Leyla bu cevaptan memnun olmaz. "Tamam kolunu kesmesin ama beni sevmeye devam etsin." diye haber gönderir. Mecnun haberciye: "Leyla beni, tamamen yanlış anlamış." der. "Ben ondan bir kol esirgediğimden kesmemezlik etmedim, istesin canımı da veririm. Tam kolumu kesecektim ki bu kol baktım Leyla'nın kolu. Bu durumda kimin kolunu kesip kime gönderiyorsun?" der.

Tasavvuf erbabı, insanın yaratılış sürecini yani bu sevdayı, "Bezmi Elest"ten başlatır. Elest meclisinde ruhlar" Cenabı Mutlak"ı müşâhede etmiş, onun cemalini görmeye mazhar olmuş, sesini işitmiş ve kokusuyla müşerref olmuştur. İlahi cilve gereği bu süreç ruhlara sonradan unutturulmuş ve ruhlar "beden kalıbı"na hapsedilerek sürgün diyarı olan dünyaya gönderilmiştir.

Dünyada hafızası sıfırlanmış olan ruh farkında olmadan" Elest Meclisi"ndeki güzellikleri yani Allah'ı aramaktadır. Bu arayış onu güzel olan her şeyi sevmeye sevk eder. Bu nedenle insan, güzel olan her şeyi sever, onun özlemini duyar. Güzel olan çiçekleri, böcekleri, hayvanları, sesi, konuyu, erkeği veya kadını sever. Bu sevgi aslında bir arayıştır. Ruhun Arayışıdır. Allah'a ulaşmanın yolu bu nedenle aşktır.

Kimi Allah'ı iktidarda, güçte, kuvvette arar, bunları sever. Kimileri malda, mülkte arar, parayı sever. Kimileri, insanlar tarafından tanımakta, takdir edilmekte ve sevilmekte arar, şöhreti sever. Kimileriyse Ayşe'de, Fatma'da, Zeynep'te, Ahmet'te, Mehmet'te, Hasan'da arar, şehveti sever. Ne var ki bu sevdiklerine sahip olduğu anda bir serap peşinde koştuğunu fark eder. Çünkü sahip olunan murat sıradanlaşır, önemini kaybeder. Kişi devamlı olarak sahip olduğuyla yetinmez, daha fazlasını arar. Onlara da sahip olur yine yetinmez, hırs yapar, hep daha fazlası, hep daha fazlası… Bu bir kısır döngüdür. Deniz suyu içmek gibidir. Ne kadar içersen iç susuzluğun dinmez. Ve koca bir ömür heder olur, gider. Oysa Allah'a ulaşmak için bilakis bütün bunları terketmek en azından kalbinden çıkarmak gerekir. Kişi Allah'a boş, bomboş, temiz, arınmış bir kalple gitmelidir. "Yokluğa, varlıkla gitmek, edepsizliktir, bu nedenle aşık " Hiç" olmak ister.

İşte kalpte bu olayların döndüğü nokta süveydadır. Hadisi Şerifte: " İnsanda bir et parçası vardır, o huzurluysa insan da huzurlu dur, o huzursuzsa insan da huzursuzdur." buyurulmaktadır. Kuranı Kerim'de ise: "Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur." ihtarı yer almaktadır.
Kalbin tatmin olması, temizlenmesi süveydanın temizlenmesi, kalbin kararmasıysa süveydanın kararmasıdır. Kalbini zikirle temizleyen tasavvuf erbabı, süveydasını ilahi tecellilere hazırlamaktadır. Yeteri kadar temizlenen ve bir ayna niteliği kazanan süveyda, ilahi tecellileri yansıtmaya başlar.

Cenabı Allah, bir kutsi hadiste: "Ben yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım." buyurmaktadır. Bu yönüyle insan kalbi de beytullahtır yani Allah'ın evidir. İnsan başlı başına bir dünya hatta bir kainattır. Dünyada Kabe nasıl Allah'ın eviyse beden evreninde de kalp Allah'ın evidir.
Tasavvuf erbabınca kalp kırmak Allah'ın evini yani Kabe'yi yıkmakla bir tutulmuştur. Bu nedenle Yunus Emre: "Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil. / Yetmiş iki millet dahi / Elin yüzün yumaz değil." demektedir. Yani İnsanın kalbindeki Allah yapısı Kabe'yi yıkıp kul yapısı, maddesi taş ve toprak olan Kabe'ye dönüp kıldığın namaz hakiki manada namaz olamaz. Geriye ne kalıyor? Abdest… Yetmiş iki millet dahi yani herkes bir şekilde elini, yüzünü yıkamaktadır.

Kıymetli okurlarım bu açıklamaların tümü bir girizgahtı. Edebiyat öğretmeni ve şair arkadaşım Ahmet Öztürk'ün "Lude Şiirleri" nin yeşerdiği iklimi ortaya koymak için yazdım, süveyda kavramını ve mahiyetini. Ahmet Öztürk şiirlerini anlamak ve bu şiirlerden keyif hatta feyiz almak istiyorsak şairin şiir evreni, yani Süveyda'sını da bir nebze tanımamız gerekiyor.

Şair, Lude Şiirlerinde hem halk edebiyatı hem de divan edebiyatı geleneğinden beslenmiş. İlgi alanı olan "ilahi aşk" mazmunlarını da şiirlerine ustaca yerleştirmiş. Onun dizelerini okurken  Karacaoğlan coşkunluğundan, Yunus Emre irfanından ve Fuzuli ızdırabından esintiler hissedeceğinizden eminim. Çünkü ben tüm bunları hissettim. Bazı dizelerinde ise neredeyse Mecnun'un ruhuna dokunacaktım. Sözü fazla uzatmadan sizi Lude Şiirleriyle başbaşa bırakıyorum.

        LUDE
 
Sarmış yüreğimi bir güli sevda;
Ki âleme gerçek değeri verir.
Gizlese de kalbin yangınlarını,
Bir damla yaş her şeyi ele verir.
Ki âleme gerçek değeri verir...

Aksini düşlerim senin ey Lude!
Garip bir aşığın yanık gönlünde.
Bu gönlünse asıl sahibi sensin.
Derdimse tek seni görmektir, sende.
Garip bir aşığın yanık gönlünde.

Berrak bir gecede yüzen mehtaba,
Neden bakıyorsun gözleri nemli?
Yaşıyorsun gizli saklı rüyada.
Sanki çektiğimiz az mı elemli?
Neden bakıyorsun gözleri nemli?

Bu ıslaklık beni yakıyor Lude!
Neden sanki bu manasız bekleyiş?
Bu yağmur ne, yoksa bahar mı mevsim?
Damla damla su ruhuma işlemiş.
Neden sanki bu manasız bekleyiş?

Hayır, su değil bu; efsunlu kezzap,
Sade cismi değil, ruhu yakıyor.
Cisim de yok, ruh da ve biz de yokuz.
Bu kezzap yokluğu yoka çakıyor!
Sade cismi değil ruhu yakıyor...

Söyle kaçmak için bu gayret neden?
Neden saklıyorsun duygularını?
Utanıyorsun belki, peki ya kimden?
Bir azap ki yakar rüyalarımı,
Neden saklıyorsun duygularını?

Gelmişken her şeyi alarak göze,
Güzel gözündeki o öfke neydi?
Daha başlamadan hummalı söze,
Yüzündeki şiddet ruhuma değdi.
Güzel gözündeki o öfke neydi?

Konuşsun gözlerin, dokunma sakın.
Anlarım içinde kopan feryadı!
Sedef saklasa da içindekini,
İncinin yerini bilir erbabı.
Anlarım içinde kopan feryadı!

Gonca mısın, henüz açan bir gül mü?
Bilmem, seni bir gün hangi el derer?
Çiğ tanesi, jale, şebnem, hep benim.
Bir zerreyim ki sonum sende biter...
Bilmem seni bir gün hangi el derer?

Bu kurak toprakta aşk da tükenir.
Sen de ben de bir gün hayal oluruz.
Bir gün, evet bir gün her şey tükenir.
Belki söylenmemiş masal oluruz.
Sen de ben de bir gün hayal oluruz.

Bir sevda can verdi dudaklarında.
Yüreğimin mektubu kan rengi artık.
Aşkım sallanırken budaklarında;
Var cansız ruhuma bir de kurşun sık.
Yüreğimin mektubu kan rengi artık...

İpekten bir koza örüp kendine,
Ah Lude! Tutsak olmamalıydın.
Kıymamalıydın ulvi sevgime,
Canlı canlı kabre dolmamalıydın.
Ah Lude! Katil olmamalıydın...

Hayır, sakın kaçma; dönme arkanı.
Bir kulak ver hele bir duy sesimi!
Yetmez mi bu kadar çektiğim azap?
Tüketirken ismin son nefesimi;
Bir kulak ver hele bir duy sesimi!

Benim mi, benim mi, söyle; bu vebal?
Bu öldüren ateş kimin ha, kimin?
Önce bir çift göz girmişti kanıma,
Sonra bir bakışla oldum esirin.
Bu öldüren ateş kimin ha, kimin?

Anladım bir yokluk ülkesiymiş aşk.
Sense; bu ülkede mağrur prenses...
Bir şeyim yok sana gönlümle geldim.
Yokluğa varlıkla gelmektir abes.
Sense bu ülkede mağrur prenses...

Sarmış yüreğimizi bir güli sevda;
Ki âleme gerçek değeri verir.
Gizlese de kalbin yangınlarını,
Bir damla yaş her şeyi ele verir.
Ki âleme gerçek değeri verir...
 
 
      LUDE'YE GAZEL I
 
Yıldızlar göz kırpar siyah gecede,
Dökülür saçının teline Lude!

Sevda rüzgârında savrulurum da,
Varamam ruhunun seline Lude!

Al beni çilenin son kıskacından,
Ulaştır vuslatın yeline Lude!

Aşk hazinesinden bir zerre diye,
Bir gülücük uzat deline Lude!

Ah kelebek olsam da konuversem,
Usulca körpecik eline Lude!

Eğer sevdan ile toprak olmuşsam,
Tozar savrulurum kime ne Lude!


LUDE'YE GAZEL II

Gecenin siyahı ne de yakışmış,
Aydınlık dolunay yüzüne Lude!

Kımıldar yapraklar esen rüzgârda,
Savrulur incecik dizine Lude!

Sakın döner aşktan tutkunum diye,
Kem düşünce koma özüne Lude!
Sevdadan anlamaz hissiz kalplerin,
Artık değer verme sözüne Lude!

Bir değil bin can feda ederim,
Siyah kirpiğine gözüne Lude!

Şaşma ruhumdan sızan bu beyitlere,
Düşmüşüm aşkının közüne Lude!
 
      LUDE'YE GAZEL III

Geceler kıskanır siyah saçını,
Beni acılara boyarsın Lude!

Neşe verip bir gülüşle âleme,
Ruhumu burgu burgu oyarsın Lude!

Kirpiğinle ok fırlatıp gönlüme,
Canımı cesetten soyarsın Lude!

Titreyen sesime kulak tıkayıp,
Ağyarın sözünü duyarsın Lude!

Kalbimden koparıp sevda tacını,
Bir vefasız kalbe koyarsın Lude!

Bu ulvi sevdanın önünde haşin,
Aşılmaz kaskatı duvarsın Lude!

Vefasız yar katleder sevda ufkunu,
Ufkumu katleden o yarsın Lude!
 

DİNLE EY LUDE!

Endamın gönlüme kurmuş bir pusu.
Derbeder yüreğim,  sevda mahpusu.
Ne bir fincan kahve, ne çay, ne de su,
Gözlerin mest eden bir çift mey Lude!

Olmadı bir türlü vuslata nazar.
Korkarım bizi de elbet yer mezar.
Lakin böylesi aşk,  kaç destan yazar?
Leyla mı Mecnun mu, O da ney Lude?

Vuslatına engel putları yıksam,
Titreyen gönülle karşına çıksam,
Ne olmuş sevgili sefil aşıksam?
Fark etmez değil mi, söyle hey Lude!

Kirpiğin ruhuma saplanan diken,
Bakışın sevdamıı sorguya çeken,
Gönül toprağına hasretlik eken,
Sözlerin. Ne paşa ne de bey Lude!

Gönül kalesinde, surda beliren
Seher vakti aşkta, sırda beliren
Bir yed-i Beyza mı Tur'da beliren?
Ellerin ellerin, başka şey Lude!

Yetişir koştuğum bunca, durak ver.
Kalbimi saplayacak bir dal, budak ver.
Bahtın ne fısıldar eğil kulak ver?
Eğil ve sessizce dinle ey Lude!
 
LUDE SULTAN NERDESİN?

Hasretinle sular yandı.
Serv- i revan nerdesin?
Feryadım arşa dayandı.
Gözümde kan nerdesin?

Akşam nerde, hani sabah?
Göklerde buz tutar eyvah.
Can veriyor ufukta ah!
Tuti figan nerdesin?

Yetişir ektiğim figan.
Keder büyütüyor zaman.
Sevdamdan sızıyor al kan;
Tenimde can nerdesin?

Hayal vuslat, kader firak,
Gözler duman, sineler çak,
Umutlarım hüzne tutsak;
Lude Sultan nerdesin?
 
 
 

 
Taha Furkan Dağıstanlı / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.