logo
21 AĞUSTOS 2026

Celsus Kütüphanesi: Efes'in taşlara kazınmış bilgelik tapınağı

Efes'in kalbinde, antik dünyanın bilgelik ve estetik harikası Celsus Kütüphanesi yükseliyor. Geçmişin ihtişamını bugüne taşıyan bu büyüleyici yapı, taşlara kazınmış bir tarihin sessiz tanığı

05.07.2025 14:00:00
Eyüp Kabil
 
Celsus Kütüphanesi: Efes'in taşlara kazınmış bilgelik tapınağı
Celsus Kütüphanesi: Efes'in taşlara kazınmış bilgelik tapınağı
Türkiye'nin batısında, Aydın'a bağlı Selçuk ilçesi sınırları içinde yer alan antik Efes kentinde, ziyaretçileri büyüleyen görkemli bir yapı yükselir: Celsus Kütüphanesi. Antik Roma döneminden günümüze ulaşan bu muhteşem yapı, sadece bir kütüphane olmanın ötesinde, dönemin mimari ustalığını, kültürel zenginliğini ve bilime verilen önemi gözler önüne seren eşsiz bir anıttır.

TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN BİR ARMAĞAN

Celsus Kütüphanesi, M.S. 110-135 yılları arasında, dönemin Efes Valisi Tiberius Julius Celsus Polemaeanus anısına, oğlu Tiberius Julius Aquila tarafından inşa ettirilmiştir. Celsus, Efes'in zengin ve saygın bir vatandaşıydı ve bilime, kültüre olan düşkünlüğüyle biliniyordu.

Kütüphane, onun bu değerlere olan bağlılığının bir yansıması olarak hem bir anıt mezar hem de bir bilgi merkezi olarak işlev görmüştür. Celsus'un lahti, kütüphanenin batı duvarının altındaki özel bir odada bulunmaktadır.

CEPHESİNDEKİ ZARİF SÜTUNLARIN DANSI

Kütüphanenin en çarpıcı özelliği, hiç şüphesiz iki katlı, zarif sütunlarla bezenmiş anıtsal cephesidir. Korint ve İon düzenindeki sütunlar, ustaca işlenmiş nişler ve heykellerle süslenmiştir. Bu heykellerin orijinalde bilgeliği (Sophia), erdemi (Arete), bilgiyi (Episteme) ve muhakemeyi (Ennoia) temsil ettiği düşünülmektedir.

Cephenin katmanlı yapısı ve ışık-gölge oyunları, yapıya derinlik ve dinamizm katarken, antik Roma mimarisinin ihtişamını gözler önüne serer. Günümüzde ayakta kalan bu etkileyici cephe, kütüphanenin restore edilmiş halidir ve orijinal görkeminin bir yansımasıdır.

ANTİK DÜNYANIN BİLGİ MERKEZİ

Celsus Kütüphanesi, yapıldığı dönemde İskenderiye ve Bergama kütüphanelerinden sonra antik dünyanın en büyük üçüncü kütüphanesi olma özelliğini taşıyordu. Tahminlere göre 12.000 ila 15.000 rulo el yazması papirüs ve parşömeni barındırıyordu. Bu el yazmaları, dönemin bilim, felsefe, edebiyat ve tarih bilgisinin önemli bir kısmını oluşturmaktaydı.

Kütüphanenin iç duvarlarında, nemden ve böceklerden korunmak amacıyla çift katlı bir yapı bulunuyordu. Okuma odaları ve galeriler, dönemin aydınları ve öğrencileri için önemli birer toplanma ve çalışma alanıydı.

YIKIMDAN YENİDEN DOĞUŞA

Maalesef Celsus Kütüphanesi, M.S. 3. yüzyıldaki bir depremle ve M.S. 270'lerdeki Got akınlarıyla büyük zarar görmüş, bir kısmı yangınla tahrip olmuştur. Cephesi ise ayakta kalmayı başarmış ancak zamanla toprak altında kalmıştır. Yapı, 20. yüzyılda Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen kapsamlı kazı ve restorasyon çalışmaları sayesinde yeniden ayağa kaldırılmıştır. Bu titiz çalışmalar, kütüphanenin bugünkü etkileyici görünümüne kavuşmasını sağlamıştır.

EFES'İ ZİYARET EDERKEN CELSUS KÜTÜPHANESİ

Bugün Efes Antik Kenti'ni ziyaret eden herkesin mutlaka görmesi gereken yerlerin başında Celsus Kütüphanesi gelir. Kütüphanenin görkemli cephesi önünde çekilen fotoğraflar, Efes deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Yapının zarafeti ve taşıdığı tarihsel derinlik, ziyaretçilere antik dünyanın entelektüel atmosferini soluma fırsatı sunar.

Celsus Kütüphanesi, Efes'in sadece bir harabeden ibaret olmadığını, aynı zamanda binlerce yıl öncesinin bilgiye olan susuzluğunu ve estetik anlayışını yansıtan canlı bir miras olduğunu hatırlatır. Bu yapı, geçmişle bağ kurmak ve insanlığın bilgi arayışındaki sonsuz yolculuğuna tanıklık etmek için mükemmel bir fırsattır.

Özel yurt fiyatları uçuşa geçti

ÖSYM'nin YKS yerleştirme sonuçlarını açıklamasının ardından yüz binlerce genç için üniversite kayıt heyecanı başlarken, megakent İstanbul'u kazanan öğrencileri ve ailelerini ciddi bir barınma telaşı sardı. En ucuz özel yurt odasının 25 bin TL'den kapı açtığı, kiralık evlerde ise ortalama bedelin 45 bin TL'ye dayandığı İstanbul'da ailelerin bütçeleri bu yıl her zamankinden daha fazla zorlanacak

20.08.2026 21:00:00
Eyüp Kabil
 
Özel yurt fiyatları uçuşa geçti
Özel yurt fiyatları uçuşa geçti
İstanbul genelinde 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi için özel yurt fiyatlarında, oda tipine ve ilçenin konumuna göre çok keskin bir fiyat artışı yaşanıyor. Geçtiğimiz dönem aylık 17 bin TL ile 58 bin TL arasında seyreden fiyatlar, bu yıl 25 bin TL ile 76 bin TL bandına tırmanmış durumda.

Beşiktaş, üniversitelere ve merkezi alanlara yakınlığı nedeniyle fiyatların en yüksek olduğu ilçe konumunda. İlçede yurt ücretleri aylık 36 bin TL'den başlıyor ve tek kişilik konforlu odalarda 76 bin TL'ye kadar yükseliyor.

İstanbul'un en canlı ve popüler öğrenci lokasyonlarından olan Şişli ve Kadıköy'de özel yurt fiyatları aylık 25 bin TL ile 50 bin TL (Kadıköy'de 30 bin TL'den başlayarak) arasında değişiyor.

Tarihi yarımadada yer alan ve birçok kampüse ev sahipliği yapan Fatih'te oda fiyatları 30 bin TL ile 40 bin TL arasında alıcı buluyor.

Nispeten daha uygun fiyatlı alternatif arayanlar için Avcılar'da aylık özel yurt fiyatları 20 bin TL ile 40 bin TL arasındayken, Esenyurt'ta 15 bin TL ile 32 bin TL arasında oda bulmak mümkün oluyor.

Oda kapasiteleri arttıkça (4-6 kişilik odalar) maliyet düşse de, öğrencilerin mahremiyet ve rahat çalışma alanı gibi nedenlerle en çok talep ettiği tek kişilik odaların ortalama fiyatı 44 bin TL ile 46 bin TL seviyelerinde seyrediyor.

Ortalama kira 45 bin TL

Yurt fiyatlarındaki fahiş artışlar nedeniyle arkadaşlarıyla birleşip eve çıkmayı planlayan öğrencileri de emlak piyasasında ağır bir tablo karşılıyor. Güncel emlak analizlerine göre İstanbul genelindeki kiralık daire ilanlarının ortanca değeri aylık 45 bin TL seviyesine ulaşarak Türkiye ortalamasını ikiye katladı.

Kadıköy, İstanbul'un en yüksek ortalama kirasına sahip ilçelerinden biri olarak öne çıkıyor, bu bölgede ortalama kiralar 56 bin TL sınırında.

Sarıyer, Beşiktaş, Şişli gibi merkezi ilçelerde yeni binalarda 2+1 dairelerin aylık kiraları çoğunlukla 50-70 bin TL civarında seyrediyor.

Megakentin en düşük ortalama kirasına sahip ilçesi olan Esenyurt'ta bile ortalama kira bedelleri 25 bin TL'den başlıyor.

Öğrenciler için bir eve çıkmanın maliyeti sadece kirayla da sınırlı kalmıyor. Bir kira peşinat, iki kira depozito, emlakçı komisyonu ve eşya masrafları eklendiğinde ilk ay yapılması gereken toplu ödeme ailelerin omuzlarına çok büyük bir finansal yük bindiriyor.

KYK ve İBB yurtları

Mali yükün bu denli ağırlaşması, öğrencileri devlet yurtlarına ve yerel yönetimlerin sunduğu sosyal imkanlara yönlendiriyor. Aylık ücretleri çok daha ekonomik olan KYK yurtları, bütçesini dengelemek zorunda olan ailelerin ilk başvuru noktası durumunda.

Bunun yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bu yıl toplam 16 yükseköğretim yurdu ve 6 binden fazla yatak kapasitesiyle kapılarını öğrencilere açtı. İBB yurtlarında sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil günlük konaklama bedeli sadece 128 TL olarak uygulanıyor. Şartları karşılayan öğrenciler için son başvurular 25 Ağustos saat 23.59'a kadar İBB Yurt Başvuru Portalı adresi üzerinden alınmaya devam edecek.

Ailelerin bütçesi alarm veriyor

İstanbul'da asgari ücret veya ortalama bir memur/işçi maaşıyla geçinen ailelerin, çocuklarının sadece barınma masrafını dahi tek başına karşılaması neredeyse imkansız hale geldi. Uzmanlar, ailelerin yaşadıkları bu ekonomik stresi öğrencilere yansıtmaması ve alternatif burs, yarı zamanlı çalışma veya paylaşımlı ev gibi opsiyonları soğukkanlılıkla değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.

Üniversiteyi yeni kazanan Asya Gültekin, yaşadığı kaygıyı şu sözlerle özetliyor: "Eve mi çıksam yurtta mı kalsam büyük bir ikilem içindeyim. Fiyatlar her geçen yıl korkunç bir seviyeye ulaşıyor, öğrenci olarak İstanbul'da ayakta kalmak gerçekten çok zor."

YKS tercih maratonu bitti ancak İstanbul'u kazanan binlerce genç ve ailesi için asıl zorlu sınav, yani "ekonomik barınma sınavı" yeni başlıyor.

Şişli'de kötü kokunun geldiği evde bir genç ölü bulundu

Şişli'de bir binadan yayılan kötü koku ihbarı üzerine olay yerine sevk edilen ekipler, kokuların geldiği dairede yaptığı incelemede 25 yaşındaki gencin cansız bedeniyle karşılaştı

20.08.2026 20:35:00
İhlas Haber Ajansı
 
Şişli'de kötü kokunun geldiği evde bir genç ölü bulundu
Şişli'de kötü kokunun geldiği evde bir genç ölü bulundu
Olay, saat 16.30 sıralarında Kuştepe Mahallesi Zeytinlik Sokak'ta bulunan 4 katlı binada meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bir binadan gelen kötü koku üzerine mahalle sakinleri ihbarda bulundu. Kötü kokunun geldiği binanın yöneticisiyle görüşen mahalleli durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine polis, sağlık ve olay yeri inceleme ekipleri sevk edildi.

Polis ekipleri kötü kokunun geldiği tespit edilen binanın girişinde bulunan daireye çilingir yardımıyla girdi. Sağlık ve polis ekipleri yaptığı incelemelerde, dairede ikamet ettiği öğrenilen Yusuf Dinç'in (25) hayatını kaybettiğini belirledi. Bina önünde ve mahalle girişinde polis ekipleri güvenlik önlemi aldı. İncelemenin ardından şahsın cenazesi otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumuna kaldırıldı. Ekipler, gencin vücudunda herhangi bir darp ve kesici alet izine rastlanmadığı öğrenildi. Olayla ilgili inceleme başlatıldı.

F-35 ve F-16 konusunda Washington sessiz

ABD Başkanı Trump’ın Temmuz’daki Ankara ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiği sıcak mesajlar ve "yaptırımları kaldıracağız" taahhüdü, Washington bürokrasisinin ve Kongre engellerinin duvarına çarptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Söz aldıktan sonra 40 gün geçti, adım atılmadı" sitemiyle yeniden alevlenen krizde, ABD’nin övgü dolu söylemleri eyleme dönüştürmediği netleşti

20.08.2026 20:30:00
Haber Merkezi
 
F-35 ve F-16 konusunda Washington sessiz
F-35 ve F-16 konusunda Washington sessiz
HABER ANALİZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Al Jazeera ve farklı uluslararası mecralara verdiği röportajlarda, ABD Başkanı Donald Trump'tan F-35 savaş uçakları konusunda kesin bir söz aldığını belirterek, Washington yönetiminin bu vaadi yerine getirmesini beklediklerini kamuoyuna duyurdu.

Hatırlanacağı üzere, 7 Temmuz 2026'da Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Trump, Erdoğan'ı ve Türkiye'nin askeri gücünü öven açıklamalarda bulunmuş; Rusya'dan alınan S-400 füze savunma sistemleri nedeniyle Aralık 2020'den bu yana uygulanan CAATSA yaptırımlarını kaldıracağını ve Türkiye'nin F-35 programına geri dönüşünü "kesinlikle değerlendireceğini" söylemişti. Hatta Trump, Netanyahu ile yapacağı görüşme öncesinde basına yansıyan demeçlerinde, "Türkiye harika bir müttefik olmuştur, kimse bana ne satıp satmayacağımı söyleyemez" diyerek rest çekmişti.

Ancak zirvenin üzerinden haftalar geçmesine rağmen Washington cephesinden somut hiçbir idari ya da yasal adım gelmedi; aksine tam bir sessizlik hakim oldu.


Kongre'ye gönderilen S-400 mektubu


Yunan ve Amerikan basınına sızan 22 Temmuz 2026 tarihli resmi yazışmalar, Trump'ın kameralar önündeki "sözlerinin" arka plandaki kurumsal devlet mekanizmasıyla çeliştiğini gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kongre üyelerine gönderdiği bilgilendirme mektubunda, Türkiye'nin F-35 programına yeniden dahil edilebilmesi için gerekli hukuki şartları henüz karşılamadığı açıkça belirtildi.

Mektupta yer alan detaylara göre, ABD yasaları, Rus menşeili S-400 sistemleri Türkiye mülkiyetinde ve toprağında kaldığı sürece Pentagon'un F-35 transferi yapmasını kesin bir dille yasaklıyor. Trump yönetimi bürokrasisi, S-400 krizinin çözülmesi için bu sistemlerin tamamen Türkiye dışına çıkarılmasını ve gelecekte benzer alımlar yapılmayacağına dair yazılı ve bağlayıcı taahhütler verilmesini talep ediyor.

Bunun yanı sıra İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Kongre'deki güçlü Yunan-İsrail lobileri de Ankara'nın Doğu Akdeniz ve Ortadoğu politikalarını gerekçe göstererek Türkiye'ye radara yakalanmayan 5. nesil jetlerin teslim edilmesini engellemek için baskılarını sürdürüyor.


F-16 Blok 70 sözleşmesinde fiyat ve teslimat çıkmazı


F-35 programına alternatif olarak yürütülen ve görece daha kolay çözülmesi beklenen 40 adet yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı ile modernizasyon kitleri tedariki de Washington'un oyalama taktiklerinden nasibini almış durumda.

2024 yılında ön sözleşmesi imzalanan 23 milyar dolarlık dev pakette, ABD'li üretici Lockheed Martin ile Ankara arasında ciddi bir fiyat ve maliyet krizi yaşanıyor. ABD'nin Türkiye'ye sunduğu yüksek maliyetler ve üretim yoğunluğunu öne sürerek teslimat takvimini sürekli ertelemesi üzerine, Milli Savunma Bakanlığı geçtiğimiz süreçte F-16 modernizasyon kitlerinin bir kısmından vazgeçildiğini açıklamıştı. Tayvan gibi ülkelere F-16V teslimatları tam gaz devam ederken, Türkiye'nin taleplerinin pazarlık masalarında kilitlenmesi, ABD'nin "müttefiklik" samimiyetini bir kez daha sorgulatıyor.


Ankara'nın alternatif hamleleri


Washington'dan istediğini alamayan ve Trump'ın "övgü dolu sessizliğiyle" karşı karşıya kalan Ankara, hava gücünü tahkim etmek için çoklu bir strateji izliyor.

İlk olarak Türkiye, Birleşik Krallık ile imzaladığı 20 adet yeni Eurofighter Typhoon savaş uçağı tedarik süreci kapsamında, uçuş ve bakım personelini Ağustos 2026 itibarıyla kademeli olarak eğitim için İngiltere'ye göndermeye başladı. İkinci olarak, ABD'den gelecek yeni F-16'ların gecikmesi, ASELSAN imzalı MURAD AESA radarı ve milli görev bilgisayarlarını içeren ÖZGÜR modernizasyonu ile telafi edilmeye çalışılıyor. Bu yerli hamle sayesinde envanterdeki mevcut F-16'lar 4,5. nesil seviyesine yaklaştırılıyor. Son olarak, Milli Muharip Uçak KAAN'ın seri üretim takvimi için kritik öneme sahip olan ABD menşeili General Electric F110 motorlarının tedarik süreçleri de Ankara tarafından yakından takip ediliyor.

Özetle; Trump liderliğindeki Beyaz Saray, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurduğu kişisel dostluk köprülerini ve kamuoyu önündeki jestleri bir dış politika enstrümanı olarak kullanırken, kurumsal planda Türkiye'ye yönelik askeri ambargoyu gevşetmeye niyetli görünmüyor. Ankara ise Washington'un bu oyalama siyasetine karşı, "Trump'ın sözünü tutmasını beklerken" bir yandan da kendi yerli savunma sanayii ekosistemini ve alternatif ittifaklarını güçlendirerek jet açığını kapatmayı hedefliyor.

"Hakkımızı alana kadar buradayız"

Güvenpark'ta 38 gün süren oturma eylemine sabaha karşı yapılan polis müdahalesinin ardından er şehit aileleri ve er gaziler, eylemlerini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı önüne taşıdı. Mağduriyetlerinin çözülmesini isteyen gaziler, "Biz öcü değiliz, haklarımızı alana kadar hiçbir yere gitmiyoruz" diyerek kararlılık mesajı verdi

20.08.2026 19:30:00
Haber Merkezi
 
"Hakkımızı alana kadar buradayız"
"Hakkımızı alana kadar buradayız"
Türkiye'nin 81 ilinden hak arayışı için başkente gelen er şehit aileleri ve er statüsündeki gazilerin adalet çığlığı büyüyor. Ankara Güvenpark'ta tam 38 gündür rütbe farkı gözetilmeksizin eşit özlük hakları talebiyle nöbet tutan aileler ve gaziler, sabaha karşı düzenlenen bir şafak operasyonuyla alandan uzaklaştırıldı. 
 
Karga tulumba otobüslere bindirilerek Bilkent Gazi Uyumevi'ne götürülen gazi ve şehit yakınları, buradaki kısıtlamalara ve barınma sorunlarına tepki göstererek eylemlerini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı önüne taşıdı.

Park bariyerlerle kapatıldı

Ağustos ayının ortasından bu yana Ankara'nın göbeğinde seslerini duyurmaya çalışan gazilere, dün sabah saat 04.45 sıralarında yüzlerce polisin katıldığı bir operasyon yapıldı. Yataklarında uyuyan şehit anaları ve uzuvlarını terörle mücadelede kaybetmiş gaziler, polis zoruyla parktan çıkarıldı. Müdahalenin ardından tarihi Güvenpark tamamen boşaltılarak demir bariyerlerle abluka altına alındı.
 
Operasyonun ardından açıklama yapan Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu, yaşanan muameleye sert tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:

"Sabahın köründe sanki terörist alıyormuş gibi çok ağır bir müdahaleyle karşılaştık. Biz bu ülkenin onuru için askere gittik, bedel ödedik. Bizi kaldırıp Bilkent Gazi Uyumevi'ne kilitlediler, orada adeta rehin tutulduk. Biz öcü değiliz, diyaloğa kapalı değiliz. Bu sorun çözülene kadar alanlardayız. Ya öleceğiz ya da hakkımızı alacağız."

"Sosyal haklara gelince herkes sırtını dönüyor"

Eyleme katılan er gaziler ve destek veren polis gazileri, TSK bünyesindeki rütbeli subay/astsubay gaziler ile er/erbaş gaziler arasında yaratılan derin uçuruma dikkat çekiyor. Güneydoğu'da ve sınır ötesi operasyonlarda aynı kurşuna göğüs gerdiklerini belirten kahramanlar, sağlık ve protez yardımlarında dahi ayrımcılık yapıldığını vurguluyor.
Alana destek için gelen bir polis gazisi, içerideki durumu şu sözlerle özetledi:
 
"Bu çocuklar 20 yaşında, fidan gibi askere gitti; dağda bacağı, kolu, gözü koptu. Sosyal haklara gelince herkes sırtını dönüyor. Bir subay gazi en iyi sağlık koşullarından, göz, diş, ayak protezi imkanlarından sonuna kadar faydalanıyor. Bizim er gazimiz ise protezini kredi kartından borç alarak yaptırmaya çalışıyor. Şehit erin annesi orduevine kapıdan giremezken, rütbeliler yedi göbek ailesini sokuyor. Adalet bunun neresinde?"

Bakanlık önünde kamp kuruluyor

Bilkent'teki uyumevinden çıkışları yapılan ve kalacak yer bulamayan gaziler ile şehit yakınları, eylemlerinin 39. ve 40. gününde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı binası önünde toplandı. 
 
Bakanlık yetkilileriyle görüşmek üzere gazi ve şehit yakınlarından oluşan küçük bir heyet binaya kabul edildi. Bakanlık içinde müzakereler sürerken, dışarıda bekleyen kitle sorunlarına kesin bir çözüm getirilmediği takdirde bakanlık önüne kamp kuracaklarını ilan etti.

Gazilerin temel talepleri neler?

Meclis'ten geçen son kanun tekliflerinin beklentilerini karşılamadığını ve adeta "bir parmak bal çalmaktan" ibaret olduğunu belirten Er Şehit ve Gaziler Platformu taleplerini şu şekilde sıralıyor:
 
Emsal Statü ve Hak Eşitliği: Rütbe ayrımı yapılmaksızın tüm şehit yakınları ve gazilere eşit özlük, maaş ve tazminat haklarının verilmesi.

Medikal ve Protez Güvencesi: Uzuv eksikliği bulunan gazilerin ihtiyaç duyduğu yüksek teknolojili protez ve medikal ürünlerin, hiçbir Contribution (katkı payı) veya borçlanma olmaksızın devlet tarafından karşılanması.

Cumhurbaşkanlığına Bağlı Daire Başkanlığı: Şehit ve gazi işlemlerinin siyaset üstü bir anlayışla yürütülmesi amacıyla, Aile Bakanlığı bünyesinden çıkarılarak doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı müstakil bir daire başkanlığı kurulması.

8 milyonluk rüşveti mahkemede anlattı

İBB davasının 2. duruşmasının 4'üncü gününde, savunma yapan tutuksuz sanık iş insanı Hamit Demir, "2017'de ruhsatlarımızı çıkarma esnasında belediye gelirler müdürlüğüne gittiğimde bana, 'belediyeye bir ödeme yapacaksınız' dediler. Beni bir arkadaşa yönlendirdiler. O kişi bana, '8 milyon civarı bir ödeme yaparsanız, bu konuda destek oluruz' dedi. Baktım ki, yapmak zorundayım, yapmasam sıkıntı yaşayacağım. Ben de, 'şu anda hiç param yok, bu konuda nasıl destek olursunuz' dedim. Konuşma sonrası ruhsatlarımı aldım, inşaatımı yapıp bitirdim" dedi

20.08.2026 17:40:00 / Güncelleme: 21.08.2026 08:00:14
İhlas Haber Ajansı
 
8 milyonluk rüşveti mahkemede anlattı
8 milyonluk rüşveti mahkemede anlattı
'Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü' davasının ikinci duruşmasının görülmesine, 4'üncü gününde devam ediliyor. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen duruşmada, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam ediliyor. Duruşmada, davanın soruşturma aşamasında tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen İBB Özel Kalem Müdürü tutuksuz sanık Kadriye Kasapoğlu savunma yaptı.

"Benden bir suç örgütü üyesi çıkması mümkün değildir"

Sanık Kasapoğlu, savunmasında üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, "19 Mart'ta 100 çalışanım ve İBB başkanım gözaltına alındı. Bir suçun delillerini yok etmek için suç olması lazım. Bu iddiaları reddediyorum, böyle bir durum söz konusu değildir. Mesai arkadaşım Caner Kara'ya bir şeyler taşıtma talimatım olmamıştır. Bu iddia, beni yarısından fazlasını tanımadığım, örgüt olarak nitelendirilen insanların arasına koymuştur. Ben özel kalem müdürüyüm. Ben, devletin bana para verdiği işle yargılandım. Benden bir suç örgütü üyesi çıkması mümkün değildir. Ben, bir özel kalem müdürünün yetkileri dışına çıkarak bir işlem yapmadım" ifadelerini kullandı.

"İmamoğlu'ndan ruhsatlama konusunda destek istedim, 'tabii ki oluruz' dedi"

Kasapoğlu'nun savunmasının ardından tutuksuz sanık iş insanı Hamit Demir savunma yaptı. Savunmasında, savcılık aşamasında verdiği ifadeye açıklık getirmek istediğini vurgulayan sanık Demir, "2013 yılının son çeyreğinde Yusuf Uzun'a gittim. Uzun, bir arazi için 'çok sorunludur, bunu seçimden sonra gündeme getirelim' dedi. Savcılık İfademde, 'ruhsat alındı, sözleşme yapıldı' gibi karışıklığa neden olacak ifadeler yer aldı. Ben Murat Ongun'la herhangi bir görüşmem ve bir araya gelmem olmamıştır. 2010 senesinde ben, Beylikdüzü'nde ilk projemi yaparken bana bir plancı lazımdı.

Ben o zaman AK Parti belediye başkan yardımcısı Ali Bey'e, 'bir plancıya ihtiyacım var, bana destek olur musun' dedim. O da bana, 'Murat Çalık diye bir arkadaş var, biz de çalışıyoruz. Onunla görüşebilirsin' dedi ve numarasını verdi. Ben de görüştüm. Görüşmenin ardından da yaklaşık üç yıl Çalık ile beraber çalıştık. Sonra belediye seçimlerinde Murat Bey'le yolları ayırdık. Başka bir arkadaşla çalışmaya başladık. Burada çok hacizler vardı, çok davalar vardı. Malikler birbirine girmişti. Ben bura için çalışma yapmaya başlarken, Murat Çalık'a, 'burayı alacağım' dedim. O da bana, 'burası çok sorunlu, sıkıntılı. Açarsa açabilirsen al. Bu senin kararın' dedi. Ben de aldım. Aldıktan sonra yürütmelere başladım, görüşmelere. Belirli bir süre sonra satın almalar başladı. Sonraki süreçte Ekrem İmamoğlu'ndan randevu istedim. 2015 yılında İmamoğlu ile görüştüm. Dedim ki, 'bu arazileri alıyorum ama biraz sıkıntılı süreç, ruhsatlama konusunda destek istiyorum' dedim. O da, 'tabii ki oluruz' dedi" şeklinde konuştu.

"Belediye gelirler müdürlüğüne gittiğimde bana, '8 milyon civarı bir ödeme yaparsanız, bu konuda destek oluruz' dedi"

Savunmasına devam eden sanık Hamit Demir, "2017'de ruhsatlarımızı çıkarma esnasında belediye gelirler müdürlüğüne gittiğimde bana, 'belediyeye bir ödeme yapacaksınız' dediler. Beni bir arkadaşa yönlendirdiler.

O kişi bana, '8 milyon civarı bir ödeme yaparsanız, bu konuda destek oluruz' dedi. Baktım ki, yapmak zorundayım, yapmasam sıkıntı yaşayacağım. Ben de, 'şu anda hiç param yok, bu konuda nasıl destek olursunuz' dedim. Konuşma sonrası ruhsatlarımı aldım, inşaatımı yapıp bitirdim. Sonraki süreci şirketteki yöneticiler yürüttü. 8 milyon lira daire, çek ve nakit akışı oldu. Adem Soytekin'i ilk tanıdığımda benim taşeronluk işim vardı. Bir görüşmemde, Mehmet Murat Çalık da vardı. Çalık, Soytekin için dedi ki, 'düzgün bir arkadaş, buna iş verebilirsin' dedi. Ben de, 'bakarız' dedim. Şantiyeyi gezerken Soytekin bana, 'ben Ekrem Başkan'ın da işleri yapıyorum. Çok yoğun işim var, buraya da talibim' dedi. Biz de, 'değerlendirelim' dedik. Yönetim olarak değerlendirdikten sonra başka bir arkadaşla yürümeye karar verdik.

Adem Soytekin'i tercih etmeme nedenimiz, fiyattan ziyade tutumu, tavrı, şantiye şeflerinin kararıyla belirlendi. Murat Çalık sadece karşılaştığımız zaman 'ben, büyük, iyi bir taşeron aradım abi' dedi. Asla kimseyi tavsiye etmedi, yönlendirmedi. Sonraki süreçte biz bu dairelerin devamıyla ve belediye ödemeleriyle ilgili Adem Bey ile buluştuk. Buluşmada ona, 'buradaki inşaattan alır mısın' dedim. O ise kabul etmedi. Ondan sonra ki süreçte Adem Soytekin ile iş konularıyla ilgili görüşmedim" dedi. Duruşma, diğer sanıkların savunmaları ile devam ediyor.

Kocaeli'de denizde 2'si kadın 3 ceset bulundu

Kocaeli'nin Darıca ilçesinde sahilde önce 2 kadının, kısa süre sonra ise bir erkeğin cansız bedeni bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı

20.08.2026 17:38:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kocaeli'de denizde 2'si kadın 3 ceset bulundu
Kocaeli'de denizde 2'si kadın 3 ceset bulundu
Cami Mahallesi'nde bulunan Şehit Cevher Dudayev Parkı Sahili'nde kıyıya vuran 2 kadının cansız bedeni bulundu. Kısa süre sonra aynı bölgede bir erkeğe ait cansız beden de görüldü.

Çevredekiler durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine sağlık, polis ve Sahil Güvenlik ekipleri sevk edildi. Bölgeye ulaşan ekipler tarafından yapılan ilk incelemede üzerlerinde kıyafetleri bulunduğu belirlenen 3 kişinin cenazesi, kimlik tespiti ve kesin ölüm nedenlerinin belirlenmesi amacıyla otopsi yapılmak üzere morga kaldırıldı.

Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldı.

Marmara Denizi'nde Adalar'da peş peşe meydana gelen mikrodepremler bölgede sismik hareketliliği artırdı

Marmara Denizi'nde Adalar'da peş peşe meydana gelen mikrodepremler bölgede sismik hareketliliği artırdı. Uzmanlar, büyüklükleri 1.1 ile 2.8 arasında değişen sarsıntıların olası etkilerini ve fay hatlarındaki durumunu değerlendirerek kamuoyunda oluşan tedirginliğe açıklık getirdi

20.08.2026 14:20:00
Haber Merkezi
 
Marmara Denizi'nde Adalar'da peş peşe meydana gelen mikrodepremler bölgede sismik hareketliliği artırdı
Marmara Denizi'nde Adalar'da peş peşe meydana gelen mikrodepremler bölgede sismik hareketliliği artırdı
Marmara Denizi'nde özellikle Adalar merkezli üst üste depremler kaydedildi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile Kandilli Rasathanesi verilerine göre, 20 Ağustos gecesinin ilk saatlerinden itibaren büyüklükleri 1.1 ile 2.8 arasında değişen çok sayıda mikrodeprem meydana geldi. Bölgedeki sismik hareketliliğin ardından deprem bilimciler hareketliliğin kaynağına ve olası etkilerine ilişkin açıklamalar yaptı.

AHMET ERCAN: EN ERKEN 2045 EN OLASI 2075
Deprem bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, hareketliliğin öncü sarsıntı olarak yorumlanmasının tedirginlik yarattığını ifade ederek şu paylaşımı yaptı: 
"Marmara Denizi'nde Büyük adanın güney batısında etkinleşen depremcilikler vardır. Bunlara bakarak kimilerinin İstanbul'daki deprem öncüsü diye yorum yapması halkımızı tedirgin etmiştir. Deprem kestiririmleri yalnızca depremcik konumlarına ve sayılarına bakarak yapılmaz. Kabaca 12 tane yerin fiziksel özelliğindeki değişime bakılır. Uzun erimli deprem kestirlerime göre kuzey Marmara'da iki tane deprem, 7 ile 10 km odak derinliğinde olacaktır. Doğu batı doğrultusundaki Kırılmanın yatay bileşeni 1,5 ile 2 metre, sağ atımlı, düşey bileşeni ise yaklaşık 1 metre olup batıya gittikçe artacaktır. 2,5 metreden daha yüksek süpürtü(tsunami) dalga yüksekliği cephesi beklenmemektedir. Deprem için en erken 2045, en olası 2075 yılları olsa da 2150 yılına kadar gecikme olasılığı da vardır. Esenlikler dilerim."

ŞENER ÜŞÜMEZSOY: YAŞLI VE ÖLÜ BİR FAY
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy sarsıntıların ana fay üzerinde gerçekleşmediğini vurgulayarak, Adalar fayının büyük bir deprem üretme kapasitesi bulunmadığını dile getirdi. Üşümezsoy, bu yapının yaşlı ve ölü bir fay olduğunu, meydana gelen küçük sarsıntıların ise bölgede geçmişten bu yana biriken stresin olağan ve zararsız biçimde boşalmasından kaynaklandığını savundu.

OKAN TÜYSÜZ: HER BÜYÜK DEPREMDEN ÖNCE ÖNCÜ OLMAZ
Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz ise sarsıntıların fayın aktifliğini gösterdiğini belirterek, "Bir depremin ya da depremlerin öncü olduğu arkasından büyük deprem gelince anlaşılır. Adalar fayında olan mikrodepremler bu fayın aktif olduğunu işaret etmek dışında bir anlam taşımaz. Bekleyip göreceğiz Her büyük depremin arkasından artçı depremler olur ancak her büyük depremden önce öncü deprem olmaz." dedi.

OSMAN BEKTAŞ: ADALAR FAYI DERİNDE SÜRÜNÜYOR MU?
Prof. Dr. Osman Bektaş, sarsıntıların derinlik boyutuna ve geçmiş depremlerle olan bağlantısına dikkat çekerek şunları kaydetti:

"ADALAR FAYI DERİNDE SÜRÜNÜYOR MU?
Son 1–2 günde Çınarcık Havzası'nın doğusundaki Adalar Fayı ve batısındaki Çınarcık Fayı boyunca 10–13 km derinlikte mikrodeprem aktivitesi dikkat çekiyor. Baştürk vd. (2016), 1963 M6.3 Çınarcık depremini ~12 km derinlikte Adalar Fayı ile ilişkili konumlandırmıştı. 10-13 km derinlikteki mikrodepremler (Bohnhoff,2013), Adalar Fayı'nın derin kesiminde creep (sürünme) olasılığını destekleyen önemli bir gözlem olabilir. 2025 M6.2 Silivri depremi sonrası oluşan stres değişimi de bu aktiviteyi tetiklemiş olabilir. İstanbul tarihsel olarak M 7 den büyük deprem değil, yıkım yaşamıştır. Yıkımda,zemin büyütmesi dikkate alınmamıştır. 1935,1963,2025 aletsel dönem depremkeri M6+ dır. Ana Marmara Fayının bir çok yerinde creep yaptığı artık ispatlanmıştır."

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üçer aylık dönemler için üretilen dönemlik nüfus istatistiklerini açıkladı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üçer aylık dönemler için üretilen dönemlik nüfus istatistiklerini açıkladı

20.08.2026 13:00:00
AA
 
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üçer aylık dönemler için üretilen dönemlik nüfus istatistiklerini açıkladı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üçer aylık dönemler için üretilen dönemlik nüfus istatistiklerini açıkladı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üçer aylık dönemler için üretilen dönemlik nüfus istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, 2025 yılı sonunda 86 milyon 92 bin 168 olan ülke nüfusu, bu yılın ilk 6 ayında 228 bin 434 kişi arttı. Nüfus, 1 Mayıs-1 Temmuz döneminde de 123 bin 904 kişi yükseldi.

Böylece ülke nüfusu, 1 Temmuz itibarıyla 86 milyon 320 bin 602 kişiye ulaştı.

Erkek nüfusun oranı yüzde 50,01 (43 milyon 170 bin 975 kişi), kadın nüfusun oranı yüzde 49,99 (43 milyon 149 bin 627 kişi) olarak kaydedildi.

Domates serasında zehirlenenlerin sayısı 33'e yükseldi

Afyonkarahisar'da ilaçlama yapılan domates serasında zehirlenerek hastaneye kaldırılanların sayısı 33'e yükselirken, sayının artmasından endişe ediliyor

20.08.2026 12:06:00 / Güncelleme: 20.08.2026 12:09:07
İHA
 
Domates serasında zehirlenenlerin sayısı 33'e yükseldi
Domates serasında zehirlenenlerin sayısı 33'e yükseldi
Olay, dün kent merkezine bağlı Erkmen beldesi Cumhuriyet Mahallesi'ndeki Alarko Tarım'a ait Alsera isimli domates ve sebze serasında meydana geldi. İddiaya göre, serada domates hasadının sona ermesinin ardından haşere ve zararlılara karşı 2 gün önce ilaçlama yapıldı.

2 gündür izinli olan işçiler dün firma tarafından üretim için seraya çağrıldı. Dün sabah iş başı yapan 80'e yakın işçiden bazıları kusma ve ateş şikayetiyle amirlerine başvurdu. Bunun üzerine birkaç çalışan, iş yeri tarafından özel araçlar ile hastanelere gönderildi. Ardından durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirilerek yardım istendi.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, AFAD ve UMKE ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen AFAD'a bağlı özel kıyafetli Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) ekipleri tarafından özel cihazlarla kontrole tabi tutuldu. Gazdan etkilendikleri belirlenen 24 işçi, ambulanslarla hastanelere kaldırıldı.



Serada üretime geçici olarak ara verildi

Dün akşam ve gece saatlerinde başka çalışanların da rahatsızlanıp hastanelere başvurması sonucu zehirlenen işçilerin sayısı 33'e yükseldi. Hastanelere başvuran kişilerin birkaç saat süren tedavilerinin ardından bir süre gözlem altında tutulduktan sonra taburcu edildikleri belirtildi.

Hastaneye başvuran kişilerin genellikle kısma ve şiddetli baş ağrısı gibi şikayetlerde bulundukları öğrenilirken sayının artmasından endişe ediliyor.

Olayla ilgili savcılık tarafından başlatılan soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

Öte yandan, zehirlenme olayının yaşandığı serada geçici olarak üretime ara verildiği belirtildi.

Yeni Parti Gaziantep İl Başkanı Güngen'in ifadesi ortaya çıktı

Yeni Parti Gaziantep İl Başkanı Erhan Deniz Güngen'in, Yeni Parti Milletvekili Melih Meriç'in bıçaklanmasının ardından yaptığı açıklamaya ilişkin şüpheli sıfatıyla verdiği ifade ortaya çıktı. Saldırının ardından, "Bazı kesimler bu saldırı yöntemiyle partimizin önünü kesmeye çalışmışlardır" açıklamasıyla kimi kastettiği sorusuna Güngen, "Bazı kesimler olarak bahsettiğim kişi CHP eski Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş'tir" cevabını verdi

20.08.2026 02:00:00
İHA
 
Yeni Parti Gaziantep İl Başkanı Güngen'in ifadesi ortaya çıktı
Yeni Parti Gaziantep İl Başkanı Güngen'in ifadesi ortaya çıktı
Güngen hakkında, saldırının ardından yaptığı açıklama nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlaması kapsamında işlem başlatıldı. 19 Ağustos 2026 tarihinde Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü'nde ifadesi alınan Güngen'e, saldırının faili Seydi Ahmet Keleş'in de Yeni Parti üyesi olduğu hatırlatılarak, açıklamasında kullandığı "bazı kesimler" ifadesinin kimi ifade ettiği soruldu. Güngen, saldırının ardından yaptığı açıklamada, "Bu saldırı bütün partililerimize yapılan bir saldırıdır. Demokrasiyi hazmedemeyen, bu partinin büyümesini hazmedemeyen bazı kesimler maalesef bu saldırı yöntemiyle partimizin önünü kesmeye çalışmışlardır" ifadelerini kullanmıştı.

Söz konusu açıklamayla saldırıyı Yeni Parti'nin büyümesini istemeyen siyasi çevrelere bağlayan Güngen'e, emniyette saldırgan ile mağdurun aynı partinin mensubu olduğu hatırlatıldı.

İfade tutanağında Güngen'in, "bazı kesimler" ifadesiyle CHP'nin eski Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş'i kastettiğini söylediği belirtildi. Güngen savunmasında, "Bazı kesimler olarak bahsettiğim kişi CHP eski Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş'tir" dedi.

Keleş'in Yeni Parti'de bulunmaması gerektiğini ifade ettiğini belirten Güngen, açıklamasının partinin kurumsal kimliğine ve Milletvekili Melih Meriç'e yönelik saldırının kabul edilemez olduğuna ilişkin olduğunu savundu.

Güngen, açıklamasında Keleş'in saldırıyı "makam ve mevki beklentisi" nedeniyle gerçekleştirdiğini anlatmak istediğini belirterek, basın ve medyanın sözlerini çarpıttığını ileri sürdü. Ancak emniyette kendisine Keleş'in Yeni Parti'de ilçe başkanlığı talebinin bulunup bulunmadığı sorulduğunda Güngen, "Bu konu ile ilgili herhangi bir bilgim yoktur" yanıtını verdi.

Güngen ayrıca Keleş'in kendisiyle herhangi bir görüşme talebinde bulunmadığını söyledi. Güngen'e, saldırgan Seydi Ahmet Keleş'in olay öncesinde Melih Meriç ile görüşüp görüşmediği de soruldu. Güngen, "Konuyla ilgili Melih Meriç ile şahsın görüşmesi olup olmadığı hakkında bilgim de yoktur" ifadelerini kullandı.

Keleş'in kendisinden herhangi bir görev veya talepte bulunmadığını belirten Güngen, Meriç'e de Keleş ile ilgili herhangi bir konu aktarmadığını söyledi. Güngen'in ifadesinde, Meriç ile Keleş arasında saldırı öncesinde herhangi bir husumet bulunup bulunmadığına ilişkin soruya verdiği yanıt da dikkat çekti. Güngen, "Olayın mağduru olan vekilimiz ile Seydi Ahmet Keleş isimli şahsın aralarında herhangi bir husumet olup olmadığı hakkında da bilgim yoktur" dedi.

Güngen, kendi ifadesine göre Keleş'in görev talebinden, Meriç ile görüşüp görüşmediğinden ve iki isim arasındaki olası husumetten haberdar olmadığını belirtti. Güngen, Seydi Ahmet Keleş'i şahsen tanımadığını da ifade etti. "Ben Seydi Ahmet Keleş ile hiçbir yerde bir araya gelmedim. Kendisini de tanımıyorum" diyen Güngen, Keleş'in Meriç'e yönelik daha önce herhangi bir hakaret, tehdit veya taşkın davranışına şahit olmadığını söyledi. Güngen, "Bu sebeple şahsın mağdura karşı herhangi bir eylemini görmedim veya duymadım" ifadelerini kullandı.

Hakkındaki suçlamayı kabul etmeyen Güngen, yaptığı açıklamanın iktidarı veya herhangi bir kesimi hedef almadığını savundu. Canlı yayınlarda Keleş'in "CHP eski Oğuzeli İlçe Başkanı" olduğunu özellikle dile getirdiğini belirten Güngen, saldırının Keleş'in makam ve mevki beklentisi nedeniyle gerçekleştirildiğini anlatmak istediğini söyledi.

Güngen emniyetteki ifadesinde, söz konusu makam ve mevki beklentisinin ayrıntıları konusunda "herhangi bir bilgim yoktur" demişti.

Öte yandan saldırgan Seydi Ahmet Keleş'in daha önceki ifadesinde halen Yeni Parti üyesi olduğunu ve CHP Oğuzeli İlçe Başkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra Yeni Parti'ye geçtiğini söylediği öğrenilmişti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.