HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 15 MAYIS 2021, CUMARTESİ

Cebimde bir hırsız mı var?

29.07.2001 00:00:00
Temel'in en meşhur fıkralarındandır; Kendisine: "Temel benzine zam geldi," demişler.

Temel de:

"Beni etkilemez ben hep 10 milyonluk alırım," demiş.

Düşünüyorum da, bundan bir yıl önce 10 milyonluk LPG aldığım zaman ortalam 400 km yol yapıyordum.

Sonra bir ayarlama yapıldı.

Ben bu ayarlamayla ayarımı kaybettim ve 300 km ancak gidebildim.

Bir ayar daha yaptı başımızdakiler.

Tabi, olan benim ayara oldu, bu sefer de 200 km gidebildim.

Derken bir ayar daha, 190 km'ye düştüm.

Bir ayar daha 180 km, en son ayarla, 10 milyonluk LPG ile ancak 160 km gidebiliyorum.

Yani sizin anlayacağınız başımızdakiler ayar yaptıkça, bizim ayarımız kaçıyor.

Şimdi bu senaryoyu şöyle yazalım.

Her ay biri benim cebimden bir miktar para çalıyor.

Her ay cebimdeki paranın azaldığını hissediyorum.

Ama hırsız çalınca adi suç kapsamına giriyor.

Hükümet alınca ayar oluyor.

Fark sadece bu.

Babaannem, Başbakanım

Babaannemi çok severdim. O da beni çok severdi. Babam tek oğlu idi. Dedem Kurtuluş Savaşı'nda, kışın dondurucu soğunda bir nehri geçmiş, o yüzden yakalandığı amansız hastalık sonrası 25 yaşında ölmüştü.

Yani şehit olmuştu.

Babam 1.5 yaşında imiş dedem ölünce.

Yirmisinde dul kalmasına rağmen babaannem çocuklarını büyütmek uğruna evlenmemiş, hemen hemen herkesin, evindeki yemek kapına varıncaya kadar her şeyini kumara verdiği bir çarşıda, babama sigara bile içirtmemiş ve en önemlisi hayatı boyunca hem babam hem de kendisi bir vakit namazını kazaya bırakmamışlar.

"Yorgunluktan uyuya kalıp da yatsıyı kılmadığım zaman biri bana kalk namazını kıl diye seslenirdi." derdi babam, ama benim, aklım bu işin hikmetini çözemediği için garibime giderdi.

Babaannem hasta olduğu zaman tek tedavisi benim ona okumamdı.

Öyle inanırdı.

Ben okuyunca da iyileşir ve bana dua ederdi.

(Önemli not: üfürükçülüğü bıraktım.)

1983'de İcmal dergisini çıkarmaya başlamıştık.

Fakülte yıllarımdı.

Ne 15 günlük tatilde, ne de sömestr tatilinde ailemle ilgileniyordum.

Anadolu'nun değişik vilayetlerinde derginin dağıtımı için çalışıyorduk arkadaşlarla.

Bütün hastalıkların bünyesinde yer bulduğu babam kangren olan ayağı yüzünden çalışamıyor olması, ailede bana duyulan ihtiyacın artmasına rağmen benim onlara bir yardımım olamıyordu o yıllar.

Yıllardan 1984.

Yine 15 günlük yarı yıl tatili bitmişti.

Ben bir kaç günlüğüne de olsa köye gitmeye karar vermiştim.

Tanıdıklar; herkes okula giderken sen tatile geliyorsun diye bana takılırlardı.

İşte o yarı yıl babaanne aniden rahatsızlanmıştı.

Ve çokça yaptığı; "Allahım kimsenin eline düşmeden canımı al" duası kabul olmuş ve üç gün sessiz sedasız ve hiç bir şey yemeden içmeden hasta yattıktan sonra ruhunu teslim etmişti.

Bir başka duası daha vardı: Son nefesinde benim başucunda okuyacağım Yasin-i şerif.

O da nasip olmuştu ve ruhunu teslim ederken sayısını hatırlamayacağım kadar 'Yasin' okumuştum kendisine. Ve son okuyuşta ikinci "mübin"de ruhunu teslim etmişti.

Bu, büyüklerin bir o kadar büyük himmetiydi.

Ölümüne yakın günlerdi.

Babaannem, durup duruken dedemden, dedemin babasından, kendi annesinden, öleli uzun yıllar olmuş kişilerden bahsederdi.

Hikâye olarak değil canım.

Eve geldiklerinden, oturup sohbet ettiklerinden, yiyip içtiklerinden bahsederdi.

Durup dururken; Bu akşam dedeniz burda idi. Daha sonra da annem geldi derdi. Biz, bunun nasıl bir hal olduğunu bilmediğimiz için bıyık altından gülerdik.

Şimdi o babaannemi bana hatırlattığı için de Başbakan'ımı seviyorum.

Sevgili Başbakan'ımız, memleketin çok iyi yolda olduğunu, ekonomik programın büyük bir kararlılıkla yürütüldüğünü, işler ha düzeldi, ha düzelecek diye konuştukça aklıma işte o çok sevdiğim babaannem geliyor.

Modern psikolojide bunun kelime karşılığını bilmiyorum.

Belli ki, Başbakan efendimiz, bundan uzun yıllar öncesini görüyor.

Tabi gönül isterdi ki, geçmişi değil de geleceği hayal etse, edebilse.

Ama o da gençlikte olabilen şeymiş meğer.

Diğer hususlarda babaanneme benzemese de, sırf bu yüzden seviyorum Başbakanımı.

Seviyorum işte var mı diyeceğiniz?
 
Müslim Karabacak / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.