Hiç düşündünüz mü, ekonomiden sorumlu bakan Kemal Derviş'in "seçimle ilgili sözlerini", hükümetin herhangi bir ortağı sarfetseydi ne olurdu?
İş dünyasının, döviz-faiz-borsa üçgeninde fink atan para piyasalarının, hatta IMF'nin, ABD'nin, AB'nin tepkisi ne olurdu dersiniz?
Mesela hükümetin büyük ortağı MHP, içine gömdüğü iktidar ağrılarını dışa vursa, sızlanmalar, öflenmelere pöflenmelere dönse...
Böylece Bahçeli denen sabırtaşı çatlasa ve dese ki, "Artık böyle gitmiyor, vaatlerimizi yerine getiremedik, iktidarda bir şahsiyet ortaya koyamadık, bu gidişle de koydurmayacaklar. Seçmen önüne çıkamıyoruz, yolun sonu göründü, hükümetten çekiliyoruz, seçim hükümeti için kolları sıvayalım..."
Sizde kabul edeceksiniz ki iş dünyası vaveylayı koparır, para piyasaları allak bullak olur, IMF anlaşmayı kredileri askıya alır, ABD Başkanı devreye girer...
Kısaca Kasım ve Şubat krizlerinden daha büyük bir kriz yaşanırdı değil mi?
Peki ne oldu da daha düne kadar, "aman seçim lafını etmeyin" diyen Kemal Derviş, "seçim olacaksa olsun" lafını ediverdi.
TÜSİAD'ın tevilli hiç de inandırıcı değil. Onlara bakılırsa Derviş, belirsizlikten bıkmış, seçim tartışmalarını bitirmek istiyormuş.
Derviş'in sözlerini bir bütünlük içinde okursak hiç de bu niyetle söylemediğini görürüz.
Derviş üç önemli cümleyi birlikte sarfediyor.
Birinci cümle, seçim olacaksa olsun... İkinci cümle: Mesela Kasım uygun... Üçüncü cümle: Hüsamettin Özkan olmasaydı, krizi aşamazdık.
Bunları söyleyen Derviş, hin bakışlarla, "inanın hiçbir siyasi stratejim yok" derken hiç de inandırıcı değil.
Bu alt alta sıraladığı cümleleri, bilmecenin parçalarını birleştirdiğimizde Derviş'in iktidar oyunu kendini ele veriyor.
İsmail Cem'in iş dünyası ve medya tarafından öne çıkarıldığını gören Derviş, Amerikan usulü poker hamlesi yapıyor.
Siyasete yeni bir partiyle girmenin imkânsıza yakın zorluğunu gören Derviş, Ecevit'in boşaltmak üzere olduğu koltuğa kısa yoldan konmak için hamle yapıyor.
Hamle 1: Seçim cinini şişeden çıkarak Ecevit'in nabzını hoplatıyor.
Hamle 2: Seçim için en yakın tarihi telaffuz ederek IMF ilişkilerini sopa-havuç siyasetine dönüştürüyor.
Satır aralarında siyaseti bırakabileceği mesajını vererek ya "benim DSP liderliğimde seçimle IMF ile yola devam. Kabul etmezseniz benden sonra tufan" diyor.
Hamle 3: Ecevit-Rahşan ve Hüsamettin Özkan üçlüsünün Özkan taşını yanına çekerek Ecevitleri kendine mahkûm ediyor. Peki IMF, ABD ve AB buna nasıl mı müsaade ediyor?
Kim demiş bunlar Derviş'in kendi hamleleri diye... İmza ABD'nin!
Niçin mi? O da yarına...
İş dünyasının, döviz-faiz-borsa üçgeninde fink atan para piyasalarının, hatta IMF'nin, ABD'nin, AB'nin tepkisi ne olurdu dersiniz?
Mesela hükümetin büyük ortağı MHP, içine gömdüğü iktidar ağrılarını dışa vursa, sızlanmalar, öflenmelere pöflenmelere dönse...
Böylece Bahçeli denen sabırtaşı çatlasa ve dese ki, "Artık böyle gitmiyor, vaatlerimizi yerine getiremedik, iktidarda bir şahsiyet ortaya koyamadık, bu gidişle de koydurmayacaklar. Seçmen önüne çıkamıyoruz, yolun sonu göründü, hükümetten çekiliyoruz, seçim hükümeti için kolları sıvayalım..."
Sizde kabul edeceksiniz ki iş dünyası vaveylayı koparır, para piyasaları allak bullak olur, IMF anlaşmayı kredileri askıya alır, ABD Başkanı devreye girer...
Kısaca Kasım ve Şubat krizlerinden daha büyük bir kriz yaşanırdı değil mi?
Peki ne oldu da daha düne kadar, "aman seçim lafını etmeyin" diyen Kemal Derviş, "seçim olacaksa olsun" lafını ediverdi.
TÜSİAD'ın tevilli hiç de inandırıcı değil. Onlara bakılırsa Derviş, belirsizlikten bıkmış, seçim tartışmalarını bitirmek istiyormuş.
Derviş'in sözlerini bir bütünlük içinde okursak hiç de bu niyetle söylemediğini görürüz.
Derviş üç önemli cümleyi birlikte sarfediyor.
Birinci cümle, seçim olacaksa olsun... İkinci cümle: Mesela Kasım uygun... Üçüncü cümle: Hüsamettin Özkan olmasaydı, krizi aşamazdık.
Bunları söyleyen Derviş, hin bakışlarla, "inanın hiçbir siyasi stratejim yok" derken hiç de inandırıcı değil.
Bu alt alta sıraladığı cümleleri, bilmecenin parçalarını birleştirdiğimizde Derviş'in iktidar oyunu kendini ele veriyor.
İsmail Cem'in iş dünyası ve medya tarafından öne çıkarıldığını gören Derviş, Amerikan usulü poker hamlesi yapıyor.
Siyasete yeni bir partiyle girmenin imkânsıza yakın zorluğunu gören Derviş, Ecevit'in boşaltmak üzere olduğu koltuğa kısa yoldan konmak için hamle yapıyor.
Hamle 1: Seçim cinini şişeden çıkarak Ecevit'in nabzını hoplatıyor.
Hamle 2: Seçim için en yakın tarihi telaffuz ederek IMF ilişkilerini sopa-havuç siyasetine dönüştürüyor.
Satır aralarında siyaseti bırakabileceği mesajını vererek ya "benim DSP liderliğimde seçimle IMF ile yola devam. Kabul etmezseniz benden sonra tufan" diyor.
Hamle 3: Ecevit-Rahşan ve Hüsamettin Özkan üçlüsünün Özkan taşını yanına çekerek Ecevitleri kendine mahkûm ediyor. Peki IMF, ABD ve AB buna nasıl mı müsaade ediyor?
Kim demiş bunlar Derviş'in kendi hamleleri diye... İmza ABD'nin!
Niçin mi? O da yarına...
İbrahim Berk / diğer yazıları
- Cübbe düştü haç göründü / 07.01.2020
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014


























































