logo
11 AĞUSTOS 2026

Bu projeyle koyun keçi yetiştiriciliği artırılacak

Pazaryeri İlçe Tarım ve Orman Müdürü Serdar Sert, 'Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var' projesi hakkında bilgi vererek, "Koyun, keçi yetiştiriciliğinin yerli ve yerel ırklarla geliştirilmesi, Küçükbaş hayvan varlığının artırılması, Bölgesel üstünlüklerin ekonomik güce dönüştürülmesi, Bölgesel kaynaklarla bölgesel kalkınmayı hedeflemektedir" dedi.

26.11.2020 12:12:00
 
Bu projeyle koyun keçi yetiştiriciliği artırılacak
Bu projeyle koyun keçi yetiştiriciliği artırılacak
Pazaryeri İlçe Tarım ve Orman Müdürü Serdar Sert, 'Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var' projesi hakkında bilgi vererek, "Koyun, keçi yetiştiriciliğinin yerli ve yerel ırklarla geliştirilmesi, Küçükbaş hayvan varlığının artırılması, Bölgesel üstünlüklerin ekonomik güce dönüştürülmesi, Bölgesel kaynaklarla bölgesel kalkınmayı hedeflemektedir" dedi.

İlçe Müdürü Sert, hayata geçen 'Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var' proje ile küçükbaş hayvan sayısının arttırılmasının, var olan hayvanların nitelik olarak daha yüksek et veren türlere dönüştürülmesinin önünü açacağını aktardı. Proje kapsamında bilgiler veren İlçe Sert, 'Koyun keçi yetiştiriciliğinin yerli ve yerel ırklarla geliştirilmesi, Küçükbaş hayvan varlığının artırılması, Bölgesel üstünlüklerin ekonomik güce dönüştürülmesi, Bölgesel kaynaklarla bölgesel kalkınmayı hedeflemektedir. Bilecik Valiliğimiz, Bilecik Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Ziraat Bankası ve diğer paydaşlar ile birlikte yapılan protokol neticesinde hayata geçirilen projeden yararlanmak isteyenler çok güzel fırsatlar sunuldu. Projesi kapsamında 1 yıl geri ödemesiz 6 yıl geri ödemeli ve 100 bin TL'ye kadar 0 (sıfır) faizli damızlık koyun keçi projesinden faydalanmak isteyen üreticilerin Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğümüze başvuru yapmaları gerekmektedir' dedi.İHA

Adalet Bakanı Gürlek, 11 yıl önceki dosyayı açtı


 
Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Yeni HTS ve baz istasyonu analizlerinden elde edilen delil ve bulgular doğrultusunda, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğümüzce bu sabah 5 şüpheliye yönelik operasyon gerçekleştirilmiş, şüphelilerin adreslerinde arama ve el koyma işlemleri ile gerekli adli işlemler başlatılmıştır" dedi.

11.08.2026 10:54:00 / Güncelleme: 11.08.2026 10:57:13
Haber Merkezi/AA
 
 Adalet Bakanı Gürlek, 11 yıl önceki dosyayı açtı
 Adalet Bakanı Gürlek, 11 yıl önceki dosyayı açtı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Fenerbahçe Futbol A Takımı'na 4 Nisan 2015'te Trabzon'da gerçekleştirilen silahlı saldırıya yönelik dosyada HTS ve baz istasyonu analizi doğrultusunda 5 şüpheliye operasyon düzenlendiğini bildirdi.

Bakan Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımını taşıyan otobüse 4 Nisan 2015'de Trabzon'da gerçekleştirilen silahlı saldırının hafızalardaki yerini koruduğunu ifade ederek, otobüs şoförünün ağır yaralandığı, futbolcuların ve kulüp görevlilerinin büyük bir tehlike atlattığı bu saldırının milletin vicdanında bir yara olarak kaldığını belirtti.

Dosya raftan indirildi

Gürlek, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının çalışmaları kapsamında dosyanın yeniden ele alındığını hatırlatarak, yeni teknolojik imkanlar ve güncel inceleme yöntemleri kullanılarak bütün delillerin tekrar değerlendirildiğini ifade etti.

Gürlek, şunları kaydetti: "Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında yapılan yeni HTS ve baz istasyonu analizlerinden elde edilen delil ve bulgular doğrultusunda, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğümüzce bu sabah 5 şüpheliye yönelik operasyon gerçekleştirilmiş, şüphelilerin adreslerinde arama ve el koyma işlemleri ile gerekli adli işlemler başlatılmıştır. Bu soruşturmanın tek amacı, 11 yıl önce gerçekleştirilen bu menfur saldırının arkasındaki kişi veya kişileri somut delillerle ortaya çıkarmaktır. Hangi takıma, hangi sporcuya veya hangi taraftar grubuna yönelirse yönelsin, spor alanındaki şiddete karşı tavrımız nettir. Bu vesileyle Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüze, özellikle Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımıza, soruşturmayı titizlikle yürüten Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığımıza, görev alan Cumhuriyet savcılarımıza, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğümüze ve emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum."

Gözaltına alınanların kimlikleri açıklanmadı.

Kurşun rütbe sormadı ama iktidar soruyor

Ankara Güvenpark’ta rütbe ayrımı yapılmaksızın adil özlük hakları talebiyle yaklaşık üç haftadır oturma eylemi yapan er şehit yakınları ile erbaş ve er statüsündeki gazilerin hak arayışı, polis barikatına ve iktidarın sert duvarına çarptı

10.08.2026 22:21:00
Haber Merkezi
 
Kurşun rütbe sormadı ama iktidar soruyor
Kurşun rütbe sormadı ama iktidar soruyor
Ankara Güvenpark'ta rütbe ayrımı yapılmaksızın adil özlük hakları talebiyle yaklaşık üç haftadır oturma eylemi yapan er şehit yakınları ile erbaş ve er statüsündeki gazilerin hak arayışı, polis barikatına ve iktidarın sert duvarına çarptı.

Taleplerini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) taşımak amacıyla barışçıl bir yürüyüş başlatan kahramanların önü çevik kuvvet ekipleri tarafından kesilirken, yükselen tansiyon sonrası polis barikatı önünde arbede yaşandı.

Vatan savunmasında uzuvlarını kaybeden gazilerin demokratik hak arayışına yönelik bu sert müdahale, kamuoyunda ve muhalefet kanadında iktidara karşı büyük bir tepki dalgasına yol açtı.

Gazilere Meclis yolunda abluka ve barikat



Türkiye'nin 81 ilinden Ankara'ya gelerek seslerini duyurmaya çalışan er gaziler ve şehit aileleri, rütbeli personel ile aralarındaki maaş ve sosyal hak uçurumunun kapatılmasını talep ediyor.

Hak mücadelelerini duyurabilmek adına son çare olarak TBMM'ye yürümek isteyen grubun etrafı polis ekiplerince sarıldı. "Biz buraya para istemeye gelmedik, bu ülke için bedel ödedik" diyerek isyan eden malul gazilerin ve acılı ailelerin meclis yolunda önüne set çekilmesi, başkentte vicdanları yaralayan görüntülere sahne oldu.

Hulusi Akar'ın Vicdanları Yaralayan "Evinize Gidin" Çıkışı



Sürecin başından beri eleştirilerin odağında yer alan eski Genelkurmay Başkanı, eski Milli Savunma Bakanı ve mevcut TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, eylem yapan gazilere karşı takındığı tepki çeken tavır nedeniyle sert şekilde eleştiriliyor. Akar'ın komisyon görüşmeleri sırasında şehit yakınları ve gazilere yönelik sarf ettiği iddia edilen şu sözler muhalefetin ve gazi derneklerinin büyük tepkisini topladı:

"Gerçekleri görün, evinize gidin oturun, kendinizi kullandırtmayın. Polemik üretmeye çalışanların oyuncağı olmayın."

Yıllarca komutası altında çarpışan, terörle mücadelede gözünü, kolunu, bacağını feda eden askerlerin hak arayışını "siyasi istismar" ve "provokasyon" olarak nitelendiren Akar, gazileri dinlemek ve adil bir yasa tasarısı hazırlamak yerine adeta "fırça atmayı" tercih etti

"Bizi bu yollara düşürenler utansın"

Hak arayışları engellenen er gaziler, Milli Savunma Komisyonu'nun kendilerini muhatap almadan, alanın sesini dinlemeden, kendilerine yakın sivil toplum örgütleriyle "kafalara göre" bir torba yasa tasarısı hazırladığını belirtiyor.

Güvenpark'ta açlık grevine başlayan ve polis barikatı karşısında gözyaşlarını tutamayan gazilerin "Bizi bu yollara düşürenler utansın. Reva mı bize bu yapılan?" feryatları, iktidarın terörle mücadele eden er ve erbaşları üvey evlat olarak gördüğü eleştirilerini bir kez daha tescilledi

Ümit Özdağ Birinci Meclis’ten seslendi

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, TBMM gündemindeki "Çerçeve Yasa" teklifine karşı tarihi Birinci Meclis önünde sert açıklamalarda bulundu. Özdağ, "Uğursuz Sevr Antlaşması'nın 106. yıl dönümünde önümüze yeni bir Sevr tasarımı konuluyor. Türkiye; Yugoslavya, Irak ve Lübnan yapılmak isteniyor" dedi

10.08.2026 16:30:00
Haber Merkezi
 
Ümit Özdağ Birinci Meclis’ten seslendi
Ümit Özdağ Birinci Meclis’ten seslendi
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne karşı Ankara'da tarihi bir protestoya imza attı. Siyasi liderlere ve vatandaşlara yaptığı çağrının ardından bugün saat 14.00'te Birinci TBMM Binası önünde toplanan kalabalığa seslenen Özdağ, iktidarı ve tasarıya destek veren muhalefeti hedef alan, son dönemin en sert ve kapsamlı konuşmasını gerçekleştirdi.

"Sevr'in yıl dönümünde Türkiye'yi bölme tasarısı Melis'te"

Konuşmasına bugünün tarihi anlamına vurgu yaparak başlayan Zafer Partisi lideri Özdağ, "Bugün 10 Ağustos 2026. Büyük Türk milletinin adeta esir alınmak istendiği, Türk vatanının bin parçaya bölünerek emperyalizmin işgaline açıldığı uğursuz Sevr Antlaşması'nın 106. yıl dönümüdür. Nasıl bir tesadüftür ki, tam da bugünün yıl dönümünde; PKK'lı teröristlere af getirecek, bebek katillerine siyasi statü verecek ve Türkiye'nin federalleşerek bölünmesine zemin hazırlayacak bir sürecin ilk adımı TBMM'ye getiriliyor. Karşımızdaki yasa tasarısı, sıradan bir kanun teklifi değildir; bu, Türk devleti ve Türk milletine karşı açıkça işlenmek istenen anayasal bir suçtur, yeni bir Sevr tasarımıdır!" ifadelerini kullandı.

"Kahraman ordu sınırda ezdi, iktidar Ankara'da can suyu veriyor"

Terörle mücadeledeki çelişkilere dikkat çeken Özdağ, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

"Kandil'e götürülüp getirilen iliştirilmiş gazeteciler, günlerdir ekranlarda 'Türkiye PKK'yı askeri olarak yenemedi, o yüzden mecburen masaya oturuluyor' propagandası yapıyor. Bu, Türk ordusuna atılmış en büyük iftiradır! Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri, sınır ötesinde yürüttüğü Kilit-Pençe Operasyonları ile PKK terör örgütünü askeri olarak tam anlamıyla ezmiş, bitme noktasına getirmiştir. Türk devleti PKK'ya yenilmemiştir! Ancak tam terörün beli kırılmışken, Ankara'da kapalı kapılar ardında yürütülen bu karanlık müzakereler terör örgütüne can suyu olmaktadır. Örgütün kendini feshedeceği yalanını ortaya atıyorlar. Soruyorum size: PKK'nın Suriye uzantısı olan, sınırımızda ağır silahlarla donatılmış YPG'nin silahlarını da toplayacak mısınız? Tabii ki hayır! Bu tasarı, Türkiye Cumhuriyeti'ni tasfiye etme projesidir."

"Cezaevindeki adli mahkûmların suçu ne? Yeterince adam öldürmemeleri mi?"

Yasa teklifinin hukuki adalet zeminini tamamen yok ettiğini savunan Ümit Özdağ, cezaevlerindeki duruma dikkat çekerek sert bir karşılaştırma yaptı:

"Bu getirilen yasa, PKK'ya özel olarak dizayn edilmiş örtülü bir af yasasıdır. Buradan sormak istiyorum: Şu anda Türk cezaevlerinde bulunan yüz binlerce adli mahkûmun günahı ne? Onların suçu ne? Yeterince adam öldürmemiş olmaları mı? Arkalarına yabancı istihbarat servislerini alıp devlete silah çekmemiş olmaları mı? Teröristi, bebek katilini 'bütünleşme' adı altında sokağa salarken, kader kurbanı adli mahkûmları içeride tutamazsınız. Bu yasa geçtiği an, Türkiye'de hukuk devleti de adalet duygusu da tamamen ortadan kalkar."

"Tarihi Lozan mirasını inkâr edip Sevr masasına oturmuştur"

Konuşmasında muhalefet partilerini, özellikle de Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'i çok sert bir dille eleştiren Özdağ, şu çağrıyı yaptı:

"Bu yasayı meclise getiren DAM ittifakını, yani DEM-AK Parti-MHP blokunu anlıyoruz, onların amacı belli. Ancak bu ülkenin kurucu partisi olduğunu iddia eden CHP'nin de bu yasa tasarısının altına imza atmış olması, arkasında durması içimizi acıtmaktadır. Bir Türk milliyetçisi olarak söylüyorum: CHP, kendi tarihi Lozan mirasını inkâr ederek Sevr masasına oturmuştur. Sayın Özgür Özel'e de sesleniyorum; 'Kürt'ün anasıyla Türk'ün anasını ayırmıyorum' diyerek bu hıyaneti meşrulaştıramazsınız. Derhal Atatürk'ün çizgisine dönün! Bu yasaya 'evet' diyerek, Türk devletinin temeline dinamit koyan bu suçun ortağı olmayın!"

"Millet 'eşit yurttaşlık' yalanıyla bölünmeye götürülüyor"

Yeni Parti programlarında yer alan kavramları eleştiren Özdağ, "Anayasa'nın 10. maddesine göre zaten bu ülkede tüm vatandaşlar kanun önünde eşittir. Ancak bunlar, PKK'nın bir dili ve bölücü bir kavram olan 'eşit yurttaşlık' maskesinin arkasına sığınıyorlar. Amaçları Türk ve Kürt diye iki ayrı siyasi ve hukuki kimlik oluşturmaktır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki şerhleri kaldırarak federalizmin, yani bölünmenin kapısını açmak istiyorlar. Türkiye'yi Yugoslavya gibi parçalamak, Irak ve Lübnan gibi etnik-mezhepsel savaşların içine atmak istiyorlar. Zafer Partisi buradayken buna asla izin vermeyeceğiz! Geçmişte Öcalan ile İmralı'da yapılan 67 sayfalık gizli görüşme notlarının sadece 4 sayfasını açıklayıp kalanını sansürleyenler, milletten ne gizlediklerini açıklamak zorundadır!" şeklinde konuştu.

"Gazilerimizi kirli pazarlıklarına alet ediyorlar"

Özdağ, basın açıklamasının ardından gazetecilerin, "Çerçeve yasayla birlikte Meclis'te bir de gazilere yönelik yasa teklifi var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ise şu tarihi yanıtı verdi:

"Gazilerimizin sorunları ne yazık ki yıllardır çözülmedi. Ancak terör örgütüne af çıkaran bir yasayla, bu vatan için göğsünü siper etmiş kahraman gazilerimizin yasasını aynı anda, tek paket halinde TBMM'ye getirmek en hafif tabirle ahlaksızlıktır, etik değildir ve kabul edilemez! Gazilerimiz bir mali ya da ekonomik mücadele vermiyor; onlar bu ülkenin var olma mücadelesinin yaşayan abideleridir. Teröristleri affetmek için gazilerimizin arkasına saklanmasınlar. Biz sonuna kadar gazilerimizin yanındayız, teröristlerin ise tam karşısındayız!"

"Büyük Türk milleti, öfkeni ve iradeni sandığa taşı!"

Konuşmasının sonunda meydanı dolduran binlerce vatandaşa seslenen Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ, karamsarlık dalgasına karşı direniş çağrısı yaptı:

"Büyük Türk milleti; iradeniz gasp edilmek, geleceğiniz kapalı kapılar ardında satılmak isteniyor. Ama asla umutsuzluğa kapılmayın! Biz buradayız, Kuvay-ı Milliye ruhuyla Birinci Meclis'in önündeyiz. Bu hıyanet sarmalına karşı en büyük silahınız demokratik iradenizdir. Bu ülkenin sessiz çoğunluğuna sesleniyorum: İçinizdeki haklı öfkeyi, vatan sevginizi kaybetmeyin ve bu tepkiyi ilk seçimde sandığa taşıyın! Er ya da geç Zafer, Türk milletinin olacak!"

Özdağ'ın konuşması meydanda toplanan kalabalığın attığı "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz", "Vatan Sana Canım Feda" ve "Teröre Af Yok, Sevr'e Geçit Yok!" sloganlarıyla sık sık kesildi. Basın açıklamasının ardından Ümit Özdağ ve Zafer Partisi Başkanlık Divanı heyeti, Birinci Meclis binası önünde vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirerek alandan ayrıldı.

Dervişoğlu: 'Kürt ile PKK'yı yan yana getirdiniz'

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin, "Biz, 'hayır' diyeceğiz. Tarihin doğru yerinde duracağız" dedi

 

10.08.2026 15:30:00
Anadolu Ajansı
 
Dervişoğlu: 'Kürt ile PKK'yı yan yana getirdiniz'
Dervişoğlu: 'Kürt ile PKK'yı yan yana getirdiniz'

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde yaptığı konuşmada, söz konusu kanun teklifinin Türk milletinden gizlendiğini, teklifi imzalayanların da ilk aşamada teklifin içeriğinden habersiz olduğunu savundu. Dervişoğlu, "Bu kanun teklifini TBMM mi hazırlamıştır ki onun onayına sunulmaktadır' Meclis, sürecin başındaki gibi, sadece bir tescil makamına indirgenmiştir. Türk milletinin hüküm mührü, onun bilgisi ve rızası dışında, cebren kullanılmıştır." diye konuştu.

Dünyadaki silahlı örgütlerin sona erdirilmesi süreçlerini anlatan Dervişoğlu, önce silahın, doğrulanabilir biçimde toplanıp imha edilmesi, yönetici kademesinin fiilen çözülmesi ve ancak bunlardan sonra hukuki adımların atılması gerektiğini belirtti.

Kolombiya, Kuzey İrlanda, İspanya, Endonezya ve Güney Afrika'yı hatırlatan, bunların hiçbirinde yasal düzenleme ve ceza indirimlerinin silahsızlanmanın nesnel biçimde doğrulanmasından önce yapılmadığını dile getiren Dervişoğlu, "Silahsızlanma, dağılma, entegrasyon sıralaması bu yasal düzenlemede fiilen tersine çevrilmiştir. Önce hukuki kazanım verilmekte, belirsiz bir gelecekte de silahsızlanma, vaat haline gelmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Bir terör örgütünün silahsızlandırılmasına ve tasfiyesine itiraz etmediklerini belirten Dervişoğlu, ancak teklifle yapılanın bu olmadığını savundu. Terörsüz Türkiye sürecine yönelik eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, "Milletimiz o eşsiz ferasetiyle bu oyuna gelmemişken, Kürt ile PKK'nın bir arada anılmasına asla müsaade etmemişken, çalakalem hazırladığınız bu metinle, Kürt'ü ve PKK'yı yan yana getirmeye yeltendiğiniz için bu bir kalkışmadır. Terörsüz Türkiye diye yola çıkıp, İmralı'daki müebbetlik hükümlüyü, Kürtlere kayyım atamaya çalıştığınız için kalkışmadır." dedi.

Terör örgütü PKK/KCK'nın silah bırakması ve bunların teyit edilmesi konusuna yönelik değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, örgütün Suriye kolunun kendini feshetmediğini, "sivil toplum kisvesi" altında yaygınlaştığını söyledi.

Örgütün İran kolu PJAK'ın da silah bırakmadığını belirten Dervişoğlu, "Bu işe 'evet' diyen hiçbir Allah'ın kulu sormuyor mu kendine, oralarda neden silah bırakılmıyor diye' Gerçek şu, PKK silah bırakmıyor, yöntem değiştiriyor. İktidar ortakları da üç beş oy uğruna, anayasa değişikliği uğruna, ömür boyu başkanlık uğruna bu kirli oyunu milletimize 'Terörsüz Türkiye' diye pazarlamaya çalışıyor. Milletimizin huzurunda, tarihe not düşüyorum, terör bitmiyor. Bir yerde yine silahlanıyor, bir yerde devletleşiyor, bir yerde de silahla yapamadığını, siyasetle yapmak üzere meşrulaştırılıyor." ifadelerini kullandı.

Teklif kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin oluşturulacak bir kurul tarafından yapılacağını anımsatan Dervişoğlu, teklifle yetkinin, üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir kurula bırakıldığını belirterek, bu durumu eleştirdi.

Teklifle bir başka kurulun daha oluşturulacağını bildiren Dervişoğlu, "Bir kurul daha oluşturulacakmış. O da kanun yürürlüğe girdikten sonra, terör faaliyetlerinden dolayı yapılacak soruşturma ve kovuşturmalara izin verecekmiş. Yani, burada da savcılar yetkisiz kılınmaktadır. Bir suç işlenirse, soruşturma için kurulun izni gerekecek. Tıpkı kamu görevlilerinin yargılanması hakkındaki kanunun kopyası gibi." diye konuştu.

Teklifin 10. maddesiyle kanun teklifi kapsamında görev yapan herkese "mutlak bir sorumsuzluk zırhı"nın giydirildiğini kaydeden Dervişoğlu, bunu "beyhude" olarak nitelendirdi.

Dervişoğlu, "12 Eylül darbecileri Anayasa'ya geçici bir madde koyup, kendilerine koruma kalkanı yaptılar. Sonuç ne oldu' Devran değişti ve yargılanıp, 40 yıl sonra da olsa ceza aldılar. Bunu yapan iktidar, bu gerçeği görmüyor olamaz. Bugün, kendiniz için yazdığınız koruma hükümlerinin, yarın, sizi hukukun önünde hesap vermekten kurtaracağını mı zannediyorsunuz' İktidarlar değişir, kanunlar değişir, hesap değişmez." dedi.

"Bu metin fail odaklıdır"

Kanun teklifi metninin fail odaklı olduğunu savunan Dervişoğlu, teklifte mağdurun görmezden gelindiğini, zararın tazminiyle ilgilenilmediğini söyledi. Dervişoğlu, şöyle konuştu:

"Yıllarca evladının, eşinin, kardeşinin failinin cezalandırılmasını bekleyen aileler yok sayılarak, dosyalar idari bir kurulun kararıyla, bir gecede kapanabilecektir. Milli birlik, hukukun bir örgüte göre esnetilmesiyle değil, devletin meşru düzeninin tavizsiz korunmasıyla ayakta kalır. Devlet, bir grubun, bir zümrenin, bir iktidarın mülkü değildir. Devlet, büyük Türk milletinindir. Bu Gazi Meclis, milletin helal oylarıyla kurulmuş, milli egemenliğin tecelligahıdır. Kapalı kapılar ardında şekillenen bir mutabakat, Meclis'in iradesiymiş gibi önümüze getirilemez."

Meclis'in açılışında milletvekillerinin yemin ederek görevlerine başladığını hatırlatan Dervişoğlu, söz konusu teklife "hayır" oyu vereceklerini vurguladı. Dervişoğlu, "Biz, 'hayır' diyeceğiz. Tarihin doğru yerinde duracağız. Milletimizin huzurunda, namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yeminimize sadık kalacağız." dedi.

10 Ağustos 1920'de "Sevr denilen teslimiyet belgesinin imzalandığını" bildiren Dervişoğlu, dönemin İstanbul Hükümetinin ve mütareke basınının söz konusu metni "artık kan dursun" diyerek alkışladığını söyledi. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

"O gün Anadolu'da, Milli Mücadele'yi ve Misakımilli'yi savunanlar, 'Marjinal' ve 'kanun tanımaz' ilan edilmişti. Ama bu Cumhuriyeti kuran, o gün alkışlanan iktidar sahipleri değil, o gün horlanan, o bir avuç kahramandı. 106 yıl sonra bugün de bu Genel Kurulda, aynı sınavdan geçiyoruz. Tarih, çoğunluğun o gün yaptığı alkışları değil, hakikatin yanında duranların sesini yansıtmıştır. Emin olun, bundan sonra da tarih, neye mal olacağını bilmeden veya umursamadan, emirle el kaldıranları değil, doğru zamanda, doğru kararı verenleri yüceltip tarihe kaydedecektir."

Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri tarafından Osmanlı İmparatorluğu’na dikte edilen ve Türk milletini tarihten silmeyi amaçlayan Sevr Antlaşması, imzalanışının yıl dönümünde tarih meraklıları tarafından inceleniyor. Peki, Türk tarihinin en ağır dayatmalarından biri olan bu belge nasıl imzalandı, hangi ağır maddeleri içeriyordu ve Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Ankara hükûmeti tarafından nasıl geçersiz kılındı? İşte tarihin akışını değiştiren o sürecin tüm detayları

10.08.2026 15:10:00
Eyüp Kabil
 
Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?
Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?
Birinci Dünya Savaşı'nı kaybettiği sayılan Osmanlı İmparatorluğu için İtilaf Devletleri, diğer yenik devletlerden çok daha sonra bir paylaşım planı hazırladı. İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmakta zorlandıkları için planı ancak Nisan 1920'de, İtalya'nın San Remo kentinde düzenledikleri konferansta olgunlaştırabildi.

Burada hazırlanan ağır taslak, Mayıs 1920'de Paris'e davet edilen Osmanlı heyetine sunuldu. Dönemin Sadrazamı Damat Ferit Paşa ve Osmanlı delegeleri, şartların ağırlığı karşısında şoke olsalar da İtilaf Devletleri'nin Anadolu'daki işgalleri artırma baskısı ve Yunan ordusunun Bursa ile Edirne'yi ele geçirmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldılar.


Saltanat Şurası ve Bağdat Caddesi'nde atılan imzalar


İstanbul'da somut bir baskı hisseden Padişah Vahdettin, antlaşmayı değerlendirmek üzere Yıldız Sarayı'nda "Saltanat Şurası"nı topladı. Şurada bulunanların büyük çoğunluğu, devletin tamamen yok olmasını engellemek adına antlaşmanın imzalanması yönünde görüş bildirdi. Yalnızca Topçu Feriki Rıza Paşa bu karara karşı çıktı.

Takvimler 10 Ağustos 1920 tarihini gösterdiğinde, Fransa'nın başkenti Paris yakınlarındaki Sèvres (Sevr) kasabasında bulunan bir porselen fabrikasında imza töreni düzenlendi. Osmanlı adına antlaşmayı şu isimler imzaladı:

• Rıza Tevfik (Bölükbaşı)

• Reşat Halis

• Hadi Paşa


Sevr Antlaşması'nın ağır içeriği: Türk milletine yaşam hakkı tanınmadı


Toplamda 433 maddeden oluşan bu ağır belge, Osmanlı İmparatorluğu'nu fiilen ortadan kaldırıyor ve Türk milletini Orta Anadolu'da küçük bir toprak parçasına hapsediyordu. Antlaşmanın öne çıkan en kritik maddeleri şunlardı:

• Toprak Paylaşımı: İstanbul ve çevresi Osmanlı'da kalacak, ancak azınlıkların hakları gözetilmezse bu topraklar da elinden alınacaktı. İzmir ve çevresi ile Batı Trakya Yunanistan'a verilecekti. Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri Fransa, İngiltere ve İtalya arasında paylaştırılacaktı. Doğu Anadolu'da bağımsız Ermeni ve özerk Kürt devletleri kurulacaktı.

• Askeri Kısıtlamalar: Osmanlı ordusu tamamen tasfiye edilecek, ağır silahları ve uçakları bulunmayan, sadece iç güvenliği sağlayacak 50 bin 700 kişilik sembolik bir kuvvet bulundurulabilecekti. Zorunlu askerlik kaldırılacaktı.

• Mali ve Ekonomik Boyunduruk: Osmanlı maliyesi, tamamen İtilaf Devletleri'nin temsilcilerinden oluşan bir komisyonun denetimine girecekti. Kapitülasyonlar en ağır şekilde yeniden yürürlüğe konacak ve tüm devletler bu haklardan yararlanacaktı.

• Boğazlar Yönetimi: İstanbul ve Çanakkale Boğazları, içinde Türk üye bulunmayan, kendine ait bayrağı ve bütçesi olan uluslararası bir boğazlar komisyonu tarafından yönetilecekti.


Ankara'nın tepkisi: "Hain ilan edildiler"


Antlaşmanın imzalanması, Ankara'da kurulan Büyük Millet Meclisi (BMB) tarafından çok sert bir tepkiyle karşılandı. Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki meclis, Türk milletinin bağımsızlığını tamamen yok eden bu belgeyi kesinlikle tanımadığını ilan etti.

19 Ağustos 1920'de toplanan meclis, Sevr Antlaşması'nı imzalayanları ve Saltanat Şurası'nda bu antlaşmaya onay verenleri "vatan haini" ilan etti. Ankara hükûmeti, bu antlaşmanın Türk milletinin iradesini yansıtmadığını tüm dünyaya duyurdu.


Hukuken ölü doğan, fiilen yıkılan belge


Sevr Antlaşması, tarihi bir ironi olarak hiçbir zaman hukuken yürürlüğe giremedi. Osmanlı Kanun-ı Esasisi'ne (Anayasası) göre bir antlaşmanın geçerli olabilmesi için Meclis-i Mebusan tarafından onaylanması gerekiyordu. Ancak İstanbul'un işgali sebebiyle meclis zaten kapatılmıştı. Bu nedenle antlaşma padişah tarafından onaylansa bile "ölü doğmuş bir antlaşma" olarak kaldı.

Asıl darbe ise askeri alanda vuruldu. Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı ve Türk milletinin topyekûm katıldığı Millî Mücadele (Kurtuluş Savaşı), Sevr'in sahada uygulanmasını engelledi. Doğu, Güney ve Batı cephelerinde kazanılan büyük askeri zaferler, Sevr Antlaşması'nı tamamen tarihin çöplüğüne gömdü.

Türk milletinin kanıyla ve canıyla yazdığı bu başarı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile taçlandırıldı. Lozan, Sevr'in yırtılıp atıldığının ve yeni, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğunun tüm dünyaya resmen ilan edildiği belge oldu.

Yolcu otobüsü kamyona çarptı: 1'i ağır 8 yaralı

Kayseri'den Didim'e seyir halinde olan Metro Turizm'e ait yolcu otobüsünün Uşak'ta kamyona arkadan çarpması sonucu meydana gelen kazada 1'i ağır 8 kişi yaralanarak kentte bulunan hastanelere kaldırıldı

10.08.2026 13:30:00
İHA
 
Yolcu otobüsü kamyona çarptı: 1'i ağır 8 yaralı
Yolcu otobüsü kamyona çarptı: 1'i ağır 8 yaralı
Kaza, Uşak-İzmir karayolu Ürün köyü yakınlarında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, H.A.(49) idaresindeki Metro Turizm'e ait 38 EP 467 plakalı yolcu otobüsü, aynı istikamette ilerleyen M.D.(45) yönetimindeki 80 AAC 821 plakalı kamyona arkadan çarptı.

Çevredeki vatandaşların durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirmesi üzerine bölgeye çok sayıda 112 Acil Sağlık, polis, jandarma, itfaiye ve AFAD ekibi sevk edildi. İtfaiye ve AFAD ekiplerince otobüste sıkışan muavin A.İ.P.(43), sıkıştığı yerden çıkarıldı. 112 Acil Sağlık ekiplerince muavin A.İ.P. ile 1'i çocuk 7 yolcu, kentte bulunan hastanelere kaldırıldı.

Muavin A.İ.P.'nin hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi.

Öte yandan, kazayla ilgili soruşturma başlatılırken, yolcu otobüsün Kayseri ilinden Aydın'ın Didim ilçesine gittiği öğrenildi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Meclis'te görüşülen Çerçeve Yasa Tasarısı hakkında X'teki sosyal medya hesabından, "Çerçeve yasaya, çerçevelik sorular" başlığıyla kritik sorular yöneltti

Meclis’ten bir yasanın geçmesi için salt çoğunluğun yeterli olmasına rağmen çerçeve yasaya Meclis'teki tüm partilerin desteğinin istenmesinin nedenini soran BTP lideri Hüseyin Baş, "çerçeve yasa neden milletin önüne götürülüp referanduma sunulmaya cesaret edilemiyor" diye sordu

10.08.2026 13:00:00
Ahmet Turan Yiğit
 
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Meclis'te görüşülen Çerçeve Yasa Tasarısı hakkında X'teki sosyal medya hesabından, "Çerçeve yasaya, çerçevelik sorular" başlığıyla kritik sorular yöneltti
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Meclis'te görüşülen Çerçeve Yasa Tasarısı hakkında X'teki sosyal medya hesabından, "Çerçeve yasaya, çerçevelik sorular" başlığıyla kritik sorular yöneltti
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Meclis'te görüşülen Çerçeve Yasa Tasarısı hakkında X'teki sosyal medya hesabından, "Çerçeve yasaya, çerçevelik sorular" başlığıyla kritik sorular yöneltti. Meclis'ten bir yasanın geçmesi için salt çoğunluğun yeterli olmasına rağmen çerçeve yasaya Meclis'teki tüm partilerin desteğinin istenmesinin nedenini soran BTP lideri Baş, "çerçeve yasa neden milletin önüne götürülüp referanduma sunulmaya cesaret edilemiyor" diye sordu. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, paylaşımında şu soruları yöneltti:

"1- Meclis'ten bir yasanın geçmesi için salt çoğunluk yeterliyken ve AK Parti, MHP ve DEM Parti bu sayıya çok rahat ulaşabiliyorken; çerçeve yasa için neden Meclis'teki tüm partilerin katılımı isteniyor?

2- Anayasa değişikliğinin ön adımı niteliğinde olduğu söylenen bu çerçeve yasa, iddia edildiği gibi herkesin istediği ve toplumsal mutabakatın sağlandığı bir düzenlemeyse, neden milletin önüne götürülüp referanduma sunulmaya cesaret edilemiyor?

3- Adı "toplumsal birliktelik" olan 12 maddelik yasa teklifinin içerisinde, toplumsal birlikteliği doğrudan sağlayacak hangi madde yer alıyor? (Hukuki değerlendirmem; teklif sadece infaz düzenlemesinden ibaret çerçeveyi böyle koymak lazım)

4- Terörist başının bu yasayı onayladığı basında yazılıp çiziliyor. Ne zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti'nde bir yasa çıkarılırken, Meclis'te milletin seçtiği vekillerin dışında herhangi bir kişinin onayı aranıyor?

5- Son olarak; aylardır komisyonda oturup kalktınız, toplantılar yaptınız… Allah aşkına, hazırladığınız yasa teklifi bu mu?"

Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti

Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti

10.08.2026 12:41:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti
 Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturmada tutuklanan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek CHP'den istifa etti.

CHP Genel Merkezi'ne sunduğu istifa dilekçesinde Çiçek, tutuklama gerekçesinde "gerçekliği kanıtlanmamış ve aynı gün içerisinde üretildiği anlaşılan sahte WhatsApp mesajlarının" delil olarak gösterildiğini savundu.

Partisinin Menderes Belediyesi'ne dönük soruşturmadan sonra kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesine de tepki gösteren Çiçek, hakkındaki suçlamalara dair savunmasının alınmadığını belirtti.

Çiçek, "Kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan, ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildim. Bana savunma hakkı tanınmadan, bu kez de emek verdiğim partim tarafından lekelendim" ifadelerini kullandı.

Çiçek, kendisiyle birlikte bazı Menderes Belediye Meclis üyelerinin de "gözden çıkarıldığını" savundu.

Çiçek'in istifa dilekçesinin tamamı şöyle:

"04.08.2026 günü sabaha karşı düzenlenen bir şafak operasyonuyla gözaltına alındım. Dosya üzerindeki gizlilik kararı nedeniyle, ifadem alınıncaya kadar gözaltına alınma gerekçemi dahi öğrenemedim. 07.08.2026 tarihinde ise "örgüt kurma" ve "irtikap" suçlamalarıyla tutuklandım.

Tutuklama gerekçesi olarak, gerçekliği kanıtlanmamış ve aynı gün içerisinde üretildiği anlaşılan sahte WhatsApp mesajları gösterilmiştir. Tarafıma bu mesajlar ile şantaj yapıldığı gün, 19.06.2026 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğim dilekçe ile açılan soruşturma dosyası yok sayılmıştır. BTK'ya telefon İMEİ tespiti taleplerim, sahte mesajların çözümlenmesi ve bilirkişi taleplerim dikkate alınmamış ama tutuklama dosyasında delil sayılmıştır. Daha da vahimi, bu sahte mesajlar kamuoyuna servis edilerek toplumda peşin bir suçluluk algısı yaratılmış; lekelenmeme hakkım ve masumiyet karinem hiçe sayılmıştır.

Anayasal güvence altındaki haklarımın bu şekilde göz ardı edildiği bir süreçte, yıllarımı verdiğim, her kademesinde siyasi mücadele yürüttüğüm Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi tarafından da; hakkımdaki suçlamalara ilişkin savunmam dahi alınmadan ve kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan, ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildim. Bana savunma hakkı tanınmadan, bu kez de emek verdiğim partim tarafından lekelendim.

Partim bana savunma hakkını dahi tanımazken, kendi çocuklarını yiyerek aklanmaya çalışıyor. Beni ve benimle birlikte gözden çıkardığınız meclis üyelerimizi hesaba katarak kurduğunuz Menderes Belediye Meclisi aritmetiği, umarım Menderes halkının iradesini hiçe sayacak kadar sizi iktidara yakınlaşma hırsına sürüklememiştir.

Şunu bilesiniz ki, kalbimdeki Cumhuriyet Halk Partisini yok edemeyeceksiniz. Bugün yıkılan çatının yarın yine emek verenlerin elleriyle, bu topraklar üzerinde yeniden inşa edileceğine olan umudum ve inancımla Cumhuriyet Halk Partisi'nden İSTİFA ediyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim."

Türkiye'de yaklaşık 60 istilacı böcek bulunuyor

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İzzet Akça, Türkiye'de 25-30 bin tür böcek bulunduğunu, farklı dönemlerde ülkeye giriş yaptığı belirlenen istilacı böcek sayısının ise 60'a yaklaştığını söyledi

 

10.08.2026 11:10:00 / Güncelleme: 10.08.2026 11:12:01
Anadolu Ajansı
 
Türkiye'de yaklaşık 60 istilacı böcek bulunuyor
Türkiye'de yaklaşık 60 istilacı böcek bulunuyor

Değişen iklim koşulları, uluslararası ticaret ve ulaşım ağlarının genişlemesi, dünyada ve Türkiye'de istilacı böceklerin yayılışını hızlandırıyor. Bu türler yalnızca tarımsal üretimi değil, biyolojik çeşitliliği ve halk sağlığını da tehdit ediyor.

Son yıllarda kahverengi kokarca, Asya kaplan sivrisineği, turunçgil uzun antenli böceği ve vampir kelebeği, domates güvesi gibi istilacı türlerin Türkiye'nin farklı bölgelerinde görülme sıklığı artıyor. Yüksek üreme kapasitesi, çok sayıda bitkiyle beslenebilme yetenekleri ve iklim değişikliğine uyum sağlayabilmeleri nedeniyle bu türlerle mücadele güçleşiyor.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İzzet Akça, doğada görülen her böceğin istilacı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Bir böceğin istilacı sayılabilmesi için doğal olarak bulunmadığı bir bölgeye sonradan gelmesi gerektiğine işaret eden Akça, "Burada yerleşmesi, hızla yayılması ve ekonomik ya da ekolojik zarar oluşturması gerekir. Bir bölgede yoğun görülmesi ya da önemli bir zararlı haline gelmesi tek başına onu istilacı yapmaz." ifadesini kullandı.

Akça, dünyada bugüne kadar yaklaşık 1 milyon 200 bin böcek türünün tanımlandığını anımsatarak, gerçek tür sayısının ise 5 milyonun üzerinde olduğunun tahmin edildiğini ve bu türlerin büyük bölümünün zararlı olmadığını kaydetti.

Toplumda böceklere karşı genel olumsuz algı bulunduğuna dikkati çeken Akça, "Doğadaki böceklerin yalnızca yüzde 1 ila 3'ü zararlıdır. Yaklaşık yüzde 20-30'u ise faydalı böceklerden oluşur. Geri kalan büyük bölüm, organik maddelerin ayrışması, toprak oluşumu ve ekosistemin devamlılığı açısından önemli görevler üstlenir." diye konuştu.

Dünya genelinde bugüne kadar yaklaşık 1000 ila 1500 istilacı böcek türünün tespit edildiğini belirten Akça, "Türkiye'de 25-30 bin tür böcek bulunuyor, farklı dönemlerde ülkeye giriş yaptığı belirlenen istilacı böcek sayısı ise 60'a yaklaştı." dedi.

Akça, Türkiye'de ekonomik açıdan en fazla sorun oluşturan istilacı türlerin başında kahverengi kokarca, turunçgil uzun antenli böceği, Asya kaplan sivrisineği, vampir kelebeği ve domates güvesi (Tuta absoluta) geldiğini ifade ederek, kahverengi kokarca başta olmak üzere birçok istilacı türün meyve ve sebze üretiminde ciddi verim ve kalite kayıplarına neden olduğunu söyledi.

Asya kaplan sivrisineğinin ise doğrudan halk sağlığını ilgilendiren ayrı bir risk oluşturduğuna işaret eden Akça, "Diğer istilacı türler daha çok tarımsal zararlıdır ancak Asya kaplan sivrisineği halk sağlığı açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir türdür." dedi.

"Kene istilacı bir böcek değildir"

Akça sözlerini şöyle sürdürdü:

"Toplumda sıkça karıştırılan konulardan biri de kene, bunlar istilacı bir böcek değildir. Zaten böcek de değildir, akar grubunda yer alır. Ancak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'nin taşıyıcısı olması nedeniyle insan sağlığı açısından son derece önemlidir. İklim değişikliğiyle birlikte popülasyonunda artış gözlenmektedir."

Küresel ısınma tek neden değil

İstilacı türlerin yayılışının yalnızca iklim değişikliğine bağlanamayacağını belirten Akça, küresel ticaret, lojistik ağları ve insanların hareketliliğinin de önemli rol oynadığını anlattı.

Akça, küresel ısınmanın özellikle yüksek üreme kapasitesine sahip türlerin daha fazla nesil vermesine imkan sağladığına işaret ederek, "Kahverengi kokarca 300'ün üzerinde bitkiyle beslenebiliyor. Bu da neredeyse karşılaştığı her bitkiden beslenebileceği anlamına geliyor. Turunçgil uzun antenli böceği de çok sayıda meyve ve süs bitkisinde yaşayabiliyor. Bu özellikler onların yeni bölgelere uyum sağlamasını kolaylaştırıyor." dedi.

Uluslararası taşımacılığın da istilacı türlerin yayılmasını hızlandırdığını belirten Akça, "Bir kahverengi kokarca kamyonun kasasında değil, dış yüzeyinde bile yüzlerce kilometre taşınabiliyor. Gürcistan sınırından çıkan bir araçla Adana'ya kadar ulaşabiliyor. Bu dayanıklılıkları istilacı olmalarında önemli rol oynuyor." diye konuştu.

Akça, kahverengi kokarcanın 2017'de Türkiye'de görülmeye başladığını, kısa sürede Karadeniz Bölgesi'nden Marmara ve iç kesimlere doğru yayıldığını söyledi.

Mücadelede tek yöntem yeterli değil

İstilacı böceklerle mücadelede sadece ilaçlamanın çözüm olmadığına dikkati çeken Akça, zararlının yaşam döngüsünün ayrıntılı şekilde bilinmesi gerektiğini vurguladı.

Akça, kahverengi kokarcaya karşı birçok ülkede biyolojik mücadelede başarı sağlayan samuray arısının Türkiye'de de farklı bölgelerde doğaya salındığını aktardı.

Yalnızca samuray arısını doğaya bırakmanın yeterli olmadığını, kimyasal mücadelenin de yapılması gerektiğini belirten Akça, mücadelenin uzun süre alabileceğini kaydetti.

Akça, vatandaşların özellikle kışlama döneminde biyosidal ürünlerle koruyucu uygulamalar yapabileceğinin altını çizerek, "Bu tür doğrudan insanı sokan ya da zehirleyen bir böcek değil ancak evlerde yoğun görülmesi nedeniyle yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle yalnızca tarımsal üretim açısından değil, günlük yaşam açısından da önemli bir sorun oluşturuyor." diyerek sözlerini tamamladı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesini Adalet Bakanlığında kabul etti

Adalet Bakanı Akın Gürlek, bugün saat 12.00'da Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesini Adalet Bakanlığında kabul etti

10.08.2026 10:59:00 / Güncelleme: 10.08.2026 12:41:06
Haber Merkezi
 
 Adalet Bakanı Akın Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesini Adalet Bakanlığında kabul etti
 Adalet Bakanı Akın Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesini Adalet Bakanlığında kabul etti
Adalet Bakanı Akın Gürlek, bugün saat 12.00'da Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu ve oğlu Fatih Furkan Yazıcıoğlu'nu Adalet Bakanlığında kabul etti.
 
Haziran ayında Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, sekiz yıldır sürdürdüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na devretti. Soruşturmaya ait 190 klasör ve adli emanetler Ankara'ya ulaştırıldı; böylece soruşturma süreci ilk kez doğrudan Ankara merkezli yürütülmeye başlandı.
 
Temmuz ayında "silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak" ile "tasarlayarak kasten öldürme" iddialarıyla 29 şüpheli hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.
 
Gürlek üç gün önce bombalı saldırıyla katledilen Gazeteci Uğur Mumcu'nun ailesini de kabul etmişti. Kabulde, 1993 yılında yapılan suikasta ilişkin dosyanın son durumu ve yürütülen çalışmalar ele alınmıştı.
 
Gürlek, aynı gün 2009'da"intihar etti" denilerek dosyası kapatılan eski Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay'ın ailesini de kabul etmişti. Kabulde, 2007-2010 yılları arasındaki olayların çok ayrıntılı incelendiğini belirten Gürlek, Hrant Dink ve Muhsin Yazıcıoğlu cinayetlerinde olduğu gibi Behçet Oktay'ın ölümünde de FETÖ'nün parmak izinin olup olmadığının araştırıldığını ifade etmişti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.