logo
28 EYLÜL 2026

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı" dedi

12.08.2026 12:22:00 / Güncelleme: 12.08.2026 12:27:28
İHA
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra merkezli Şarku'l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel'e mülakat verdi. İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü Mekke Anlaşması fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve bu anlaşmaya giden süreçte hangi gelişmelerin etkili olduğu yönündeki soruya şöyle cevap verdi:

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz. Son dönemde yaşananlar, kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık. Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz."

"Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır"

Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde yanıtladı:

"ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı'nın 51'inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır.

Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun zamandır ifade ediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Çünkü bölgenin meselelerinin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin ne gibi felaketlere yol açtığını biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye olarak her zaman bölge ülkelerinin kendi iradesi ve ortak aklı belirleyici kılma yönünde politika yürütüyoruz.

Dolayısıyla Mekke'de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz."

"Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Anlaşmanın savunma niteliği taşımakla birlikte taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının üç tarafa birden yapılmış sayılacağı maddesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

"Evet Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke-i Mükerreme'de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca bir önemi var ve bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı.

Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askerî bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Türkiye'nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanındaki hamleleri herkes tarafından takdir ediliyor. Bunları yaparken de kardeş ve dost ülkelerle iş birliklerimizi, anlaşmalarımızı yaparak, bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet kazandırıyoruz.

Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma hâlinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz."

"Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez"

"Orta Doğu'daki bölgesel güçlerin daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verdikleri söylenebilir mi'" şeklindeki soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler elbette küresel etki oluşturacak sonuçlara yol açabilmektedir.

Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Türkiye olarak, bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli buluyoruz. Biz bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürütmekteyiz. Bununla birlikte, bölge ülkeleriyle mevcut iş birliklerimizi daha kalıcı hâle getirmenin faydalı olduğu düşüncesi içindeyiz. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hâle getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez.

Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:

"Mekke Anlaşması'nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıyor. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez'de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz.

Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez'in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez'in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz."

"Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı'ndaki durumla ilgili bir soruya cevaben şunları aktardı:

"Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde.

Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz'de ya da Ukrayna'da, Filistin'de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı'nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı'nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerle ilgili olarak, "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz.

Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz. Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda. Mekke Anlaşması'nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz.

Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan'ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira bölgemizdeki en ufak bir krizin başta göç ve terör olmak üzere oluşturduğu etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi.

"Arzumuz, Lübnan'ın yeniden istikrara kavuşmasıdır"

Lübnan'daki son gelişmelere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları ifade etti:

"Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, tarihi bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan'ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan'ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan'ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede, Lübnan'da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan'ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez. Orta Doğu'nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor. Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan'ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam'a da ifade ettik."

Cumhurbaşkanı Erdoğan "Suriye'deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz'" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi:

"Suriye'de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak en başından beri Suriye'nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduk. Suriye'nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlık, bütün bölgeye ağır bedeller ödetti. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olması en büyük temennimiz. Suriye'nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz.

Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye'nin millî güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024'ten bu yana ülkede güvenlik şartlarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur. Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye'nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu hâline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye'nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır.

Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye'nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye'de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”

Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları “banka ve müşteri sırrı” gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda “sır” perdesi ne zaman kalkacak?

28.09.2026 19:40:00
Haber Merkezi
 
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde paraların akıbeti ve denetim tartışılırken, yıllardır kamuoyunun yanıt beklediği başka bir dosya yeniden gündemde: Ziraat Bankası'ndan Demirören Grubu'na kullandırılan yüz milyonlarca dolarlık kredi. Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda "sır" perdesi ne zaman kalkacak?

Fon skandalında yüz binlerce yatırımcı bekliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026'da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın 23 Eylül'deki açıklamasına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Fon krizinde toplam büyüklük konusunda farklı rakamlar gündeme gelirken, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü çeşitli hesaplamalarda 826 milyar lira ile yaklaşık 891 milyar lira arasında gösteriliyor.

Süreç yalnızca finansal kayıplar açısından değil, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği açısından da tartışılıyor. Soruşturma kapsamında 24 Eylül itibarıyla tutuklu sayısının 26'ya yükseldiği bildirildi.

BİR TARAFTA YATIRIMCININ PARASI, DİĞER TARAFTA KAMU BANKASININ KREDİSİ

Fon krizinde yüz binlerce yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle geri ödeneceğini beklerken, kamuoyunun yıllardır yanıt aradığı başka bir dosya da yeniden hatırlanıyor.

Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alma sürecinde Ziraat Bankası'ndan kullandığı 800 milyon dolarlık kredi, uzun süredir tartışma konusu.

Kredinin akıbetine ilişkin TBMM'ye yöneltilen sorulara Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği yanıtta ise ayrıntılar "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklanmadı.

NE OLMUŞTU?

Kredi, 2018 yılında Demirören Holding'in Doğan Medya Grubu'nu satın alması sürecinde gündeme geldi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre başlangıçta 800 milyon dolar olarak ifade edilen kredi, yeniden yapılandırmalar sonrasında 895,6 milyon dolarlık bir borç tutarına ulaştı ve 2022'de yüzde 4 faizle 14 yıl vadeye yayıldı.

Daha sonra Sayıştay'ın 2023 yılı incelemelerinde de borcun yapılandırmalara rağmen ödeme planına uygun şekilde ödenmediği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla Demirören'e ilişkin borç tutarının 30 milyar 208 milyon TL'yi aştığı belirtildi.

8 Ocak 2026: CHP Parti Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Zeynel Emre, Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alması için Ziraat Bankası tarafından kullandırıldığı belirtilen 800 milyon dolarlık kredi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle TBMM'ye soru önergesi verdi.

18 Şubat 2026: Önergeye Şimşek imzalı yazılı yanıt verildi. Yanıtta, Ziraat Bankası'nın açıklaması aktarıldı ve krediye ilişkin ayrıntıların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesindeki "sırların saklanması" hükümleri kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu belirtilerek paylaşılmadı.

21 Şubat 2026: Bu yanıt basına 'Demirören kredisine sır perdesi' şeklinde yansıdı.

"SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?"

Fon krizinde SPK'nın müdahalesiyle birlikte "Kim denetledi, riskler neden daha önce görülmedi, yatırımcıların parası nasıl korunacak?" soruları sorulurken, kamu bankası kaynaklarının kullanıldığı Demirören kredisi konusunda da benzer bir şeffaflık tartışması yaşanıyor.

Buradaki kritik fark ise şu: Fon krizinde söz konusu olan yatırımcıların özel tasarrufları, Demirören dosyasında ise kamu bankası Ziraat'ın kullandırdığı kredi.

Dolayısıyla tartışmanın merkezindeki soru yalnızca "borç ne kadar?" değil.

Kamu bankasından verilen yüz milyonlarca dolarlık kredinin bugünkü durumu nedir, ne kadarı tahsil edildi, hangi koşullarda yapılandırıldı ve kamu bu süreçte ne kadar risk üstlendi?

Mehmet Şimşek'in "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle ayrıntıları açıklamaması, bu soruların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fon krizinin ardından gözler yeniden eski dosyalara çevrilirken, "Fonlardaki paranın hesabı sorulurken, Demirören'in kamu bankasına olan borcunun hesabı ne zaman açıklanacak?" sorusu da yeniden gündeme taşınıyor.

‘Casusluk’ soruşturmasında 3 tutuklama

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkanlığının kritik dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde Fetullahçı Terör Örgütü'nün mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna yönelik "siyasal veya askeri casusluk" soruşturması kapsamında gözaltına alınan 3 şüpheli tutuklandı

28.09.2026 19:20:00
Anadolu Ajansı
 
‘Casusluk’ soruşturmasında 3 tutuklama
‘Casusluk’ soruşturmasında 3 tutuklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2012-2018 yılları arasında MASAK'ın kritik dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna yönelik yapılan tespitler doğrultusunda yürütülen soruşturma sürüyor.

Bu kapsamda gözaltına alınan 6 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Şüpheliler sağlık kontrolünün ardından Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne getirildi.

Savcılıkta ifade veren şüpheliler Eda Aydoğan, Güner Eke, İnönü Akgün Alp ve Zehra Yılmaz tutuklama, Zeki Özcan ve Mehmet Yazıcı adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik, Eda Aydoğan, Güner Eke ve İnönü Akgün Alp'in tutuklanmasına, Zehra Yılmaz, Zeki Özcan ve Mehmet Yazıcı'nın ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verdi.

Öte yandan, 2012-2018 arasında MASAK Başkanı olarak görev yapan Mürsel Ali Kaplan, İbrahim Hakkı Polat ve Osman Dereli'nin ise soruşturma kapsamında bugün bilgilerine başvuruldu.

Adalet Bakanı Gürlek'in açıklaması

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabında, devletin mali istihbarat ağına yönelik casusluk faaliyeti yürütenlerin hukuk önünde hesap vereceğini açıklamıştı.

Açıklamada, "MASAK'ta kullanılan Entegre Mali İstihbarat Sistemi'ne (EMİS) yönelik yetkisiz işlemler ve sistem kayıtlarının güvenliğine ilişkin önemli bulgulara ulaşıldığını" ve "Soruşturmada, 2012-2018 yılları arasında MASAK'ın kritik dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna ilişkin tespitlere ulaşıldığını" belirtmişti.

Bakan Gürlek, soruşturma kapsamında aralarında olay tarihinde MASAK Başkan Yardımcısı olarak görev yapan kişinin de bulunduğu 22 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını, 5 şüphelinin gözaltına alındığını, yurt dışında olduğu belirlenen 16 şüpheli hakkında siyasi ve askeri casusluk suçundan yakalama kararı çıkartıldığını ve 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü açıklamıştı.

Gürlek, "Soruşturma kapsamında AGMLAB AŞ ve MRD AŞ'ye mahkeme kararıyla el konulmuş ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum olarak atanmıştır. İlgili dönemlerde MASAK Başkanlığı görevinde bulunan üç eski başkanın da adli makamlarca ifadelerine başvurulacaktır." demişti. 

Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

28.09.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Peki, Ergin'in paylaşımında hangi bilgiler yanlış, hangileri doğru? Kaynaklar karşılaştırıldığında tartışmanın merkezinde tek bir ifade bulunuyor: "eski Adli Tıp çalışanı."

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Turgay Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Ergin'in paylaşımında Tamer'in Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı, 14'ünde serbest bırakıldığı ve daha sonra evinde ölü bulunduğu aktarıldı.

Bu olayların önemli bölümü farklı haber kaynaklarında da yer aldı.

"GÖZALTINA ALINDI" BİLGİSİ DOĞRU

Turgay Tamer'in Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı doğrulanıyor.

DHA'nın haberine göre Tamer, yaklaşık iki hafta önce soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve "yurt dışına çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Dolayısıyla Ergin'in "Tamer, kısa süre önce Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı" şeklindeki aktarımının bu bölümü kaynaklarla örtüşüyor.

"SERBEST BIRAKILDI" BİLGİSİ DOĞRU

Tamer'in gözaltı işleminin ardından serbest bırakıldığı da doğrulanıyor.

DHA, Tamer'in adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldığını bildirirken, soruşturmayla ilgili diğer haberlerde de aynı bilgi yer alıyor.

"EVİNDE ÖLÜ BULUNDU" BİLGİSİ DE DOĞRU

Ergin'in paylaşımındaki en önemli bilgilerden biri olan Tamer'in evinde ölü bulunması da doğrulanıyor.

Tamer, Büyükçekmece'deki evinde eşi tarafından yerde yatarken bulundu. Sağlık ekipleri Tamer'in hayatını kaybettiğini belirledi. Cenazesi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. DHA, ilk incelemede ölümün şüpheli bulunduğunu aktardı.

Dolayısıyla "evinde ölü bulundu" bilgisi de doğrulanmış durumda.

PEKİ YANLIŞ OLAN NE?

Tartışmanın asıl noktası Turgay Tamer'in mesleki tanımı.

Ergin'in paylaşımında Tamer için "eski Adli Tıp çalışanı" ifadesinin kullanıldığı aktarılıyor.

Ancak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamasına göre Tamer, Adli Tıp doktoru değildi. Tamer, Kozinoğlu'nun tutuklu bulunduğu dönemde cezaevinde kampüs doktoru olarak görev yapıyordu. Başsavcılık ayrıca Tamer'in Kozinoğlu'nun sağlık durumunun kötüleştiğinden haberdar edilmediğini ve Kozinoğlu'na herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını açıkladı.

Yani resmi açıklamaya göre yanlış olan nokta Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olarak nitelendirilmesi.

BİR İFADE, TUTUKLAMA TALEBİ

Ergin'in gözaltına alınmasının ve ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesinin, söz konusu paylaşım üzerinden yürütüldüğü haberleştirildi. Ergin hakkında "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasının yanı sıra, suçun basın ve yayın yoluyla işlendiği iddiasının da bulunduğu bildirildi.

Burada dikkat çeken tablo şu:

Tamer'in gözaltına alınması: doğrulanıyor.

Tamer'in serbest bırakılması: doğrulanıyor.

Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunması: doğrulanıyor.

Tamer'in cezaevinde görev yapmış doktor olması: doğrulanıyor.

Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olması: Başsavcılık tarafından reddediliyor.

Dolayısıyla Ergin'in paylaşımındaki olayların tamamının yanlış olduğu söylenemiyor. Tartışmalı olan, Tamer'in görevine ilişkin kullanılan ifade.

GAZETECİLİKTE HATA NEREDE BİTER, SUÇ NEREDE BAŞLAR?

Fatih Ergin dosyasında hukuki sürecin nasıl sonuçlanacağı henüz belli değil. Ancak mevcut bilgiler üzerinden bakıldığında tartışma, paylaşımın ana olay örgüsünün yanlış olup olmadığı ile bir meslek tanımındaki hatanın "halkı yanıltıcı bilgi" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında düğümleniyor.

Ergin'in tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesiyle birlikte kamuoyunun önündeki soru da şu:

Bir gazetecinin haberindeki tek bir yanlış ifade, paylaşımın diğer bölümleri doğru olsa dahi "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebine dayanak yapılabilir mi?

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu

Gaziantep-Nurdağı kara yolunda yolcu otobüsü ile otomobilin kafa kafaya çarpıştığı feci kazada hayatını kaybeden 2'si çocuk 7 kişinin kimlikleri belirlendi. Otomobilde bulunan ve aynı aileden olan kurbanların cenazeleri otopsi işlemlerinin ardından Hatay'a gönderilirken, hastaneye kaldırılan 16 yaralıdan birinin durumunun ciddiyetini koruduğu açıklandı

28.09.2026 11:40:00 / Güncelleme: 28.09.2026 11:43:58
Haber Merkezi
 
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep'in Şehitkamil ilçesi kırsal Acaroba Mahallesi yakınlarında dün akşam saat 18.06'da meydana gelen, 34 HBS 100 plakalı yolcu otobüsü ile 31 AHB 98 plakalı otomobilin çarpıştığı feci kazanın bilançosu netleşti.

Hatalı sollama sonucu kontrolden çıkan otomobilin şerit ihlali yaparak otobüsün önüne kırılmasıyla gerçekleşen kazada, adli tıp kurumundaki kimlik tespit çalışmaları tamamlandı.

Aynı aileden 7 can yok oldu

Yapılan incelemelerin ardından otomobilde can veren sürücü ve yolcuların tamamının Hatay nüfusuna kayıtlı akrabalar olduğu belirlendi. Feci kazada hayatını kaybeden vatandaşların isimleri şu şekilde açıklandı:

• Gülistan Özdemir (46)

• Nisanur Özdemir (23)

• Zeynep Alin Özdemir (6 - Çocuk)

• Senem Gökşen (44)

• Atakan Gökşen (1 - Bebek)

• Fatma Balık (73)

• Gülhan Yaman (47) 

Gaziantep Adli Tıp Kurumu morgunda geceden bu yana süren otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından, 7 kişinin cenazesi ailelerine teslim edilerek defnedilmek üzere memleketleri Hatay'a uğurlandı.

1 kişinin hayati tehlikesi sürüyor

Kazanın ardından yan yatan midibüsten çıkarılarak kentteki çeşitli hastanelere sevk edilen 16 yaralının tedavisi hassasiyetle sürdürülüyor. Gaziantep Vali Yardımcısı İlker Eker, ilk saatlerde otobüsteki yolcuların büyük bölümünün hafif ve orta dereceli yaralanmalara sahip olduğunu bildirmişti.

Ancak gelişmeleri yakından takip eden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sosyal medya hesabından yaptığı son güncellemede, yaralılardan 1 vatandaşın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğunu ve hayati tehlikesinin devam ettiğini duyurdu. Diğer 15 yaralının ise genel durumlarının iyi olduğu ve hayati risklerinin bulunmadığı öğrenildi.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 1 Başsavcı Vekili ve 2 cumhuriyet savcısı eşliğinde, otobüs içi kameralar ve çevre güvenlik kameraları incelenerek kazayla ilgili geniş çaplı adli tahkikat sürdürülüyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.